4. Bölüm 'Koruma'
Beste Özler :)
Arabadayız ve Doğu Amcanın evine doğru gidiyoruz. Açıkçası çok gerginim. Benim tek ailem hep yurttaki insanlar oldu. Bir kere bile 'Ev' dediğimiz o çatının altında bir aile yemeği yemedim.
Masanın başında oturan bir baba karakteri olmadı hayatımda. Ya da çorbayı kaselere boşaltan bir anne. Anne acıktım yemek diyen bir kardeş. Bunların hepsi bir hayalden ibaret kaldı hep. Çok istedim öz olmasa da bir ailemin olmasını. Ama olmadı.
Şimdi ise hep hayalimde kalan o hissi yaşayacağım ama gerçek ailem olmadan.
"Beste?" diye seslendi Hayat Teyze bana. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleştirip ona döndüm.
"Efendim."
"İyi misin? Yüzün hiç iyi görünmüyor." Anlamıştı demek. Tabii anlardı. Onun elinde büyüdüm ben. Tanıyor beni.
"Arabanın içi çok sıcak. Ondan gerildim." diye yalan söyledim. Ama mutlaka anlamıştır. Yine de üstlemedi. Şoföre klimayı açmasını söyledi. Biraz sonra serin bir rüzgara maruz kalınca biraz daha toparladım kendimi.
"Teyze."
"Efendim tatlım."
"Doğu Amcanın ailesinde kimler var? Bu kadar yıldır yakınımızda ama hiç ailesini görmedim ben. Karısı ya da çocukları var mı?" Merakla sorduğum cümlemden sonra gözle görülür gerildi.
"Var işte bir ailesi. Bir... K-Kızı vardı bir de yurt dışında okuyan bir oğlu var." dedi. Sesi değişik çıkmıştı. Kaşlarımı çattım. Kızı var derken de tereddüt etmişti.
Omuz silkip önüme döndüm. Gidince görürdüm zaten. Hem... Neden bana ait olmayan bir aileyi bu kadar benimsiyorum ki. Boşversene Beste. Senin bir ailen yok.
Kabullen şunu.
Başımı cama yaslayarak gideceğimiz eve gitmeyi bekledim. Yolu izledim. İnsanları izledim. Annesinin elini tutmuş çocuklar gördüm. Ya da babasının kucağında dolaşan bebekler. Kardeşinin dondurmasını elinden çalıp koşarak uzaklaşan bir çocuk gördüm. Sanırım ikizlerdi çünkü birbirilerine benziyorlardı.
Ağaçları izledim. Hafif esen rüzgarlarla sallanan ağaçları gözlemledim. Severdim ağaçları, rüzgarı. Hele ki yurdun bahçesindeki defne ağacını çok severdim. Altında kitap okumaya bayılırdım mesela.
Sevdiğim çok şey vardı; kitaplar, annem, müzikler, enstrümanlar, çikolatalar, arkadaşlarım, Hayat Teyze, Doğu Amca... Gibi gibi çok şey severdim.
Sevmediğim şeyler de mevcuttu elbet. Mesela; İnek ve Boğa sevmezdim. Travmamdı işte. Baba denilen o adamı da sevmezdim. Aslında içten içe kendimi de sevmezdim. Annem beni doğurmak için ölmüştü. Bence bu benim kendimden nefret edebilmem için makul bir sebepti.
Onun dışında ise tabiki de Vural SOYSUZ'dan nefret ediyordum. Okuldaki Ayça'dan da nefret ediyordum. Kulaklığımın kulağımdan izinsizce çekilmesinden de nefret ederim. Var işte sevmediğim şeyler. Sevmediğim insanlara karşı asabiyimdir...
Araba durduğunda dalmış bakışlarımı kaldırdım. Beyazlara bürünmüş bir evin değil sarayın bahçesinde yedik adeta.
"Teyze..." dedim mest olmuş sesimle. Gülümsedi. "Kocaman burası. Ev değil şato mübarek. Ben varya tüm burslarımı harcamadan toplasam bile bunun parasını elde edemem."
"Kim bilir belki bir gün burası senin olur."
"Ay yok kalsın teyze. Annemin olmadığı evi ne yapayım ki ben."
"Annen olsa da olmasa da bir gün bir evin, bir yuvan olacak. Bir gün evleneceksin. Mutlu olacaksın."
"Bakalım hayırlısı." dedim. Aşk hayatım sadece iki kişiden ibaretti bu zamana kadar. Berke ve Tuncay. Eski sevgililerimdi ama geçmişti. Geçmiş geçmişte kalırdı. Berke ile flörttük ve giydiklerime karışıyordu. Ben de yol verdim. Ama Tuncay'ı sevmiştim. Sevince tam sevenlerdendim işte. Tuncay il de aynı sebepten ayrılmıştık. O da bana çok karışıyordu. Sanırım ben kısıtlanmayı sevmiyordum.
Korumanın eşliğinde kapıya yaklaştığımızda Doğu Amca ve Hayal abla bizi bekliyorlardı. Görgüsüz ve dünya görmemişler gibi davranmamak için çok etrafı incelemiyordum Kafamı çevirdiğimde bize eşlik eden korumaya baktım. Bu koruma Vural'ın yanında beni arkasına alarak koruyan korumaydı.
"Hoşgeldiniz." dedi Hayal abla. Sarıldık birbirimize. Hayal abla yüzde otuz zihinsel engelliydi ama bana göre aklı gayet başındaydı. O da benim gibi baba kişisini tanımamıştı. Babası ölmüştü Hayat Teyze ona hamileyken. Zaten sonra da Hayat Teyze çocukları çok sevdiği için bu yurdun müdürü olmuş. İyi ki de olmuş.
Hayal abladan uzaklaşıp Doğu Amcaya yöneldim. "Hoşgeldin evimize kızım." dedi. Evimiz... Bu kelimeye odaklandım. Hayır, burası benim evim falan değildi.
"Hoşbulduk."
"Hadi içeri geçelim." dedi Doğu Amca. Yanımdaki siyahlara bürünmüş korumaya bakıverdim kısa bir süre. Bana bakıyordu. Derdi neydi bunun? Yakışıklı diye ona düşeceğimi mi sanıyor acaba??
"İçeri geçin lütfen, Beste Hanım." dedi ben ona dalmış bakarken. Boğazımı temizledim. Sevmemiştim ben bu adamı ve bir şey vardı bu adamda beni işkillendiren.
"Gözlerini üstümden çek." dedikten sonra içeri geçtim. Sevmediğim insanlara karşı asabiyimdir demiştim değil mi? Elimde olmadan dikenlerimi batırıyordum. Kabul ediyorum çok dengesiz biriyim.
"Hoşgeldiniz, efendim." diyen çalışana tebessüm ettim. Mesela ilk defa karşılaşmamıza rağmen ona karşı kötü hissettirecek bir şey olmamıştı içimde.
"Hoşbulduk." Gülümseyerek içeri geçtim.
Doğu Amca, "Direk masaya geçelim." dediği için oraya geçtik. Ve masa... Dolu dolu yemek vardı burada.
Fakir ruhum ortalığa çıkmak istiyor şuan.
Doğu Amca en başa oturdu. Sol tarafına Hayat Teyze, yanına ben ve karşımıza da Hayal abla oturdu. Ee, bu adamın kızı ve karısı yok muydu? Hadi oğlu yurt dışında. Peki karısı ve kızı nerde?
Peki ama bundan bana ne??
Merakımı dizginleyip boğazımı temizledim. Çalışan kadın yemekleri servis ederken gözüm yemeklere takıldı. Hepsini inceledim çünkü...
Patlıcan detayı...
Ben öyle yemekleri incelerken Doğu Amca birden konuştu. "Yemeklerde soğan ve biber dışında sebze bulunmuyor. Rahatlıkla yiyebilirsin kızım." dedi. Şaşırdım.
"Teşekkür ederim ama siz nerden biliyorsunuz?"
"Hayat söyledi. Ayrıca ben de sebze tüketen biri değilim pek. O yüzden evde soğan ve biber dışında başka sebze kullanılmaz."
"Anladım." diye mırıldandım. Anladım anlamasına da ne işim vardı benim burda? İçimde tuhaf bir korku vardı. Korku değildi belki de. Bilmiyorum ama bu his ilk defa tattığım, yabancı bir histi.
~~~~
Yemek fikrini kabul eden aklımı seveyim ben. Gerçekten ne işim vardı benim burda? Şuan odamda annemin sesiyle kitap okuyor olabilirdim. Ya da annemle konuşuyor olabilirdim.
Yemekler yendi. Kahveler içildi. Hoş beş sohbetler edildi. Peki biz niye kalkmıyoruz artık? Oflamamak için zor duruyorum. Adam hayatımı kurtardı diye duruyorum yoksa kalmazdım.
Bu eve girerken gece çok güzel geçecek dedim ama hiç de öyle geçmedi. Derin bir nefes alıp verdiğimde Doğu Amca ile göz göze geldik. Her zamanki gibi şefkatle bakıyordu.
Derin bir nefes alıp dikleşti ve bana baktı. Ardından da Hayat Teyzeye baktı. Hayat Teyze başını sağa sola salladı. Bir şeyler dönüyordu burda. Ama ne?
"Beste, kızım..." Bu adam bana her kızım dediğinde çalışma masamın altına girerek ağlama isteğim oluyordu.
Acizliğim buydu işte.
"Efendim, Amca." Sıkıntılı bir şey söyleyecek gibi duruyordu.
"Uzun zamandır seninle bir konuda konuşmak istiyordum. Soysuz'un seni kaçırması da bu kararımı etkiledi. Aslında bugün seni ve Hayat'ı buraya çağırmamın bir sebebi de birazdan söyleyeceğim şey."
"Abi!" diyerek araya girdi Hayat Teyze ama Doğu Amca elini kaldırıp susturdu. Ben sadece tepkisiz kalarak onları izliyordum.
Yanımda oturan Hayal abla elimi tutup hafifçe sıktı. Burdayım dedi kendince. Kimse bu kadına zihinsel engelli falan diyemezdi. Benden hatta bizden daha akıllı ve duygu doluydu. Ayrıca matematik birinciliği vardı bir sürü. Çok zekiydi kesinlikle.
Hayal ablaya tebessüm ettim. Doğu Amca yeniden konuşunca ona döndüm.
"Lafı uzatmayı sevmem ben kızım. Zamanla öğreneceğin şeyler var zaten. Kızım ben yani biz seni evlatlık olarak almak istiyoruz. Ailemize katmak istiyoruz seni. Soframıza bir tabak da senin için koymak istiyoruz. Tabii son karar senindir."
Bir insan hep istediği şeye kavuştuğunda sevinmeli değil mi? Peki ben neden sevinemiyorum? Gerçek ailem olmadıkları için mi?
Duygu durumum ne diye sorsalar kesinlikle cevap veremem. Şaşkınım ama mutluyum da. Ağlamak isteyen bir yanım olduğu gibi kızıp bağırmak ve istemiyorum demek isteyen bir yanım da mevcut. Hem istiyorum hem de istemiyorum.
Hayat Teyze, "Beste kabul etmek zorunda değilsin." dediğinde bile bakışlarımı Doğu Amcadan çekemedim.
"Hayat sen karışma!"
"Abi!"
Burada ben lafa girdim. "Sizin bir karınız ve çocuklarınız yok muydu?"
"Çocuklarım?" Sesi sorgular gibiydi. Kaşlarını çatarak Hayat Teyzeye baktı.
"Hayat Teyze bana bir kızınız ve oğlunuz olduğunu söyledi."
"Kızım konusunu şimdilik kapatıyorum. Oğlum ve karım da yurt dışındalar."
Kızı nerdeydi? Karısı neden yanında değildi? Karısı ve oğlu onu terk mi etmişti? Belki de bunun için beni yanına almak istiyordu. Yalnızlığını benimle mi kapatacaktı. Kanından olmayan bri kızı, kendi kızı gibi mi sahiplenecekti?
"Anladım. Teşekkür ederim Doğu Amca. Çok ince bir düşünce. Gerçekten düşünmeniz bile yeterli. Ama Hayat Teyze belki anlatmıştır. Ben annem varken başka bir anneyle aynı evi paylaşamam. Baba denilen kişi kim onu da bilmiyorum. Kimseyi istesem de ailem gibi göremem. Ben yurtta iyiyim. Müsadenizle lavaboyu kullanabilir miyim?"
Hayat Teyze;
"Leyla." diye seslendi. Kapıdan girdiğimizde bana hoşgeldin diyen çalışan geldi.
"Beste'ye lavaboya kadar eşilk et."
"Tabii. Buyrun." dediğinde zoraki gülümseyerek ayağa kalktım ve kızın yönlendirmesiyle lavaboya geçtim. Kapı anahtarını üç kere çevirdim ve suyu açtım.
"Hayır, Beste. Yapma, ağlama. Annen var zaten senin." Soğuk suyu yüzüme çarptım ve suyu kapattım. Havluya uzanıp elimi ve yüzümü kurulayıp aynada saçımı falan düzelttim. Derin bir nefes alıp verdim ve kapıyı açıp dışarı çıktım. Kız hala burdaydı.
"Abi saçmalama. Bak yemin ederim her şeyi anlatırım. Her şeyi öğrenir. Senden uzaklaşması için her şeyi yaparım." diye bağırarak konuşuyordu Hayat Teyze. Açıkçası oraya gitmek istemiyordum.
"Leyla'ydı değil mi?"
"Evet, Beste Hanım."
"Bana hanım deme. Beste yeterli." Tebessüm etti. Sevmiştim galiba bu kızı.
"Leyla şuan içeri girmek istemiyorum. Balkon ya da teras gibi bir yere çıkarır mısın beni?"
"Tabii, buyrun." deyip önden ilerledi.
Doğu Amca;
"Senin yüzünden Hayat." diye bağırdı.
"Abi bağırma. Kız duyacak." diye karşılık verdi Hayat Teyze.
"Duysun. Yakında her şeyi bilmiş olur zaten." Kaşlarımı çattım. Kızım konusunu şimdilik kapatıyorum demişti. Neydi o konu?
Bahçeye çıkan bir kapıdan dışarı çıktığımızda artık sesleri duymuyordum.
"Bir şey istiyor musunuz?"
"Zahmet olmazsa çantam ve bir bardak su, lütfen."
"Hemen." dedikten sonra gitti. Su içersem aklımı toparlardım. Garib batıl inançlarım vardı. Su içersem sorunum düzelirdi. Ya da düzelmese bile hafiflerdi. Anneme dair bir şey varsa ferahlardım. Üç, elli ve on iki sayısına takıntılıydım. Mesela şifrelerimde mutlaka on iki vardı.
Annemin doğum günü: 22. 11. 1975. Bana otuz bir yaşında hamile kalmış. Şuan da da tahminen yaşasaydı elli yaşında olurdu. Her sayı ayrıydı ama elli yaşı sayı olarak bana takıntı olmuştu.
Başımı geriye atıp gözlerimi kapattım ve derin bir nefes alıp verdim. "Off!"
"İyi misiniz?" Yan tarafımda bir ses duyunca gözlerimi açıp o tarafa baktım. O koruma burdaydı.
Cidden mi?
"Sizene!" diye yükseldim. Hayır, duygu durumum zaten karışık. Sen neden gelip yarama tuz ekiyorsun be adam!
"Beste Hanım suyunuz ve çantanız." diyen sesle arkamı döndüm. Suyu ve çantamı masaya bıraktı. Suyu başıma dikip içtim. Çantamı alıp telefon ve kulaklığımı çıkardım. Koruma hala burdaydı.
"Ben iyiyim. Gidebilirsiniz. Yanlız kalmak istiyorum." Hala burdaydı. Gitmesini bekledim ama gitmedi.
"Yanlız kalmak istiyorum dedim."
"Doğu Bey sizinle kalmamı emretti."
"Neden?"
"Onun için değerlisiniz."
"Yaa ne değer ama." diye homurdanamadan edemedim. Kulaklığımı taktım kulağıma ve ilerleyip ağacın altındaki banka oturdum. Son ses annemin sesini açtım.
Biricik Karimova - Yağmur'un sevdası...
Annemin en sevdiğim şarkısı buydu. Bunu dinledim. Defalarca başa sarıp, tekrara verip bunu dinledim ve etrafı izledim. Koruma hala yanı başımdaydı. Bir kulaklığımı çıkardım.
"Doğu Amcayı ne zamandan beri tanıyorsun?"
"Yedi yıl olmak üzere." Başımı ağır ağır salladım.
"Kızı varmış. Ne oldu ona?" Bu noktada kaşlarını çattı.
"Kızı yok Doğu Bey'in. Sadece bir oğlu var. On beş yaşında ve Fransa'da okuyor. Annesi Berna Hanım da yanında."
"Bana kızım var dedi ama."
"Öyle bir bilgiden haberim yok." Kaşlarımı çattım. Neler dönüyor Allah aşkına? Niye bana yalan söylediler o zaman?
"Bir sorun mu var Beste Hanım?" diye sorduğunda bankta geriye yaslandım.
"Var." deyip derin bir nefes alıp ayağa kalktım. "Benim burda olmamam gerek. İçeridekilere yurda döndüğümü söyler misiniz?"
"Size eşlik edeyim yurda kadar."
"Hayır!" dedim anında. "Taksi çağırabilirsiniz ama. Tek başıma gitmek istiyorum."
"Peki, buyrun." dedi. Bu adamdan kesinlikle hiç iyi bir his almamıştım. Kesinlikle bir daha görmek istemiyorum onu. Koruma değil gibiydi. Vardı bir şeyler ama ne?
Sana ne Beste!
Tek istediğim odama geçip dinlenmek ve annemin sesini dinlemek. Bana annemden başka iyi gelen kimse yok zaten...