Birliktelik +18

1135 Words
Elleri yavaşça göğüslerimi okşuyordu. Nefes alıp verişini hissediyordum, “Göğüslerini görmek onları yalamak istiyorum” dedi… “Evet “ diyebildim sadece titriyordum bu titreme zevkten mi gecenin bu saatinde burda yaptığımız şeyden mi bilemedim. Elbisemin düğmelerini çoktan açmıştı dudaklarıyla yalıyordu. bir taraftan elini bacağımın arasına soktu, “ıslanmışsın tam sikmelik olmuş ama önce onu yalamak istiyorum” “burda nasıl olur” dedim. Dememle kalmadan başını eteğimin içine sokup yalamaya başladı, zevkten inliyordum artık hiç birşey umurumda değil di! Tek istediğim oydu, yalarken bile doyamıyordum. Bir anda kalktı ve “daha fazlasını istiyorum içine girmek istiyorum” “Burda mı ? “evet burda” “Burda seni sikeceğim,” bunu dediğin de bile oluk oluk zevk sularım akıyordu hemen uzandım, “hadi gel erkeğim” “bacaklarımı açtı” “Çok ateşlisin alev!” “Bakire misin” “evet” O an tek istediğim ona ait olmaktı onun kadını olmaktı. Bütün ağırlığını vermişti, “canını acıtmayacağım korkma” Kilodumu çıkarırken bile nefes alış verişleri o kadar hızlıydı ki bir taraftan da kadınlığımı okşuyordu, “ tam kıvamın da şuan ne daracıktır şimdi o, seni şimdi burda öyle bir sikeceğim ki, zevkten deli olucaksın Alev..” “Hadi Aslan Akbey seninim “ diyebildim. Aletini kadınlığıma koydu. Acıtmayacağım demişti ama öyle bir kökledi ki zevk sularımla beraber bakirelik kanım birbirine karışmıştı. Onu o kadar istiyordum ki bakireliğim bozulurken duyduğum acı yerini zevke bırakmıştı. Bir taraftan da memelerimi okşuyordu, iri büyük memelerim onu büyülemişti. “İçine boşalmamı ister misin” die sordu “evet erkeğim içime akıt döllerini” “Geliyor hazır ol içini döllerimle dolduracağım” “ Ah evet erkeğim yanan kadınlığımı döllerinle doldur” O an ikimizde titredik içine boşalmıştı. Üstümdeydi kokusunu içeme çekiyordum. Bir kaç dakika öyle kaldık. “ gitmem gerek” , “ ne sadece bumu?” “Üzgünüm Alev” O gece eve nasıl döndüm, bilmiyorum. Sessizdim. Ayaklarım bile çıt çıkarmadı. Merdivenleri parmak uçlarımla çıktım. Kapıyı usulca kapadım. Yatağa girdim ama yatamadım. Aslan beni orada bıraktı. Bir kelime bile etmeden. Arkasını döndü, yürüdü, gitti. Sanki ben hiçbir şey değilmişim gibi. “Bu muydu yani?” diye sordum kendime. “Bütün o bakışlar… o sözler… o gece… hepsi bir anlıkmış?” Telefonuma baktım. Bildirim yok. Mesaj yok. Hiçbir şey yok. Sabaha kadar gözümü bile kapatamadım. Duvardaki çatlağı saydım, yorganın desenini ezberledim. Ama aklımdan o gecenin sesi çıkmadı. O adam… çıkmadı. Sabah olduğunda evin içi yeniden canlandı. Mutfaktan tencere sesi geldi. Bir öksürük, bir terlik sesi… sonra kapı hafifçe aralandı. “Uyanmadın mı hâlâ?” “Uyandım. Sadece kalkmak istemiyorum.” “Senin yüzün niye solgun? Hastalanmadın inşallah?” “Yok… sadece uykusuzum.” Bir süre sustu. Gözlerimi kaçırdım, üzerimdeki bakışı hissettim. “Bir derdin varsa anlat. İçine atma kızım. Abinin ne haltlar karıştırdığı ortada. Baban da sinirden delirmiş. Bari sen üstüne gitme şu adamın.” “Ben konuşmuyorum. Ama kafam susmuyor.” “Ne demek o?” “Hiç… boş ver.” Çekildi kapıdan. Derin bir nefes aldım ama hiçbir işe yaramadı. Sonra ev yeniden sarsıldı. Sert bir ses patladı merdiven boşluğunda. “Alev! Aşağı insene, sana bir şey soracağım!” İçim daraldı. Zorla çıktım odadan. Merdivenleri inerken kalbim kaburgalarımı zorluyordu. “Güney’den haberin var mı? Nereye kaybolmuş bu çocuk?” “Dün gece görmedim. Hiç mesaj da atmadı.” “Eğer bir şey biliyorsan… konuş.” “Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.” Oturduğu sandalyeye sinirle çöktü. Ellerini başına götürdü. “Biz nerede hata yaptık Gül… Bu eve bir huzur gelmeyecek mi?” O sırada annem bir şey demedi ama gözleri doluydu. Ben de susuyordum. Çünkü artık içimde başka bir yara daha vardı. O. Ona güvenmiştim. En azından bir kelime… bir ses. Ama yoktu. Gecenin sonunda bir “iyi misin?” bile dememişti. Fısıltıyla kendi kendime söyledim. “Bu kadar mıydım yani? Bu kadar kolay mıydı?” Telefon elimde titredi. Heyecanla baktım. Melisa’dan mesajdı. “Nasılsın?” Cevap veremedim. Kafamda hâlâ o gece, zihnimde o bakış. Ve dışımda… darmadağın bir ev. Sonra… kapı çalmadı. Vuruldu. Sert. Soğuk. Kaba. Hepimiz bir anda durduk. Annem elindeki kaşığı düşürdü, babam yerinden kalktı. “Bu da ne şimdi sabah sabah?” Ama ondan önce ben yürüdüm kapıya. İçimde anlamını bilmediğim bir sıkışma vardı. Kapı açıldığında, karşımda üç adam belirdi. Kara ceketli. Sert bakışlı. En öndeki adam öne çıktı. “Güney nerede?” Babam hemen yükseldi. “Siz kimsiniz? Kimsiniz de gelip böyle…” “Aslan Akbey’in adamlarıyız.” “Oğlunuz, bizim haneden bir kızı kaçırmış. Bunun bedeli olacak.” Donakaldım. Nefesim sıkıştı, dizlerim titredi. O ismi bir daha duymak istemiyordum. Ama kaçamıyordum da. Yanımdan bir fısıltı geçti. “Allah’ım… sen bizi koru.” Adamlar avluya adım attılar. Babam önlerine geçmek istedi ama ittiler. Yere düştü. Hemen yanına koştum. “Siz ne yapıyorsunuz! Evimi basamazsınız!” “Soğukkanlılığımızın süresi kısıtlı. Oğlunuzun yerini bilmiyorsanız… sonuçlarına katlanacaksınız.” Bir başkası içerideki koltuğu devirdi. Sehpa savruldu, mutfaktaki seramikler yere düştü. Annemin çığlığı avluyu doldurdu. “Yapmayın! Ne olur durun! Biz kadın başımıza ne yapabiliriz size?” Ayağa kalktım. Ağlamamak için dudaklarımı ısırdım ama gözyaşlarım yaktı yanaklarımı. “Güney yok. Gerçekten bilmiyoruz nerede. Lütfen…” “Bir haftanız var. Bey’imizin sözü bu. Oğlunuzu bulun. Yoksa… bu gelişimiz daha nazikti.” Babam öfkeyle doğruldu. “Bu mudur yani adaletiniz? Kadınların evine gelip koltuk devirmek mi?” Gözlüğünü taktı. Yüzünde hiçbir duygu yoktu. “Bizim adaletimiz, soyumuza uzanan ele hesap sormaktır.” Çıktılar. Ayak sesleri duvarlardan sıyrılarak uzaklaştı. Ama içimizde yankısı kaldı. Annem yere çökmüş, mutfak dolabından düşen fincanların parçalarına bakıyordu. Babam ayakta zor duruyordu. Ben… sadece ayakta kalabildim. “Bu oğlan bu evi bitirecek… Bu kez bizi toprağa sokacak.” Kendi içimde, başka bir cümle yankılandı. “O… O da mı onların tarafında?” O geceye rağmen… onların adamları bizim evimizi bastıysa… ben hangi taraftaydım artık? Kapıdan içeri Melisa girdiğinde, hâlâ her şey darmadağındı. Perdeler açık, eşyalar yerlerde, annem sessizce ağlıyor. Babam bir sağa bir sola dönüyordu. Bahçeye girdi. Gözlerinde şaşkınlık vardı ama yumuşaklık yoktu. “N’oldu burada böyle? Ev yağmalanmış gibi…” “Girdiler… Akbey’in adamları. Güney’i sordular. Eşyaları dağıttılar. Babamı yere ittiler. Annem hâlâ kendine gelemedi.” Gözleri büyüdü. Ciddiyeti yüzünden okunuyordu. “Gerçekten mi? Güney… o kızı kaçırdıysa… sen iyi misin?” Göz göze geldik. Boğazım düğümlendi ama susturamadım kendimi. “İyi değilim.” Bir adım attım ona doğru. Sesim titriyordu. “Sana bir şey anlatmam lazım.” Yüzü dondu. Bekledi. “Ben… o gece… Aslan’la birlikteydim.” Yüzü kaskatı kesildi. Dudaklarını sıktı. Gözlerini devirdi. “Ne demek istiyorsun birlikteydim?” Yutkundum. Başımı öne eğdim. “Onunla oldum.” Ellerini saçlarına götürdü. Nefesini tuttu. Gözleri buz gibi olmuştu. “Sen kafayı mı yedin?! Size savaş açmış bir ailenin oğluyla mıydı gecen?” “Ben… kendimi ona teslim ettim.” Elini havaya kaldırdı ama sonra indirdi. Gözleri parlıyordu. “Bu kadar mı düşünmedin kendini, anneni, babanı?” Suskunluğum her şeyi söyledi zaten. Ben susuyordum. Ama içimde hâlâ… yanıyordum. O ismin bıraktığı yerden.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD