Günler günleri kovalıyor resmen. Okul varken zaman geçmek bilmez ama tatildeyken su gibi akıp gidiyor. Adalet mi bu? Ama bu günü özel kılan bir şey var. Yirmi dört temmuz doğum günüm, bugün. Öyle saklayıp da onlar hatırlasın diye bekleyeme ben. Bir ay öncesinden haberdar ederim herkesi ki unutamasınlar. Mesela iki gün önce...
İki gün önce;
Kahvaltı masasındayken abimin önündeki son sucuğu çaldım.
" Senin önünde de var aynısı. Aç." O da benim önümdeki sucuğu çaldı.
" Doğum günüm yaklaşıyor. İstediğimi yapabilirim." Tabağından bir sucuk daha çaldım.
" Yine başladı. Her yıl aynı muhabbet. Anladık doğdun da bu kadar tantana niye? Hediyeni alacağız, doğum gününü kutlayacağız zaten. " her zamanki gibi sinir yaptı.
" Aman iyi be, bir şey demedim." Sofrayı topladıktan sonra annem bankaya gitti. Cadde üstündeki bankaya gittiği için işi uzun sürerdi, bankada işi bittikten sonra da arkadaşının yanına gidecekti. Abimde bir düğün için hazırladığımız çiçekleri götürdü. Karşıya geçti bir de, akşama kadar anca döner o. Dükkanda bana kaldı. Etrafı toplayıp çiçekleri suladım. Çayımı da demledim bir güzel içiyordum ki Cengiz hoca elinde bir paketle karşıma dikildi.
" Hocam, hoş geldiniz. Sizi beklemiyordum." Dedim şaşkınlıkla. Ama hocamı gördüğüme çok sevindim.
" Hazır kimse yanında yokken fırsatı değerlendireyim dedim. Doğum günün şimdiden kutlu olsun." Doğum günümü nerden bildiğimi sorgulamadım. O bir ajan.
" Teşekkür ederim." Deyip boynuna atladım. Boynundan indiğimde bana elindekileri uzattı.
" Bunlarda hediyelerin. Bu Zafer hocadan, bu da benden." İlk uzattığı paketin rengi maviydi ve kırmızı kurdelası vardı. İçini açtığımda kalın ciltli bir defter ve dolma kalem çıktı. İçinde de bir not vardı.
" Hayallerini, umutlarını, mutluluklarını yazman dileğiyle." Yazıyordu. Sonrasında Cengiz hocanın hediyesini açtım. Giyecek bir şey aldığı belliydi. Hediyemi açtığımda içinden kapüşonlu, siyah bir sweatsirt almıştı. Altındaki anlamı anlamamak elde değildi. Geçen dönem ortalığı karıştıran hain sanılan kapüşonlu Cengiz hocaydı ve bu aramızda bir sırdı.
" Sırdaşınıza anlamlı bir hediye almışsınız." İkimiz de güldük.
" Komiklik olsun istedim." Daha da güldük.
" Aldığım en anlamlı hediyelerden biri. Düşünmeniz, buraya adar gelmeniz bile benim için çok değerli. Teşekkür ederim."
Öyle hemen hediyeleri alıp hocamı yollamadım. Oturduk, çay içip sohbete başladık. Konuşuyorduk ama akademiden ya da operasyon merkezinden bahsetmemeye özen gösteriyordu. Bende onu zorlamamak için bir şey sormadım, ne kadar merak etsem de sormadım.
Biraz oturduktan sonra gitti. Çok vakit geçiremedik ama bu birazcık zaman bile beni mutlu etti.
Günümüz;
Kahvaltı masasından kalktım. Bugün evi temizleme görevi benimdi. Abimde çıktı gitti, ev bana kaldı. Temizlik yapmaktan nefret ediyorum. Özellikle de toz almaktan...
İşimi bitirdiğimde koltuğa yayılıp soluklandım. Çok geçmeden telefonuma bir mesaj geldi. Melih'ten.
" Dışarıda bekliyorum. Hazırlan da gel." Yorgunluk falan kalmadı, hepsi uçup gitti. Doğru mu söylüyor diye camdan dışarı baktığımda bakanlık ajanlarının yanında olduğunu gördüm. Odama koşturdum hazırlanmak için. Siyah pantolonumun üstüne çiçekli gömleğimi giydim. Yaptığım ev topuzunu bozup saçımı açık bıraktım. Parfümümü de sıktıktan sonra çantamı alıp çıktım. Ben onların yanına gitmeden Melih benim yanıma geldi. " Gömlek yakışmış, açmış seni."
" Bende seni gördüğüme sevindim. Hayırdır." İnsan önce bir merhaba der. Bir aydır görüşmüyoruz.
" Doğum gününü atlayamazdım. Seni sinemaya götürmeye geldim. Ne dersin?" Önce sinirlendiriyor sonra mutlu ediyor. Kızamıyorum da.
" Teşekkürler. İyi fikir, beraber bir şeyler yapmış oluruz." Sevinçten fazla güldüm galiba. Yanaklarım acıdı.
" Hadi atla arabaya. Bugün güzel bir gün olacak." Arabaya atladık ve yola çıktık.
*** *** ***
Biletleri almadan önce vizyondaki filmlere baktık. Pek hoşuma giden bir film yoktu. İyiye benzeyen tek film korku filmi gibi görünüyordu. Ben afişlere bakarken Melih yanıma geldi.
" Karar verebildin mi?" diye sordu.
" Evet, şu korku filmine gidelim. " Tamam, kabul ediyorum Melih'le ilk defa sinemaya gidiyorduk ve korku filmi iyi bir fikir değildi. Ama romantik filmlerden hoşlanmıyorum, diğerleri de hoşuma gitmedi.
" Korku filmi mi? Emin misin? Korkma sakın.
" Yoo korkmam. Severim ben korku filmini. Hadi alalım biletleri." Sıraya girdik ama Melih beni caydırmak için uğraşmaya devam etti.
" Korkarsan bana sarılabilirsin. " diyor bir de.
" Korkacağımı bilsem korku filmine gidelim demezdim zaten. Rahat ol yani. Hee sen korkarım diyorsan eğer..." Asıl kendisi mi korkuyor acaba?
" Kim... Ben mi? Ne korkacağım. Sen yer beğen." Pek inandırıcı gelmedi bana ama neyse. Ortalardan iki kişilik yer beğendim.
Filmin başlamasına birkaç dakika kalmıştı. Reklamlar dönüp duruyordu. Koltuklarımıza oturmadan önce iki büyük boy patlamış mısır aldırdım Melih'e. Bir tane yeter dedi ama ben patlamış mısırı çok severim, film daha başlamadan o mısır kesin bitecek ve ben Melih'in mısırına dadanacağım, biliyorum kendimi.
Işıklar kapandığında Melih'te kıpırdanmaya başladı. Utanmasan Melih'in korku filminden korktuğunu düşünürdüm. Yok canım daha neler. Filmin başlangıcı karanlık bir hastanede başlıyordu. Adam birinden kaçıyordu, hangi odaya girerse yerde kanlar içinde yatan insanlar vardı. Belki de onların daha fazla yardıma ihtiyacı vardı ama kaçmazsa sonu onlar gibi olacaktı. Sonunda saklanacak bir yer buldu. Soluklarını yavaşlattı ki duyulmasın. Hiçbir ses yoktu. Kimsenin olmadığının verdiği rahatlıkla arkasını döndü ki katil elindeki bıçağı adamın yüzüne sapladı. Saplamasıyla birlikte Melih'i bağırması ve elindeki mısırların etrafa saçılması ve de insanların sinirlenmesi tam olarak aynı anda oldu. Rezil olduk.
İnsanlar sinirlenmekte haklı tabi. Onlardan özür dilemeye çalışırken bir yandan da Melih'in ağzını kapatmaya çalışıyordum. Filmin en heyecanlı yerine geldikçe Melih yine bağırmaya başladı. Gözlerini kapatmaya çalıştım ama yerinde durmadığı için işe yaramadı. Arkama saklandı. 'Gitmek istiyorum.' Diye bağırdı. Susmayınca da gözleriyle ağzını birlikte kapattım. Sakinleşince duruldu. Üzgün bir şekilde bana baktı ben de sinirden omzuna yumruk attım. Güzelim filmi izleyemedim onun yüzünden.
Işıklar açıldı görevliler ses çıkardığımız için bizi salondan çıkarttı ve mola verdiler filme. Bizde hava almak için terasa çıktık.
" Bir de bana diyordun korkmayasın, etmeyesin diye. Sen kendi korkunu bana mal ediyormuşsun da haberim yok." Bir de beni korkak göstermeye çalıştı ya. Yeseydim benimle çok fena dalga geçerdi ama yemezler.
" Birazcık korkuyor olabilirim." Diyor bir de eliyle gösteriyor birazı.
" Biraz mı? Salonu ayağa kaldırdın." Şimdi çıldıracağım. Aklım almıyor az önce içeride olanları. Terasta insanların bize bakmadığını fark edince Melih'e yaklaşıp;
" Sen koskoca ajansın." Dedim.
" Ajanlarda korkar. Dramı daha çok seviyorum ben. Korku filmlerinden korkuyorum. Oldu mu?" İtirafı içimi sızlattı (!). sebepsizce gülmeye başladım.
"Gülme." Onunla alay ettiğim için güldüğümü sanıyordu ama sandığı gibi değil. Korktuğunu bana söylediği için hoşuma gitti.
" Tamam Gelincik, gülme artık." İyice kızmaya başladı. Bende biraz daha kızdırayım dedim.
" Kor-kak Me-lih." Tekrar ederek bağırmaya başladım iyice kudurdu. Etrafında dolanmaya, bağırmaya devam ettim. Beni yakalamaya çalışınca kaçtım. Çıkışa doğru giderken birkaç kişiye çarptım, benim çarptıklarıma Melih'te çarptı. En son duyduğumda arkamızdan bayağı sövüyorlardı.
Dışarı çıktım daha çok bağırdım. Melih beni yakalayamadıkça daha da sinirleniyordu. Taş yoldan çıkıp çimenlere gittim. Yüzümü Melih' dönüp pis pis sırıttım ve yine bağırdım.
" Gelincik elime geçersen kurtulamazsın biliyorsun değil mi?" Sinirlenmişti.
" Gel yakala o zaman." Ama ben üstüne gitmeye devam ettim.
Oyuna dönmüştü koşturmamız. Çimenlerde oturanlar da bize bakıyordu ama umurumuzda değildi. Melih beni kovalarken fıskiyeler açıldı birden. Bir bu eksikti. Melih'ten kaçacağım derken baştan aşağıya ıslandım.
Sonunda pes ettim ve kuru bulduğum çimenlere uzandım. O da yanıma uzandı. Nefeslerimizi düzenlemeye çalıştık.
" Senin yüzünden sırılsıklam oldum." Dedim, uzandığı yerden kalktı yan uzandı.
" Bağırıp durmasaydın ıslanmazdın. " hemen savunmaya geçti.
" Şimdiye kadar geçirdiğim en güzel, en komik en rezalet doğum günümdü. Teşekkürler." Ben gülmeye başlayınca o da güldü. Gözlerinin içi mi parlıyor yoksa gözüme su kaçtı da ben mi bulanık görüyorum? Birine bakarken insanın nefesi açılır mı, daha derin nefes aldığımı hissediyorum. Hayat toz pembe oluyor birden...
" Hadi kalkalım. Böyle durmaya devam edersen hasta olacaksın." Kalkmam için yardım etti, elini uzattı. Hızla beni çekerken burun buruna geldik.
" İyi ki doğdun. İyi ki varsın." Kendine çekip sarıldı bana. Bende kollarımı ona doladım. Hediye olarak bu sarılmayı bile verseydi bana yeterdi.
*** *** ***
Mahalleye girmeden indim arabadan. Hızlı hızlı eve gitmeye çalıştım. Bahçeye girdiğimde kurdelayla duran fanusu gördüm. İçinde de balık vardı. Üzerine yapıştırılan notu aldım.
" Adını sen koy ama düzgün bir isim olsun, Melih " yazıyordu. Çok tatlı ya. Acaba adını ne koysam?
İçeri geçip odamda baş köşeye koydum balığımı. Kapı açıldı aniden, korkudan yerimden sıçradım valla.
" Öyle mi girilir içeriye abi? " Aklımı aldı.
" Koş, Oğuz..." Kan ter içinde kalmıştı.
" Ne oldu Oğuz'a?" beni de panikletti. Elim ayağım boşaldı birden.
" Vakit yok hadi. Ambulans gelecek birazdan." Odadan koşarak çıktı. Bende peşinden gittim. Ambulanslık ne olmuş olabilir ki diye kafamdan binlerce senaryo geçti. Oğuz'un odasına girdiğimizde tepemde konfeti patladı. Gamze ve Mine'de vardı, annemde tam karşımda duruyordu. Gözlerim Oğuz'u aradı. Elinde pstayla mutfaktan çıka geldi. Anca onu görünce içim rahat etti.
" Aklımı aldınız ya. Çok kötüsünüz." Oğuz'a bir şey olmadığı için rahatlamıştım ama beni kandırdıkları için sinirliydim.
" Sende çok safsın Gelincik. Oğuz için ambulans çağırsak eve mi gelirim ben." Gayet mantıklı.
" Ne bileyim canım. Öyle bir girdin ki içeri inandım bende. Bir de su dökmüş de terlemiş sandım ya." Salaklığıma hepsi güldü.
" Mumlar eriyor üfle hadi. Mumlu pasta yemek istemiyorum." Oğuz pastayı önüme getirdi. Tek nefeste söndürdüm mumları. Hepsiyle görüşüp hediyelerimi aldım.
Annemin yanına geçip kocaman öptüm onu. İçimde bir boşluk vardı sanki. Eksik bir şey, biri...
" Keşke... Keşke babamda burada olsaydı." Diyiverdim.
" Keşke ama üzme kendini. Baban sana en güzel hediyesini daha sen doğmadan verdi, ismini. Gelincik çiçeği onun en sevdiği çiçekti. Ömür boyu babanın hediyesini taşıyıp, yaşatacaksın. Üzülme o yüzden." Sıkıca sarıldım anneme. Hiç sarılmadığım babama sarılır gibi...