6.Bölüm

1094 Words
Eylül, o geceyi yarım kalmış bir nefes gibi hatırlıyordu. Tuvaletten çıktığında elleri hâlâ titriyordu. Masaya döndüğünde Emir gözlerini kaçırmış, Lara'nın omzuna yaslanmıştı. Ama Eylül, onun parmaklarının hâlâ masanın örtüsüne gömülü olduğunu, kıpırdamadan durduğunu fark etmişti. Sanki biraz önce yaşananı saklamaya çalışan bir sessizlik vardı üzerinde. Kendi vücuduna ilk defa yabancı hissetmişti o an. Yalnızca elbisesine değil, kendi tenine bile. O gece eve dönüş sessiz geçmişti. Lara koltuğun arkasında Emir’in boynuna sarılmış, şarkı mırıldanıyordu. Eylül ise arka koltukta, cama başını yaslamış, gözlerini kapamıştı. Ama uyumamıştı. Sadece düşünüyordu. Kendine tekrar tekrar şu cümleyi fısıldıyordu: “Bir şey olmadı. Ben yanlış anladım. Emir kötü biri değil.” — Ertesi sabah, odasında kitaplarını düzenlerken telefonuna bir mesaj geldi. Okuldan, hafta sonu yapılacak şehir dışı doğa kampı için izin formunu velilerin doldurması gerektiği yazıyordu. Kalbi biraz hızlandı. Bu, bir kaçış olabilirdi. Biraz uzaklaşmak. Düşünmek. Kendine gelmek… Koşarak alt kata indi. Lara mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. “Abla,” dedi Eylül nefes nefese, “Okul kampı varmış… iki gün. Öğretmenler, grupça bir gezi düzenliyor. Gidebilir miyim?” Lara başını kaldırdı, şaşırdı. “İlk defa bir yere sen istekle gitmek istiyorsun. Bu güzel.” Gülümsedi. “Tabii ki gidebilirsin. Belgen varsa getir, doldurayım.” Tam o anda... Emir mutfağa girdi. “Ne bu telaş?” diye sordu. Sesi her zamanki gibiydi, ama Eylül ürperdi. Dün geceki dokunuşun yankısı hâlâ bedenindeydi. Eylül lafı ağzında geveledi: “Şey... okul kampı varmış. Ablam da olur dedi…” Emir, gözlerini onun yüzünde sabitledi. Göz bebekleri küçülmüştü. İnce bir sessizlik oldu. Sonra başını yavaşça çevirdi. “Gerek yok,” dedi sert bir tonda. “Yeni ortama daha alışmadın. Şimdi kampa gitmen doğru değil.” Lara şaşkınlıkla baktı. “Emir? Neden ki? Öğretmenleri de olacak. İki günlük bir gezi sadece…” Emir, Lara’yı duymuyordu. Sadece Eylül’e bakıyordu. Sanki gözleriyle onu sorguluyor, ‘Neden şimdi uzaklaşmak istiyorsun?’ der gibiydi. Eylül, dudaklarını ısırdı. Gözlerini kaçırdı. “Ben... sadece biraz uzaklaşmak istemiştim.” Emir sessizce masaya oturdu. “Hayır,” dedi bir kez daha. Ve konu kapandı. Ama Eylül için hiçbir şey kapanmamıştı. Aksine, bir şeyler daha çok açılmaya başlamıştı. — O gün akşamüstü Emir, Lara’nın arkadaşlarıyla dışarıda olduğunu bildiği bir vakitte, üst katta Eylül’ün odasının kapısını çaldı. Kapı aralık kaldı. Eylül, pencere kenarında kitap okuyordu. Başını kaldırınca göz göze geldiler. Emir içeri girdi. Kapıyı arkasından sessizce kapattı. Eylül hemen ayağa kalktı. Gözleri büyüdü. “Abi… bir şey mi oldu?” Emir ona birkaç adım yaklaştı. Sakin… ama içi fırtına gibi. Eliyle odadaki sandalyeyi çekti. Oturmadı. Sadece onu izledi. Eylül’ün içi daraldı. Kendini savunacak bir şey yoktu ama yine de bir tedirginlik sardı. “Ben sana bir şey sormak istiyorum,” dedi Emir, gözlerini kısıp. Eylül’ün kalbi hızlandı. Sebebini bilmiyordu ama artık onun sessizliği bile tehdit gibi geliyordu. Emir yavaşça ona doğru yaklaştı. Eylül bir adım geri çekildi ama duvara yaslandı. Emir onun tam önünde durdu. Yüzü yüzüne çok yakındı. Eli, boğazının altına uzandı… Ama bastırmadı. Sadece parmaklarını boğazının köprücüğünde tutarak nefesini hissetti. “Ben istemediğim sürece... sana kimse dokunamaz. Kimse seni böyle göremez. Sen hâlâ bunu anlamadın mı?” Eylül’ün gözleri dolmuştu. Kalbi hızla çarpıyordu. Ama Emir onun üzerine eğildi. Kokladı… Ve sonra alnına bir öpücük kondurdu. Yavaş, uzun… ve saplantılı. Eylül’ün elleri titredi. Kendini çekmek istedi, eliyle Emir’i itti. Ama Emir onun elini yakaladı. Bileğini sertçe tuttu, geri döndürdü. Eylül’in sırtı ona dönüktü artık. Ve o an... Emir, arkasından ona sarıldı. Sırtı onun göğsüne değiyordu. Solukları ensesinde… “Bu kıyafet, o bakış, o his… Hepsi bir bedel gerektirir. Ama sana senin canını acıtacak şeyler yapmayacağım. Henüz değil.” Eylül gözlerini kapattı. Bir yanıyla korkuyor, bir yanıyla inkâr ediyordu. Ama o çizgi artık geçilmişti. Ve Emir, geri adım atmaya niyetli değildi. Eylül, o gece odasında saatlerce uyuyamadı. Emir’in sözleri, nefesi, tenine değen dokunuşu zihninde yankılanıp duruyordu. Her şeyi bastırmaya çalıştıkça içindeki öfke kabarıyordu. Kendi sınırlarını kaybetmiş gibiydi. Boğuluyordu. Tüm bu baskının, sessizliğin, bastırılmışlığın içinde… Bir kıvılcım yandı. Ve sabah olduğunda, içinde bir karar vardı: Yeter. — Lara salonda kahvaltıyı hazırlıyordu. Emir masaya oturmuş, gazetesini açmıştı. Eylül sessizce aşağı indi. Üzerinde sade bir kazak, elinde kamp formu vardı. Belgeyi Lara’ya uzattı. “Abla imzalayabilir misin hâlâ?” dedi. Sesi sakindi ama gözleri kararlıydı. Lara, gülümseyerek aldı. “Tabii Eylülcüm. Bu senin için iyi olacak.” Ama Emir o an başını kaldırdı. Sertçe. “Bu konu kapandı dememiş miydim?” Lara şaşkınlıkla ona döndü. “Emir... Neden bu kadar büyütüyorsun? Bir kamp sadece.” Emir belgesini elinden aldı, buruşturdu. Eylül’in gözleri büyüdü. Yüzü kıpkırmızı oldu. Artık içindeki öfke susmadı. “Sen kim oluyorsun da bana engel oluyorsun?” diye patladı. Sesi titriyordu ama kararlıydı. “Sen benim ailem değilsin! Bana karışamazsın! Gideceğim!” Ve arkasını dönüp kapıya doğru yöneldi. Ama o daha kapının koluna uzanmadan... Emir koltuğundan kalktı, üç uzun adımda arkasına geldi. Eylül’ün saçından sertçe tuttu, geriye doğru çekti. Eylül'ün başı geriye savruldu. Küçük bir çığlık dudaklarından döküldü. “Ne dedin sen?” dedi Emir, sesi soğuk ve tok. “Bir daha söyle.” Eylül, gözleri dolu dolu döndü ona. Ama korkuyu bastırmaya çalıştı. “Bana karışamazsın!” dedi yine. Titreyerek, ama gözlerini kaçırmadan. Emir saçlarını bırakmadı. Yavaşça yüzüne doğru eğildi. Sesi alçaldı, ama içinde buz gibi bir tehdit vardı: “Ben senin ailenden fazlasıyım artık. Ben senin kaderinim. Ve sen buna direnemezsin, Eylül.” O an, Lara’nın mutfaktan gelen adımları duyuldu. Emir hemen geri çekildi. Eylül saçlarını düzeltti, hızla merdivenlere yöneldi. Arkasına bile bakmadı. Lara salona geldiğinde Emir hâlâ ayaktaydı, sakin gözüküyordu. Ama içinde fırtınalar kopuyordu. Kontrol, onun en çok tutunduğu şeydi. Ve Eylül... ilk kez, onu gerçekten zorlamıştı. Eylül odasına çıktığında soluğu kesilmişti. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtını yasladı. Ellerini saçlarına götürdü, Emir’in dokunuşunun izleri hâlâ derisindeydi. Nefes alamıyordu. "Ben ne yapıyorum..." diye fısıldadı. Gözleri aynaya kaydı. Kendine baktı. Tanıyamıyordu artık. Kasabanın ürkek kızı yoktu bu bakışlarda. Sarsılmış ama hâlâ kırılmamış bir genç kadın vardı. O an... kapı üç kez tıklandı. Ses alçak ama netti. Eylül hızla döndü. “Eylül,” dedi Emir’in sesi. Soğuk, kontrollü. “Kapıyı aç.” Eylül hiçbir şey demedi. “Konuşmamız gerek.” Eylül, kapının koluna uzanmadı. Arkasını dönüp yatağına oturdu. Ama o gece boyunca Emir, kapının önünde dakikalarca bekledi. Ve her saniye, Eylül'ün zihninde onun nefesi yankılandı. Uyuyamadı.Ve kapının altından gelen küçük bir not buldu: “Direndikçe daha çok bağlanırsın bana. Bundan sonra, beni düşünmekten değil, beni kırmaktan korkacaksın. Emir.” Eylül odasında, yatağının ucunda oturuyordu. Az önce Emir’le yaşadığı sert tartışma kulaklarında yankılanıyordu. “Ben o kampa gideceğim! Sen bana karışamazsın, benim ailem değilsin!” Ve ardından… Emir’in elinin saçlarına uzanışı. Tutuşu. Geriye doğru çekişi. Ama canını acıtmadan, sadece boyun eğdirerek. Sanki ona şunu demek ister gibiydi: “Senin sınırların bana ait.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD