Bölüm 7: Adrién’in Gidişi - II

1427 Words
Réene kahvaltıya sessizlik içinde, tek başına başlamıştı. Ufak tefek atıştırmalarla kendini oyalıyordu. Hizmetlilerin içinde Adrién’in eşyalarının olduğu sandıkları taşıyışlarını ve at arabasına yükleyişlerini duyuyor, sıcak çayından küçük yudumlar alıyordu. Bir süre sonra Felix odaya girdi ve masaya yaklaşarak Réene’nin sert bakışları altında zarif bir reverans sundu ve Réene oturmasını işaret edene kadar da sabırla bekledi. Yine de Réene, Adrién kahvaltıya gelene kadar genç adamın oturmasına müsaade etmedi. Felix’te muazzam bir sabırla masanın başında hanımının müsaadesini bekledi. Adrién masaya yaklaşıp Ablasının solunda kalan ilk sandalyeyi çekip otururken ikiliyi selamladı. “Günaydın.” Dedi ablasına kaçamak bakışlar atarak. Önceki gün yaşadıkları tartışma ve ablasına karşı sarf ettiği sözlerden ötürü kendini hayli mahcup hissediyordu. Réene nihayet Felix’e oturmasını işaret ederken mesafeli sesiyle konuştu. “Afiyet olsun.” İki genç adamda kadına kirpiklerinin altından kaçamak bir bakış atarak, tabaklarına masaya yeni getirilen sıcak yiyeceklerden koymaya başladılar. Réene artık dengelenmiş olan manasına ürkekçe yaklaşan sıcak mana ile başını kaldırdı ve gözleri doğrudan boşluğa düştü. Bebek mananın etrafında dolaşarak, omuzlarının üzerinden yuvarlanmasıyla yüzü büyük bir gülümsemeyle aydınlandı. İki adamın şaşkınlıkla kendisine baktığını fark edince masada duran fincanını alarak sandalyede geriye yaslandı. Keyfi yerindeydi. Dün gözüne çok karanlık gözüken gelecek bile o an eskisi kadar karanlık değildi. “Hazır mısın?” diye sordu sakince. Adrién lokmasını yutup ablasını cevapladı. “Evet. Eşyalarımı arabaya yüklediler.” Réene çayından bir yudum daha alıp boş fincanı masaya bıraktı. “Vahja’dan ayrılacaksınız değil mi?” diyerek Felix’e döndü. “Marinka limanda bizim için bir gemi bekleteceğini söylemişti.” Diyerek yanıtladı Felix. “Gemiye gün batmadan binmemiz daha iyi olur.” Diye ekledi. Réene başını sallayarak kendisini onayladı. “Elbette. Umarım burayı sevmişsindir Felix.” Diyerek nazik bir tebessüm sundu. Adrién duyduğu cümle ile kafası karışmış görünerek bir Felix’e bir ablasına baktı. Réene, kardeşinin şaşkın halini görünce bir açıklama yapmaya karar verdi. “Felix artık benim himayemde.” Dedi. Adrién’in kaşları çatıldı ve elindeki çatal bıçağı sakince masaya bıraktı. Réene, kardeşinin aklında dolanan tilkilerden haberdar arkasına yaslandı. Felix’e hızlı bir bakış attı. Tepkisini merak ediyordu. Genç adam yaşından beklenmeyecek bir olgunlukta sessizce çayını yudumluyor ve kendisine soru yöneltilmedikçe asla sesini çıkartmıyordu. Kesinlikle iyi bir eş olmak için yetiştirilmişti. Sessiz ve itaatkar… Cevherde onun için delirmeyecek tek bir kadın bile yoktu. Eşinin otoritesini sorgulamayacak, kendisini hanımının sevgisine ve çocuklarının istikbaline adayacak gözü kara genç bir adamdı. Kardeşiyle ne kadar farklı olduklarını düşündü Réene içi ezilerek. Adrién kararsızlıkla sordu. “Hizmetinde mi olacak?” sesi hayal kırıklıkları ile doluydu. Réene kendisini sorgulayan kardeşine sert bakışlarını yöneltti. Bu esnada Benjamin konuk odasından içeriye girdiğinde hanımının dikkatini üzerine topladı. Benjamin hanımının yanına ulaşarak hafif bir reveransla, üzerinde tek bir kanat işlemesi olan beyaz zarfı uzattı. Adrién ablasının cevaplamadığı soruyu cevaplamasını bekler gibi Felix’e baktı. Felix donuk bakışlarla kendisine karşılık verirken dişlerini sıkarak arkasına yaslandı. Felix her ne kadar zararsız bir delikanlı gibi görünse de onda Adrién’i rahatsız eden bir şeyler vardı. Ve şimdi ablasının himayesine gireceğini öğrendiğinde endişelenmeden edemiyordu. Bu kadar genç, üstelik eğitimsiz bir erkeğin ablasına hizmetinin ne faydası olabilirdi ki? Birden ablasına döndü. “Onunla evlenecek misin?” Benjamin ve Felix donup kalırken, çatık kaşlarla beyaz zarfı açan Réene kardeşinin sorusuna sakin bir cevap verdi. “Belki.” Zarftan çıkan kağıdı çevirip zarif el yazısında gözlerini gezdirdi. “Juliet Lavoiser.” Dedi bakışlarını kağıttan çekerek. Réene, Felix’in yüzündeki ifadenin cevabına mı yoksa adı geçen kadından dolayı mı şaşkınlığa büründüğüne karar veremiyordu. Her iki seçenekte yeterince makul sebeplerdi. “Evliliğini kutluyor. Güvenilir bir eş ve iyi bir baba olacağını umuyor. Limana seni uğurlamaya gelecekmiş.” Dedi bakışları Felix’te, Adrién’e kağıdı uzattı. Benjamin sessizce odadan çıktı. Felix, ne düşündüğünü anlayamadığı boş ifadesiyle bakışlarını Réene’nin gözlerinden çekip keçi peynirinden küçük bir lokma daha aldı. Adrién gözlerini kağıtta gezdirip tekrar ablasına döndü. “Gerçekten evlenecek misin?” Diye sordu tekrar. Réene dişlerini gösteren bir gülümseme ile yanağını sağ yumruğuna yasladı. “Evlenecek miyiz Felix?” dedi sessizliğini koruyan adama karşı. Felix, tabağının kenarında duran kristal bardaktan bir yudum su aldıktan sonra boğazını temizledi ve kendinden emin sesiyle hiç tereddütsüz kadını cevapladı. “Siz nasıl uygun görürseniz hanımım.” Dedi ve kadına zarif bir gülümseme sundu. Adrién duyduğu rahatsızlığı dile getirmek için söze başladı lakin cümlesi ablası tarafından nazikçe kesildi. “Orell’i bu kadar ça-” “Benim himayemde sahip olduğun imtiyazları beni sorgulamak için kullanabileceğin fikrine nerden kapıldın Adrién?” Dedi gülümsemesi daha da genişlerken. “Hanımının evinde de böyle konuşursan Marinka erken yaşta ikinci kez evlenecek demektir.” Diye ekledi. Adrién’in yüzü kızardı. “Kahvaltınız bittiyse yola koyulun.” Dedi Réene ellerini sandalyenin kolçaklarına yavaşça vurarak. Felix peçeteyle ağzını silerek ayaklandı ve Réene’ye hafif baş hareketiyle selam vererek odadan dışarıya ayaklandı. Adrién gitmekte isteksiz görünüyordu. Yavaşça sandalyesini geriye ittirirken ablasına tereddütle baktıktan sonra sandalyesine geri oturdu. “Niyetim seni sorgulamak değildi. Hiçbir zaman olmadı. Ama…” derin bir nefes alarak cümlesine devam etti Adrién. “Senin Orell’e ne kadar aşık olduğunu gördüm abla. Daha yeni ayrılmışken birini hizmetine almak için bu kadar acele etmek… Orell’i geçtim kendine üzülmüyor musun?” başını anlayamayarak iki yana yana salladı. Réene uzanıp kardeşinin kucağında duran ellerini okşadı. “Bazı şeylere üzülmek çok anlamsız Adrién.” Dedi kardeşine anlayışla bakarken. “Hem eninde sonunda biriyle evlenmem gerekecek. Bir varisim olmak zorunda öyle değil mi?” “Yine de o Felix olmak zorunda mı?” dedi Adrién. Huzursuzluğu manasını bile rahatsız ediyor Réene’den uzağa sürükleniyordu. “Felix genç ama erken yaşta olgunlaşmış bir adam Adrién.” Dedi ellerini çekip sandalyesinde geriye yaslanarak. Adrién başını sallayarak anladığını belirtti. Ve sandalyesinden kalkarak sessizce odadan çıktı. Réene kardeşi koridorda tamamen gözden kaybolduğu vakit beyaz zarfın ön yüzünü çevirip altın renkli tek kanat işlemesine tekrar baktı. Başını kaldırıp odanın girişinde bekleyen Benjamin’e baktı. Bir süre sessizliği dinledikten sonra sakin cümleleri boş odaya döküldü. “Annemin gidişini hatırlıyor musun Benjamin?” “Evet hanımım." Yaşlı adam hanımına sakinlikte cevap verdi. O gün Réene'nin, annesinin babasına şefkatle baktığını gördüğü ilk ve son gündü. Kapıdan çıkıp, Kızıl Höyüğün bir mil ötesinde hazır bekleyen alaya katılmadan hemen önce, cam kapının önünde durup geriye doğru dönüp çocuklarının arkasında sessizlikle hanımını uğurlayan babasına kıyamayan bakışlarını hatırladı. Réene eğer o bakışları görmeseydi bu evliliğin bir görev olduğuna inanması çok daha kolay olurdu ama aradan geçen on iki yılın ardından bile annesinin her daim çatılı olan kaşlarının gevşediği, bakışlarının yaşlarla puslandığı o ifadeye sevgi dışında hangi duygunun hüküm sürmüş olabileceğine hala herhangi bir cevap bulamıyordu. Lakin öğrenecekti... Gözleri tıpkı annesinin gözleri gibi yaşlarla buğulandığında sandalyesini itip yavaşça ayağa kalktı. Sol elinin bileğini yavaşça ovdu. Teninden ayırt edilemeyen soluk çürükleri yokladı. Boğazını temizleyip sırtını dikleştirdi ve duruşunu düzeltti. Şimdi gözünde ne yaş ne de umutsuzlukla yıkılan omuzları vardı. Yeniden Parzaki idası olarak Benjamin'e döndü. "Arabayı hazırlat. Akşam çökmeden yola çıkacağım." Benjamin başını eğerek mırıldandı. "Elbette hanımım." dedi Genç kadının peşinden odadan çıkarken. Felix ve Adrién çoktan bahçeye çıkmış Réene'yi bekliyorlardı. Cam kapılar açılıp dışarıya adımını atarken yüreğini ezip geçen bir hisle duraksadı. Manası bu hissi tanıdı. Yıllar önce aynı yerde ve aynı durumda annesinin manasında hissettiği buruklukla aynıydı. Demek böyle hissediyordu diye düşündü Réene. Mana hüzünle süzülüp omuzları Réene'nin omuzları üzerine attı kendini. . Adrién’nin gidişi için teselli edilmek istiyordu. Merdivenlerin başına dek sükunetini korudu. İki seyis ve beş muhafız eşliğinde yola çıkmaya hazır olan iki adam genç kadının önünde eğilerek reverans yaptılar. Muhafızların başında olan genç bir kadın öne çıkarak arkasında duran ekibiyle birlikte kılıçlarını arkalarına sakladıkları bir baş selamı ile hanımını selamladı. Réene'nin onayı ile vagonlu arabanın arkasında duran atlarına binip ferforje kapıya kadar ilerlediler ve aracı beklemeye başladılar. "Yolunuz açık olsun. Nikah tarihi belli oluğu vakit geleceğim, o zamana kadar... Kendinize dikkat edin." dedi Réene. Aldığı nefesler boğazında tıkanıyor, ciğerlerine ulaşmıyordu. Felix kendisini onaylarken arabanın kapısını açtı. Adrién arabaya binerken Felix'e hitaben tekrar konuştu. "Herkesten önce sana emanet." dedi alçak sesiyle. "Biliyorum. Gözünüz arkada kalmasın hanımım." dedi tebessümle. Réene, genç adamın içindeki sıkıntıyı rahatlatmaya çalıştığını biliyordu ama bir türlü rahatlayamıyordu. Uysal manası açık kapıdan içeri süzülüp ılık bir meltemle kardeşinin yüzünü okşayarak veda etti. Adrién babasının bakışlarıyla kendine bakarken gözlerini kaçırmamak için zar zor dayandı Réene. Felix'te arabaya binip kapıyı kapattığında arabacı atları ileriye sürdü. Réene kapıdan çıkan arabanın peşine takılan muhafızları büyük virajı dönüp gözden kayboluşunu izlerken arkasından yumuşak bir kadın sesi işitti. "Hanımım, küçük bey bunu size bıraktı." derken sümbül kokusu çoktan gözlerini yaşlarla doldurmuştu. Giden kardeşinin ardından bakarken az önce annesinin hatıralarından deşip çıkardığı yenilmişlik hissi ile omuzlarını düşürdü. Savaşı bitmişti. Annesinin onları geride bıraktığı gün yenildiği gibi, Arién'den ayrılarak kendisi de yenilmişti. Arkasını dönüp gözünden süzülen yaşlarla orta yaşlı bir kadının avuçlarında duran sümbül dalına uzandı. Kardeşinden geriye kalan tek şey, avuçları arasında çiçek açtırdığı mor bir sümbül dalıydı. Sabah kokusunu aldığı sümbül...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD