Bölüm 3: Felix - I

1743 Words
Törenden sonra, tüm konuklar içmek ve eğlenmek için yüzen avluya çıkmışlardı. Yaklaşık beş yüz yıldır törenin tek amacı içmek ve daha çok içerek sabaha dek eğlenmek oluştu. Yüzen avlu, saray bahçesini bir hilal gibi çevreleyen parlak gölde yüzen adaların üzerine inşa edilmişti. Adalara, alçı taşından parkelerle yollar açılmış; taş köprüler, çardaklar, banklar ve balkonlar kurulmuştu. Daha çok çatısı ve duvarları unutulmuş bir saraya benziyordu. Her yer gösteriş ve lüks kokuyor, görenlerin gözlerini kamaştırıyordu. Büyük adadaki avlunun zemini, bakıldığı zaman akılları karıştıran aşırı gerçekçi bir yer mozaiği ile süslenmişti. Mavinin çeşitli tonları arasına zemine düşen gölgeleri ile altın renkli balıklar işlenmişti. İrili ufaklı adacıklara ulaşmak için suda yüzen selanit kristali plakalar vardı. Karanlık gölün ortasında yüzen ada, bir metrelik sütunların birkaç santim üzerinde havada süzülen bakır ateş çanaklarıyla aydınlatılıyordu. Sarmaşıklar beyaz taş sütunları ve çardakları süslüyor, yaşlı söğüt ağaçlarının dalları suyu süpürüyordu. Göle açılan sivri kemerler büyük gül ağaçlarının ve üzüm bağlarının gölgesinde kalıyordu. Bir görünüp bir kaybolan mor hareli yıldız kelebekleri ve ateş böcekleri ile sanki bir peri masalının içindelermiş gibi hissettiriyordu. Öyle ki birden bir ateş perisi beliriverse konukları hiç şaşırtmayacak gibiydi. Yine de bu büyüleyici mekan manasını hiç uysallaştırmıyordu. Réene, manası hiç uysallaşmış mıydı onu bile bilmiyordu. Konuklar, meyveli ballı ikramların tadını çıkarıyor; bir görünüp bir kaybolan yüzlerinde peçeli çalışanlar tatlı dut şarabı ikram ediyorlardı. Arkasında bir şelale olan terasta piyano, arp ve kemanların bulunduğu büyük bir orkestra vardı ve insanın içini huzurla dolduran bir melodi çalınıyordu. Réene de oradaydı. Büyük adanın biraz uzağında eski bir söğüt ağacının altında iki kişilik taş bankta tek başına oturuyordu. Yıllar sonra çıkardığı eldivenlerin kestiği bileklerini ovuşturarak karanlık göle bakıyordu. Uzaktan gelen keman sesiyle nihayet yakaladığı yalnızlığın huzuruna sığınıyordu. Ilık esen rüzgar beyaz elbisesinin eteklerini uçuşturuyordu. Dewa, Adrién’i insanlarla tanıştırmak için götürmüştü. Büyük halaları, Hilal tüm bunlar için çok yaşlandığını söyleyerek törenin hemen ardından saraydan ayrıldı. Réene’nin yardımcıları Alec ve Maria, senatörlerle görüşebilmek için avluda kaldılar. General Mina, Vahja generali Petra’yı Parzaki ordusunda yapılan yenileme çalışmalarının, birleşik orduya katkılarını tartışmak için yüksek askeri kurulu toplamaya ikna etmeye çalışıyordu. Deniz’in ise nerede olduğuna dair bir fikri yoktu. Şimdi avluya en uzak, en küçük adada tek başına saklanıyor. Halen göğsünün ortasında hissedebildiği yangından sağ çıkmaya çalışıyordu. Kamala ile yüz yüze geleceğini biliyordu ama… Ama bilmek ve yaşamak farklı şeylerdi. İnsanı gafil avlıyor, savunmasız hissettiriyordu. Ne kadar güçlü olursa olsun. Kulağının arkasını yalayan mananın tanıdık hissiyle arkasına döndü ve avluya kendinden daha yakın küçük bir adanın çardağında iki siluet gördü. Yıllar sonra manasının kendini her şeyden haberdar etmesine alışmaya çalışıyordu. Mana o kadar hassastı ki… Manası onu ilgilendirmeyen şeyler için haber vermezdi ki! Geriye dönüp daha dikkatli baktı ve dik bir sırtın üzerinde dalgalı, parlak sarı saçları gördü. Soluk bir el adamın yüzüne uzandı ve yanaklarını okşadı. Çardaktaki ateş çanağından taze dumanlar havaya dağılıyordu. El geri çekildi ve ay ışığı Juliet Lavoiser’in hüzünlü yüzünü aydınlattı. Réene her ne kadar kendini bir sapık gibi hissetse de o an için gereksiz ahlaki yargıları bir kadara atıp, mananın kulağının altına vuran hissine kulak veriyordu. Bu durumun ucunun bir şekilde kendine dokunacağını hissediyordu. Dumanla birlikte havaya yayılan bir şeylerin kokusunu alıyordu. Bu ikili arasında hiçbir zaman dile getirilmemiş sırlar olduğunu hissediyordu. Adam kadına ilerleyip sarıldı. Ay ışığı bu kez ikilinin üzerine düşerken Newa adasının genç senatörü Felix’in güzel yüzünü aydınlattı. Görmesi gerekeni gördüğünden emin olunca mananın gıdıklayan hissi yok oldu. Başını göğe kaldırdı ve irili ufaklı yıldız kümelerinin içinden yükselen dolunay manzarasına baktı. Mana koku gibi tuhaf bir hisle birinin gelişini haber verdi. Tatlı, yumuşak ve sıcak bir histi. Adrién olmalı diye düşündü genç kadın. “Burada ne yapıyorsun? Git ve eğlen.” dedi kollarını etrafına dolarken. “Seni merak ettim.” dedi henüz yoldayken. “Manan gayet hızlı toparlanıyor sanırım.” diyerek bir varsayımda bulundu genç adam. Ağır bir baş hareketiyle onayladı onu Réene. “Merak edilmesi gereken ben değilim.” diyerek bakışlarını yanına oturan kardeşine çevirdi. Ökse otu hala orada mı diye sürekli olarak, oraya bakmamaya çalışıyordu ama yapamıyordu. Bu onu incitebilirdi… Olabildiğince az tepki verebilmek için her duruma karşı hazırlıklı olmak istiyordu. Aylardır pek çok seçeneği düşünmüştü. Yine de genç adamın kulağına sıkıştırılan ökse otuna hızlı bir bakış atarak çaktırmadan rahat bir nefes aldı. Meleklerden başkası Réene’nin onayı olmadan o ökse otuna elini uzatamazdı elbette. Koskoca Cevherde onun karşısında duracak tek bir kadın yoktu. Réene sadece Meleklere verdiği göz dağının boşa gitmiş olmasından endişeliydi. Ama sorun yoktu, ökse otu el değmemiş, hala eski yerinde duruyordu. “Herkes çok cana yakın, sende gelmelisin.” diyerek ablasının yüzüne baktı. “Gelirsem o kadar cana yakın olmayacaklardır.” dedi tebessümle. “Sadece-” derken sözü ablası tarafından kesildi. “Sadece benden korkuyorlar Adrién.” diyerek acı bir gülümseme ile baktı kardeşine. Adrién’in bakışları buğulandı uzanıp ablasının ellerini avuçları içine aldı. “Seni sevmelerine ihtiyacın yok Réene. Sen onlardan bin kat daha soylusun.” dedi tane tane. “Çarpık sevgilerini istemiyorum. Sadece… Sadece bana olan öfkelerinin seni yaralamasını istemiyorum.” dedi genç kadın. Adrién kendisine itiraz etti. “Ben artık çocuk değilim.” Réene sağ elini kardeşinin avuçlarından kurtarıp yanaklarını sevdi. “Karşımda ak sakallarla bile otursan yine de benim küçük kardeşim olacaksın.” dedi bal rengi bukleleri kulağının arkasına iterken. “Her zaman senin için endişeleneceğim.” Adrién güzel bir gülümseme ile bir kolunu ablasının omzuna attı. Bir süre iki kardeş beraber karanlık gölün yüzeyine vuran ışıkları seyre daldılar. Avludan yükselen müziğin sesi rüzgarla savrulan yapraklar ile kulaklarına çalınıyordu. Adanın topraklarını öpen suyun sesi huzurun ne kadar da gelip geçici bir hoşluk esintisi olduğunu hatırlatıyordu Réene’ye. Huzur, bir vardı bir yoktu. Canı isterse gelen bir sevgili gibiydi, ona kavuşma hasretiyle kim bilir kimleri tüketmişti. “Yani artık… Diyetin sona mı erdi?” diye sordu Adrién merakla. Düşüncelerini toparlamaya çalışarak bileklerini ovuşturdu Réene. “Artık beni korkutup sindiremeyecekler.” dedi uzaklara bakarak. “Geriye dönüp baktığım zaman… Kendimden nefret ederek saklandığım onca zaman istedikleri asıl şeyi vermiş oldum. Aptal gibi onlardan korktum!” dedi inanamaz bir sesle. “Çocuktun Réene…” dedi Adrién sertçe. Başını çevirip kardeşine baktı. Adrién çatılı kaşları ile kendisine bakıyordu. “Bana öyle bakma.” dedi Adrién’e karşı. “Sorumluluklarım vardı Adrién. Yeterince mantıklı kararlar vermedim.” diye hayıflandı. “Gerçekten Réene. On bir yaşında ailesini yeni toprağa vermiş bir çocuktun. Bana aile olmaya çalışmaktan yasını bile tutamadın” derken sesindeki hüzün Réene’nin yüreğini dağladı. Yeterince çok çalışmamışım diye düşündü. “Ben senin ablanım. Başka ne yapacaktım…” “Ben senin yaptıklarını yapamazdım.” derken çenesini sıkıyordu. “Asla benim yaptıklarımı yapmayacaksın. Buna mecbur kalmayacaksın, söz veriyorum.” Dedi kararlılıkla. Kardeşinin başını omzuna yaslarken onu sakinleştirmek için bir şeyler mırıldanıyor, avuçlarının içindeki elini okşuyordu. “Eğer olurda beni isterlerse” diye fısıldadı genç adam. “Beni sana karşı kullanmalarına izin verme.” dedi fısıltıyla. “Seni istemeyecekler.” dedi Réene. “Yine de söz ver…” diye diretti Adrién. Genç kadının kendisini onaylamaktan başka bir çaresi kalmamıştı. Bir süre sessizlik içinde parlak göğü seyre daldılar. Réene kaybolmuştu. Bunca zaman kimdi hiç bilmiyordu! Her gözün nazarından sakındığı kardeşi kendisine teselli verirken o ne yapıyordu? Peki ya ondan sakladığı gerçekleri öğrendiği zaman, Adrién yine bu şekilde ablasını teselli eder miydi? İnsanların ona bir canavarmış gibi bakmalarının nedenini bilseydi eğer… Muhtemelen o zaman, o da bir canavar olduğunu kabul ederdi. Adrién… “İradeni adadığın zaman fırtınalar estirerek Vahja’yı o kadınların aşına yıkarsın sanıyordum.” dedi bir kadın sesi. Adrién sesle birlikte kendine çeki düzen verirken Réene omzunun üzerinden gelene baktı. Adanın girişinde dikilen Loanna güzel bir gülümseme ile yanlarına geldi. Adrién ayağa kalkarak sarışın kadına yer verdi. “Sen yokken her şey çok sıkıcı, insanlar beni dikkate almıyor. Gelip hepsinin aklını başından al!” dedi dudaklarını bükerek. Duydukları Réene’yi kıkırdattı. Kendinden korkmayan, kocaman samimi bir sevgiyle onu kucaklayan bir arkadaşa sahip olmak için ne yapmış olabileceğini düşündü ama geçmişinde buna denk olabilecek hiçbir şey yoktu. Geçmişi iyiliklerden çok kötülüklerle doluydu. “Onları sende korkutabilirsin, geldiğini duymadım bile.” derken gülümsüyordu. “Manan körelmiş.” diyerek Réene’nin yanına oturdu Loanna. “Ne o, artık şimşekler ve yıldırımlar yok mu? Sadece gösteriş mi yapıyordun?” diyerek omuzuyla Réene’nin omuzuna dokundu. Réene gülümseyerek bir onaylama sesi çıkardı. “Hadi ama benim manam yok diye beni dışlıyor musunuz yoksa?” diye sitem edince Réene bıkkın bir nefes verdi. “Senden kurtulmamın bir yolu yok mu?” dedi Réene. “Seni geberttiğim zaman benden kurtulursun!” diye huysuzlukla karşılık verdi Loanna. “Ateş perilerine en iyi arkadaş sözü verdin mümkün değil.” diye ekledi memnun bir gülümseme ile. Adrién duyduklarına karşın kaşlarını kaldırmış iki genç kadına bakıyordu. Réene o an başını vuracak bir duvar olmasını çok istiyordu. “Lanet olsun! On dört yaşımdaydım. Ateş perilerini gördüğünü söylemiştin!” diyerek sarışın kıza karşı çıkıştı. “Gördüm!” diye karşılık verdi Loanna ve elini ileri uzattı. Yüzünde hevesli bir çocuk ifadesi vardı. Réene bıkkınlıkla nefesini vererek sağ işaret parmağını Loanna’nın avucuna yaklaştırdı. Parmağının ucundan çıkan milimlik bir yıldırım avucuna vurunda sarışın kadın şaşkın bir çığlık atarak elini hızla geri çekti. Diğer eli ile avucunu göğsüne yaslarken şaşkınlıkla Réene’ye bakıyordu. “Bir kere daha yap!” derken diğer elini uzatmıştı. Réene sağ avucunu da yıldırımla vururken tekrar şaşkınlıkla elini çekti. Manası tekrar gelen biri için kendini uyardı. Sessiz ve soluk bir enerjisi vardı ve damağında buruk bir tat bırakıyordu. “Bensiz eğlendiğinize inanamıyorum!” diyen Dewa’nın sitemli sesini duydu Réene. “Beni ektin.” diye karşılık verdi ona Adrién. Kaşlarını kaldırarak arkasını döndü Réene. “Onu yalnız mı bıraktın?” diye sordu. Kulaklarına inanamıyor gibiydi. Resmen kurda kuzu emanet etmişti. “İnan bana kimse iradesini bağışlamış bir Réene ile yüz göz olmak istemiyor.” diyerek yüzünü buruşturdu. Bu cümle ile Loanna tekrar kıkırdadı. “O haklı.” Diyerek Dewa’ya destek oldu. Dewa altın işlemeli beyaz elbisesi ile yanlarına geldi. Yürüdükçe elbise uzun düzgün bacaklarını sergiliyordu. Bir an aynı anneden doğduklarına hayret etti. Dewa ve Adrién yeşil gözlü ve uzun boylulardı. Kendisi uzun kategorisinde girmiyordu. Üstelik onlar kadar güzel de değildi, hatta oldukça sıradan görünüyordu. Omuzlarının üzerinde taşıdığı aile arması olmasa köylü bir kız bile sanılabilirdi. “Yanık et mi kokuyor?” diye sordu Dewa. Yüzünde iğrenmiş bir ifadeyle havayı kokluyordu. Adrién ile Loanna gülüşüyorlardı. “Bir içki ister misin?” diye sordu Adrién Réene’ye karşı. Réene onu hızlı bir baş sallaması ile onayladı. “Bende istiyorum ve şu küçük ballı keklerden de.” dedi Loanna. “Birlikte gidelim?” diye önerdi genç adam. Kadın onu onaylayarak koluna girdi. “Bende şarap istiyorum. Henüz yeterince sarhoş olmadım.” Diyerek peşlerine takıldı Dewa. Her zamankinden daha somurtkan görünüyordu. Réene konuşarak uzaklaşan küçük grubun sırtlarına bakarken tanıdık ılık his tekrar kulağının arkasını yaladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD