Betrayal

2242 Words
Şafak söktüğünde, krallığın bahçesindeki çiçekler canlanmış, odaların perdeleri arasından gün ışığı sızmaya başlamıştı. Kuş cıvıltıları dışında Glorian'a sessizlik hakimdi. Ancak bu durum uzun sürmeyecekti. "Sen ne dediğinin farkında mısın? Tanrı aşkına onu aramak yerine krallığa geri mi döndün Brandan!" Vidney, Brandan'dan olan biten her şeyi öğrendiğinden beri, duyduklarına inanmak istemiyor, odanın içinde oradan oraya sürekli yürüyordu. "Bilmiyorum anladın mı! Aşağılık herif öyle inandırıcı konuşuyordu ki, inanmaktan başka şans bırakmadı." Vidney elini sinirle saçlarına atıp iki yana açtıktan sonra, öfkeyle Brandan'a baktı. "Peki ya Nora? O bunu kabul etmezken, sen gidip o şeytana mı inanmayı seçtin!" Brandan eliyle yüzünü sıvazlayıp, kendine gelmeye çalıştı. Tüm gece uyumamış, olan biten her şeyi düşünmüştü. Vidney haksız bile olsa Nora'yı araması gerekirdi. Kendi aptallığına sinirle güldü. "Gülüyor musun Brandan? Senin zeki biri olduğunu düşünürdüm, sense burada oturmuş sadece gülüyor musun?" "Lanet olsun, evet ben aptalın tekiyim tamam mı? Oldu mu? Rahatladın mı! Nasıl bir acı içinde olduğumu hiç düşündün mü? Yıkıldım anlıyor musun? Yüzyıllardır süren iki krallığın kavgası arasında, sevdiğim kadının Loputon prensiyle yatmış olma ihtimali bile beni çılgına çevirmeye yetti, anlıyor musun? Nora ise hiçbir şey hatırlamıyorken, yatmış olmasını yalanlaması çok saçma değil mi Vidney? Darius onun zeki bir şeytan olduğunu düşünüyor ve bunca olan bitenden sonra bu sanada mantıklı gelmiyor mu? Bizi kandırıyor olma ihtimalini hiç düşündün mü, söylesene." Vidney öfkeyle başını iki yana sallarken, "Sen delisin!" Dedi. "Aptalsın, aptal! Nora seni bir gün affetse bile, bu kadar aptal olabildiğin için ben seni affetmeyeceğim." Dedikten sonra arkasını dönüp, kapıyı çarparak odadan çıktı. Herkesin uyuyor olduğu bu saatlerde isteyen istediğini yapabilirdi, çıkardığı ses hiç umurunda değildi. Brandan'ın odasına gelip onu uyandırmış olması yeterliydi. Hızla merdivenleri inerken aklında tek bir şey vardı. Nora'yı hemen bulmalıydı. Kraliçe Megan'ın büyük salonuna ilerlerken, orada olup, uyumuyor olmasını diledi. Siyah büyük, altın işlemeli kapıya bir kaç tıklatmanın ardından yanıt beklemeden içeri girdiğinde, Megan'nın ciddi bir ifadeyle karşısındaki gece bekçisiyle konuşuyor olduğunu gördü. "Efendim bölmek istemezdim ancak çok önemli." Dediğinde Kraliçe Megan gelmesi için başıyla onay verdi. "Seni dinliyorum Vidney." "Nora kayıp efendim ve geri dönebileceğini sanmıyorum size bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ancak Nora eskiye dair hiçbir şey hatırlamıyor. Bu halde fazlasıyla tehlikede." Megan şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırırken, soğuk ve ciddi ifadesine bürünmesi uzun sürmedi. "Öncelikle." Dediğinde bunu ağzında yayarak söylemişti. "Bunu söylemek için çok geç kaldın Vidney. Bundan haberim olsaydı bir çok önlem alınabilirdi ancak anlayamadığım bir şekilde bana baş kaldırmayı alışkanlık haline getirdiniz." Dedikten sonra sinirle güldü. "Yinede bu şu an konuşmamız gereken bir konu değil. Nora'nın kayıp olduğundan haberim var. Bizde gece olanlar hakkında konuşuyorduk." Dediğinde Vidney, korkulu gözlerle Megan'a bakan gece bekçisine döndü. Başına her ne gelirse gelsin, bundan büyük bir keyif alıcaktı. Kraliçe, "Nora'nın kayıplara nasıl karıştığı ise meçhul." Dediğinde Vidney atılarak "Ben herşeyi biliyorum, yalnızca onu bulmam için yardımınıza ihtiyacım var." Dedi. Megan'ın gözleri Vidney'in söylediği bu sözlerle parladı. "Dinliyorum." ⚔️ Dört bir yanı tahta duvarlarla çevrelenmiş ufak kulübenin, bir duvarında boydan boya raflar vardı. Rafların tamamı, içinde görür görmez kusmamı sağlayan kavanozlarla doluydu. Kimde neye ait olduğunu bilmediğim iri gözler, kiminde organ parçaları kavanozun içindeki suda tutuluyordu. İğrençti! "Daha iyi misin?" Karşımda duran zenci adamın sesiyle yüzümü ona döndüm. Kısacık kesimli saçlarında elini gezdirdikten sonra kotunun cebine soktu. Yeşil gözleri beni incelerken bende bir süre ona baktım. Uzun boyu, geniş omuzları ve kaslı vücuduyla bir halterci gibi görünüyordu. Ancak bu vücudu tehlikeli yaşam biçimiyle edindiğini düşünüyordum. Kim gece ormanda gezer ve böyle bir kulübede kalırdı ki? Sadece başımı sallamakla yetinirken, bakışlarımı kurtardığımız sarışın kadına çevirdim. Tam olarak bunu yapan ben değildim. Üstümde yalnızca gecelik ve hırka olduğu için ona kıyafetlerimi verememiştim. Bunun yerine adının Alex Baker olduğunu öğrendiğim adamın kıyafetlerinin içinde cılız bedeniyle kaybolmuş gibiydi. Alex iblis olduğunu öğrendiğim yaratıkları tek başına haklarken, dönüşümüyle bir kurt adam olduğunu öğrenmem uzun sürmemişti. Ben ise sarışın kadını oradan uzaklaştırmaya çalışıyordum ancak yolun bir kısmından sonra bayılmıştı. Teni ise buz gibiydi, muhtemelen hipotermi geçiriyordu ve kaçtığı anlarda da bilinci yerinde değil gibiydi. Şu an ise vücut sıcaklığı normale dönmüş, uyanmasını bekliyorduk. Alex kızın dudaklarındaki dikişleri, etinden sıyırırken kulübenin dışında beklemiştim. Kesinlikle izlemek isteyebileceğim bir görüntü değildi. Hava aydınlanalı bir kaç saat olmuştu, Alex uyumamla ilgili bir kaç şey söylesede, henüz bunu yapabilecek kadar güven sağlamamıştı. Uykusuzluğa olan direncim sayesinde ise zorluk çekmiyordum. "Hala neden orada olduğunu anlatmadın, kimsin sen?" Bakışlarım Alex'in sesiyle tekrar onu bulduğunda omuz silktim. "Buraya ait olmadığım haricinde, aslına bakarsan kim olduğumu bende bilmiyorum." Dediğimde güldü. "Bu bir cevap değil. Sen her şeyi öğrendin ancak bana hiçbir şey anlatmadın." Söylediklerini görmezden gelerek, şu ana kadar öğrenmekte geç kaldığım o soruyu sordum. "Nora'yı biliyor musun?" Dediğimde tek kaşı sorgularca yukarı kalktı. Bunu sormuştum çünkü daha önce Nora'yı görmüş olsa onu ben zannetmesi muhtemeldi. "Biliyor olmam senin için ne ifade edecek önce onu öğrenmeliyim." "Bak Alex, biliyorum pek bir şey anlatmıyorum ancak güvenilmez biri değilim. Şimdi samimiyetle soruyorum, Nora hakkında ne biliyorsun?" Oturduğu saks mavisi, eski koltukta öne doğru kaykıldıktan sonra kollarını başının arkasına alarak rahat bir oturma pozisyonu yakaladı. "Pekala." Dediğinde bir süre gözlerini kapattı. Düşünür gibiydi. Kısa bir süre sonra gözlerini açıp, görüşüne tekrar beni aldı. "Nora'yı hiç görmedim ancak ünlü bir efsaneye sahipti." "Biraz açar mısın?" "Neden bu kadar merak ediyorsun, konusu bile canımı sıkıyor." Dediğinde derin bir nefes alarak, gözlerimi gözlerine diktim. "Bu benim için çok önemli. Hikayenin sonu tatmin ederse bende sana bir kaç şey anlatabilirim, şimdi lütfen anlatır mısın şu saçmalığı?" Alex söylediklerimi bir süre kafasında tartar gibi yüzüme bakmaya devam ederken, sonunda tatmin olmuş olmalı ki kalın dudaklarını araladı. "Nora uzun bir zaman önce öldü ancak ölmeden önce bir çok kişinin canını yaktı ve öldürdü. Çok güçlü bir yaratıktı. Çevresindeki herkesin ona bakmaya çekindiğini duydum ancak güzelliği karşısında da bakmadan yapamadıklarını..." Dediğinde güldü. "Özel bir hançeri varmış, Bu hançerin en belirgin özelliği kabzasında ki Ejder başı figürü olduğuyla ilgili söylentiler var. Yalnızca canını aldığı kişiler bu hançeri görebilmiş diyorlar. Elinden kaçan olmadığı halde bu bilginin nasıl yayıldığını bilmiyorum." Oturduğu yerde öne doğru eğildiğinde artık yüzünde ciddi bir ifade vardı. "O çok güçlü bir yaratıktı. Ejdere dönüşebilen tek varlıktı. Bu gücü baba tarafından aldığı söyleniyor ancak soyu tükendiği için tek başına zaten başlı başına bir Azrail'di. Özel bir cadıya yaptırdığı hançer ise ona sonsuz bir güç bahşediyordu. Öldürdüğü bedenlerin güçlerini kendi bünyesine alabildiği söyleniyor. Hançeri ondan bir başkası kullanırsa bu yalnızca hançer elindeyken gerçekleşen bir şeymiş, ancak hançer ona ait olduğu için itaat eder gibi yanında taşıması bile yeterli oluyormuş. İstediği her gücü hançeri eline almadan kullanabiliyormuş. Dediğim gibi bunlar yalnızca söylentilerden ibaret." Bir süre söylediklerini hazmedebilmek için susup, gözlerimi tahta parkeye diktim. Düşündüğümden de çok düşmana sahiptim. Elim hırkamın cebindeki hançere gittiğinde bir anda oluşan güçlü bir akımla irkilip geri çektim. Bu o hançer olabilir miydi? Darius'un onu bana saplanmadan önce ki son konuşması bunu destekler nitelikteydi. Derin bir nefes alarak bakışlarımı beni dikkatle süzen Alex'e çevirdim. "Nasıl öldüğünü biliyor musun?" Bir süre daha yüzüme baktıktan sonra alt dudağını büzdü. "Bununla ilgili pek çok söylenti var." "Birinden başlayabilirsin." "Loputon krallığında öldürüldüğü söyleniyor ancak öldüren kişilerin sayısı birden fazla, muhtemelen çok zor öldürülmüştür. Bir diğer söylem ise onu kraliçe Cassiopeia'nın, yüzünü yüzdükten sonra yakarak öldürdüğüyle ilgili." Tanrı'm bu kadında deli olmalıydı. Bunların hepsi kafayı yemiş, cani, delilerdi. Bu isimi unutmamam gerektiğini düşünerek, daha fazla bilgi almam gerekiyordu. "O kim?" "Loputon krallığının Kraliçesi, Nora gibi fazlasıyla tehlikeli bir oğula sahip, adı Darius." Dedikten sonra bana anlamsızca baktı. "Tanrı aşkına bunları herkes bilir, sen nereden geliyorsun böyle?" "Herkes olamadığım için beni maruz gör Alex, izin verirsen öğrenmeye çalışıyorum." Dediğimde koca cüssesine bakmadan gözlerini devirdi. "Peki şu efsane dedikleri şey, tam olarak içeriği ne?" "Geri döneceğiyle ilgili söylentiler var. Açıkçası böyle bir ihtimalin olduğunu düşünmüyorum. Yinede bu kadar bilgi edinmişken, tamamını dinlemelisin. Bir şafak sökümünde tekrar doğacağına inanılıyor. Öyle hızlı büyüyecek ki, bu yalnızca bir kaç gününü alacak. Döndüğünde gün asla aydınlanmayacak ve atıldığı ateşte herkesi tek tek avlayıp sonlarını getirecek." Elimi kaldırarak Alex'i durduğumda, bana yine ne var der gibi bakıyordu. "Bir ejderi ateşle öldürmek saçma değil mi?" "Aslına bakarsan bende öyle düşünüyordum ancak yüzü kraliçe tarafından yüzülüp, tüm güzelliği elinden alındığında son sözleri, kendi ateşinin sonunu getirmesi ve tekrar doğduğunda canlarını alacaklarıyla ilgiliymiş. Anlayacağın o an bir büyü yapmış." Söyledikleri irkilmeme sebep olurken, kollarımı, kendimi telkin etmek ister gibi bedenime sardım. "Ondan herkes nefret ediyor öyle değil mi?" Derken sesim istemeden üzgün çıkmıştı ancak Alex bunu anlamamış olmalı ki, gülerek yüzüme baktı. "Açıkçası onunla karşılaşmadığım için kendimi şanslı hissediyorum." Arkamda yükselen çığlıkla ürkerek başımı o yöne çevirdiğimde, sarışın kadının korku dolu gözleriyle karşılaştım. "N-NORA!" ⚔️ Vidney kraliçenin emriyle yanına aldığı 15 kişilik dönüşebilen bir grupla, ormanın aydınlığından faydalanarak dikkatle Nora'yı arıyordu. Başka bir grup ise Nora'yı aramak için şehire inmişti. Ölüler ormanında sessizliğe ne kadar önem verselerde ayaklarının altında kırılan kuru dallar ve yaprakların hışırtısı buna fazlasıyla engel oluyordu. "Cani bir şeytan için bizi nasıl riske atabiliyor, aklım almıyor!" Vidney yanında söylenen siyah, kısa saçlı genç kadına öfkeyle döndü. "Haddini bil Christina." "Bayanlar tartışmak için daha uygun bir zaman dilimi seçin. Birde iblislerle uğraşmayalım." Agustin kraliyetin baş komutanı olarak, tartışma başlamadan önüne bir set çekerek sonlandırdığında, Vidney Christina'nın omuzuna çarpıp önüne geçerek, kendince son sözü söylemişti. Arkasında ise öfkeyle nefesler alıp veren bir Christina kalmıştı. "Bu cadıyı hiç getirmemeliydik." Diyerek söylenirken Agustin ona gülerek baktı. "Kraliçenin emriydi biliyorsun." Vidney dudaklarını bir yana kıvırırken, ne yazık ki der gibi bir hali vardı. Oysa bu ekibe bir cadının yeteceğini düşünüyordu. Christina kesinlikle onun kadar iyi değildi. Agustin aniden durduğunda, arkasında kalan Vidney ona çarpmaktan son anda kurtuldu. Şaşkınca yüzüne bakarken, "Neler oluyor?" Dediğinde Agustin işaret parmağını dudağına bastırarak, susmasını ima etti. Ardından arkasındaki kalabalık gruba dönüp durmaları için elini kaldırdı. Kesinlikle konuşmuyordu ve artık ayak sesleri kesildiği için her şey çok daha net duyuluyordu. Herkes Agustin'e bakarken, derinden gelen sesle Vidney şaşkınlık, korku ve heyecanla Agustin'e baktı. Ardından ses tekrar duyulduğunda bunun bir kadın çığlığı olduğunu anladılar. Agustin hızla şekil değiştirip o yöne koşmaya başladığında, arkasında kalan 13 kişide onun gibi bir kurta dönüşerek peşinden koştular. Geride kalan Vidney ve Christina ise onlara yetişmek için nefes nefese kalmışlardı. Vidney en çok böyle anlarda bir Cadı olarak varolduğuna lanetler ediyordu. Arkada kalmaktan nefret ediyordu. Sonunda görüş açısına giren ufak kulübenin çevresini sarmış olan arkadaşlarını gördü. Çığlık tam olarak buradan yükseliyordu. Agustin ön pençelerinden birini kaldırdığında herkes nefesini tutmuş, ondan gelecek olan komutu bekliyordu. Keskin pençelerini, kuru toprağa saplamasıyla kulübenin kapısını yıkarak içeri girdiler. Nora, transa girmiş gibi ağlayarak sürekli bir şeyler söylüyordu ancak ne dediği anlaşılamıyordu. O kadar gürültüye rağmen hala içeriye birilerinin girdiğini anlamamıştı. Grubu şok eden şey ise ayakta duran zenci bir adam ve ayaklarının ucunda yatan, belinden yukarısı görünmeyen bir bedendi. Olan biteni anlayabilmek için zenciye dikkatle baktıklarında, tek elinde tuttuğu uzun, sarı saçlara sahip olan ve muhtemelen bir kadına ait olan, kopmuş kafaydı. "Ben değilim. Ben değilim. Ben değilim..." Vidney en yakın arkadaşına yavaşça yaklaşırken, söylediklerinden yalnızca bu kadarını anlayabildi. Ben değilim... Kolları arasına çekip sarıldığında, "Kim olduğunun bir önemi yok bukalemun." Dedi. Ona hep böyle seslenirdi. Herkesin korkulu rüyası olan Nora onun için ufak bir bukalemundan ibaretti. "Şu an bizimlesin. Güvendesin. Her şey yoluna girecek." Derken sarılmaya devam ediyor bir yandan da saçlarını seviyordu. "Burada neler oldu böyle?" Agustin'in sesiyle, dönüşüp eski haline döndüğünü anlayan Vidney, Nora'ya sarılmaya devam ederken, sorunun cevabını merak ederek Agustin ve zenciye baktı. Agustin zenciye ciddi bir ifadeyle bakarken, zenci elindeki kafayı kulübenin bir köşesine attı. O da iyi görünmüyordu. "Nora dönmüş." Dedi sakince. "Bu bilinmemesi gereken bir sır. Ağzını sıkı tutacağına ise pek inanmıyorum." Başıyla arkasında kalan kurtlara işaret verdiğinde arkadaşları adama yöneldi ancak onları durduran Nora'nın sesi oldu. "Ben inanıyorum bu yüzden Alex'e zarar vermenize izin vermiyorum." Agustin şaşkınlıkla Nora'ya bakarken, "Affınıza sığınarak soruyorum." Dediğinde Nora onunda herkes gibi kendisinden korktunu anlamıştı. "Nasıl emin olabiliyorsunuz? Bu yayılırsa, sizin için tehlike yaratabilir." Nora Vidney'in kolları arasından çıkıp, henüz adını bilmediği Agustine döndü. "Benim kim olduğumu bildiği halde beni korudu. Bu fazlasıyla yeterli bir sebep." Derken sesi kızgın bir demir kadar keskindi. Ardından Alex'e döndü. "Bundan sonra benim yanımda kalmanı istiyorum. Tabii senin içinde sorun olmayacaksa?" Alex gülümserken, gözleri parlıyordu. Yarım saat öncesine kadar karşılaşmamayı bir şans olarak gören bu adam, şu an kendini Glorian'ın en şanslı adamı olarak görüyordu. "Memnuniyetle sevgili Nora." Vidney ve Nora kulübeden herkesten önce çıktı. Vidney onu bulduğu için bir kez daha içinden Tanrı'ya şükranlarını iletirken, gülümseyerek Nora'ya baktı. Nora ise dalgın görünüyordu. Agustin onların arkasından hızlı adımlarla kulübeden çıkıp, Nora'ya yetiştiğinde, Nora yanından gelen ayak sesiyle, yürümeye devam ederken yüzünü ona çevirdi. "Kendimi tanıtmama izin verin efendim." Dediğinde Nora derin bir nefes alarak olduğu yerde durdu ve tamamen Agustin'e döndü. "Bana bu şekilde hitap etmek zorunda değilsin. Nora demen yeterli. Adın nedir?" Agustin böyle bir karşılık beklemediği için bir kaç saniye yüzüne şaşkınca baktı. Ardından kendini hızla toparlayarak ciddi bir ifadeyle, "Agustin." Dedi. Nora elini uzattığında, şaşkınlığı büyümüştü. Anlatılanlardan çok daha farklı biriyle karşı karşıyaydı. "Beni biliyorsun sanırım. Yinede güzel bir tanışma olması için, Nora." Dediğinde Agustin uzattığı ele karşılık vererek tuttu. "Memnun oldum Nora." Derken yüzünde samimi bir gülümseme vardı. "Bende öyle Agustin." "Anlatılanlardan çok farklısın." Dediğinde Nora'nın dudaklarında kırık bir tebessüm oluştu. "Bu halini eskisinden daha çok seviyorum." Vidney tebessümle konuşmaya dahil olduğunda, Agustin anlamsızca Vidney'e baktı. "Eskiden böyle biri değil miydi? Vidney başını iki yana sallarken, "Arkadaşım olduğu için benim için hep farklıydı, ancak anlatılanların bir çoğu eksik bile diyebiliriz. Nora anlatılanların çok daha üstünde bir acımasızlığa sahipti." Kısa bir an susup Nora'ya baktığında yüzünün düştüğünü gördü. Ona asla kıyamıyordu. Toparlaması gerektiğini düşünerek tekrar konuştu. "Yinede o halinide seviyordum, bu halinide seviyorum." Nora bakışlarını yürüdüğü otlak yerden kaldırıp Vidney'e baktığında gözlerinin dolmasını zorlukla engelledi. Böyle bir sevgiyi hakedecek ne yaptığını düşünüyordu. "İyiki varsın." "Sende öyle bukalemun..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD