Sabahın ilk ışıkları, kasvetli odanın perdelerinden sızmaya çalışıyordu. Eylül, Emir’in kolunun altında, uykunun getirdiği uyuşuklukla doğruldu. Gece boyunca vücudu kasılmış, bir savunma mekanizmasıyla donmuştu. Emir’in nefesi hâlâ ensesinde, sıcak ve ağırdı. Odanın havası, suçluluk ve esaretle doluydu.
Eylül, yavaşça yorganı üzerinden attı. Amacı, en ufak bir ses çıkarmadan yataktan kalkıp banyoya sığınmaktı. Kendi varlığını, bu evin duvarları arasında hissetmek istiyordu.
Tam ayağını yere basacakken, çelik bir mengeneyle bileği kavrandı. Emir’in parmakları sıcaktı ama baskısı dondurucuydu. Eylül’ün kalbi göğsünde gümbürdedi.
“Nereye?”
Emir’in sesi uykulu ve boğuktu ama taşıdığı hâkimiyet tonu anında keskinleşmişti. Gözleri kapalıydı ama bileğini bırakmıyordu.
Eylül’ün boğazı kurudu. “Banyo…” diye fısıldayabildi.
Emir, hiç güç harcamadan Eylül’ün bileğini kendine doğru çekti. Eylül, dengesini kaybedip yatağa, Emir’in göğsüne doğru düştü. Yüzü, Emir’in boynuna gömülmüştü. Nefesi, Emir’in tenine çarpıyordu.
Emir gözlerini açtı. Bakışları karanlıktı ama şafak ışıklarıyla aydınlanıyordu. Bu bakış, sadece sahiplenme içeriyordu.
“Ben izin vermeden bu yataktan kalkamazsın, Eylül,” dedi sesi net ve tok. Bu, bir kural koyma anıydı. “Tuvalete gitmen bile benim kararım. Anladın mı?”
Eylül’ün vücudu kasıldı. Dudakları titredi ama bu kez ne isyan etti ne de ağladı. Sadece başını yavaşça salladı. Boyun eğme eylemi artık nefret kadar otomatikleşmişti.
Emir, Eylül’ün saçlarını okşadı. Bu hareket, önceki geceki yemeği yedirme eylemi gibi, bir sevgi gösterisi değil; mülkiyetin tescili gibiydi.
“Aferin,” diye mırıldandı. Bu onay, Eylül’ün içindeki son gurur kırıntılarını da eziyordu.
Emir elini Eylül’ün yanağına koydu, başparmağıyla yavaşça okşadı.
“Korkma,” diye fısıldadı. “Korkun hâlâ burada, ama ben ona alışacağım. Ve sen de benim yanımda olmaya alışacaksın. Annenin acısı büyük, biliyorum. Ama ben yanındayken, ona bir adım daha yakınsın. Çünkü ben, senin her şeyinim.”
Bu çarpık teselli, Eylül’ün zihnini paramparça etti. Senin her şeyinim. Kelime, hem bir zincir hem de bir sığınak gibiydi.
Emir gülümsedi. Dudakları, onun alnına değecek kadar yaklaştı.
“Şimdi kalkabilirsin,” dedi.
Bileğini serbest bıraktı. Eylül hızla yataktan fırladı, sarsak adımlarla banyoya koştu. Arkasından kapıyı kapattığında, aynada gördüğü kişi artık tanımadığı bir yabancıydı. Gözlerinde derin bir çaresizlikten doğan uyuşukluk vardı.
Kapının arkasında Emir gülümsedi. Biliyordu ki, Eylül’ün ruhundaki direnç kırılgandı. Ve her sabah, bu kırılganlığı kendisi onaracaktı. Eylül’ün vücudunu kontrol ettiği her an, onun zihnine bir adım daha yaklaşıyordu.
---
İstanbul’da, Emir’den birkaç gündür net bir haber alamayan Lara’nın içi rahat değildi. Emir, Eylül’ün kasabada “kafa dinlemesi gerektiğini” söylemişti ama Lara, kardeşinin o donuk bakışlarını, annelerinin cenazesindeki sessizliğini unutamıyordu. Üstelik Emir, Eylül’ü kendi eski evinde tek başına bırakmış olamazdı; biliyordu ki o, her şeyi kontrol altında tutardı.
Aniden bir karar verdi. Emir’e haber vermeyecekti. Kasabaya gitmek, hem Eylül’ü görmek hem de kocasının o eski, loş evinde biraz zaman geçirmek, onu İstanbul’un ağırlığından uzaklaştırabilirdi. Lara aceleyle çantasını hazırladı ve kasabaya doğru yola çıktı.
Öğleden sonra, kasabanın o tanıdık, sakin sokağına arabasıyla girdi. Emir’in kasvetli, tek katlı evi çam ağaçlarının arasında sessizce duruyordu. Arabayı park etti ve kapıya yürüdü.
Kapıyı çaldığında cevap gelmedi. Tekrar çaldı, bu kez daha sert.
İçeride, kapının zincir sesini duyan Eylül anında irkildi. Emir, koltukta bir kitap okuyordu ama sesi duyduğu an yüzü gerildi. Eylül, kimin geldiğini merakla kapıya doğru bakmak istedi ama Emir’in keskin bakışları onu durdurdu.
Kapı açıldığında, Emir’in yüzündeki şaşkınlık ve öfke bir anlık elektriklenme yarattı. Lara, kapıda, elinde küçük bir çantayla gülümsüyordu.
“Sürpriz!” dedi Lara, sesi neşeliydi. “Özledim sizi, geldim!”
Emir’in yüzündeki maske anında değişti. O gerginlik, sahte ve sıcak bir şefkate dönüştü.
“Hayatım!” dedi Emir, kapıyı açarak. Sesi, Lara’yı ne kadar çok özlediğini göstermek ister gibiydi. “Ne güzel sürpriz! Neden haber vermedin ki?”
Lara, Emir’in boynuna sarıldı, onu öptü. Öpücükleri uzundu, tutkulu.
“Seni şaşırtmak istedim,” diye mırıldandı Lara, kocasının kokusunu içine çekerken.
Emir, Lara’yı içeri çekerken göz ucuyla Eylül’e baktı. Eylül, kapının hemen yanındaki gölgeli köşede donuk bir ifadeyle duruyordu. Emir’in bakışı kısaydı ama net bir tehdit içeriyordu: Sakın konuşma.
Lara, Emir’den ayrılır ayrılmaz Eylül’e yöneldi.
“Eylül’üm!” dedi sevinçle, ona sarılmak istedi.
Eylül, bir anlık tereddüt yaşadı ama geri çekilmedi. Lara’nın sıcak kollarının arasında kendini hem güvende hem de büyük bir yalanın ortasında hissetti.
Lara, Eylül’ün yanağından öptü. Eylül’ün yüzü bembeyazdı ama Lara bunu yasın yorgunluğuna yordu.
“Canım kardeşim, nasılsın? Emir bana biraz yorgun olduğunu söyledi. İyi ki gelmişim.”
Lara, Eylül’ün saçlarını okşadı. “Biliyorum, annemizin kaybı çok zor ama hayat devam ediyor. Unutma, senin güçlü olman gerekiyor. Geri dönmelisin. İstanbul’a dön, okuluna devam et. Derslerine odaklanman, bu acıyla başa çıkmanın en iyi yolu.”
Lara, Emir’e döndü. “Değil mi aşkım? Eylül’ün yarın dönmesi iyi olmaz mı?”
Emir, karısının beline kolunu doladı. Gözleri parlıyordu ama bu parlama, gurur ve kontrolün sessiz zaferiydi.
“Elbette, hayatım,” dedi Emir, sesi yumuşaktı. “Eylül, benim iznimle yarın seninle dönebilir. Zaten kasvetli bir yer burası. İstanbul ona iyi gelecektir. Ama dönmeden önce bana iyice dinlenmiş olacağına söz ver, değil mi Eylül?”
Emir’in bu son sözdeki vurgusu, sadece Eylül’ün duyabileceği bir tehdit taşıyordu. Eylül, omuzlarını düşürerek başını salladı. Yalanı oynamaktan başka çaresi yoktu. Emir’in izin vermesi, onun için bir lütuf değil; yeni bir zincirin başlangıcıydı.
Lara rahatlamış bir nefes aldı. “Harika! Hadi canım, gel de bana bu kasvetli evde neler yaptığınızı anlat. Yemek yiyelim, sonra da Emir’e biraz kafa izni verelim, ne dersin?”
Lara, elini Eylül’ün omzuna koyarak salona yöneldi. Eylül, Emir’in arkasında bıraktığı o zehirli bakışın ağırlığını hissederek Lara’yı takip etti. Dışarıdan bakıldığında üçü de mutlu bir aile tablosu çiziyordu. Ama o odanın içinde, yalanlar ve korku nefes alıp veriyordu.
---
Lara’nın gelişi, evin içindeki gergin havayı dağıtmıştı ama bu sadece yüzeydeydi. Eylül içinse bu durum, Emir’in kontrolünün bir kanıtıydı. Lara’nın varlığı, bir yandan kurtuluş umudu verse de diğer yandan Emir’in önünde yalan söyleme zorunluluğunu getiriyordu.
Akşam yemeği sahte bir neşe içinde geçti. Lara, annesinin kaybından sonra Eylül’ün bu kadar solgun olmasına üzülüyor ama Emir’in “ilgisini” ve “koruyuculuğunu” gördükçe rahatlıyordu.
Yemekten sonra Lara, yorgun olduğunu söyleyerek eski yatak odalarına çekildi. Emir, Eylül’e kısa, keskin bir bakış attı ve o bakışta ne yapması gerektiğini anladı.
“Eylül, sen de erkenden yat. Yarın İstanbul’a dönüyorsun, dinlenmen gerek,” dedi Emir. Sesi, karısının yanında ideal abi tonundaydı.
Eylül başını hafifçe salladı ve merdivenlere yöneldi. Odasına girdiğinde, kapının arkasından Emir’in sesini duydu:
“Birazdan geliyorum, hayatım.”
Eylül yatağa yığıldı. Lara’nın yakında olması ona bir nefes alanı vermişti; Emir, karısının yanındayken ona zarar veremezdi. Bu, onun için kısa bir ateşkes demekti.
Emir, Lara’nın yanına girdi. Yatağa uzandığında Lara hemen kollarına sarıldı.
“Çok yorulmuşsundur, canım,” dedi Lara yumuşak bir sesle. “Eylül’e iyi baktığın için teşekkür ederim. Sen olmasan ne yapardık…”
Emir, karısının saçlarını okşadı. Yüzündeki ifade, tam da Lara’nın görmeyi beklediği güven veren eş maskesiydi.
“O benim de kardeşim sayılır, hayatım,” diye mırıldandı, sesi duygusal bir sıcaklık taşıyordu. “Annemizin kaybı hepimizi sarstı. Ona destek olmak zorundaydım.”
Lara, Emir’e daha sıkı sarıldı. O gece, yorgunluk, hasret ve yasın getirdiği duygusal yakınlaşma içinde karı koca olarak birbirlerine aitlerdi. Emir, Lara’ya karşı şefkatliydi; ona olan bağlılığını ve arzusunu gösteriyordu.
Onların bu fiziksel ve duygusal birleşimi, Lara için evliliklerinin sarsılmaz bir kanıtıydı. O, kocasının sadakatinden, sevgisinden ve koruyuculuğundan emindi.
Eylül’ün odasının duvarları, bu yakınlaşmanın seslerini emiyordu. Eylül, uykusuzlukla boğuşurken onların varlığını aşağılayıcı bir hatırlatma gibi hissediyordu. Lara’nın güvende olması iyiydi ama Emir’in yatak odasındaki sesi, Eylül’ün maruz kaldığı psikolojik işkenceyi katlıyordu.
Eylül için bu durum, Emir’in dün gece söylediği o zehirli gerçeği tekrar ediyordu: Emir her şeye sahipti. Lara’nın sevgisine de, Eylül’ün korkusuna da.
Sabah odaya güneş sızdığında Eylül’ün gözleri açıktı. O gece, uykusuzluk ve yalanların ağırlığı altında nefretini daha da derinleştirmişti. Ama aynı zamanda biliyordu ki, kurtuluş için tek yolu vardı: Lara’yı koruyarak bu yalanı oynamaya devam etmek.