Eylül sabah erkenden uyanmıştı.
Gözlerinin altı mora çalıyordu, uykusuzdu.
O gece Emir’in odasına gelip çantasını alışı, boynuna yaslanışı, fısıltısıyla tehdit edişi… hepsi hâlâ tenindeydi.
Ama hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorundaydı.
Çünkü Lara oradaydı.
Lara, mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
Neşeli bir tonda seslendi:
“Günaydın canım! Bugün heyecanlı mısın? Okula dönüş günü!”
Eylül sessizce başını salladı.
Yavaş adımlarla mutfağa geçti.
Kendi ellerini sıktı.
Gözleri hep kaçıyordu.
Ama Lara farkında bile değildi.
“Üniformanı ütüledim,” dedi Lara.
“Elbette dar gelirse yeni alırız ama... bence hâlâ oluyordur. O sana çok yakışıyordu zaten.”
Emir sessizce salona girmişti.
Gömleği ütülüydü, kravatı bile özenle bağlanmıştı.
Gözleri Eylül’e kaydı.
Saniyelik bir duraksamayla, sadece o duyabilecek bir tonda mırıldandı:
“Bugün de çok güzelsin. Ama o eteğin boyu biraz fazla kısa.”
Eylül başını önüne eğdi.
Sesi çıkmadı.
Lara güldü, alay eder gibi değil, tatlı tatlı:
“Emir yine korumacı modda.
Emir hiçbir şey demedi.
Gülümsemedi de.
Sadece gözlerini Eylül’den çekmeden kahvesini içti.
Lara ise kendi kendine konuşmaya devam etti:
“Ben Eylül’ün böyle toparlanmasına çok seviniyorum.
Biliyor musun Emir? Senin varlığın ona çok iyi geldi.
Gerçekten. Hani... bir abinin güveni gibisi yok.”
Eylül’ün yüzü bembeyaz oldu.
Emir gözlerini ondan ayırmadı.
Ama Lara hiçbir şey fark etmedi.
“Abi...”
Eylül bu kelimeyi kendi zihninde mırıldandı.
Zorla kendine hatırlattı.
Kendini buna ikna etmeye çalıştı.
Ama Emir’in bakışları… elleri… geceleri kapısına bırakılan notlar…
"Abi" tanımına sığmayacak kadar derindi.
Tehlikeliydi.
Yabancıydı.
---
Okul yolunda, arabada sessizlik hakimdi.
Emir direksiyona hakimdi ama gözleri sık sık dikiz aynasından Eylül’e kayıyordu.
Eylül arka koltukta, elleri çantasına kenetlenmişti.
Siyah çorapları diz altında, okul eteği düzgün…
Ama Emir’in gözlerinde o görüntü:
Bir üniformadan ibaret değildi.
“Bu kıyafetle sınıf arkadaşların seni nasıl görecek, Eylül?” dedi aniden.
Eylül cevap vermedi.
“Daha kaç erkek gözlerini üzerinde gezdirecek sence?
Ve ben... hangisini canlı bırakmalıyım?”
Lara o sırada Emir’e telefonda bir şey anlatıyordu, dikkat dağınıktı.
Ama Eylül’ün boğazı kurudu.
Yanıt veremedi.
---
Okul bahçesine geldiklerinde Eylül kendini birkaç yıl geriye dönmüş gibi hissetti.
Ama artık o eski Eylül yoktu.
O ürkek kız hâlâ vardı, evet...
Ama şimdi onu dışarıdan gözleyen, içinde bastırılmış bir başka Eylül daha vardı:
Susturulmuş, sahiplenilmiş, susturulmaya devam edilen.
Emir onun arkasından dikildi.
Kalabalığın içinde bile o gölge Eylül’ün tenine yapışıktı.
Korumak bahanesiyle yakın duran, ama aslında kaçışını önleyen bir gölge.
“Ders çıkışı seni ben alacağım,” dedi Emir, göz ucuyla.
Eylül başını salladı.
İtiraz etmedi.
Ama içinden sadece bir cümle geçti:
“Bu böyle devam edemez...”
Gün boyunca Eylül, dersleri dinlerken bedenini sınıfta, zihnini ise hep başka bir yerde tuttu.
Gözleri tahtadaydı ama aklı… Emir’in sabah söylediklerinde.
Ona attığı bakışlarda.
Etek boyunda.
Her adımında dikkatliydi.
Kiminle göz göze geldiğine, kiminle konuştuğuna, hatta nasıl nefes aldığına bile.
Ama ne kadar dikkat ederse etsin… kaçamayacağını içten içe biliyordu.
Çünkü Emir her şeyi görürdü.
Ders bitiminde çalan zil, her öğrencide sevinç yaratırken Eylül’ün midesine taş gibi oturdu.
Çantasını yavaşça topladı, kalabalığın arasında süzülerek kapıya doğru yürüdü.
Tam o sırada sınıfın kapısında beliren bir figür dikkat çekti.
Emir.
Kravatı gevşetilmiş, elleri ceplerinde.
Yine o soğuk duruşu.
Ama gözleri… sadece Eylül’deydi.
O anda sınıf arkadaşlarının kahkahaları, konuşmaları, her şey arka plana karıştı.
Emir’in bakışları odayı susturdu adeta.
Eylül tam çıkacakken, sırasının yanındaki çocuk — sınıf başkanı Burak — elini kaldırdı.
“Eylül, yarınki sunum için birlikte çalışmamız gerekiyordu. Hatırladın mı?”
Eylül kısa bir an duraksadı.
Dudakları aralandı ama kelime çıkmadı.
Gözleri kapıya, Emir’e kaydı.
Emir başını çok az yana eğdi.
Küçük ama tehdit dolu bir hareketti.
Gözlerinde “hayır deme”yi beklemiyordu.
Emir, Eylül’ün düşünmesini bile istemiyordu.
Eylül sessizce gülümsedi.
“Ben evde çalışırım,” dedi.
“Gerekirse notları gönderirsin.”
Burak bir şey demedi ama yüzünde belli belirsiz bir hayal kırıklığı vardı.
Eylül sınıftan çıktığında Emir hâlâ oradaydı.
Yanından geçerken bir şey söylemedi.
Ama yürürken, elini Eylül’ün beline yerleştirdi.
Sınıf arkadaşlarının bakışları içinde...
Sahiplenerek.
---
Arabada sessizlik vardı.
Lara bu sefer yoktu.
Sadece ikisi.
Yolda ilerlerken Emir direksiyonu sıkıyordu.
Kemiğe kadar bastırdığı parmakları beyazlamıştı.
Bir süre sonra dudaklarını araladı:
“Seninle konuşmaya çalışan çocuk kimdi?”
Eylül gözlerini yola çevirdi.
“Sunum için sordu,” dedi kısaca.
“Başka bir şey değil.”
Emir bir kahkaha attı ama içinde eğlence değil, kin vardı.
“‘Başka bir şey değil’ ha?”
Sonra göz ucuyla baktı.
“Peki… o sana bakarken ne düşünmüştür sence? Üniforman kısa. Yüzün kızarmıştı.
Belki sana ‘yakışıyor’ demeyi düşünüyordu.
Belki de…”
Eylül başını çevirdi.
“Yeter,” dedi.
Sesi boğuk ama netti.
“Yeter Emir.”
Emir arabayı bir anda sağa çekti.
Eylül irkildi.
Arabadan indi.
Sonra Eylül’ün kapısını açtı.
“İn.”
Eylül ne olduğunu anlayamadan indi.
Emir eliyle onu arabadan biraz uzağa yönlendirdi.
Boş bir sokağın kenarındaydılar.
Sessizlik… ve Emir’in içten içe yükselen nefesi.
Eylül konuşmaya çalıştı ama Emir daha hızlıydı.
Bir adımda önüne geçti.
Yavaşça ama kararlı bir şekilde çenesini tuttu.
“Beni küçük düşürmeye çalışma,” dedi.
“Gözümün önünde… başka erkeklerle… göz teması bile kurma.”
Eylül nefesini tuttu.
Ama bakışları doluydu.
Korku değil bu sefer.
Bir şey kırılmıştı.
Ama Emir, kırılmasına izin vermeyecekti.
Eğildi.
Sesi alçaldı.
“Eğer bir daha olur da… bir başkası sana bakarsa, ona değil sana ceza vereceğim.”
Bir adım geri çekildi.
“Şimdi bin arabaya.”
Eylül itaatsiz kalamadı.
Ama arabanın camından yansıyan yüzünde… o sessiz Eylül yoktu artık.
İçinde kıvranan ama hâlâ patlamayan bir fırtına vardı.
Emir o gece, hiçbir açıklama yapmadan, sadece tek bir cümle kurdu:
“Toplan. Yarın sabah gidiyoruz.”
Eylül itiraz etmedi.
Artık itirazlarının sınırını öğrenmişti.
Bir adım fazlası, tenine sertçe yapışan parmaklar…
Kelimelerin altında gizli tehditler.
Ve gözlerinin içindeki o dipsiz karanlık.
Sabah olduğunda siyah SUV kapının önünde bekliyordu. Lara evde değildi.
Bir konferansa gitmişti.
Ve Eylül, Emir’le yalnız kalmıştı. Gerçek anlamda.
Araba, kasabanın sınırlarını geçtiğinde Eylül camdan dışarı bakmaya başladı.
Giderek daha az ev, daha fazla orman…
Giderek daha az yol…
Daha fazla sessizlik.
“Bu yol nereye çıkıyor?” diye sordu Eylül, sesi neredeyse fısıltıydı.
Emir cevap vermedi.
Gülümsedi sadece.
Gözlerini yola dikmişti, ama eli vitesin yanında Eylül’ün dizine doğru kaymıştı.
Bir uyarı gibi.
“Bana güven ya da sus,” der gibiydi.
Yarım saatlik sessizlikten sonra, asfalt sona erdi.
Toprak bir yola saptılar.
Araba sarsılarak ilerlerken ağaçlar sıklaştı.
Güneş bile girmiyordu artık ormanın içinden.
Ve sonra…
Ormanın kalbinde, taş duvarlı, eski ama görkemli bir malikâne belirdi.
Kapkara demir bir kapı açıldı otomatik olarak.
Emir içeri sürdü.
Eylül’ün midesi sıkıştı.
Malikâne… bir ev gibi değildi.
Bir kale gibiydi.
Kalın taş duvarlar, yüksek tavanlar, loş koridorlar.
Ve dış dünyayla bağlantısı kesilmiş bir sessizlik.
Emir anahtarı çıkardı.
Eylül’e döndü.
“Burası bizim yerimiz artık.”
"Bizim mi?"
Eylül bu kelimeyi içinden tekrarladı ama sesi çıkmadı.
O sadece sustu.
Ve Emir, onun sessizliğini kabul saydı.
---
İçerisi soğuktu.
Hem fiziksel, hem ruhsal anlamda.
Odalar birbirine uzak, yankılar çok.
Eylül bir adım atınca sesi beş kez yankılanıyor.
Yalnız kalmak istemiyor ama Emir hep yanında.
Onun gölgesi gibi.
Gece olunca Emir ona özel bir oda hazırlattığını söyledi.
Geniş, antika mobilyalarla döşenmiş, büyük camları olan bir oda.
“Kapını kilitleyebilirsin,” dedi.
“Ama gerek olmayacak.”
Sonra odadan çıkarken, kapının eşiğinde durdu.
Karanlık koridordan Eylül’e döndü.
“Burada senden başka kimse yok.
Ve ben… sabırlı biri değilim.
O yüzden buradan kaçmayı bile düşünme.”
Eylül sadece başını salladı.
Ama içi içini yiyordu.
Kaçmak mı?
Evet.
Daha önce hiç bu kadar gerçek bir istek olmamıştı içinde.
Ama kaçamazdı.
Henüz değil.
Kapısını kapatıp arkasına yaslandığında…
Yine aynı şey oldu.
Nefes alamadı.
Ve sonra aynaya baktı.
Bir yansıma gördü.
Ama bu sefer yansıma bile korkuyordu.