Bölüm 6: Lanetli Kral'ın Emirleri

1502 Words
''Demek bu yüzden dışarıda kimse yok. Hepsi senin hanında.'' Masamune'nin cümlesi hancının gülümsemesine sebep oldu. İçki doldurmaya devam ederken bir yandan da Masamune'ye ''Av yaklaşırken hanım daima dolup taşar.'' diye cevap verdi. ''Av mı? Ne avı?'' diye soran Masamune meraklı gözlerle hancıya baktı. Yoksa bir etkinlik zamanında mı gelmişti? ''Uzaklardan mı geliyorsun?'' diyen hancı soruya soruyla karşılık verdi. ''Eee... Evet evet, ben şeyden geliyorum. G-Güneyden...'' diyen Masamune çuvallamamak için zorluyordu. ''Güneyden, yani Gattha'dan mı?'' ''Evet, bir gezginim. Lanetli Dağ'da biraz vakit geçirdim. Ama oldukça zordu. Benim gücümdeki birisi için orası çok zorlu.'' diye devam ettikten sonra Masamune, gücünü gizledi. Şu anda onun gücü 180. Seviye olarak hissedilecekti. Gücünü doğrudan zirvede göstermemek ona biraz zaman kazandırmak için en ideal yoldu. ''Kudret Alemi'ndeki birisi için zordur.'' Hancı içkileri doldururken konuşmasını sürdürdü. Sonra da ''O yaratıkların İrade Alemi'ndeki bir grup öğrenciyi parçaladığını duymuştum. Canlı çıktığın için Nepthis'e şükretmelisin.'' diye devam etti. Hancı konuşmasını sürdürürken Masamune edindiği ilk bilgileri toparladı. Güneydeki şehir Gattha ve yakınlarda olacak olan av. ''Peki bu av tam olarak nasıl bir av?'' ''Bitki avı. Lanetli Dağ'ın kapıları ziyaretçilere açılacak ve kara enerjiyle değişime uğramış bitkiler istenecek. O bitkiler dağın dış kesimlerinde yetişmiyor. İç kesimlerdeki lanetliler ise sana az önce anlattığım olayı gerçekleştirebiliyorlar.'' Hancı, Masamune'nin yanından ayrılarak küçük çocuklara şarap dolu testileri verdi ve müşterilere doğru koşmaya başladıklarında tekrar onun yanına geldi. ''Yani anlayacağın dostum, dağdan uzak dursan iyi edersin. Her sene bu avda kaç kişi ölüyor biliyor musun? Binlerce insan! Simyager loncaları o bitkilere çok değer veriyor ve o kadar altın ödüyor ki insanlar düşünmeden hayatlarını çok basit bir şeymiş gibi riske atıyorlar!'' ''Haklısın, bu durum akıllıca değil. Ama sana bir şey soracağım.'' ''Sor tabii.'' ''Gattha'da iken edindiğim haritayı ormanlardan geçerken bir kurda kaptırdım. Lanet hayvan üzerime atıldığı zaman doğrudan haritayı parçaladı. Dolayısıyla etraftaki şehirleri bilmiyorum. Bu gezgine birkaç bilgi verebilir misin?'' ''Demek bilgi almak istiyorsun? Sana bilgiden daha iyisini vermeme ne dersin?'' ''Ne gibi?'' ''Sana yeni bir harita verebilirim. Hem de sadece 30 altın karşılığında. Ne dersin?'' İşin yine çıkar meselesine dönüştüğünü gören Masamune hiç uzatmadan yüzükten 30 yeni altın çıkararak hancının tezgahına koydu. ''Haritayı görelim.'' dediği zaman hancı kendi yüzüğünden rulo hale getirilmiş bir kağıt çıkararak Masamune'ye uzattı. O da kağıdı açtıktan sonra gördüğü haritayı inceledi. Bir süre bakınca haritanın doğru olduğunu düşünmeye başladı. En azından az önceki konuşmada geçen Gattha ve Lanetli Dağ'ın yerleri doğru gibi görünüyordu. Şu anda içinde bulundukları şehrin adı Minrug Şehri'ydi. Güneyde tıpkı hancının söylediği gibi Gattha Şehri yer alıyordu. Batıda Lanetli Dağ, kuzeyde Noktis Şehri ve doğuda büyük Fur Gölü'nün ötesinde Targhan Şehri vardı. Yakın çevredeki şehirler hakkında bilgi sahibi olan Masamune, biraz da işleyiş hakkında bilgi edinmek istedi. Bunun üzerine hancıya ''Bu şehrin lordu kim?'' diye bir soru daha yöneltti. Hancı ona iyice baktıktan sonra ''Lord Alshien şehrin yöneticisidir.'' dedi. Masamune güç seviyeleri hakkında da soru sormak istiyordu ama asırlardır mühürlü kaldığını belli etmeye gerek yoktu. Bir başka belayla uğraşmak istemiyordu. ''Anladım.'' diye cevap verdikten sonra önündeki suyu içti ve ''Geceyi burada geçirmek istiyorum. Hiç boş yerin var mı?'' sorusunu yöneltti. Hancının yüzü üzgün bir ifade alırken ''Maalesef. Burada gördüğün herkes geceyi burada geçirmek istiyor ama yerler dolu.'' diye cevap verdi. ''Odaların geceliği kaç altın?'' ''Av zamanı yaklaştığı için herkes konaklayacak bir yer arayışında. Bu sebeple sizin de tahmin edeceğiniz gibi fiyat pek düşük değil.'' ''Bana miktarı söyle.'' ''Üç yüz altın.'' Masamune yüzüğünü kontrol ettikten sonra yanında iki bin civarı altını olduğunu gördü. Bunun üzerine hancıya bakarak ''Odalardan birini bana verirsen bin beş yüz altın öderim.'' dedi. Altını duyan hancının gözleri parlarken bir ikileme düştü. Altını istiyordu ama odayı kiralamıştı ve kiraladığı kişi bundan hoşlanmazdı. Ne yapacağını bilemiyordu. Açgözlülüğü başına bela mı açacaktı yoksa iyi bir fırsatı mı kaçıracaktı? Hancının tedirginliğini gören Masamune ''Sorun çıkarmak isteyen olursa benim yanıma gönderebilirsin. Sorumluluğu üstlenirim. Ayrıca fikrimi değiştirdim. Sana yanımdaki tüm altını vereceğim. İki bin civarı altınım var.'' diyerek onu rahatlatmaya çalıştı. Teklifin artması hancıyı biraz daha heyecanlandırırken ''Siz bir gezginsiniz, yolculuğunuzda altına ihtiyacınız olmayacak mı?'' diye sordu. ''Merak etme bir süre burada kalmayı planlıyorum.'' cevabını aldıktan sonra ise aç gözlülükle ''Anlaştık.'' dedi. ''Öyleyse bana odamı göster.'' ''Fruy! Buraya gel!'' Hancı, oğluna seslendiği zaman küçük çocuk koşarak babasının yanına geldi. ''Onu sekizinci odaya götür.'' diyerek Masamune'yi gösteren hancı, hemen ardından Masamune'ye gülümseyerek ''Oğlum sizi odanıza götürecek.'' dedi. Masamune suyunu bitirmişti ve ayağa kalkarak çocuğun peşinden merdivenleri çıktı. İkinci kata geldiklerinde ise sola döndüler ve çocuk koridorun ortasında kalan bir odanın önünde durarak ''Burası efendim.'' dedi. Masamune çocuğa cevap vermeden odasına girip içeriyi incelemeye başladı. Oda fazla büyük değildi. İçinde yatak, dolap, masa ve sandalyelerden başka pek bir şey yoktu. Masanın üzerindeki örtü sürekli değiştiriliyormuş gibi tertemizdi. Yatak da farklı değildi. Odada göze takılan tek şey kapının kenarındaki mızraktı. Bu mızrağın odanın bir parçası olması mümkün değildi. Bu durumda odayı kiralayan kişi buraya eşyalarını koyarak kendisinin olduğunu belli etmek istemişti. Yüksek ihtimalle de şu anda buraya geliyor olmalıydı. Bu nedenle Masamune yatağa uzanıp ellerini başının altına koyup ayak ayak üstüne attıktan sonra adamı beklemeye başladı. Düşüncesinde yanılmamıştı. Kısa bir süre sonra odanın kapısı çok hızlı bir şekilde açıldı ve iri yarı ve gür sakallı bir adam odaya dalarak ''Sen ne yaptığını sanıyorsun? Benim odama çökemezsin.'' diye bağırdı. Aşağıda çok gürültü olmasaydı adamın sesini duyabilirlerdi. Masamune, öfkeli adama bakarak yavaşça ayağa kalktı ve ''Burası eskiden senin odandı. Ama eskidendi artık değil.'' diye yanıt verdi. ''Sıçtığımın gezgini! Ben buraya av için Noktis'teki Gök Ejderi Loncası'ndan geldim. Zavallı gücünle bana meydan okumayı düşünme bile. Aşağılanarak atılmak istemiyorsan defolup git.'' ''Bana zaman kaybettirme. Yarın için dinlenmeliyim.'' Öfkeli adam, Masamune'nin kendi isteğiyle çıkıp gitmeyeceğini anladığı zaman onu yakalamak için elini uzattı. Masamune adamdan yayılan İrade Alemi aurasını hissedebiliyordu. Gezginler Kudret Alemi'nde olduğu için bu adam, karşısındaki kişinin şansı olmadığını düşünüyordu. Onu tutup handan dışarı atacak ve odasını geri alarak av zamanına kadar enerji toplayacaktı. Ama işler düşündüğü gibi gitmedi. Masamune adamın elini bileğinden yakaladı ve onu kendine doğru çektikten sonra kapıyı kapattı. Adam, bileğinde bir ağrı hissediyor ve elini kurtaramıyordu. Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu ama yine de saldırdı ve Masamune'nin karnına bir yumruk attı. İrade Alemi'ndeki birinin yumruğu Yükseliş Alemi'nin zirvesindeki Masamune'ye fazla bir şey hissettirmemişti. Adamın bileğini bırakıp onun yerine boğazından yakaladı ve havaya kaldırdı. Adam iki eliyle de Masamune'nin elini çekmeye çalışıyor ama hiçbir etkiye sebep olamıyordu. Masamune kenardaki mızrağı eline alarak sapını kırdı ve bir kılıç uzunluğunda kalmasını sağladı. O sırada adam ne kadar yanlış bir işe kalkıştığını anlamıştı. Masamune onu duvara dayadıktan sonra mızrağı göğsüne, oradan da duvarın içine sapladı. Adam ağzına gelen kanı kustu ve gözlerini Masamune'den ayıramadan önce can verdi. Masamune'nin gerçek gücünü bilse oda konusunu açmazdı bile. Masamune kapının sağında kalan duvara çivilediği adama baktı. Ayakları yerden bir karış havadaydı ve kanı yerde ince bir nehir gibi akıyordu. Her yere yayılmaması için yatağın üzerindeki örtüyü aldı ve adamın altına koydu. Böylelikle kan, örtü tarafından emiliyordu. Masamune tekrar yatağa doğru yürürken ellerini temizledi. Aklında sadece kendini yavaşlatacak şeylere izin vermeyeceği vardı. Kimsenin planlarında bir uzamaya neden olmasını istemiyordu. Kahin belki de yarın gelecekti. Bundan emin olamazdı. Bu nedenle de olabildiğince hızlı bir şekilde Kahin'e gidecek şanslılar arasındaki yerini garantilemeliydi. Yatağa uzanmadan önce duvardaki cesede bir kez daha baktı. Sanki bir şeyler eksikti. Tekrar cesedin yanına geldi ve elini çenesine atarak tüm gücüyle çekti ve çenesini kopardı. Şimdi dili aşağı sarkıyordu. ''Son bir şey daha...'' Elini dümdüz bir şekle getirdikten sonra yine tüm gücüyle adamın göğsüne batırdı ve bir kere daha çekti. Elinde adamın sıcak kalbi vardı. Elindeki kalbe bir süre baktıktan sonra ise onu yüzüğüne koydu ve yerine dönmeden önce ''İşte şimdi birini öldürmüş gibi hissediyorum.'' dedi. Masamune yatağında uzanırken aradan bir süre geçti ve kapı çalındı. Masamune kalkıp açtığı zaman ise hancının kızını karşısında gördü. Kız utangaç bir şekilde Masamune'nin yüzüne baktı. Yaşının biraz daha ilerlemesi eskisine oranla daha yakışıklı görünmesine neden olmuştu. Sadece yüzünü ve birkaç güzel cümleyi kullanarak soylu kadınların bile kalbini kazanabilirdi. Kim bilecekti ki Masamune'nin bir kalbi elinde tutmaktan hoşlandığını? ''Babam bir isteğinizin olup olmadığını soruyor...'' ''Ne yazık size verecek altınım kalmadı.'' ''Babamın ikramı...'' ''Demek ikram, ha? Öyleyse yiyecek bir şeyler fena olmazdı. Aylardır bir şey yememiş gibi hissediyorum.'' Kız başıyla onayladıktan sonra hızlıca arkasını dönüp gitti ve Masamune de kapıyı kapatıp yatağa uzandı. Yumuşak yatak ona garip gelmişti. Asırlarca bir heykel olarak beklemek, ardından taş zeminde veya ağaçlarda uyumanın ardından yatak tuhaf hissettiriyordu. O gece Masamune kızın getirdiği yiyecekleri yedi ve duvarında bir ceset asılıyken rahat bir uyku çekti. Ertesi sabah uyandığında ise ilk iş olarak Lanetli Dokunuş ile cesedi yok etti. Nugura ona fazla kara büyü kullanmamasını söylemişti ama hiç kullanmamasını söylememişti. Enerjisini gizlemesi ve en erken uyanan kişi olması nedeniyle kimse kara enerjiyi hissetmemişti. Zaten hissetseler bile kara enerjiyi tanıyamazlardı. Bu insanlar hayatlarında kaç kere kara büyünün yaydığı enerjiyi hissetmişti ki? ''Düzeni öğrenme işi sonraya kaldı. Fazla belli etmeyip bir süre gezgin olarak takılsam iyi olacak. Ama şimdi...'' Masamune odasındayken iki kolunu da yanlara doğru uzattı ve Lanetli Dağ'daki lanetlilere zihniyle emir verdi. Lanetli Kral'ın emri üzerine Yükseliş Alemi'nin ötesindeki lanetliler duvardaki muhafızları öldürmek için harekete geçti. Onlar duvarı tamamen temizlemeyi başardıkları zaman ise binlerce Kudret Alemi'ndeki lanetliden oluşan bir yaratık topluluğu, Minrug Şehri'ne doğru ilerlemeye başladı. ''Oyun başlasın...''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD