Duvarlar geride kalmıştı. Masamune yürümeye devam ettiği zaman Lanetli Dağ'ın sınırlarının ötesindeki ormanlarla karşılaştı. Bu ormanlar kaynak canavarları ile doluydu ama Masamune herhangi bir sıkıntı çekmeden rahatlıkla içlerinden geçmişti. Sonuç olarak kaynak canavarları, lanetliler kadar güçlü değillerdi. Ormanları da geçtiği zaman ise geniş bir düzlüğün hemen ardından nihayet şehir görünmüştü.
İlk göze batan şey kalenin kuleleriydi. Şehirdeki en yüksek nokta onlar olmalıydı ki her şeyden önce görünüyorlardı. Hemen ardından ise şehrin en yüksek noktasına yapılmış gibi duran gri taşlı kale en göze çarpan şey oluyordu. Masamune kale duvarlarının en alt kısımlarını da görebildiği için şehrin ortasında bir tepe olduğunu düşündü.
Kaleden sonra yüksek evler görülebilirdi. Tabii şehrin surları görüşü azaltmasaydı. Dışarıdan görülen tek yapının kale olması istenmişti sanki.
Surlar aynı Lanetli Dağ'da olduğu gibi okçular tarafından korunuyordu. Savaşçıların da tehlikelere karşı hazır beklediklerine şüphe yoktu. Lanetli Dağ ile şehir surları arasındaki tek fark okçuların sayısı gibiydi. Masamune'nin Lanetli Dağ'ı çevrelediğini düşündüğü duvarın üzeri okçu doluydu. Şehir ise oraya oranla çok az kişi tarafından korunuyordu. Anlaşılan Lanetli Dağ'daki tehlike potansiyelinden haberdarlardı. Bu nedenle de şehirlerinden çok orası ile ilgilenmişlerdi.
Masamune ilerlemeye devam etti ve sonunda duvarlara çok yaklaştı. Onunla birlikte şehre yaklaşan kervanlar da vardı. Tüccarlar ellerini ovuşturarak, çok kazanç elde edeceklerini düşündükleri bu yere girmek için sabırsızlanıyorlardı.
Atların çektiği arabalar çeşitli eşyalarla doluydu. Kimi araba savaş malzemeleriyle doluyken kimisi çeşitli kaynak ve şifalı bitkilerle doluydu. Masamune kervanın uzunluğuna bakarken çok uzaklarda bile hala gelen arabaları görünce onları saymaktan vazgeçti. Oldukça büyük bir kervandı. Küçük kervanlar da göz ardı edilemeyecek kadar yükle doluydu.
Kervanların etrafındaki korumalar küçük çaplı bir orduyu andırıyordu. Yüzlerce koruma bu arabaların etrafında, at sırtında ilerliyor ve şehre geldikleri için biraz rahatlayıp eğlenmek istiyorlardı. Tabii ki kervanın kazancından onlara düşen bir miktar da vardı. Ama yine de büyük kervanlar olsa da bu kadar koruma fazla değil miydi?
Masamune hızını değiştirmeden ilerlerken kervanlardan birisi kapıya ulaştı. Geniş şehir kapısında nöbet tutan altı savaşçı, onlara kapıyı açmadan önce kervanın lideri gibi görünen tüccarla kısa bir konuşma yaptılar. Tüccarın yüz ifadesi gayet hoşnut olmuşa benziyordu. Son olarak nöbetçinin uzattığı kristale dokundu ve birkaç saniyenin ardından kapılar ona ve kervanına açıldı.
"Güç seviyesi..." diye düşünen Masamune durdu. Gücünü başkasının hissedemeyeceği şekilde gizleyebilecek olsa da kristaller bunun dışında kalıyordu. O kristale dokunursa gücü ortaya çıkardı ve yapacağı başka bir katliam başına ciddi anlamda dert açabilirdi. Artık Lanetli Dağ'ın sınırlarını geçmişti. Kendi bölgesinde değildi ve başkalarının bölgesindeyken kendini belli etmemeliydi.
"Geceye kadar bekleyip yeni güçlerden birini kullanabilirim."
Masamune, Gölgelerin Efendisi stilinin yeteneklerini hatırladı. Kendi gölgenin içine girip yer değiştirebilme... Bu yetenek her yerin gölge olduğu gece karanlığında kusursuz bir gizlenme fırsatı oluşturuyordu. Kendi gölgesinin içindeyken şimdi geçmeye çalışırsa gündüz olduğu için hemen fark edilirdi. Bu nedenle her ne kadar zaman kaybetmek istemese de geceyi beklemeliydi. Bunun için olduğu yerden daha fazla yaklaşmadan şehre sırtını döndü ve ormanlara doğru ilerlemeye başladı.
Masamune ormanlara gelene kadar güneş tepedeki yerinden yavaşça ayrılmaya başlamıştı. Birkaç saat içinde tamamen batmış olacaktı. O zaman rahatça şehre girebilirdi. O zamana kadar zamanını boşa harcamış olmamak için şehre girdikten sonra yapacaklarını planlamaya başladı.
İlk olarak yorgun olacaktı. Bir han bulmak hem dinlenmek, hem dünya hakkındaki şeyleri öğrenmek, hem de bazı dedikodulara kulak misafiri olmak için ideal bir fikirdi.
Ardından ise şehirdeki savaş akademisine girmeyi düşünüyordu. Sonuç olarak orada hızlı bit şekilde yükselebilir ve kralın dikkatini çekebilirdi. Böylelikle Kahin'e bir adım daha yaklaşmış olurdu. Tek sorun akademi için sınava girdiğinde gücünün kristaller kullanılarak ölçülecek olmasıydı. Bu durumda yine kendini belli etmiş olacaktı.
Peki akademiye sınavsız girmenin bir yolu yok muydu? Şehirde nam salmak akademinin onu istemesini sağlayabilirdi. Ama gücünü gizleyerek ne kadar nam salınabilirdi ki?
Ya da şehrin lordunun veya bu şehir başkentse kral burada olacağından kralın emriyle akademiye girebilirdi. Bunun için ise şehre büyük bir yardımı dokunmalıydı ki yöneticinin dikkatini çeksin. Bu yardım ne olabilirdi?
Masamune kısa bir süre düşündükten sonra aklına gelen fikirle gülümsedi. Lanetliler... Bu şehir Lanetli Dağ'a en yakın olan şehirlerden biriydi. Lanetliler birden dağdan çıkmayı denerse ve bir kısmı kaçmayı başarıp şehre saldırırsa onları durdurmak gerekirdi. O duvar muhafızı ne demişti.
"Gezginlerin Kudret Alemi'ni geçmelerine izin verilmiyor. Şehre de Kudret Alemi'ndeki lanetliler saldırırsa benim onları öldürebilmem tuhaf karşılanmaz. Gücümü Kudret Alemi'nde gösterdiğim sürece bir gezgin olduğumu söyleyebilirim. Tabii en azından yakın çevredeki şehirleri öğrenmem gerekecek. Ardından ise yönetici gösterdiğim cesaret karşısında bana bir ödül vermek veya en azından takdir etmek zorunda kalacak. Ödül olarak akademiye girmek istediğimi söyleyip biraz konuşmayla sınava girmeden akademideki yerimi alırım."
Masamune'nin planı uygulanmaya hazır sayılırdı. Sadece gece olmalı ve şehre girip bilgi kısmını halletmeliydi. Ertesi gün şehirde lanetliler tarafından bir katliam yapılacaktı. Binlerce insanın ölümü onun için bedel bile sayılmıyordu.
Hava kararmaya başladığı zaman Masamune oturduğu yerden kalktı ve şehrin olduğu yöne doğru ilerlemeye başladı. Geldiği yolu bitirip tekrar şehrin duvarlarını gördüğü zaman kısaca bir göz attı.
Okçuların sayısı arttırılmıştı. Sırtlarındaki sadaklar haricinde yanlarında bulunan sepetler de ağzına kadar ok doluydu. Gece olunca güvenliğe ayrıca önem veriyor olmalılardı. Ama her şekilde oradan geçmesi gerekecekti.
Dövüş stilinin yeteneklerinden birini kullanabilmek için odaklanan Masamune, yavaşça yerin içine, kendi gölgesine girmeye başladı. O, ay ışığı nedeniyle oluşan gölgesinin içine girdikçe gölgesi bir daire şeklini almıştı. Sonunda tamamen gölgesine girdiği zaman yerde olan tek şey daire şeklinde bir karaltıydı.
Masamune kendi gölgesine girdiği zaman sanki yerde sürünüyormuş gibi hissediyordu. En ufak çimenleri bile kendinden uzun gördüğü için böyle hissetmesi normaldi. İlerlemeye başladığı zaman ise olabildiğince bulutların ay ışığını örttüğü yerlerden gitmeye özen gösterdi.
Geçen her saniye şehrin kapılarına biraz daha yaklaştı. Sonunda kapılarla arasında gölge olmayan hiçbir yer kalmadığı zaman surların üzerindeki bir adam dikkatini çekti. Bu adam hızlı bir şekilde sura ellerini dayayarak şüpheli gözlerle etrafı izlemeye başladı. O bir büyücüydü ve gizlenmeye çalışan birini hissetmişti.
Gözleri dikkatli bir şekilde etrafta gezerken en ufak enerji kırıntısını hissettiği yerlere bakarak birini aradı. Ama gözleri ona hiç kimseyi göstermedi. Masamune ona takılmayıp ilerlemeye devam ettiğinde ise aniden adam oraya doğru baktı ve bir el işareti ile okçulara haber verdi. Saniyeler içinde yakınlardaki bütün okçular yaylarını germiş bir şekilde duvarın dışındaki her noktaya nişan almış gibi bekliyordu.
Masamune bunu fark edince durmuştu. Hareket ettiği zaman aurasını gizlemek işe yaramıyor gibiydi. Her an her saniye dışarıdaki tehlikeleri hissetmeye odaklanmış olan nöbetçi büyücülerden birisi de onu fark etmiş ve harekete geçmişti.
Biraz daha durduktan sonra büyücü arkasını döndü. Anlaşılan yanlış bir hisse kapıldığını sanmıştı. Ama Masamune tam birazcık daha ilerlediği sırada büyücü tekrar duvara dayanıp onun olduğu yeri işaret etti ve ''Orada!'' diye bağırdı. Bunun üzerine onlarca ok birden onun üstüne doğru uçmaya başladı.
Üzerine gelen okları gördükten sonra bir anlık korkuya kapılan Masamune hareketi kestiği sırada bütün oklar toprağa saplandı. Tabii ki o gölgesinin içindeydi ve herhangi bir büyü enerjisi taşımayan bu saldırılar ona zarar vermeyecekti. Bütün oklar toprağa saplandıktan sonra büyücü bir süre daha orayı izledi. Ardından ise tekrar beklediği yere geri dönerek etrafa odaklanmaya devam etti.
Masamune gölgesinin içinden başını çıkardı ve surların üzerine baktı. ''Lanet herif, dikkatin dağınıkken ne kadar odaklanabilirsin?'' dedikten sonra tekrar gölgesine girmeden önce elini uzaklara doğru uzattı ve bir saniye sonra oluşturduğu yoğunlaştırılmış enerji topunu fırlattı. Enerji topu büyük bir hızla ilerledi ve toprağa çarptığı yerde küçük çaplı bir patlama oluşturarak hem bütün okçuların hem de büyücünün dikkatini çekti.
Enerji topunun nereden geldiğini gören birkaç okçu surun diplerine doğru baksa da gölgesinde saklanan Masamune'yi fark edemediler. Büyücü ise işini bırakmış ve ellerindeki alev toplarıyla birlikte, patlamanın olduğu yere bakmaya başlamıştı. Bu fırsatı kullanan Masamune de hızla ilerledi ve kapıların altından geçerek şehre girdikten sonra duvarlardan hızla uzaklaştı.
Aradan geçen bir sürenin ardından ara sokaklardan birinde gölgesinden çıkan Masamune bu işin aslında göründüğü kadar basit olmadığını keşfetti. Gölgeye girerek fiziksel bedenini gizleyebilse de hareket halindeyken enerjisini gizlemeyi başaramıyordu. Bu durumda surlardaki o büyücü gibi büyücüler onu fark edebilirdi.
''Şimdilik bir han bulma vakti.'' diye düşündükten sonra sokaktan çıkarak bir han aramaya başladı. Hanlar genellikle surlara yakın olurdu çünkü şehre gelen yolcular kendilerine hemen bir yer bulmak isteyecekleri için ne kadar yakında olurlarsa o kadar kazanç sağlıyorlardı. Bu nedenle Masamune de geldiği yöne doğru ilerlerken tabelalara baktı.
Sokaklarda hiç kimsenin olmaması onu şüphelendirmişti. Koca bir şehrin sokaklarında bir insan bile yok muydu? Derken duyduğu ayak sesleriyle birlikte başını sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Henüz görünürde bir şey olmasa da Masamune, zırhlı bir askerin yürüyüşünün sesini tanıdı ve hemen bir kenara geçerek tekrar gölgesine girdi.
Bir şehirde gece kimsenin olmamasının fazla nedeni olamazdı. Ayrıca en muhtemel neden gece dışarıda olmanın yasak oluşuydu.
Kısa bir sürenin ardından ellerinde meşaleler ve bellerindeki kılıçlarıyla birlikte ilerleyen iki nöbetçi, Masamune'nin bulunduğu noktaya geldi. ''Dostum o kadın mükemmel.'' diyene karşılık olarak diğeri gülmüştü. Kendisiyle gurur duyuyormuş gibi bir edayla ''Sana söylemiştim.'' karşılığını verdikten sonra yollarına devam ettiler. Onların uzaklaşmasının ardından Masamune tekrar gölgesinden çıkarak yüzündeki tiksinmiş ifadeyle birlikte yürümeye devam etti. O nöbetçiler birbirlerine genelev kadınlarını anlatıyorlardı.
Birkaç sokak ötede bir han bulan Masamune tam girecekken üzeirndeki kanlı giysileri hatırladı. Girer girmez dikkat çekmek istemiyordu. Bu nedenle girmeden önce bir köşeye geçerek üzerindekileri değiştirdi ve hana sonra girdi.
Daha hana girmeden önce içeriden gelen kahkaha sesleri duyulabiliyordu. Anlaşılan han oldukça kalabalıktı ve dikkat çekmeden birkaç şey öğrenebilirdi.
Hana ilk adımını atmasıyla birlikte insanların onu takmaması bir oldu. Kimse kimin girdiğine bakmamıştı bile. İçkilerini yudumlamaya, yemeklerini yemeye ve sohbetlerine devam ediyorlardı. Bu durum Masamune'nin hoşuna gitmişti.
Handa çalışan küçük çocuklar isteyenlerin siparişlerini götürüyor ve hemen bir diğerine koşuşturuyorlardı. Hancı hiç durmadan önündeki tezgahın başında duran insanlara içki dolduruyor ve onlarla sohbet ediyordu. Kendine boş bir yer arayan Masamune, hancının tezgahında boş bir yer buldu ve oraya oturdu.
Oturmasıyla birlikte hancı onun yanına geldi ve büyük bir bardak bira doldurarak onun önüne koydu. Masamune yorgunluktan dolayı susamıştı ve elini hemen bardağa götürdü. Tam içecekken ise burnuna gelen kokuyla birlikte bardağı geri koydu.
''Efendi beğenmedi mi? İsterseniz başka bir şey vereyim?''
Hancı, Masamune'nin içmediğini görünce sormuştu. Masamune ise ''Sadece biraz su.'' diyerek karşılık verdi. Bunun üzerine hancı ona büyük bir bardak su getirdi. Bir yandan da çocuklara verilen siparişleri hazırlamaya çalışıyordu. Tezgahın arkasındaki bir kapıdan başını uzatan genç kız ''Yemekler hazır baba. Fruy'a almasını söyleyebilirsin.'' dedi. Hancı başıyla onayladıktan sonra içeriye doğru ''Fruy! Ablanın yanına git!'' diye seslendi. Küçük çocuklardan biri hemen tezgahı geçerek kapıdan içeriye girdi ve elinde içi yemek dolu büyük bir tepsiyle birlikte çıktı.
Handa her şey normal devam ederken Masamune, sorularına başlamak istiyordu. Bu han tamamen dolu gibiydi ama yine de herkesin burada kalacağına inanmayan Masamune, hancıya yaklaştı ve ''Demek bu yüzden dışarıda kimse yok. Hepsi senin hanında.'' diyerek söze başladı.