BAZI CEVAPLAR

2292 Words
Eve girdiğimde daha önce görmediğim bir adamın daha orada olduğunu fark ettim. Bu adam uzun beyaz bir cüppe giymişti ve tarih öncesinden kalma kıyafetleri vardı. Ben gelince aile dostlarımız gitti. Asya ise ailesiyle birlikte bir saat daha oturduktan sonra evlerine gittiler. Beyaz cüppeli adam misafirlerimiz gidene kadar tek başına kanepede oturdu ve kapalı olan televizyona bakarak tek kelime etmedi. Onlar çıkar çıkmaz annemin yüzünde ki gülümseme silindi. Ortada bir sorun vardı ve ben bunun ne olduğunu bilmiyordum. Annem ağır adımlarla kanepeye oturdu.“Tatlım konuşmamız gereken şeyler var, kanepeye gelir misin?” Hiç cevap vermeden masadan kalktım, neler olduğuna bir türlü anlam veremiyordum. Çabucak adamın karşısında ki kanepeye, annemin yanına oturdum. Babama baktım, yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı. O da yavaşça adamın yanına oturdu. Kendimi düşünmekten alıkoyamıyordum. Acaba gerçekten delirmiştim de ailem bunu fark ederek bir doktor mu çağırmıştı? O rüyaların, bu gece ki olayların başka bir açıklaması olamazdı. Belki de bu adam birkaç dakika sonra bir deli gömleği çıkaracak ve bana giydirecekti. Adamın konuşmasıyla düşüncelerim dağıldı.“Aydınlık insanı Güneş, ben aydınlık insanlarının elçisi Yazgan. Dün gece güçlerini aldığını öğrendik bu yüzden bir hafta sonra seni almaya gelecekler.” Şaşkınlıkla adama baktım, ne diyordu bu? “Ne gücü?” diyebildim şaşkınlığımı üzerimden attığımda. Ailem bana şaka falan mı yapıyordu? Eğer öyleyse bu hiç komik değildi. Adam kızgın bir ifadeyle babama baktı.“Yoksa ona söylemediniz mi?” Babam aceleyle konuştu. “Söyleyecektik ama…” Hızla yerimden kalkarak bağırdım. “Siz neyden bahsediyorsunuz? Biri bana burada neler oluğunu açıklayabilir mi?” Annem nazik bir şekilde kolumdan tutarak beni kanepeye oturttu. Hüzünlü gözlerle yüzümü inceledi ve bir anda ağlamaya başladı. Neler olduğunu anlayamıyordum, babamın sözleriyle kafamı ona çevirdim. “Sana anlatacaktık ama tepkinden korktuğumuz için hep erteledik. Sen bizim gerçek kızımız değilsin. Seni evlat edindik.” Duyduğum sözlerin vermiş olduğu şokla anneme baktım artık hıçkırarak ağlıyordu. Babam derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. “Çalıştığım hastaneye hamile bir kadın gelmişti. Garip biriydi ve kimsesi yoktu. Doğumuna ben girdim ve bir kız çocuğu dünyaya geldi, o sendin. Seni kucağına verdiğimde kızıl saçlarını gördü ve fısıldadı. ‘Saçlarını görünce aklıma güneşin kızıl hali geldi. Adı Güneş olsun ve ömrü boyunca bütün dünyayı aydınlatsın.’ Dedi ve son nefesini verdi. Bir yakını olup olmadığını araştırdık ama kimsesi yoktu, seni yetimhaneye göndereceklerdi. O anda aklıma bir fikir geldi. Annenle benim hiç çocuğum olmadı ve bir çocuk evlat edinmeye karar vermiştik. O çocuk sen olabilirdin. Annene bu konuyu söylediğimde hemen kabul etti. Biyolojik annenin vasiyetini yerine getirerek ismini Güneş koyduk. Evlatlık olduğunu sana söylememeye yemin etmiştik ve ömür boyu da söylemeyecektik. Ta ki elçi Yazgan bir hafta önce hastaneye gelene kadar…” Şaşırmıştım. Ben gerçekten evlatlık mıydım? Ama bu zamana kadar bunu hiç bana hissettirmediler. Eğer öyleyse bile onlar benim gerçek annem ve babamdı. Düşüncelerim dağıldığında babam konuşmaya devam etti. “Yazgan bana senin bir aydınlık insanı olduğunu anlattı. Yirmi yaşına girdiğinde güçlerini alacağını ve bağlılık yeminini etmek için aydınlık ülkesine gitmen gerektiğini söyledi. Karanlık insanlarından korunman için bu yemin şartmış. Eğer bu yemini etmezsen karanlık insanları seni karanlığa çekmek için kendi yeminlerini ettirmeye çalışırlarmış. Yazgan’a inanmadım hatta dalga geçtim ama şimdi doğru söylediğini anlıyorum…” “Karanlık insanlar mı? Onlarda kim?” diyebildim sonunda. Yazgan yavaş hareketlerle gözlerini bana çevirdi ve konuşmaya başladı.“Yüz yıllardır aydınlık ve karanlık büyük bir savaş içinde, eğer karanlık kazanırsa dünyaya hâkim olacak ve insanlar kötü güçlerle karşı karşıya kalacak. Biz aydınlık insanları, her gün dünyada gezerek karanlık insanlarını öldürüyoruz. Bu yetenek soydan gelir ve senin biyolojik annen bir aydınlık insanıydı.” Bu adamın anlattıkları bana deli saçması gibi gelmişti ama düşününce haklı olabileceğini anladım. Bu anlattıkları rüyalarımı ve dünkü olayın sebebini açıklar nitelikteydi. Babam konuşmaya başlayınca dikkatimi tekrar ona verdim. “Biyolojik annen seni doğururken tuhaf bir şey oldu. Sen doğduğunda etrafı beyaz bir ışık kaplamıştı. Bu duruma hiçbir zaman anlam veremedim, Yazgan gittikten sonra çok düşündüm. Durumu annene anlattığımda sana her şeyi açıklamamız gerektiğini söyledi. Biz sana açıklamayı her gün ertelerken dün gece güçlerini almışsın” Yanıma gelerek elimi tuttu. “Üzgünüm kızılım.” Olanları idrak etmem için birkaç dakika düşündüm. Ben bir aydınlık insanıydım ve muhtemelen bu gece gördüğüm insanlar karanlık insanlardı. Dün gece ki ışıklı top içime girerken bana güçlerimi vermişti. Elimi kaldırarak avuçlarımı açtım. Sanki elimin içi karıncalanmaya başladı ve bir anda beyaz ışıklar çıktı. “Bu da ne?” dedim panikle avuçlarımı kapatırken. Kapatır kapatmaz ışık söndü. “Güçlerin…” dedi Yazgan rahat bir tavırla. Birkaç dakika daha sessizce durduktan sonra annemle babamın endişeli yüzlerine bakarak gülümsedim. “Siz benim gerçek annem ve babamsınız.” Annem minnetle yüzüme baktı ve sarıldık, hıçkırıkları arasında fısıldadı. “Seni kaybetmek istemiyorum. Sen benim yaşam kaynağım, tek umudumsun.” “Kaybetmeyeceksin, aydınlık yeminini edeceğim ve güvende olacağım.” Bu kararı anneme söylediğim anda vermiştim, o yemini etmem gerekiyordu. Bugün o adamların ne kadar güçlü olduklarını gördüm. Eğer onlardan biri olursam ailemi bir daha göremeyebilirdim. Annemden ayrılarak hızlıca gözlerimi Yazgan’a çevirdim. “Yeminimi ettikten sonra ne olacak?” “ İstersen diğer aydınlık insanlarıyla birlikte göreve başlayabilirsin.” “Eğer istemezsem?” diye ekledim. “O zaman normal hayatına devam edersin ama tehlikede olmayacağın konusunda söz veremem. Ortalık karanlık insanlarıyla dolu, en azından güçlerini kullanmayı öğrenmen gerekiyor.” “Peki, öğretin o zaman.” Diye çıkıştım ve saniyeler sonra pişman oldum. Bu işe bulaşmam Yazgan’ın suçu değildi, bu benim kaderimdi. Yazgan, “ Aydınlık yeminini ettikten sonra birkaç gün ülkede kalarak güçlerini nasıl kullanacağını öğrenebilirsin.”Gülümsedi. “Okula gitmemen sorun olmaz sanırım.” Babam atıldı. “ Okulunun devam zorunluluğu yok.” Yazgan, “ İyi o zaman. Bir hafta sonra iki adam seni götürmek için gelecekler.” Dedi ve bir hışımla yerinden kalktı. Cüppesini savurdu ve hızlıca kapıdan çıktı. Ne düşüneceğimi bilemiyordum. Benim özel güçlerim vardı ve ben bunları kullanmak istemiyordum. Normal bir insan olmayan ben, hayatımda ilk defa normal bir insan olmak istiyordum… Ertesi sabah kapıdan çıktığımda Asya arabama yaslanmış beni bekliyordu. Arabanın kapısını uzaktan kumandayla açarken, “Günaydın.” Dedim gülümseyerek. “Günaydın.” Dedikten sonra ön koltuğa yerleşti. Şoför koltuğuna yerleştiğimde anahtarı kontağa taktım, tam çalıştırdığımda Asya konuşmaya başladı. “Dün gece ki olay hiç aklımdan çıkmıyor.” Ne diyeceğimi düşündüm. Ona karanlık insanları ve aydınlık insanlarıyla ilgili olan gerçekleri anlatamazdım. Gaza bastığımda konuşmaya başladım.“Ben düşündüm, o adamlar muhtemelen sabıkalı insanlardı. Birine çarptığımızda sinirlenip bizi takip ettiler.” Hızlıca sözümü kesti. “Ama normal bir insan o hızda koşamaz.” Gülümsedim. “Ben gaza bastığımı sanıyordum ama basmıyormuşum. Bu sayede de adam arabaya yetişebildi. O panikle arabanın hızlı olduğunu düşündük ama değildi.” Asya elini çenesine götürerek birkaç saniye düşündükten sonra sırıttı. “Haklısın, söylediklerin çok mantıklı.” Bu olayı halletmiş olmama sevinerek içimden zafer nidaları attım. Okulun kapısına geldiğimizde arabayı park ederken Asya, “Bugün okuldan geç çıkacağım. Sen erken çıkacağın için otobüsle dönmek zorundayım.” Eliyle burnunu kapattı. “O iğrenç vücut kokularına bir güncük daha katlanabilirim. Ders aralarında bahçede veya kantinde buluşalım.” Arabadan inerken, “Tamam” Dedim ve kendi binama doğru yürümeye başladım. Ders arasında bahçeye çıktığımda bir banka oturdum, etrafı incelemeye başladım. İnsanlar gruplar halinde sohbet ediyor, gülüşüyorlardı. Tenimi yakıp kavuran güneşe bakmak için kafamı kaldırdım. Hava o kadar sıcaktı ki terlememek elde değildi. Alnımda ki teri silerken düşüncelere daldım. Güneş dünya için hayat demekti, o olmasa yaşam olmazdı. Güneş dünyamız için bu kadar önemliyken adaşım olması saçmaydı. Ben bu dünyada hiçbir işe yaramayan, bu gezegende yaşayan, tüketen, doğayı yok eden, gezegeni kirleten milyonlarca insandan biriydim. Biyolojik annemin bana bu ismi verdiğinde bu kadar ayrıntılı düşünmediğini fark ettim. Eğer düşünseydi hayat veren bir yıldızın ismini, aciz bir insana vermezdi. Aydınlık insanı olmam beni önemli biri yapmazdı. Gözüm etrafında ki insanlarla konuşan Savaşa takıldı. Bu çocukta anlam veremediğim bir enerji vardı. Hem beni kendine çekiyor hem de itiyordu ama daha çok ürkütüyordu. Onu izlediğimi fark ettiğinde gözleri gözlerimle buluştu. Yine vücut ısım düşerken tüylerim diken diken oldu. Saniyeler önce sıcaktan patlarken şimdi neredeyse üşüyordum. İçimden “Lanet olsun!” diye inledikten sonra hızlıca kafamı sağa çevirdim. Vücut ısım yavaş yavaş normale dönerken görüş alanıma Asya girdi. “Hey selam! Ne yapıyorsun?” Elinde ki cips paketini bana uzatırken yanıma oturdu. İstemediğimi belli etmek için elimi salladım. Omuz silkerek paketi kendine çekti. “Kilo alacağından falan korkuyorsan mükemmel bir fiziğin var. Bozulması imkânsız.” Dikkatimi ona vererek incelemeye koyuldum. Asya Benden birkaç santim daha uzun, siyah saçlı, mavi gözlü bir kızdı. Üstelik fiziği benden çok daha güzeldi. “Kilo alacağımdan korkmuyorum, sadece sağlıksız şeyler yemiyorum. O elinde ki pakette ne kadar çok yağ olduğunu biliyor musun?” Sırıttı, “Biliyorum, bence sağlıksız olan şeyler daha lezzetli.” Omuz silktim ve kafamı yine Savaşa çevirdim. Asya bunu fark eder fark etmez hemen atıldı. “Savaş ilgini çekti sanırım.” Hızlıca bakışlarımı ona kaydırdım. “Hayır, sadece…” söyleyecek söz bulamadığım için sustum. Ona Savaşa her baktığımda vücut ısım düşüyor ve ürperiyorum dersem “Deli var!” diye bağırarak kaçardı. Beni yeni tanıyan birini korkutmak istemezdim. Asya, “ Üzgünüm ama aklından böyle bir şey geçiriyorsan hemen unut derim. Savaş hiçbir kızla o anlamda ilgilenmiyor, bu biraz garip.” Sesi fısıltıya dönerken, “Okulun en popüler kızlarını bile reddetti inanabiliyor musun?” dedi. “ Onu nerden tanıyorsun?” diye sordum çabucak. “ Aslında onu değil Emir’i tanıyorum. Emir onun en yakın arkadaşı ve bizi o tanıştırdı. Onunla muhabbetimiz sadece selamlaşmadan ibaret. Hoş bu durum bile iyi bir şey çünkü Savaş herkesle konuşmaz.” Yüzümü ekşittim, Savaş’ın kendini beğenmiş egoist biri olduğunu onu ilk gördüğüm anda fark etmiştim. Ama hala anlam veremediğim şey neden benden bu kadar nefret ettiğiydi. Kafamı yine ona çevirdiğimde bana çok kötü baktığını fark ettim. Bu çocuğun derdi neydi? Sanırım bu sorunu halletmenin zamanı gelmişti. “Ben beş dakikaya geliyorum.” Diyerek yerimden kalktım. Asya arkamdan, “Nereye gidiyorsun?” diye bağırdığında cevap vermeden yürümeye devam ettim. Savaşa yaklaştıkça az önce ki cesaretim gittikçe azaldı. Ona yaklaşmama on adım kala cesaretten eser kalmamıştı. Her şey için çok geç olduğunu düşündüğümde yanındaydım. Yanında ki sarışın kız beni süzerken onu inceleme fırsatı buldum. Bu kız platin uzun saçlı, yeşil gözlüydü. Dolgun dudaklarını ortaya çıkaracak kırmızı bir ruj sürmüştü. Üstündekilere baktım, ince askılı sıfır kollu ve ultra mini eteğiyle kusursuz gözüküyordu. Yanında o kadar sade duruyordum ki bir an kıyafetlerimden utandım. Sonunda kafamı savaşa çevirdiğimde siyah gözleri beni süzüyordu. Yine vücut ısım düşmediğinde şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Ortamda ki sessizliği Emir’in sözleri bozdu. “Güneş, seni tekrar gördüğüme sevindim.” Yüzüme sahte bir gülümseme oturttum. “Seni de öyle.” Cesaretimi toplayarak tekrar Savaşa baktım. O siyah gözleri bana öyle bakarken nasıl konuşacaktım? “Şey, Savaş biraz konuşabilir miyiz?” Savaşın yüzünde bir şaşkınlık oluştuğunda ellerim titriyordu. Saniyeler sonra tek kaşını kaldırdı. “Konu ne?” Kendini beğenmiş ne olacak işte. “ Yalnız konuşmalıyız.” Dedim çabucak. “Tamam.” Yanındakilere döndü. “Sonra görüşürüz.” Ellerini ceplerine sokarak yürümeye başladı. Emir’e “Sonra görüşürüz.” Dedikten sonra hızlıca ona yetiştim. Biraz yürüdükten sonra bir ağacın altında durdu ve bana baktı. “Bir sorun mu var?” “Evet var!” Diye çıkıştım. Dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “ Neymiş?” Bu çocuk soru sormadan duramaz mıydı? İşimi hiç kolaylaştırmıyordu. “Sorun sensin, neden beni gördüğün ilk andan itibaren bana nefret ediyormuş gibi bakıyorsun?” Kafasını arkaya atarak güldü. “Sen ne olduğunun farkında değil misin?” Öfkemi kontrol etmeye çalışarak, "Neymişim?” dedim. “ Sen bir aydınlık insanısın.” Bir anda şok oldum, ağzımdan hiçbir kelime çıkmazken boş boş ona baktım. Bunu nerden bilebilirdi ki. İnkâr yolunu deneyecektim. “ Oda ne demek? Bu sözü hayatımda ilk defa duyuyorum.” Tekrar güldü. “Yalan söylediğinde kızararak domatese dönüyorsun, bunu sana kimse söyledi mi?” “Tamam ben aydınlık insanı olabilirim, bu benden nefret etmen için bir sebep mi?” dediğim anda anladım. Ona her baktığımda ürpermem, vücut ısımın düşmesi… Bunların tek sebebi olabilirdi, o bir karanlık insanıydı. Yüz ifademden durumu çözdüğümü anladığında, yüzü her zamanki ciddi ifadesine büründü. “Durumu anladın sanırım.” Zihnimde elçi Yazgan’ın söyledikleri belirdi. Aydınlık yeminini etmezsem beni kendi taraflarına çekmeye çalışabilirlerdi. Savaş normal hayatına devam ettiğine göre oda benim gibi normal bir hayat yaşamayı seçmiş olabilirdi ama bu karanlıktan vazgeçtiği anlamına gelmezdi. Yeminimi etmediğimi fark ettirmemem gerekiyordu. Kafamı anladığımı belli edercesine sallayarak, “Anladım.” Dedim. “Güzel…” dedi ve arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı. Olduğum yerde dikildim, saniyeler sonra bir ayrıntıyı fark ettiğimde koşarak ona yetiştim.“Hey bekle!” Durdu ve bana döndü. “ Sana her baktığımda vücut ısım düşüyordu ama şimdi olmuyor bunun sebebi ne?” “ Bana bakmandan rahatsız olduğum için bunu sana ben yapıyordum.” Dedi ve yürümeye devam etti. Sinirden kıpkırmızı olduğumda olduğum yerde kalakaldım ve arkasından bağırdım. “Sana bakmaya meraklı değilim!” Hiçbir şey söylemeden ilerlemeye devam ettiğinde alaycı bir şekilde gülümsediğini tahmin ettim. Beni sinirlendirmekten keyif alıyordu. Asya’nın yanına oturduğumda şaşkın bir ifadeyle bana baktı. Tek kaşımı kaldırdım,“Ne?” dedim umursamaz bir tavırla. Asya, “Az önce olanlarda neydi öyle?” Omuz silktim. “O kendini beğenmiş, egoist çocuğa haddini bildirmem gerekiyordu.” Dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Hiç öyle gözükmüyordu, daha çok o sana haddini bildirdi gibi geldi.” Sıkıntıyla iç geçirdim, dışardan bakanlar bunu böyle mi yorumlamıştı? Eğer öyleyse tüm okula rezil olmuştum ve bu hiç iyi değildi. Ben cevap vermeyince Asya devam etti. “O sarışın sana fena bakıyor.” Kafamı kıza çevirdim, bana o kadar kötü bakıyordu ki az sonra üstüme atlayacak ve saçlarımı yolacak sandım. İnleyerek, “Lanet olsun, bir düşman daha edindim sanırım.” Dedim. Asya, “ O kızın adı Venüs ve hayatın boyunca görüp göreceğin en kötü düşmandır. Savaşa karşı hisleri olduğunu biliyorum, sen onunla konuştuğun için kıskançlıktan delirip seni öldürebilir.” Gözlerini gözlerime dikti, “Mecaz kullanmıyorum bunu gerçekten yapar.” Hayatım berbattı. Bir anda aydınlık insanı olduğum için tehlikede olduğumu öğrendim. Üstüne üstün başımı belaya sokmak konusunda çok iyiydim ve bir karanlık insanıyla aynı okula gidiyordum. Bundan daha kötü bir durum olabilir miydi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD