Ortaklık

1593 Words
Her şeyin bir bedeli vardı bu hayatta, tıpkı benim şu an içinde bulunduğum durum gibi. Eğer hayatta kalmak istiyorsam yemek yemeliydim, yemek yemek için paraya ihtiyacım vardı peki para ele öylece konar mıydı? Hayır para kolay elde edilemeyen bir şeydi yani benim için. Para elde etmek için yaptığım bir çok başarısız girişimden sonra bir aydır yapabildiğim tek şey mafya çırağı olmaktı. Belki de hayatımın mesleğiydi bu, sonuçta bir ay dayanmış olmam benim için büyük bir adımdı. Kimse benden fazla bir şey bekleyemezdi. Yaptığım şeyden çabucak sıkılır onu başımdan def etmek için onlarca çaba içerisine girer ardından da başarılı ama bir o kadar kârsız bir şekilde paçayı sıyırırdım. Ahmak, uyuşuk, yirmi bir yaşında bir gencin olmaması gereken bir çökmüşlük hakimdi bedenime. Yirmi bir yaşında olup kendini otuz yaşında zanneden bir grup insandan farksız olduğumu düşünürdüm hep.       Yavaşça yorganı üzerimden çektim. Evet doğru, Özgün Başaran sabahın erken saatinde kalkmasının nedenini hayatta kalmaya bağlıyordu. Bu düşünceyle dün üzerimden hiç çıkarmadığım tişörte ve pantolona bakıp iç geçirdim. Uyumak için rahatsız olarak nitelendirilseler de benim için gecenin vazgeçilmez pijamaları olmuşlardı.      Uyuşuk adımlarımı lavabo olarak adlandırdığım aylardır içine temiz koku girmeyen odaya attım. Oda demek buraya iltifattı. Belki de hepsi sadece benim hatamdı. Ah hadi ama kim bir lağım faresini tuvaletin deliğinde görse bir daha o tuvalete elini dahi sürmezdi, fareden korktuğum için değil tiksindiğim için tuvalete girerken her defasında kararsız kalır ve mesanem bana isyan edene kadar bir süre beklerdim. Şu an yaptığım gibi. Tuvaletin kapısı açılmış bana bakarken delikten gözlerimi ayırdım ve oradan bir fare çıkmayacağına emin olduktan sonra içeri girdim. Yakında yaşadığım hayattan tamamen tiksinecektim.      Lavaboda işimi bitirdikten sonra kendimi mutfağa attım. İçinde yiyecek barınmayan buzdolabının kapağını araladım ve yanan sarı ışığa baktım. Zaten şu an tek bakabildiğim şey bu olmuştu çünkü içinde boş teneke haricinde hiç bir şey yoktu. Midem guruldayıp bana sen ne yaptın diye hesap sorarken dün alışveriş yapmam gerektiğini hatırladım. Ne de aptaldım. Kendimi o gereksiz tüy için bu kadar kaptırmış olmasaydım o rüzgarlı havada karşı mahallenin marketinde alışveriş yapıyor olurdum. Dur bir dakika burada eksik olan bir parça vardı ve ben o parçanın ne olduğunu gayet iyi biliyor ve şimdi neden o markete gitmediğimi daha net hatırlıyordum. Basit, parayı henüz alamamıştım...     Sıkıntıyla kendime musluktan akan bir su hediye ettim. Ne güzel bir tadı vardı insanın karnını doyuran cinsten!      Odama girip gözlüklerimi taktım ve kapüşonu kafama geçirdim. Evden çıkmak için fazladan on dakikam vardı. Cebime eski model telefonu attım ve evin anahtarını elbise yığınının içinden arayıp bulduktan sonra kendimi merdiven boşluğuna bıraktım.     Merdivenleri hızlı adımlarla indim ve Damla'nın katından geçerken olabildiğince hızlı hareket ettim. Tam merdivenin sonunda duyduğum kapı sesi iyi iş çıkardığımı gösteriyordu. Haklı olduğum halde haksızmış gibi bir ton laf işitecektim sabahın köründe.     Kendimi mahalleye attıktan sonra gözlerim pencereden bana bakan bir çift mavi gözü fark etti. Huzursuzca adımlarıma hız kattım ve bir an önce dolmuş durağına vardım. Bir on beş dakika sıkıntıyla dolmuşun gelmesini bekledikten sonra nihayet içine girip kendim için uygun olan köşeye kıvrılmıştım. Bir an önce ulaşmam gereken önemli bir holding vardı. Ah hadi ama ciddi misin Özgün? Sen orda hangi pozisyonda çalışıyorsun ki holdinge geç kaldığında azar işitesin. Basit bir mafya çırağı. Zaten bugün bu iş bitecekti yani ben parayı aldıktan sonra bu silahlı işlerden paçayı sıyırmayı düşünüyordum. Bir sonraki duraktan indikten sonra gözlerimle holdinge baktım. İçine yakışamayacak kadar pis ve paspal bir görüntüye sahiptim. Her neyse mafya dediğin pis olur değil mi? Öyle olmalı peki neden buradaki her insan siyah takım elbiselerini üstlerine çekmiş ve boğazlarını sıkacak kadar gergin kravatlarını takmışlardı.  Hepsi ruh hastasıydı bence. Kim bir mafya olmak isterdi ki?     Asansöre bindim ve ardımdan içeriye giren kadını süzdüm. Benimle aynı asansörde olmak ona işkenceymiş gibi gidebildiği kadar geriye gitti ve benle olası bir göz temasını engelledi. Ben de sana bayılıyordum zaten çakma sarışın. Sinirle ofladım ve ellerimi cebime yerleştirdim. Nihayet kendi katıma geldiğimde sevinecek kişi ben miydim kadın mıydı anlamadım ama ben çıkarken sonunda dediğini duymuştum. İnsanları takmamak bazen zor oluyordu ama zamanla alışıyordunuz. O kadının tavrını unutmak adına hemen sekretere ulaştım. "Turgut Bey içerde mi?" dedim ses tonumu sakin tutmaya çalışarak. Bana bakmadan kafasını salladı ve daha sonra bir dakika işareti yaptı ve odaya gitmemi engelledi. Tam bir dakika! Allah aşkına tam bir dakikadır sekreterin elinde ki turkuaz ojenin kurumasını ve telefonu tutmasını bekledim cidden. Sonunda tırnaklarının kuruduğunu fark etti bu arada bana göz ucuyla bakmayı da ihmal etmedi. Kaşlarımı kaldırmış harekete geçmesini beklerken oldukça huysuz durduğumu biliyordum. "Turgut Bey, Özgün Bey geldiler efendim müsait misiniz?" Bir yandan telefonla konuşuyor bir yandan ise diğer elinin tırnaklarına üflüyordu. Hay Allah'ım    "Peki efendim." dedi ve bana baktı. "Müsait değil." Bu cümleyi duyduğumdan beri öylece ayakta dikili kalmış ve ne yapmam gerektiği kestirmeye çalışmıştım. Oturmalı mıydım? Ama bana bu enerjiyi kesinlikle vermiyordu, peki Turgut Bey müsait olana kadar ayakta bekleyecek miydim? Herhalde o zaman sekreter beni deli falan zannederdi. Derin bir nefes aldım ve dişlerimi sıktım. "On dakika kadar işi varmış." dedi, kız bunu bana mı söylemişti emin bile değildim ama ortalıkta benden başka kimse olmadığına göre bendim bunu duyması gereken şahıs. Dişlerimi gıcırdatarak sandalyeye çökmekte kadar kıldım en sonunda. Kısa bir an gözleri beni buldu ve daha sonra konuşmak üzere dudaklarını açtı. Kim bilir bana ne diyecekti? Büyük bir beklentiyle ona baktım. "Sence ojelerimin rengi elbiseme uyuyor mu? Yani bir erkek olarak nasıl görünüyor?" Ağzım beş karış ona bakakaldığım için bir an kendimden utandım ama hemen sonra kaşlarımı hafif çatarak uzun ve itici tırnaklarına baktım. Yanlış bir şey söylememek adına yanağımın içini dişlediğimi ağzıma kan tadı gelene kadar idrak edememiştim. "Normal." dedim en sonunda. Kız ağzını açmış bir şey daha diyecekken Turgut Bey'in odasından biri fırladı. Hemen ayaklandım ve rahat bir nefes aldım. İnsanlarla iletişime geçmek benim için zor oluyordu neden bilmiyordum ama kendimi kasıyordum. Turgut Bey'in gözleri beni fark ettiğinde kaşlarını çattı. "Gel." demesiyle hemen odasına gittim ardımda bıraktığım kıza aldırmayarak. Sandalyeye geçtim ve ona baktım. "Nasılsın çakma mafya?" dedi aşağılarcasına. Derin bir nefes aldım en azından bana halimi hatırımı sormuştu. İyi yanından bak üstelik mafya olmak kötü bir şey. "İyiyim ama ben şey için yani paramı alıp işten ayrılmak için uğramıştım." deyiverdim bir çırpıda. Masum gülümsememi de ardından ekleyip adamın kahverengi bakışlarına diktim. "Ne?" diye karşılık verdi bana. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve kafamı evet anlamında salladım. "Kimseyi temizlemeden bu işe elveda diyemezsin Özgün..." dedi bana tek kaşı havada bakarken. Dediklerini anlamam üç saniyemi almıştı. Hemen ardından tavrımı belli etmek için kaşlarımı çattım ve ayağa fırladım. "Temizlemek derken öldürmek mi yoksa normal bir banyo gibi mi acaba?" diye saçma sapan bir cümle söylediğimde kahkahası holdingi bile aştı diye düşündüm. Yutkundum ve cevabımı almışçasına gözlerimi pörtlettim. Böyle ciddi bir durumu alay ederek geçiştireceğimi düşünmem bile korkunçtu. "Hayır Turgut Bey ben yapamam." dedim.   Bir insanı öldürmekten bahsediyorduk şurada kim kuşkusuz kabul edebilirdi bu teklifi. Bir an gözümde elimde bir silah küçük bir kız çocuğunu vurduğumu düşündüm ve tüm tüylerim diken diken olmuş bir şekilde soğuk bakışlarımı adama yönelttim. "Ya öldürürsün ya da..." devamını getirmesine pek gerek yoktu sanırım. Ama ben Özgün Başaran bu işin de altından da sıyrılmanın bir yolunu bulurdum elbet. Fakat hayatımla tehdit eden bir adam vardı ben buna sessiz kalamazdım. "Bir aydır yanınızda çalışan birini bir çırpıda öldürmekle mi tehdit ediyorsunuz Turgut Bey?" Tekrar bir kahkaha attı. "Bir yıldır ortağım olan adamı öldürmeni istiyorum senden Özgün Başaran. " Ağzım açık ona bakarken az önceki cümlemin altında ezilmekle meşguldüm biraz. Ne sanmıştım acaba kendimi. "Merak etme Mafya Çırağı tek olmayacaksın. Bir adamın ölümüne neden olacaksın onu sen öldürmeyeceksin. Yani birinin sana ihtiyacı var diyelim kısaca, anlaştık mı? " Birinin bana ihtiyacı mı vardı? Hadi ama bu adam çocuk mu kandırıyordu? Bana kimin ihtiyacı olabilirdi ki? Ne işine yarardım ben buradaki birinin? Yan gözle Turgut Bey'e baktım. Bakışları ciddileşti ardından "Yapacaksın!" diye bağırdı ve titrememe neden oldu. Bu korkuyla ağzımdan bir tamam çıkıverdi. Aptal Özgün bu holdingden öylece çıkıp gidebileceğine inandın mı? Geri zekalı baş belası. "Bekle sana ortağını çağırayım." dedi ve sekretere bağlandı. Bu esnada oturmamı işaret etti. En azından sadece yardımcı olacaktım yani öldürmeyecektim ama yine de ne kadar canice bir şey yapmak için görevlendirilmiştim ben! Ayrıca neden bir yıldır çalıştığı ortağını öldürmek istiyordu. Adamın ne suçu vardı? Bunları didiklemeli miydim? Meraklı bakışlarla Turgut Bey'e baktım. "Her zaman senin gibi insanlardan korkarım çünkü sizin ne yapacağınızı kestirmek çok zor bu yüzden seni görevlendirdim, iş bittikten sonra ayrılırsın." Derin bir nefes aldım adam benden korkuyor muydu? "Neden gülüyorsun?" dediği anda güldüğümü fark etmemiştim. Sadece onun benden korkması fikri hoşuma gitmişti. "Fıkra... Aklıma bir fıkra geldi de." diye geveledim. Umarım benden fıkrayı anlatmamı istemezdi aksi takdirde çok fazla saçmalayan bir Özgün ile karşılaşmak zorunda kalacaktı. "İşte bu yüzden seni istedim. Şuna bak az önce bana çemkirirken şimdi gülüyorsun. Her neyse umarım işe yarar da şu pis adamdan kurtulurum." Suratını iğrenç bir böcek görmüşçesine buruşturdu. Gözlerimi kaçırdım, o esnada kapı tıklatıldı. Turgut Bey'in kalın tok sesi eşliğinde kapı açıldı ve içeri biri girdi. Bu benim ortağım olmalıydı. Son zamanlarda yaptığım gibi ağzımı bir karış açmış bir şekilde içeri giren kıza baktım. Kızın güzelliği ile bu kadar dumura uğramış olmamı uzun süredir böyle bir kız görmediğime yormak istiyordum. "Beni istemişsiniz Turgut Bey?" Dış görünüşü kadar sesi de beni etkilediğinde yutkundum. Beni fark etmemişti bile. Elimi kapüşonuma attım çok şükür kafamda değildi ama saçlarım çok dağınıktı gözlüklerim kirliydi kıyafetlerim pisti. Rezil bir durumum mu vardı? Evet! "Sana bahsettiğim kişi Özgün, Mine. Onunla çalışacaksın yani o senin çırağın." dedi ve beni işaret etti. O ana kadar beni fark etmeyen kızın gözleri bir anda bana kilitlendi. Yutkundum ve kahverengi gözlerine baktım. O gözlerde anlamlandıramadığım bir sürü şey geçti bir kaç saniye içerisinde. Hayal kırıklığı, öfke, şaşkınlık, çaresizlik... Gözleri bile önyargılıydı bana karşı. Gözlerimi ondan kaçırırken ikimizin de işkencesine son vermiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD