Lanetlileri parçalamaya devam eden Masamune, kendisini izleyen gözlerden habersizdi. Eskisi gibi ruh avcısı olsaydı etrafındaki geniş çaplı bir alanda bulunan her canlıyı hissedebilirdi. Bu ruh avcıları için çok kolaydı. Diğer insanlar da bunu yapabilse de genel olarak uğraştıkları bir şey olmaması gerekirdi. Bir işe odaklanmışken etrafında seni izleyen birinin olup olmadığını hissedebilmek biraz zordu.
O yaratıkları parçalamaya devam ederken diğerlerinin yanması üzerine yüzüğünden çıkarıp giydiği giysileri lanetli kanıyla kaplanmıştı. Yüzü, üzerindeki kandan dolayı neredeyse görünmeyecek durumdaydı. Dövüş kabiliyeti git gide eski haline geri dönüyordu. Yine de hala onun istediği gibi değildi. Eskisinden daha iyi olmak istiyordu ama bu lanetlileri öldürmek onun için çok kolay olmuştu. En yakınından en uzağına kadar bütün lanetlilerin yerini ve hareketlerini hissedebilmesi işini çok kolaylaştırıyordu. Bu gidişle sadece eskisi gibi olabilirdi. Gelişim için zor savaşlar şarttı.
Yanında kalan son lanetliyi de öldürdükten sonra yorulan Masamune, ellerini dizlerinin üzerine koyarak eğildi ve derin nefesler alıp vermeye başladı. Ter damlaları alnından yere damlarken nefesi yavaşça düzene girmeye başladı. Hamlelerini bilse de o kadar lanetliyle aynı anda dövüşmek yorucuydu. Yine de bir lanetli bile ona vurmayı başaramamıştı.
Masamune tekrar doğrulduğu zaman gelişmiş duyma yetisi ile ufak bir sesi algıladı. Bu ses bir dal parçasının kırılışı gibiydi. Başını hızlıca sesin geldiği yöne çeviren Masamune bir anda çalıdan çıkan sarışın kızı gördüğü zaman şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Ama kız zaman kaybetmeden arkasını dönerek koşmaya başladı ve hemen bir geçit açtı. Masamune yakalamak için peşinden koşsada bitkindi ve ona yetişemedi. Böylelikle geçitten geçen kız geçidin kapanmasıyla birlikte oradan kaçmış oldu.
Masamune geçidin açıldığı yere kadar geldikten sonra tekrar derin bir nefes aldı. Kendisini izleyen bir kız gücünün bir kısmını görmüştü. Ama yine de sorun olmamalıydı çünkü herhangi bir kara büyü veya lanetli gücü kullanmamıştı. Eğer bu iş krallıklardan birinde başına iş açacak olursa eğitim yapmak için dağa uğramış bir gezgin olarak tanıtabilirdi kendini. Böylelikle kimse onu suçlayamazdı çünkü Masamune buraya eğitim için gelip lanetlilerle savaşan yüzlerce kişi görmüş ve neredeyse gördüğü herkesi öldürmüştü.
''Bunlarla savaşarak en fazla nereye kadar gelebilirim ki? Daha fazlası zaman kaybı olacaktır. Herhangi bir şehre gidip orada yükselmeliyim. Ama öncesinde krallıklarla ilgili bilgi edinmem gerekecek.'' diye düşünen Masamune dönerek bir kez daha zirveye baktı. Lilith'i öylece bırakmak güvenli miydi? Acaba birileri zirveye ulaşmayı başarabilir miydi? Belki de birkaç önlem alınmalıydı.
Dağın orta kesimlerine kadar bir duman topu halinde gelen Masamune, daha sonrasında kanatlarını açtı ve zirveye kadar uçtu. Zirvedeki mağaraya geldiği zaman ise hemen içeri girdi ve birkaç lanetlinin burada olduğunu gördü. Onu gören lanetliler birkaç adım geri çekilirken Masamune ellerinde tuttukları şeyleri fark etti.
Avucunu açarak elini uzattığı zaman lanetlilerden birisi yaklaştı ve elindeki nesneyi onun avcuna koydu. Masamune elindeki şeye baktıktan sonra bunun bir boyutsal yüzük olduğunu gördü. Lanetlilerin olduğu tarafa baktığında ise yerde yüzlerce boyutsal yüzüğün durduğunu fark etti. Mağaranın karanlık köşelerinden birine yığılmış olan boyutsal yüzükler çeşit çeşitti. Taşların renkleri farklıydı ve değerleri de aynı oranda artıyordu. Lanetliler, Masamune uyandığından beri öldürdükleri kişilerin üzerinde gördükleri tek değerli şeyi alıp efendilerinin mağarasına getirmişti. Bulutları geçebilmelerinin tek sebebi bu lanetlilerin Yükseliş Alemi'nin ötesinde olmasıydı. Daha aşağıdaki bir güç seviyesi yıldırımlar tarafından kızartılacak bir beden demekti. Masamune'nin bedeni ise ateşten etkilenmemesinden de anlaşılacağı gibi normal bir beden değildi. Yıldırımlara rahatlıkla dayanabiliyordu.
Elindeki yüzüğü iyice inceleyen Masamune bir kan anlaşması yapıldığını gördü. Ama sahip öldüğü için mühür bozulmuştu ve bu yüzük herkes tarafından kullanılabilirdi. Yüzüğün içini tamamen boşaltmaya başladığında ise sahibinin kullandığı silahlar, sahip olduğu birkaç teknik ve kaynak bitkileri, altın paralar ve çeşitli materyaller zemine döküldü. Parçaları inceleyen Masamune kendi yüzüğünden de bir altın çıkardı ve yerdekiyle karşılaştırdı. Altın paranın üzerindeki damga farklıydı. Bu da demekti ki Masamune'nin yüzüğündeki paraların bin iki yüz yıl öncesinden kalmış olduğu hemen anlaşılacaktı.
''Biraz altın alsam iyi olur. Bendekileri sonradan eritip altın parçası olarak kullanırım.'' diye düşünen Masamune birkaç yüzüğün daha içini boşalttı ve altınları kendi yüzüğüne doldurdu. Hemen ardından ise Lilith'in heykelinin yanına gitti. Gözleri duvardaki vurduğu yere kaydı. Duvardaki göçük mağaranın yıkılmasına sebep olursa sıkıntı olurdu. Bu nedenle Masamune mağarada destek olarak kullanabileceği bir şeyler aradı. Bir şey bulamayınca da tekrar lanetlilere döndü ve onları zihniyle kontrol etti.
Lanetliler Lilith'in etrafında bir çember şeklinde dizildi ve aldıkları emirle beklemeye başladılar.
''Siz geberseniz bile ona bir şey değmeyecek.''
Yükseliş Alemi'ni geçmiş bu lanetliler Lilith'i mağaranın çökmesinden rahatlıkla koruyabilirdi. Ama ona değmemeleri gerektiğinin de farkındalardı. Masamune her ne kadar onlara bırakmak istemese de buradan ayrılmalıydı. Bu yüzden mağaradan ayrıldı ve son bir kez daha içeri baktıktan sonra kanatlarını açarak gözden kayboldu.
Aradan geçen birkaç saatin ardından dağın alt kesimlerindeydi. Buradan sonrasında lanetlilerin güçlerini kullanmak riskliydi. Bu yüzden yola yürüyerek devam etmeye karar verdi. Onu görenlerin sıradan birisi sanmasını istiyordu. Böylece rahat bir şekilde kendi işine başlayabilirdi.
Masamune birkaç saat de yürüyerek devam etmişti. Yolda birçok kez öğrenci ve kendini geliştirmek isteyen lonca üyelerinin kamplarıyla karşılaşmıştı. Tuhaf bir şekilde burada ne bir krallık askeri ne de başka türden insanlar vardı. Sadece öğrenciler ve lonca üyeleri... Diğerlerinin girmesine engel olan bir şey mi vardı? Derken Masamune önündeki devasa duvarı gördü. Yüksekliği en azından elli metre olan bu duvarın üzeri krallık askerlerinden oldukları her hallerinden belli olan okçularla doluydu. Bir saniye bile gözlerini ayırmadan dağı izliyorlar ve bazıları çok yaklaşan lanetlileri oklarıyla vuruyordu. Kudret Alemi'ndeki lanetlilerin onların oklarından hasar alması en azından onlarla eşit güce sahip olduklarının göstergesiydi. Masamune gözleriyle duvarın ne kadar bir alanı örttüğünü görmek için etrafına baktığında ise bir ucunu göremedi. Belki de bu duvar bütün dağın etrafındaydı. Masamune zirvedeyken hep ya çok uzaklara ya da çok yakınlara baktığı için duvarı görmemiş olmalıydı.
Birinin yaklaştığını gören okçular öncelikle hemen oklarını ona doğru çevirdiler. Hemen ardından ise gelen kişinin bir insan olduğunu fark edince duvarların en dip kısmındaki devasa demir parmaklıklı kapı biraz yukarı çekildi ve savaşçı askerler dışarıya çıktı. Hepsi İrade Alemi'ndeydi. Krallık askerlerinin bu kadar güçlü olması Masamune'yi şaşırttı. Eskiden Varlık Alemi'nde bile olanlar dahi sayılabilirdi.
Savaşçılar etrafa dikkat ederek Masamune'nin yanlarına gelmesini beklediler. Masamune oraya vardığında ise içlerinden birisi öne çıktı. Miğferinde bulunan bir tüy onun diğerlerinden farklı olduğunu haber veriyordu.
''Tek başına mısın?''
Savaşçıların lideriymiş gibi görünen adam Masamune'ye doğrudan bir soru sordu. Masamune ise yalan söylemekten rahatsız olmuyordu.
''Evet ve bir süredir dağdayım. Yolumu kaybettim, birçok kez ölüm tehlikesi atlattım ve bana uzunca bir süre yetecek savaşa girdim. Artık bu lanet yerden çıkmak istiyorum.''
Masamune'nin üzerindeki kıyafetlere ve kana bakan herkes onun birçok lanetliyle savaştığını rahatlıkla söyleyebilirdi. Savaşçıların liderinin yüzü inanmış gibi bir ifade almaya başladığı zaman ''Yorgun olmalısın. Seni fazla tutmayalım o zaman.'' dedi.
Masamune tekrar yürümeye başladığı zaman ise onu durdurdu ve ''Ama ufak bir kontrol gerekiyor.'' diyerek bir kristal çıkardı. Masamune kendisine doğru uzatılan kristale bir süre baktıktan sonra muhafız tekrar konuştu ve ''Hadi şu kristale dokun da burada gitmene izin verelim.'' dedi.
Masamune şüpheli bir bakış attıktan sonra yavaşça kristale dokundu ve kristal yavaşça parlamaya başladı. Parlaklık her saniye daha da arttı ve sonunda hafifçe göz kamaştıran bir seviyeye geldi.
''Yükseliş Alemi'nin zirvesindeki bir güç seviyesi. Hangi ailedensiniz?''
Muhafızın sesi bir anda değişerek saygılı bir hal aldı. Açıkça Masamune'yi güçlü bir aileden birisi sanıyordu. Sonuç olarak Yükseliş Alemi'nin zirvesine onun gibi genç yaşta ulaşan birisi çok iyi imkanlara sahip olmalıydı. Masamune en fazla yirmi beş yaşında gösteriyordu.
Muhafız bir cevap beklerken Masamune bir aile ismi söyleyemedi. Sonuç olarak bu muhafızların duvarın arkasındaki şehirde bulunan bütün güçlü aileleri bildiğinden emindi. Yalan söylediği anlaşılabilirdi. Bu yüzden bir aile ismi söylemekten kaçınarak ''Aslında büyük bir aileden değilim. Sadece güçlenmek için yolculuğa çıkmış bir gezginim diyebiliriz.'' diye cevap verdi.
''Bir gezgin mi?'' diyen muhafızın ifadesi değişti. ''Yükseliş Alemi'nin zirvesindeyken güçlenmek için lanetlilerle mi savaştın?'' diye bir soru daha yöneltti.
Yükseliş Alemi'nin zirvesindekilerin böyle gelişim yapamayacağını anlayan Masamune durumu kurtarmak için ''300. Seviyeye buradayken, birkaç gün önce ulaştım.'' dedi.
''Anlıyorum. Gezginler buraya fazla uğramaz çünkü Kudret Alemi'ni geçmelerine izin verilmez. Öte yandan sen kanunları çiğnemişsin.'' diyen muhafızın sözleri biter bitmez bütün savaşçılar kılıçlarını Masamune'nin boğazına dayadılar. Bir anda neye uğradığını şaşıran Masamune, muhafızın sözlerine devam etmesiyle birlikte olayı anladı.
''Kralın emriyle kanunları bilerek çiğneyenlerin yetişimi sakatlanacak.''
Muhafız belindeki özel bir hançeri çekti. Bu hançerin demiri buz benzeri bir maddeden yapılmıştı ve ona bakarak bile soğuğu hissetmek mümkündü. Masamune'nin dantianını yok ederek yetişimini sakatlanamak için hançeri geriye doğru çeken muhafız tam saplayacakken karnında hissettiği acıyla birlikte ağzından gelen kanı kustu.
Başını yavaşça eğdiği zaman ise karnından geçerek arkadan çıkmış olan uzantıyı gördü. Hemen ardından ise uzantının ucunda ortaya çıkan ağız muhafızın başını yukarıdan yakalayarak çekti ve omurgasını da sökerek kafasını kopardı. Diğer muhafızlar bu görüntü karşısında şoka uğramışlardı.
Aynı anda Masamune'nin boğazına kılıcını dayamış olan sekiz muhafız da saniyeler içinde uzantılar tarafından parçalanarak öldürüldü. Masamune kılıçların boğazında bıraktığı izleri ovuştururken yaptığı katliama baktı. Tehlikeli bir işe kalkışmıştı ve hemen buradan ayrılmalıydı. Lanetli Kral güçleri biri tarafından görülseydi çok sıkıntı olurdu ama neyse ki muhafızlar bir yandan konuşurken bir yandan da Masamune'yi duvarın içine getirmişlerdi. Bu sayede okçular neler olduğunu görememiş ve aniden öldükleri için ses çıkaramayan savaşçılardan haberleri olmamıştı.
Duvarın içindeki merdivenlerin üst kısmına doğru ilerleyen merdivenlerin en üstünde duran bir okçu aşağıya doğru ''Hey Gratlov! Kapıları açalım mı?'' diye seslendi. Masamune yerdeki cesetlere baktıktan sonra adının Gratlov olduğunu düşündüğü miğferinde tüy olan adamın kafasını yerden aldı ve kapının kenarından öldüğü belli olmayacak şekilde uzatarak aşağı yukarı salladı. Bunun üzerine yukarıdan duyulan ''Kapıları açın!'' sesinin hemen ardından duvarın diğer tarafına açılan demir parmaklıklı kapı da yavaşça kalktı ve Masamune hızlıca geçtikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi ilerlemeye başladı. Dikkat çekmek istemiyordu. Ama yine de hızlı olmalıydı. Bu yüzden adımlarını normalden biraz daha hızlı atarak oradan uzaklaşmaya başlarken dünyada bazı şeylerin çok değiştiğini anladı.
''Birinin gelişimine sınır koymak... Anlaşılan herkesin fazla güçlenmesini istemiyorlar. Tam bir otorite sağlamak için mükemmel bir yol. Tabii sana baş kaldırılmasını sağlamak için de. Şimdilik gücümü gizlesem iyi olacak.''