Lara o gece eve geç döndü.
Elinde birkaç dosya, yorgun ama mutlu görünüyordu.
Gözlerinin altı hafif morarmıştı ama gülümsemesi hâlâ tazeydi.
Emir, salonda oturuyordu.
Televizyon açıktı ama gözleri ekranda değildi.
Kapıdan giren Lara’ya döndü, kısa ama anlamlı bir gülümsemeyle karşıladı onu.
“Yorgun görünüyorsun,” dedi.
Lara ayakkabılarını çıkarırken başını salladı.
“Günün sonunda herkes biraz dağılır...”
Emir yerinden kalktı.
Normalde yapmadığı bir şeyi yaptı o an:
Lara’nın yanına gidip montunu çıkardı, elinden dosyaları aldı.
Lara şaşkındı ama hoşuna da gitmişti.
“Ne oldu sana böyle?” diye sordu hafifçe gülerek.
“Hiç,” dedi Emir.
“Sadece seni özledim, sanırım.”
O an Lara’nın kalbi ısındı.
Evliliklerinde son zamanlarda nadir olan bu ilgi, ruhunu yumuşatmıştı.
Emir’in gözlerine baktı.
Ama Emir, başka birine bakıyormuş gibi derindi o anda.
---
Gece ilerledi.
Eylül odasında, kitaplarının başında, dikkatini toplayamadan oturuyordu.
Alt kattan gelen boğuk konuşmalar, gülüşmeler kulağına çalındı.
Sonra... sessizlik.
Ve sonra… daha farklı, daha ritmik sesler.
Kendini yatağa attı.
Yastığı başına bastırarak hiçbir şey duymamaya çalıştı.
Ama kalbindeki sıkışma... kulaklarındaki sessizlikten daha çok acıtıyordu.
---
Lara, yatak odasında Emir'in dokunuşlarının değiştiğini hissetti.
Eskisinden daha sabırlıydı.
Ama o sabır… sevgi dolu bir ilgiden çok, beklenmedik bir gözlem gibiydi.
Emir’in elleri, onu keşfeder gibi değil, hatırlıyor gibiydi.
Sanki aradığı başka bir bedeni bulmaya çalışıyordu.
Öpüşleri Lara'nın tenine iniyor, dudakları yavaşça boynuna dokunuyordu.
“Gözlerini kapat,” dedi Emir, fısıltıyla.
Lara gözlerini kapadığında…
Emir’in zihninde Eylül’ün ürkek bakışları belirdi.
İnce bilekleri, sımsıkı tuttuğu çantası, okul forması içindeki utangaç masumiyeti...
Ve o ses.
Tiz, ürkek ama tertemiz.
Lara’nın sıcacık teni altında...
Emir, zihninde başka bir bedende dolaşıyordu.
Parmak uçlarıyla sırtında gezindi.
Ama zihni... Eylül’ün saçlarını kokluyordu.
Lara’nın gözlerine baktığında, o bakışlarda Eylül’ün gözyaşlarını arıyordu.
O an, Lara gözlerini açtı.
Emir’in yüzündeki tuhaf dalgınlığı fark etti.
Nefesini tuttu bir an.
Sanki başka birine dokunuyormuş gibiydi...
“Emir?”
Sesi fısıltı kadar hafifti.
Emir, gözlerini kaçırdı.
Başını Lara’nın omzuna gömdü.
“Bir şey yok...” dedi kısık bir sesle.
“Yorgunum, sadece.”
---
Sonraki sabah kahvaltı masasında sessizlik vardı.
Eylül sandalyeye otururken, Emir ona bir anlığına baktı.
Gözleriyle saçlarının dağınıklığını süzdü.
Uykusuzdu belli ki.
Ama Lara’nın yanında olduğu için bakışları kısaydı.
Yine de, Eylül o bakışı hissetti.
Yüzünü yere indirdi.
Kalbi, bir gecede biraz daha kırılmıştı.
---
Akşam saatlerinde, Emir Eylül’le baş başa kaldığında söz açtı.
“Ablan çok güzel bir kadın, değil mi?” dedi birden.
Sesi yumuşaktı, ama içinde bir kıvraklık vardı.
Eylül şaşırdı.
“Evet... çok güzel. Hem iyi bir abla.”
Emir yavaşça başını salladı.
“Sana ne çok benziyor biliyor musun?”
Bakışlarını gözlerine dikti.
“Ama sen... daha saf, daha dokunulmamışsın.”
Eylül bir anda yerinden kalkmak istedi.
Ama Emir parmak uçlarıyla kolunu hafifçe tuttu. Dokunuşu ne çok sıkıydı ne de tamamen masum.
Sadece bir uyarı gibiydi…
“Bekle.”
Eylül’ün gözleri doldu.
Göz göze geldiler.
Emir’in bakışları, karanlık ve tehditkârdı.
Ama dışarıdan bakan biri bunu anlayamazdı; çünkü yüzünde hâlâ sahte bir nezaket, dudaklarının ucunda ise Lara’ya dönerken beliren bir tebessüm vardı.
Elini Eylül’ün kolundan çekti.
Hiçbir şey olmamış gibi, Lara’nın yanına geçti.
Kolunu karısının omzuna attı, kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı.
Lara güldü.
Ona göre bu gece her şey güzeldi, keyifliydi, eğlenceliydi...
“Bu gece dışarı çıkalım mı?” diye fısıldadı.
“Sadece biz değil… arkadaşlar da gelecek. Eylül’ü de götürelim, biraz kafası dağılır.”
Lara, bu teklife şaşırmış ama memnun olmuştu.
“Vallahi güzel fikir… Hem Eylül de alışır biraz. Hep ev, okul, kitap... Genç kız bu!”
Emir sadece başını salladı.
Ama gözleri boşluğa dalmıştı.
“Bu gece… sen bedelini ödeyeceksin,” diye geçirdi içinden.
“Beni böyle zorlayan her neysen, o saf bakışlarınla... hepsinin hesabı olacak.”
—
Bir saat sonra, Lara Eylül’ün odasına gelmişti.
Elinde zarif ama oldukça iddialı bir elbise vardı.
“Bunu giy,” dedi neşeyle.
“Bu gece özel. Hep sade giyiniyorsun… biraz dikkat çekmende sakınca yok.”
Elbiseyi Eylül’e uzattı:
Simsiyah, ince askılı, saten kumaştan yapılmış; dizin çok üzerinden başlayarak uyluğa kadar çıkan bir yırtmacı vardı.
Kıyafet, Eylül’ün ince bedenine tam oturacaktı.
“Bu… biraz fazla abla,” dedi Eylül, elbiseye utanarak bakarken.
Lara gülümsedi, alnını öptü.
“Güvendesin. Emir abin yanımızda olacak zaten.”
Eylül sessizce başını salladı.
Elbiseyi giyip aynaya baktığında, kendi kendini tanıyamadı.
Utangaçça saçlarını düzleştirmiş, hafifçe makyaj yapmıştı.
Gözlerinde ince bir eyeliner, dudaklarında hafif bir gül kurusu rengi vardı.
Alt katta Emir hazır bekliyordu.
Onları görünce, Lara’ya gülümsedi.
Ama Eylül’e sadece bir saniye baktı.
O saniyede, gözleri bir kez elbisenin yırtmacından görünen bacağında, bir kez incecik askının düştüğü omzunda gezindi.
Ve sonra hemen bakışlarını kaçırdı.
Ama içinden geçenler sertti:
“Bu halde karşıma çıkmanın bir bedeli olmalı… ve olacak.”
—
Bar, şehrin en bilinen mekanlarından biriydi.
Loş ışıklar, caz müziği, yoğun bir parfüm kokusu...
Masaya geçtiklerinde Lara, Emir’in arkadaşlarıyla tanıştırdı Eylül’ü.
Eylül utangaçça selam verdi.
Erkeklerin dikkatini çektiği açıktı ama o bunu fark etmeyecek kadar gergindi.
İçkiler geldiğinde Lara keyifli bir şekilde Emir’in kulağına eğilip onu öptü.
Emir gülümsedi, elini Lara’nın beline sardı…
Ama diğer eli masanın altında Eylül’ün yanına düşmüştü.
Bir an… parmak uçları Eylül’ün dizine dokundu.
Eylül önce irkildi, ama bunun kalabalığın arasında yanlışlıkla olduğunu düşündü.
Fakat birkaç dakika sonra…
Emir’in parmakları tekrar dizine değdi.
Bu sefer daha yavaş… daha bilinçli.
Ve yavaşça, masanın örtüsünün altında yukarı doğru kaymaya başladı.
Eylül’ün nefesi kesildi.
Kalbi kulaklarında atıyordu.
Sanki içinden bir şey çığlık atmak istiyor ama sesi çıkmıyordu.
Emir’in yüzünde tek bir değişiklik yoktu.
Lara’yla konuşuyor, gülümsüyordu.
Ama masanın altında... eli, Eylül’ün yırtmaçlı bacağında gezinmeye devam ediyordu.
Sıcaklığı… teninde iz bırakıyordu.
Eylül, titreyen sesiyle aniden konuştu:
“Lavaboya gidebilir miyim?”
Sesi neredeyse fısıltı kadar hafifti ama masaya ulaşmıştı.
Lara başını salladı.
“Tabii tatlım, sağda bir koridor var.”
Eylül hızla yerinden kalktı.
Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, birkaç saniye daha kalsa oracıkta bayılabilirdi.
Barın loş ışıkları arasında zar zor yönünü buldu.
Kadınlar tuvaletine girdiğinde aynaya baktı.
Yanakları alev gibi yanıyor, gözleri dolmuştu.
Elleriyle yüzünü yıkadı.
"Hayır," dedi kendine.
"Bu... bu yanlış. O benim eniştem abim gibi. Bu sadece bir yanlış anlama."
Ama içindeki ses, ilk defa ona başka bir şey fısıldıyordu:
“Bunun adı korku".