DEĞİŞEN HAYAT

2251 Words
Doğru bildiğiniz her şeyin aslında yanlış olduğunu öğrenseydiniz ne hissederdiniz? Ben ne hissedeceğimi bilemiyordum. Karanlık ve aydınlık denen şeyi çoğu kez duymuştum fakat bu hep bana kötü ve iyi insanlar için kullanılan bir mecaz gibi gelmişti. Ama gerçekti ve ben farkında olmadan bu işin içine çekilmiştim. Belki de şu an evimin kapısında bir karanlık insanı beni öldürmek için bekliyordu. Bu düşünceyle ürpererek yatağımdan doğruldum ve kafamı ellerimin arasına aldım. Keşke bu yaşadıklarım bir rüya olsaydı. Savaşı düşündüm, onun beni kendine çeken bir tarafı vardı ve bu tarafı hiçte güvenli değildi. Şu an deli gibi onu görmek istiyordum. Aydınlık elçisi bana her şeyi tam olarak anlatmamıştı, cevapları aydınlık ülkesine gittiğimde alacağımı biliyordum. Ama ben o kadar bekleyemezdim. Belki de bu yemini etmemem gerekiyordu ve o şehre gidersem her şey için çok geç olabilirdi. Bu soruların cevaplarını Savaşın bildiğine emindim. Komodinin üzerinden telefonumu alarak Asya’ya aradım “Ne yapıyorsun?” “Annemle babamın lanet olası kavgasını dinliyorum.” “Senden bir şey isteyebilir miyim?” “Söyle?” “Savaşın şu anda nerede olduğunu sorsam büyük ihtimalle bilmiyorum dersin değil mi?” Ses tonu bir anda panik havasına büründü.“Hey, bir saniye neler oluyor?” “Durum biraz karışık...” “Bence gayet açık, bugün okulda gördüğüm kadarıyla savaş senin canına okuyordu ve sen onun yanına gitmek istiyorsun.” “Hadi ama ondan hoşlandığımı mı düşünüyorsun?” Kahkaha attı. “Evet, tam olarak bunu düşünüyorum.” “O zaman düşünmeyi bırak.” “Tamam, tamam bir Emir’i arayım muhtemelen Savaş’ın yanındadır.” Derin bir oh çektikten sonra telefonu kapattım. Aradan on dakika geçmeden telefonumun mesaj sesiyle irkildim. Asya: KAPIDA SENİ BEKLİYORUM. Hızlıca eşofmanlarımı çıkararak pantolonumla tişörtümü giydim. Komodinin üzerinden arabamın anahtarlarını alarak ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Koşarak merdivenlerden inerken annemle babama fırsat vermeden konuşmaya başladım. “Asya’yla kasabayı turlayacağız.” Bir yandan kapıya doğru koşarken babamın sesini duydum. “Tamam, çok geç kalma.” Kapıyı kapatmadan önce, “Tamam.” Diye bağırdım ve hızlıca kapattım. Asya bu sabah ki gibi arabama yaslanmış ve tırnaklarını inceliyordu. Yanına geldiğimde dikkatini bana verdi. “ Şu an sahilde içiyorlarmış ve seni oraya tek başına gönderemem.” Sırıttım. “Ailemin ‘Güneş’e göz kulak ol.’ Ricasını biraz abartıyorsun gibi geliyor.” Gülümsedi. “Kesinlikle sana birinin göz kulak olmasına ihtiyacın var.” Omuz silkerek arabanın şoför koltuğuna yerleştim. Asya’nın da bindiğinden emin olduğumda arabayı çalıştırdım. Yol boyunca ikimizde tek kelime etmedik. Camları açtım ve boğazımı yakan deniz kokusunu içime çektim. Yaz aylarının en sevdiğim yanı akşamları serin olmasıydı. Sahilin girişine arabayı park ederek indim ve kapıları kilitledim. Sahil akşam saatlerinde pek tekin olmazdı, arabamın cd çalarını çaldırmaya hiç niyetim yoktu. Yüzüme çarpan serin rüzgârla irkildim, kollarımı kavuşturarak sahilin derinliklerine doğru ilerlemeye başladım. Biraz ileride ki gülen birbirlerini itip kakan çocukları gördüğümde Savaş’ında orada olduğunu tahmin ettim. Yaklaştıkça ayaklarım geri geri gidiyordu. Ben ne yapıyordum? Bu çocuk benim ezeli düşmanımdı ve ben ondan cevaplar almaya gidiyordum. Yaptığımın mantıksız olduğunu anladığımda yanlarına gelmiştim, dikkatle baktım Savaş ve Emir ortalarda yoktu. Beş tane çocuk öylece durmuş bize bakıyordu. Bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini anladığım anda gözlerim birine takıldı. Çocuk beni baştan aşağıya süzdü. Üzerinde bol tişört ve onun kadar bol bir pantolon vardı. Kafasında ki şapkayı ters çevirmişti. “Güzelim, benimle bir bira içmek ister misin?” Asya hızlıca kolumdan tutarak beni kendine çekti. “Sanırım istemez!” dedi çocuğa tiksinerek bakarken. Çocuk, “Hadi ama çok eğleneceğiz.” Dedi ve kolumdan tutarak beni kendine çekti. Kolumu ondan kurtararak, “Beni rahat bırak!” diye bağırdım. Diğerleri kahkahalarla güldü.“Bu bebek sert çıktı.” Dedi başka bir tanesi. Dikkatimi ona verdim, diğerlerinden daha kısa ve uzun saçlıydı. Gözleri parlıyordu ve adeta tehditler savuruyordu. Birkaç adımda yanıma yaklaştı, kolumdan tuttuğunda Asya beni kendine çekmek için çabaladı ama diğer çocukta onu tutmuştu. Vücudunu vücuduma yaslarken diliyle dudaklarını yaladı. Nefesinde ki bira kokusu burnuma çarptığında yüzümü ekşittim. Bu olaydan sonra beladan uzak kalmak konusunda başarısızlığım tescillendi ve işin kötü yani yanımda Asya da vardı. Onu da belaya çekmiş olmamın verdiği huzursuzlukla derin bir nefes aldım ve bağırmaya başladım. “Bizi rahat bırakın!” Çocuk beni bırakmak yerine vücudunu daha çok yasladı. Ellerimle itme çabalarım tamamen başarısız olurken arkamdan bir ses duydum. “Kızlar bizimle, onları bırakın.” Ses tamamen tehdit içeriyordu. Kafamı arkaya çevirdiğimde Savaş’ın tehditler savurarak parlayan siyah gözleriyle karşılaştım. Çocuk hızlıca kollarını gevşetti ve beni bıraktı. Çocuğa dikkatle baktım, gözlerinde korku vardı. Kafamı Asya’ya çevirdim, onu tutan çocukta bırakmıştı. Anlaşılan o ki bu çocuklar Savaştan korkuyordu. İşin tuhaf tarafı iki kişiye karşı beş kişilerdi ve yine de bizi bırakmışlardı. Muhtemelen daha önce Savaşla kavgaya girmiş, yenilmişlerdi. Onun karanlık insanı olduğunu düşününce bu mantıklı gibi geldi. Çocuklar geri geri çekilirken Savaş’a döndüm. Dudaklarının kenarı alayla kıvrıldığında gözlerimi devirdim. Savaş, “ Bu saate sahil pek tekin değildir, senin gibi cici kızlar hava karardığında buralara uğramaz.” “Seninle konuşmam gerekiyor.” Dedim çabucak. Savaş’ın yüzünden geçen şaşkınlık ifadesini izledim. Saniyeler sonra yüzü yine alaylı ifadesini aldı. “Okulda söylediklerimi tam olarak idrak edemedin sanırım.” Etmiştim, onun karanlık insanı olduğunu biliyordum. Bu durumda ondan uzak durmam gerekiyordu. Zaten oda bunu ima etmeye çalışıyordu. “Söylediklerin yüzünden buradayım, yalnız konuşmalıyız.” Çenemle Emir ve Asya’nın olduğu tarafı gösterdim. Asya ve Emir şaşkın gözlerle bana bakıyorlardı. Düşündüklerini tahmin etmek zor değildi. Okulda canıma okuyan çocukla konuşmak istiyordum. Muhtemelen ondan hoşlandığımı ve o reddettiği halde konuşmak için ısrar ettiğimi sanıyorlardı. Bu gerçekten fazlasıyla onur kırıcıydı. Gözlerim Asya’yla buluştuğunda tek kaşını kaldırdı, omuz silkerek cevap verdim. Savaşa baktım, yürümeye başlamıştı, koşarak ona yetiştim ve yan yana yürümeye başladık. “ Aydınlık ve karanlık insanları hakkında pek bir şey bilmiyorum. Bu konuları sana sormam saçma biliyorum ama etrafımda sorularımı cevaplayabilecek tek kişi sensin.” “ Ne bilmek istiyorsun?” dedi umursamaz bir tavırla. “ Bu işler nasıl yürür bilmiyorum, muhtemelen insanlar karanlık veya aydınlık tarafta olduğunu doğuştan bilir fakat ben bilmiyordum. Bu insanların amacı ne? Yani aydınlık insanlar karanlıkla savaşmazsa dünyaya kötülük mü hâkim olacak?” Birkaç saniye sessizce bekledi, konuşmaya başladığında ses tonunda bir belirsizlik vardı.“ Hiç düşündün mü belki de kötü olan taraf aydınlıktır. Belki onlar kazanırsa dünya daha kötü bir yer olacaktır.” “Dur bir dakika,” dedim panikle.“ Bir karanlık insanının böyle söylemesi çok normal, sana aydınlığın kötü olduğunu düşündüren sebep ne?” “Onlar benim halkımdan çok kişiyi öldürdü Güneş. Bu savaşı aydınlık başlattı karanlık değil. Eğer onlar dünyaya karanlığın hâkim olmasına izin verseydi bu gezegen daha güzel bir yer olabilirdi.” Düşündüm, karanlık dünyaya hâkim olsaydı neler olurdu? Dünya tamamen karanlığa gömülür müydü? Bu soruyu ona sormak için durdum ve kafamı ona çevirdim. “Dünyaya karanlık hâkim olsaydı neler olurdu?” “ Tüm dünyayı tek bir kişi yönetirdi. Bütün ülkeler eşit olurdu…” Hızlıca sözünü kestim. “ Demek istediğin dünyaya tek bir kişi mi hâkim olacak, yani bu karanlığın başında ki adam?” “Evet, dünyaya karanlık kralı hâkim olacak ve ülkeler arasında ki eşitsizlik kalkacak. Böylece herkes eşit olacak.” “Bence bu karanlık kralı sizi iyi kandırmış. Amacının dünyada ki tüm insanların eşit olması olduğunu düşünmüyorum. Bir de diğer tarafından bak, bu adam dünyaya hâkim olmak istiyor ve bence tek amacı bu. Her şeyi yeni yeni anlamaya başlıyorum, aydınlık insanları karanlık kralının asıl amacını biliyor ve bu yüzden karşı çıkıyor.” Kafasını arkaya atarak güldü. “Bence sen yanılıyorsun Güneş.” Gözlerimin içine baktı. “Daha aydınlık yeminini etmediğini biliyorum. Yanlış tarafta olma, benimle gel sana karanlık yeminini ettireyim ve benimle birlikle karanlık için savaş.” Birkaç adım geriledim. “Dur bir dakika, senin amacın beni karanlık tarafa çekmek. Buraya gelmem tamamen saçmalıktı ve ben gidiyorum.” Arkamı dönerek Asya’nın olduğu yöne doğru yürümeye başladığımda arkamdan bağırdı.“Söylediklerimi bir düşün Güneş, yeminini edersen her şey için çok geç olabilir.” Umursamadım ve koşarak Asya’yı buldum. Asya Emirle bir bankta oturmuş konuşuyordu. Beni gördüğünde tek kaşını kaldırarak baktı. Soluklanmak için elimi dizlerime koydum, derin derin nefesler aldıktan sonra, “Hadi gidiyoruz.” Dedim. Asya olanlara anlam vermeyerek, “Ne oldu bana anlatmak ister misin?” dedi. Kafamı Emir’e çevirdim. “Sonra görüşürüz.” Emirde görüşürüz gibi bir şey mırıldandı. Asya’yla birlikte arabaya doğru yürürken kolumdan tutarak beni kendine çevirdi. “Neler oldu Güneş, yanımıza koşarak geldin. Savaş sana bir şey mi yaptı?” “Hayır, bir an önce eve gidebilir miyiz?” Asya’nın surat ifadesi anlayışlı bir hal alırken,“Üzgünüm Güneş, senin gibi bir kızı reddetmesi gerçekten çok saçma. Üzülme dünya da ondan daha mükemmel erkeklerde var. Zaten Savaş doğru insan değildi.” Kendimi tutamayarak kahkahalarla güldüm.“Konunun aşk olduğunu mu düşünüyorsun yani?” “Buradan bakınca öyle gözüküyor.” “Asya bilmediğin şeyler var.” “Anlat bende bileyim o zaman.” “Anlatamam ama sadece şunu bil, o egoist, kendini beğenmiş çocuktan hoşlanmıyorum. Hatta nefret bile ediyorum.” Asya omuz silkti. “Öyle diyorsan öyle olsun.” Arabaya girince tek kelime etmeden çalıştırdım, hızlıca eve sürdüm. İndiğimizde Asya’yla vedalaşarak eve girdim. Babamla annem salonda televizyon izliyorlardı. “Sen mi geldin kızılım?” “Evet, baba benim.” “Turunuz nasıl geçti?” “Gayet iyiydi ve çok yorgunum bir an önce uyumak istiyorum.” “Tamam, iyi geceler.” Koşar adımlarla odama çıktım, girer girmez kendimi yatağa attım. Nasıl bu kadar aptal olabildim? Bir karanlık insanına güvenmem tamamen saçmalıktı. Daha da kötüsü yeminimi etmediğimi biliyordu. Ya bunu başka karanlık insanlara söylerse? Hayatım gerçekten berbattı… Asya’nın okulda birkaç işi olduğu için eve tek dönmek zorundaydım. Bugün okulda bir araştırma yapmam gerektiği için geç çıkmıştım. Hava kararmıştı, radyoyu açtım, şarkıya bağıra bağıra eşlik ederek gaza bastım. Yolu kısaltmak için bir sokağa girdim, saniyeler sonra motor tekledi ve durdu. Şansıma lanetler ederek arabadan indim ve kaputu açtım. Sanki motordan anlarmışım gibi. Babamı aramak için cebimden telefonu çıkaracakken bir anda sokak ışıkları söndü. Neler olduğuna anlam vermeye çalışarak etrafıma bakındım. Ayaklarım titriyordu ve ne yapacağımı bilemiyordum. Sağ tarafımda bir kıpırtı gördüğümde çığlık atarak arabaya koştum ve içeri girerek kapıları kilitledim. Telefonumu çıkardım, babamı bularak ara tuşuna bastım. Üçüncü çalışında açtı. “Efendim kızılım.” “Baba, arabam bozuldu ve yolda kaldım!” sesimde ki paniği gizleyemiyordum. Cevap vermesini bekledim ama bir şey söylemedi. “Alo? Alo orda mısın?” Ses gelmeyince telefona baktım, kapanmıştı. Lanet olsun! Şarjı bitmeyen bir telefon icat etseler çok işime yarardı ama o icadı görebilecek kadar yaşayabileceğimden emin değildim. Sol tarafımda bir kıpırtı görünce koltuğun altına eğildim. Bir anda cam patladı ve bir el beni yakaladı. Kafamı kaldırdım, bu bir el değildi. Siyah bir duman beni tutmuş camdan dışarı çekiyordu. Çıkınca dumanın geldiği yöne baktım. Duman bir adamın ellerinden bana doğru gelmiş ve beni havaya kaldırmıştı. Havada süzülerek adama doğru ilerlerken etrafıma baktım. Siyahlar giymiş iki adam daha bana bakıyordu. Beni kendine çeken adamın önüne geldiğimde duman tüm vücudumu ip gibi sararak beni yere indirdi. Adam yavaşça göz hizama gelerek fısıldadı.“Adın ne?” “Sana ne!” diye çıkıştım. Adam kahkaha attı. “Şu an bir sıfır öndeyim ve bildiğim kadarıyla güçlerini kullanamazsın. Yeminini etmediğini biliyorum.” İçimden Savaş’ı geçirdim, lanet olası beni hemen ispiyonlamıştı. Adamın gözlerinin içine baktım, aynı Savaş’ın ki gibi siyahtı fakat tek bir farkla. Onun ki kadar güzel değildi. Silkelendim, benim derdim neydi? Az sonra ölecektim ve hala Savaş’ın gözlerinin güzel olduğunu düşünüyordum, üstelik beni bu adamlara ispiyonlamıştı. İnkâr yolunu deneyecektim. Yeminimi ettiğimi söylersem belki bunlardan kurtulabilirdim ya da beni direk öldürürlerdi. İki türlüde ölecektim ve şansımı denemem gerekiyordu. “Ben aydınlık yeminimi ettim!” dedim çabucak. Sesimin bu kadar kararlı çıkmasına şaşırmıştım. Adam yine kahkaha attı.“Etmediğini biliyorum, bunu hissediyorum.” Saniyeler sonra durumun farkına vardım. Beni bu adamlara Savaş ispiyonlamamıştı. Bu lanet olası heriflerde yeminimi etmediğimi gösteren radar gibi bir şey vardı ve bu sokaktan geçerken bunu hissetiler.Muhtemelen arabamı da onlar bozmuşlardı. “Sizin karanlık yemininizi etmeyeceğim!” dedim bağırarak. Adam, “İki seçeneğin var, ya karanlık yeminini eder ve bizim tarafımıza geçersin…” Sözünü kestim, “İkinci seçeneği seçiyorum.” İkinci seçeneğin beni bırakmak olduğunu umut etmekten başka çarem yoktu. “İkinci seçeneğin ne olduğunu duyduğunda belki fikrin değişir. Bu dünyaya bir aydınlık insanının daha katılmasına izin veremem. Ya karanlık yeminini et ya da öl, karar senin.” Derin bir nefes aldım. “Bu dumandan ipler beni sıkarken doğru düzgün düşünemiyorum. Açsanız olmaz mı?” etrafıma baktım. “Üç kişisiniz, kaçmam imkânsız. Zaten dediğiniz gibi güçlerimi kullanmayı bilmiyorum.” Adam dikkatle beni süzdü, sonra parmaklarını oynatarak dumanı çözdü. Kollarımı ovuşturarak onlara baktım. Acil bir plana ihtiyacım vardı. Sağ tarafa kaçsam bir adam vardı, sola baktım diğeri de oradaydı.Çaktırmadan ellerime baktım, karıncalanmaya başlamıştı. Belki de güçlerimi kullanabilirdim, yavaşça avcumu açtım ve ışığın çıkmasıyla karşımda ki adama göndermem bir oldu. Adamın çığlıkları arasında arkasında ki ormana doğru koşmaya başladım. Nereye gidecektim? Arkama baktım, diğerleri peşimden gelmeye başlamıştı bile. Hızımı artırarak saklanacak bir yer aramaya koyuldum. Önüme çıkan büyük bir ağacın kavuğu oyuktu. İçine baktım, sığabileceğim büyüklükteydi. Hiç düşürmeden içine girdim ve nefesimi tuttum. Saniyeler sonra birkaç kişinin ayak seslerini duydum. “Durun!” dedi bir tanesi ve ayak sesleri kesildi. “Buralarda bir aydınlık kokusu alıyorum.” İçimden, “Lanet olsun!” derken kalp atışlarımı kulaklarımda hissetmeye başladım. Bu lanet olası herifler kokumuzu da mı alıyordu? Bunu geç öğrenmem kötü olmuştu. Ayak sesleri yaklaşırken elimi ağzıma bastırdım. Ayak sesleri çok yakınımdan geldiğinde oyuğun girişine baktım. Tam o anda karşımda bir yüz gördüm, sırıtarak bana bakıyordu. “Demek buradasın.” Arkasına dönerek bağırdı. “O burada.” Siyah duman bir ele dönüşerek ensemdeki tişörtümden çekiştirtirdi ve beni dışarı çıkardı. Karşımda iki kişi durmuş öylece beni süzüyordu. Bir tanesi, “Onu ben öldürürüm.” Dedi heyecanla. Diğeri, “Hayır bunu ben halledeceğim.” Dedi ve ellerinden karanlık dumanlar çıkararak bana doğru yaklaşmaya başladı. Sonum gelmişti, burada bu şekilde ölecektim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD