Binlerce lanetli Minrug'a doğru yola çıkmıştı. Lanetli Dağ'dan ayrılmaları fazla sürmemişti. Yükseliş Alemi'nin üzerinde bir güce sahip birkaç lanetli, Lanetli Kral'ın onlarla bağ kurmasıyla birlikte daha da vahşileşmiş ve dakikalar içinde duvarların üzeri temizlenmişti. En azından onlara engel olmaya çalışacak kişilerin olduğu kısmı. Hemen ardından ise demir parmaklıklar parçalandı ve lanetliler yola çıktı. Onlar şehirler dağ arasındaki ormanlarda, yerin titremesine sebep olarak ilerlerken kaynak canavarları onlardan uzaklara doğru kaçmıştı.
Bu sırada handaki odasında bekleyen lanetlilerin daha hızlı gelmesini istiyordu ama gidebilecekleri kadar hızlı gittiklerinin de farkındaydı. Her ne kadar güçlü olsalar da onların da sınırları vardı. Bu yüzden sanki hiçbir şey olmamış gibi aşağı indi. Lanetlilerin ormanlarda olduklarını hissedebiliyordu.
Aşağı inip boş masalardan birine oturduğunda ise aklına bir soru takıldı. Lanetliler Seth'in kontrolündeyken uçabilen bir türleri de vardı. Ama dağda bulunduğu süre boyunca bu türden tek bir tanesine bile rastlamamıştı. Ayrıca onları hissedemiyordu. Her lanetliyi hissedip özelliklerini bilebilmesine rağmen onlardan hiçbirini hissedememesi tek bir şeyi gösteriyordu. Uçabilen tür tamamen yok edilmiş olmalıydı.
Bu, duvarın inşa edilmesini de açıklıyordu. İnsanlar uçabilenleri yok ettikten sonra yerdekilerin geçemeyeceği bir yapı inşa etmek istemişti. Yerleştirdikleri okçular da dış kesimlerde bulunan lanetlileri öldürebilecek güçteydi. Bu sayede insanlar uzun bir süre boyunca kendilerini korumayı başarmış olmalıydılar.
Masamune'nin aşağıya inmesi hancının uyanmasına neden olmuştu. Kendi odasından çıkan adam hanı tekrar açtı ve Masamune'nin yanına geldi.
''Günaydın efendim. Kahvaltı için bir şeyler hazırlayalım mı?''
''Hiç et var mı?''
''Tabii ki var ama kahvaltı için biraz ağır olmaz mı? Daha hafif bir şeyler istemediğinize emin misiniz?''
''Bana sadece et getir. Pişirip pişirmemen umrumda değil.''
Hancı, Masamune'nin bugünkü tavrı karşısında şaşırdı. Dünkü sohbet etmeyi seven adam gitmiş ve yerine ciddi bir savaşçı gelmiş gibiydi. Ayrıca sabırsız görünüyordu. Bu nedenle hancı üstelemedi ve yemeği hazırlamak için gitti.
''Acaba bu hancıyla konuştuklarım başıma dert açar mı?'' diye düşünen Masamune, gözlerini hancının gittiği tarafa doğru çevirdi.
''O gürültüde konuştuklarımızı başkasının duyması mümkün değil ama bu adam Lanetli Dağ'dan dün geldiğimi biliyor. Duvarda bıraktığım cesetler ortaya çıkmış olmalı. Her şekilde şehir surları ve lanetlilerin saldırısı ile birleştirildiği zaman beni işaret edecektir. Sadece bu adamı sorgulamaları yeterli.''
Hancının sorgulanması Masamune'yi ele verebilirdi. Hele ki şehir lordundan bir ödül alması gerektiği için halka açık bir alanda kendini gösterecekti. Hancı söylenen gezginin o olduğu bilgisini askerlere verdiği zaman ise planlarında doğrudan bir aksama meydana gelecekti. Bu düşünceyle yerinden kalktı ve hancının girdiği kapıdan girerek mutfağa geldi.
Hancı, karısını uyandırmıştı ve kadın eti kızartmak için bir tava çıkarıyordu. Hancı, Masamune'nin geldiğini gördüğünde ise ona doğru dönerek ''Bir isteğiniz mi vardı?'' diye sordu. Masamune de ona iyice yaklaştıktan sonra fazla yüksek olmayan bir sesle ''Evet, planlarımın aksamaması...'' dedi.
Mutfak tezgahında gördüğü ekmek bıçağını eline alarak o daha ne olduğunu anlayamadan hancının boğazına bir kesik attı. Hancı yere yıkılırken karısının gözleri korkuyla açılıyordu. Bağırmak için ağzını açtığında ise Masamune eliyle ağzını kapatarak onu duvara yapıştırdı. Çaresizce çırpınan kadın hiçbir şey yapamadan kalbi yerinden sökülüp bir kenara atıldı. Hayatı son bulan kadının cesedi Masamune bırakınca yere düşmüştü.
Mutfak zemini kanla kaplanırken bulduğu bez parçalarına ellerini silen Masamune, hızlıca mutfağı terk etti. Geriye sadece çocukları kalmıştı. Gördüğü kadarıyla hancının bir kızı ve iki oğlu vardı. Onlar da onu görmüşlerdi ve yaşamalarına izin verilemezdi.
Hancının ilk başta çıktığı odaya giren Masamune odada üç yatak gördü. Bu üç yatak tam da tahmin ettiği gibi hancının çocuklarına aitti. Odada başka bir odaya açılan bir kapı daha vardı. Anlaşılan orası da hancının eşiyle birlikte kaldığı odaydı.
Yataklardaki uyuyan çocuklara bakan Masamune, Gölgelerin Efendisi stili sayesinde bir gölge gibi sessizce çocukların yanına sokuldu. Hemen ardından ise elini Dahaka'yı çıkarmak için yavaşça göğsüne attı. Teni, bıçağın sert kabzasıyla buluştuğu zaman içini bir ürperti sarmıştı. Bu hissin tam olarak ne olduğunu anlayamıyordu. Sadece garip hissettiriyordu.
Dahaka'yı göğsünden çıkarınca siyah demirli olan bıçağa gözü takıldı. İşte o anda hissettiği şeyi daha iyi anladı. Eskisinden çok daha güçlü bir silahı elinde tutuyormuş gibi hissediyordu. Öyleydi ki ona ilk dokunduğu zaman tarif edilemez bir his yaşamıştı. Dahaka'nın da mı gücü artıyordu?
Kafasındaki soruları sonraya bırakan Masamune, onu yavaşça küçük oğlanlardan birinin boğazına dayayıp hızlıca çocuğu öldürdü. Ardından diğer küçük kardeşe de aynını yaptıktan sonra duyduğu çığlıkla neye uğradığını şaşırdı. Ablaları uyanmış ve kardeşlerine olanları gördüğü zaman korkuyla çığlık atmıştı.
Masamune çığlığı duyduğu anda refleks olarak sırtından çıkan bir uzantı kızın kafasını delerek duvarda da bir delik açarak mutfağa kadar gitmişti. Başını çevirip kızı ve kafasını delip geçen uzantıyı gördüğü zaman hızlıca onu geri çekti. Ardından handakilerin uyanmış olduğunu düşünerek gölgesinin içine girdikten sonra handan çıktı.
Sabahın ilk vakitleri olduğu için birkaç tüccar ve nöbetçiler dışında sokaklarda kimse yoktu. Masamune bir köşede gölgesinden çıktı ve muhafızlara görünmemek için bir evin çatısına tırmandı. Bacaya yaslanarak ayaklarını uzattıktan sonra aşırı heyecanlanmış olduğunu fark etti. Kalbi deli gibi atıyordu. Planının başarısız olmasından ve Lilith'i kurtaramamaktan o kadar korkmuştu ki buna neden olabilecek bir olay olması onu heyecanlandırmıştı. Handaki herkesi öldürmek sorun olmazdı ama lanetlilerin saldırısından hemen önce bir han dolusu kişinin katledilmesi ve bir gezginin günü kurtaracak kadar yetenekli olması durumu kötüleştirebilirdi.
Derin nefesler alarak sakinleştikten sonra başını biraz eğdi ve beklemeye başladı. Lanetliler çok yaklaşmıştı, her an şehri koruyan muhafızlar alarm verebilirdi. Sadece biraz daha beklemek gerekiyordu.
Derken duyulan boru sesi şehrin batı tarafındaki bütün insanları uyandırmak istercesine defalarca çaldı. Boru sesini duyan diğer askerler de borularına üfleyerek kısa süre içinde bütün şehrin alarma geçmesini sağladı. Şehir sakinleri neler olduğunu anlamak için evlerinden dışarı çıkıyor, etraflarına bakınıyor ve birbirlerine sorular soruyorlardı. Ama kimsenin neler olup bittiğinden haberi yoktu.
Masamune oturduğu yerden kalkarak evin çatısından şehir surlarına doğru baktı. ''Oyun başlıyor.'' dedi ve aşağı atladı. Boru sesi hiç durmuyor ve sokaklardaki insanlar bir anda kaleden, loncalardan ve şehrin çeşitli yerlerindeki kışlalardan çıkan askerler tarafından evlerine sokuluyordu. Silahlı insanlar hızla batı duvarına doğru ilerliyor ve olabildiğince çabuk bir şekilde neler olup bittiğini, şehre kimlerin saldırdığını anlamak istiyorlardı. Aslında hemen hemen hepsinin aklında aynı düşünce vardı. Kimlerin saldırdığını tahmin edebiliyorlardı ama tahminleri yanlıştı.
Batı duvarına yakın kışlalardan çıkan askerler silahlarını çekerek şehir kapılarına doğru koşarken okçular çoktan şehre doğru gelen lanetlilerin üzerine ok yağdırmaya başlamıştı. Okları vurdukları lanetlileri öldürmeseler de yaralıyor ve kimisinin sendeleyip düşmesine, kimisininse bir anlık duraklamasına neden oluyordu. Tabii ki hayati bölgelerden ok yiyip ölenler de vardı.
Masamune sanki neler olup bittiğinden haberi yokmuş gibi duvara doğru koşmaya başladı. Neyse ki o, duvara çok uzak değildi. Öte yandan şehrin farklı bölgelerinden gelecek olan askerler zamanında yetişemeyecekti. Bu bölgedeki savunma gücü ise yetersiz kalacaktı.
Masamune bu düşünceler içinde duvarın yüz metre civarı yakınına geldiği zaman askerler tarafından bir eve doğru ittirildi.
''Durun! Ben de yardım edebilirim!''
Onlarla gitmek için onları ikna etmeye çalıştığında ise bir askerin ''Kudret Alemi'nde birisin! Yaşamak istiyorsan bir yere saklan!'' diye bağırdığını duydu. Gözlerini kapatıp dişlerini biraz sıktıktan sonra biraz daha sakinleşti ve onlardan gizli bir şekilde ilerleyip birden ortaya çıkmayı düşündü. Gölgeden çıkmak pek iyi bir fikir olmazdı çünkü gölge sanatlarının nasıl karşılandığından emin değildi. Bu nedenle askerin onu ittirdiği evin çatısına çıktı ve bir çatıdan diğerine atlayarak ilerlemeye başladı.
Duvarın dibine gelene kadar hiç durmadan ilerledi. Bir yandan da askerlere baktı. Bu kışlalarda hiç değilse iki bin civarı asker olmalıydı. Sayı avantajı lanetlilerdeydi. Çünkü Masamune sekiz bin lanetli çağırmıştı. Şehri yok etmek istemiyordu. Sadece bir saldırı başlatıp birkaç bin insanı öldürmeliydi.
''Lanet olsun, yarısı İrade Alemi'nde!''
Muhafızları inceledikten sonra birliğin yarısının İrade Alemi'ne geçmiş kişilerden, diğer yarısının ise Kudret Alemi'nde ilerlemiş olan kişilerden oluştuğunu gören Masamune lanet etti. Şehri küçük gördüğünü fark etmişti. Bu adamlar neredeyse şehre zarar gelmeden lanetlileri halledebilirdi. Yakınlardaki bölgelerden de yardım geldiği zaman belki de şehirden bir kişi bile ölmeyecekti.
Dişlerini iyice sıkan Masamune hızını arttırdı ve surların yanına geldi. Kimseye görünmeden dışarı çıkacak bir yol arıyordu. Ama dışarı çıkmak ona ne kazandıracaktı ki? Askerler bu lanetlileri şehre sokmayacaktı. Bu durumda onun yapacakları gereksiz bir kahramanlık girişimi olarak görülecek ve belki de askerlerin yoluna çıktığı için cezalandırılması istenecekti. Şehri koruyan kişileri küçümsediği için hiçbir şey yapamayan Masamune, mecburen durdu ve askerlerin duvardan çıkıp lanetli ordusuyla çarpışmalarını izledi.
Tekniklerin kullanılmaya başlanması ile birlikte İrade Alemi'ndeki savaşçılar çok daha tehlikeli bir hale geldi ve lanetli ordusu kısa süre içinde insanlardan çok daha fazla kayıp vermeye başladı. Neredeyse bin lanetli ölmüşken sadece üç yüz insanı öldürmeyi başarabilmişlerdi.
''Ne yapmalıyım? Bir daha böyle bir şeye kalkışmam tanrıların dikkatini çekebilir.''
Masamune bir çözüm yolu düşünüyordu. O anda aniden aklına Lanetli Dağ'dayken onun yaklaşmasıyla birlikte mor bir aura yayıp daha da vahşileşen lanetliler geldi. O zaman güçlerinde net bir artış olmuştu. Şimdi neden olmayacaktı?
Bu düşünceyle aniden üzerinde durduğu çatıdan yere atladı ve gölgesinin içine girerek askerlerin ayaklarının altından ilerlemeye başladı. Çok hızlıydı, lanetli ordusunun ortasına ulaşması bir dakikadan az sürmüştü. Oraya ulaştığı zaman ise yavaşça başını gölgesinden çıkardı ve ''Daha güçlü saldırın.'' dedi.
Lanetli Kral'ın varlığı ve emirleri lanetlilerin tekrar mor bir aurayla parlamasına yol açmıştı. Güçleri bir anda artan lanetlilerin kayıpları ciddi oranda düştü. Onların yerine insanlar çok daha hızlı bir şekilde katledilmeye başladılar. Lanetlilere gelen kılıçlar derin yaralara yol açsa da onlarda en ufak bir duraksama görülmüyordu. Sanki yaraları yokmuş gibi hareket etmeye devam edip insanlara saldırıyorlardı. Kısa süre içerisinde ne teknikler ne oklar ne de büyüler bir etki gösterir oldu. Dakikalar içinde insanların savunma birliği yerle bir edilmiş, cesetler ve parçaları etrafa saçılmıştı. Lanetliler şehre doğru ilerlemeye başladıklarında ise Masamune onlardan hızlı bir şekilde, bir gölge olarak şehre girip yerini aldı.
''Gördüğünüz insanları parçalayın. Kudret Alemi'nde bir güç seviyesiyle saldırın.''
Masamune'nin yeni emirleri ile lanetlilerin etrafını saran mor aura yok oldu. Lanetli Kral kendisinin varlığıyla kazandıkları gücü kullanmamalarını emretmişti. Böylelikle lanetliler şehre girdiler, surlara tırmanarak okçuları öldürdüler ve sivil halkı katletmeye başladılar. Masamune ise Dahaka'nın çok dikkat çekeceğini düşündüğünden dolayı kopmuş bir elin tuttuğu kılıcı kaldırıp eli bir kenara attıktan sonra onu sıkıca kavradı.
''Kahramanlık zamanı...''