Bir başkasına ait olan geçmiş geleceğime mühür vurmuş, çıkış kapılarımı tamamen kapatmıştı. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide bir cambaz gibi yürürken, her iki taraftanda o ip sallanıyor, beni düşürmek için mücadele ediyorlardı.
Darius'un yüzüne baktığım andan beri, o ipi hırsla sallayan kişilerden biri olduğunu biliyordum. Hayatımda büyük rol oynayacağına inandığım bu adamı, bir süre dikkatle izledim. Kendi yok oluşumu seyreder gibiydim.
Brandan'ın aksine keskin yüz hatları, çıkık elmacık kemikler, kalın dudakları ve yana doğru dağılmış siyah saçları vardı. Siyaha yakın, hafif çekik gözleriyse ona şeytani bir güzellik katıyordu. Kabul etmeliyim ki fazla yakışıklıydı. İsis'in gösterdiği görüntülerden çok daha yakışıklı.
Ancak bu bulunduğum durum içinde hiç bir anlam ifade etmiyordu.
Darius dudaklarındaki şeytani gülümsemeyle çardakta uyuyan Brandan ve bana bakarken, "Bölüyor muyum?" Dedi. Sesindeki sakinlik tehlikenin sinyallerini veriyor, baştan aşağı ürpermeme sebep oluyordu.
"Buraya nasıl geldin?"
Tahta merdivenleri sessizce inerken, her hareketimi dikkatle izliyordu.
"Ben engel tanımam Nora, tıpkı senin gibi."
Yavaş adımlarla yanıma gelmeye başladığında, neler yapabileceğimi düşünüyordum. Darius'a karşı kendimi savunmam imkansızdı. Belki Glorian'da olması bir avantaj olabilirdi ancak gelmesinden haberi bile olmayan gece bekçileri muhtemelen rahat bir uyku çekiyorlardı.
Eliyle saçıma dokunup okşarken, "Seni ne kadar özlediğimi tahmin bile edemezsin." Dediğinde anlamayarak yüzüne baktım. Nora'nın ona yaptığı şeyleri İsis sayesinde görmüşken, bana sevgiyle yaklaşması umduğum son şey bile değildi.
"Buraya bunun için gelmediğini ikimizde biliyoruz."
Gülümsedi. Ancak bu gülümseyiş tehlike doluydu.
"Akıllı kızım benim."
Saçlarımı okşayan eli yavaşça aşağıya inip, açıkta kalan omuzumda gezinmeye başladığında, kendimi geri çekip hırkama daha sıkı sarıldım. Gece karası gözleri omuzumdan yüzüme çıkarken, gülümseyişi büyüdü. Tedirginliğim ona haz veriyordu.
"Hala çok güzelsin." Dedikten sonra elinin sıcaklığını boğazımda hissettim. Sıkmıyor sadece baş parmağıyla okşuyordu ancak bu bile aldığım nefesleri düzensizleştirmeye yetmişti.
"Ancak biliyorsun her güzel şey mutlak bir sona eriyor."
Sakin kalmaya çalışıyordum, sakin kalıp onu anlamam ve olan biten herşeyi anlatmam gerekiyordu. Ancak içimde beslediğim, damarlarımda kol gezen canavar bana ne kadar ayak uydururdu bilemiyorum.
"Darius."
"Şşt." Dediğinde elini boynumdan çekip, işaret parmağını dudaklarımın üzerine bastırdı.
"Bu günü öyle uzun zamandır bekliyorum ki, bırak biraz anın tadını çıkaralım."
"Nora!"
Gürlemeyi andıran kalın ses ile başımı kaldırıp çardağa baktığımda, Brandan'ın uyanmış olduğunu gördüm. Yüzündeki huzurun yerini öfke almış, herşeyin çığrından çıkacağını söylüyor gibiydi. Kendimi nasıl zaptedeceğimi düşünürken, şimdi birde Brandan'ı düşünmek zorundaydım.
"Ne trajikomik bir sahne ama!" Diyerek Brandan'a hitaben konuşan Darius, alayla yüzünü bana döndü.
"Görünüşe bakılırsa köpekçiğin güzellik uykusundan uyanmış."
Brandan merdivenlere bakmadan yüksekteki çardaktan hızla atladığında, öfkeyle Darius'a doğru yürüdü ve hızını kesmeden suratına sert bir yumruk indirdi.
"Kafanı koparıp leşini köpeklere yedirmemi mi istiyorsun Darius!"
Darius bir kaç adım geriye doğru sendelerken, gülerek dudağının kenarındaki kanı elinin tersiyle sildi ve ağzındaki kanı tükürüp, Brandan'a sertçe kafa atması aynı süre içinde gerçekleşti. Brandan kuru yaprakların arasına sırt üstü düştüğünde, hızla üzerine atıldı. Elini kaldırıp tekrar vurmak üzereyken kaldırdığı bileğinden yakalayıp, araya girdim.
"Derdin benimle Darius, şu saçmalığa bir an önce son ver."
"Aşığını mı koruyorsun Nora?" Derken tek kaşını kaldırmış, yüzüme tehditkârca bakıyordu. Brandan boşluğundan yararlanıp hızla ayağa kalktığında, tekrar birbirlerine girmemeleri için elimi göğüsüne koyup, geri ittim. Darius ise keyifle Brandan'ı izliyor, gülüyordu.
"Kimsenin korunmaya ihtiyacı yok. Konuşmamız gerekiyor." Dediğimde Brandan hırsla yüzünü bana döndü.
"Bununla ne konuşabilirsin ki Nora!?"
"Tahmin ettiğinden de fazla. Bir çok şey Brandan." Dediğimde, yüzüme öfkeyle bakıyordu.
"Köpekçiğe ne oldu Nora?" Darius'un konuşmamızı bölen sesiyle yüzüne bir yumruk daha yemesi uzun sürmedi.
"Piç kurusu!"
Yere serilen Darius'dan bakışlarımı çekip, öfkeden deliye dönen Brandan'a döndüm. Kolundan sertçe tutup geriye doğru çekmeye çalışırken, aniden ellerim arasında değişime uğradı. Harika! Artık öfkeli bir kurt ve zaptedilmesi zor bir Darius vardı.
Darius düştüğü yerden gülerek kalkarken, "Söyleyeceklerimi iyi dinle köpekçik." Dedi.
Her ne söylemeyi düşünüyorsa artık bir önemi yoktu keza şu andan itibaren Brandan'ı zapdetmem imkansızdı. Vahşi hırlaması kulaklarımı doldurduğunda, korkuyla iki adım geri gittim.
"Uysal bir köpek ol ve beni dinle."
Darius Brandan'a doğru yürürken, adımları kendinden emin ve olacakları onun düşünmesini ister gibiydi.
"Küçük ejderini çok sevdiğini görebiliyorum. Ancak biliyorsun ki kalp bir kişiyi sever ve Nora'nın bir kalbi bile yok."
"Darius." Dediğimde, işaret parmağını dudaklarına bastırıp sakince "Sus." Dedi.
Yüzündeki alaycı ifade ve konunun buralara gelmesi, Darius'un kalbim hakkındaki tezini çürütüyordu. Zira şu an kalbim, öfkeden hiç olmadığı kadar hızla atıyordu.
"Brandan'a altımda nasıl inlediğini anlatmak ister misin Nora? Yada köpekçiği asıl senden öğrendiğimden?"
Yüzünü bana dönerek alaycı ifadesini korumaya devam ederken, bildiğim birşeyi onun ağzından duymak aşağılanmış hissettiriyordu. Ancak hayır, bu saçmalığı yapan ben değildim. Böyle hissetmemeliydim.
Brandan aniden şekil değiştirip eski haline döndüğünde, bakışlarındaki kırgınlık beni delip geçiyor gibi hissediyordum. Bu çok fazlaydı. Herşey çok fazlaydı. Omuzlarımda demirden bir yük taşıyor gibiydim.
"Bu doğru mu?"
Brandan'a baktığımda, yüzüme yalanlamamı ister gibi bakıyordu. Ne söylesem inanacakmış gibi... Bu iğrenç yaratığa aşık olacak kadar aptal mıydı gerçekten! Ona bunun için ne kadar kızmak istesemde, yapamıyordum. Aşık olduğu için onu suçlayamazdım. Bu tamamen Nora'nın sürtüklüğüyle ilgiliydi.
Şimdi ya doğruyu anlatıp, yayılma ihtimaline karşı her türlü tehlikeye hazır olacaktım. Yada düşmanlarımın sayısı Brandan'la birlikte bir tık artacaktı. Gözlerimi kapatıp, düşünmek için içinde bulunduğum kısa zamanı değerlendirmek isterken, Brandan bu kez bağırarak, "Bu doğru mu Nora!" Dedi.
"Değil!"
Darius kahkahalarla gülerek parmağını bana doğru salladı.
"Sen çok tehlikeli bir kadınsın Nora, ancak artık benimle boy ölçüşemeyeceğini öğrenmen gerekiyor." Dedikten sonra Brandan'a döndü.
"Nora'nın vücudundaki her bir noktayı ezbere bilecek kadar, bir çok kez aldatıldın Brandan." Dedikten sonra göz kırptı. "Aç gözlerini."
"Kes artık şunu!" Diyerek bağırdığımda beni öfkelendirmek hoşuna gitmiş olmalı ki, yüzünde şeytani bir tebessüm belirdi.
"Buraya hesaplaşmaya mı geldin, bedel ödetmeye mi?" Dediğimde alaycı ifadesiyle tereddüt etmeden, "Her ikiside." Dedi.
"Nora'yla sorunun ne piç kurusu!" Diyerek araya giren Brandan'ın yüzüne bile bakmadan "Bu seni ilgilendirmez köpekçik." Dedi ardından aklına bir şey gelmiş gibi bakışlarını benden çekip, Brandan'a döndü.
"Ben sana aldatıldığını söylüyorum, senin umurunda olan kısım gerçekten bu mu?"
"İspat et o halde Darius."
Brandan'ın kendinden emin sesine içimden lanetler yağdırıyordum. Darius'un daha ne kadar ileri gidebileceğini düşünürken, şeytani gülüşüyle çok daha fazlasını yapabileceğinin sinyallerini vererek, beni şaşırtmadı.
"Özelimizi anlatmalı mıyım Nora?"
"Bizim özelimiz hiç bir zaman olmadı Darius." Dediğimde gülümseyerek, "Bunu anlat olarak kabul ediyorum." Dedi.
Brandan'a döndüğünde, daha fazlasını kaldıramayacağımın bilinciyle ağacın ucuna oturup, sırtımı pürüzlü yüzeyine yasladım.
Elleriyle yarım ay şekli çizerken, "Diri göğüslerinden mi başlama mı istersin, yoksa sırtındaki beline kadar uzanan ejder başı dövmesinden mi?"
Kanımdaki hareketlilik hızlanırken, artık sırtımdaki ejder mühürünün yakıcı acısını hissediyordum. Geri dönülemez bir yolda olduğumu, kuru toprağa saplanan değişime uğramış pençelerimden anlıyordum. Gözlerimi hissettiğim acıyla sıkıca kapatırken, derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Olmuyordu...
Öfkeyi ve acıyı tüm hücrelerimde hissediyor, kuşların kanat çırpışına kadar duyuyordum. Herşeyi duyuyordum ancak ikiside tek kelime etmiyor, benden bir cevap bekler gibi suskunluklarını koruyorlardı.
"Ben değildim."
Sesim bana ait değilmiş gibi acı içinde ve kısık çıkarken, yakınımdaki hareketlilikle gözlerimi açtım. Darius'un karşıma geçip dizleri üzerine çöktüğünü gördüğümde artık görüşüm kırmızılaşmıştı.
"Güzel dudaklarına yalan hiç yakışmıyor Nora ama artık bir önemi olduğunu sanmıyorum." Dedikten sonra omuz silkti. Yakınlığından rahatsızlık duyarak başımı çevirdiğimde, Brandan'ı başka bir ağacın dibine çökmüş, başını elleri arasına almış hale gördüm. Yıkılmış görünüyordu.
Darius ceketinin iç cebinden çıkardığı gümüş hançeri gözümün önünde sallarken, dikkatimi ona vermemi sağladı.
"Bunu hatırlıyor musun?"
Başımı güçsüz bir şekilde iki yana salladığımda, gülümseyerek "Hatırlatmaktan onur duyarım sevgilim." Dedikten sonra dudaklarımın üzerine elini bastırdı. Hançer boydan boya göğüsümü delip geçtiğinde acıyla çığlık atmak istedim ancak ağzıma kapanan eli sayesinde tek kelime edemiyordum.
Etimin arasında hissettiğim soğukluk ve tüm vücudumdan bir anda çekilmeye başlayan güçle, zorlukla nefes alıyor, gözümden akan bir damla yaşla yüzüne bakıyordum. O ise acımasızca bu anı uzun zamandır bekliyormuş gibi yüzündeki belli belirsiz gülümsemeyle, dikkatle beni izliyordu.
Boynumda taşıdığım kolyeyi zorlukla tek elimle kavrarken, bakışlarım tekrar Darius'a kaydı. Gözlerini kapatmış, çektiğim acıdan haz alıyormuş gibiydi. Tanrıça İsis'in bahsettiği sadece en zor zamanlarımda devreye girecek olan kolye, şu an tek kurtuluş yolumdu.
Acı içinde tek umudumu sıkı sıkı tutarken, gücüm iyice tükenmişti. Herşeyin bittiğini kabullenerek gözlerimi kapattığımda, bir zamanlar terapistimin kendimi iyi hissetmek için olaylardan uzaklaşmam gerektiğini söylediğini hatırlıyordum. Saymamı söylemişti. Hayatımın her anında olan rakamlar son anlarımda da benimleydi. "1, 2, 3, 4, 5, 6..."
"Bedeller er yada geç ödenir küçük Nora. Er yada geç..."
"9, 10"
Ani hava değişimi ve yüzüme sertçe vuran dallarla, gözlerimi açtığımda, ağaçların arasından hızla aşağı düşüyor olduğumu gördüm. Bu kurtuluşumdu.
Sırt üstü, sertçe kuru yaprakların arasına düştüğümde, göğüsümdeki hançerin baskısı arttı ve görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı. Tek çarem o hançeri oradan çıkarmaktı sonrasında yaşamam bile muallakken...
Elimi gümüş işlemeli kabzaya atıp kısık ve pürüzlü bir sesle "1" Dediğimde, kabzayı biraz çekebilmiştim. Acı öyle yoğundu ki karanlık ormanda çığlık çığlığa bağırıyordum.
"2"
Biraz daha çektiğimde, gücüm tükenmek üzereydi. Derin nefesler almaya çalıştıkça, acım artıyordu ve ben hançer yüzünden ölmesemde nefessizlikten her an ölebilirdim.
"3"
Boğazımdan kopan yakarışla birlikte hançerin tamamını çıkardığımda, göğüsümdeki acıya sıvı bir sıcaklık karıştı. Kan.
Elimdeki hançer parmaklarım arasından kayıp yere düştüğünde olduğum yerde öylece yatmaya devam ettim. Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken, ciğerlerimin yandığını hissediyordum. Hala nefes alıyor olmam bile bir mucizeydi. Acı yerini yavaş yavaş hissizliğe bırakmaya başladığında, başımı kaldırıp hançerin bıraktığı tahribata baktım. Üzerimdeki siyah geceliğin yırtılmış olan yerinden, hançerin yardığı derimin iki yana açıldığı görünüyordu. Ancak beni şaşırtan yaranın hızla iyileşmeye başlamasıydı.
Derin ve sesli bir nefes alarak çevreme bakmaya başladığımda Darius ve Brandan'dan hiç bir iz yoktu. Tanrıça İsis'le daha önce buluştuğumuz yerde olmayı umuyordum çünkü ağaçlar tanıdıklık hissi için yeterli değildi. Üstelik sevgili İsis ortalarda görünmüyordu.
Bir ağacın dibine oturup dizlerimi kendime çektiğimde, çok kısa bir an gerilen derimin acısını hissettim ardından acı yerini hissizliğe bıraktı. Başımı kollarımın üzerine koyup, gözlerimi kapattığımda şu ana kadar içimde biriken tüm öfke ve çaresizlik teker teker gözlerimden akmaya başladı. Kimsesizliğimi ancak böyle kutlayabilirdim.
Duyduğum çatırtı sesleriyle kolumdan başımı kaldırdığımda bana doğru gelmekte olan siyah pardösülü, başlarındaki kapüşonlulardan yüzleri görünmeyen 5 kişiyle karşılaştım.
Ay ışığında parlayan hançeri titreyen elimle sessizce alıp, yavaşça ayağa kalktığımda, görünmemek adına ağacın arkasına iyice sindim. Henüz beni farketmemiş olmaları içimi bir nebze rahatlatsada şu an buradan gidemezdim. Ayağımla basacağım tek kuru dalın çıkaracağı ses, beni farketmelerini sağlardı.
Beşi birlikte bir daire oluşturduklarında, muhtemelen karanlıktan farkedemediğim şeyi, o an gördüm.
⚔️
Glorian o gece iki adamında başına yıkılmış gibiydi. İkisinin arasındaki tek fark hissettikleri duyguydu. Brandan yıllarca dönmesini beklediği aşkının, aslında onu aldattığını öğrenmenin acısını yaşarken, Darius elleri arasından kaçan Nora için intikam ateşiyle yanıyordu.
Ateş böcekleri kaçışmış, silüetlerini yalnızca Dolunay'ın ışığı belirginleştiriyordu.
Brandan ellerini başından çektiğinde gözlerinin önüne düşen, karşısındaki karaltıya baktı.
Başında bekleyen Darius'u gördüğünde, hala hangi cesaretle karşısına dikildiğine anlam veremiyordu. Oturduğu ağacın dibinden, elleriyle destek alarak kalktığında, sevdiği kadına son kez bakmak için yüzünü Nora'nın olduğu tarafa çevirdi.
"Kaçtı."
Darius'un sesindeki sakinlik, içindeki kargaşanın bastırılmış haliydi. Brandan sahte bir alayla gülerken, "Şaşırmadım." Dedi.
"Fazla profesyonelceydi."
"Ne saçmalıyorsun sen?" Diyerek dişleri arasından konuştuğunda, Darius kafasının içinde dolaşan şeytanlarını Brandan'a söyleyip söylememekte kararsızdı.
"Bir anda ortadan yok olması, üstelik ona sapladığım hançerle bunu yapması profesyonelceydi." Dedikten sonra bir an sinirle dişlerini sıktı. Hançeri kaybetmişti ve bu Nora için sonsuz güç demekti. En önemlisi ise muhtemelen ölmemişti.
"Ama çok masum görünüyordu." Güldü. "Yada iyi rol yapıyordu."
Brandan hiddetle Darius'un üstüne yürüdüğünde, "Onu öldürüyor muydun!?" Diye bağırdı. İçinde bulunduğu duygu karmaşasından dolayı değildi bilmemesi. Darius'un Nora'nın sesinin çıkmaması için elini dudaklarına bastırdığı içindi. Brandan ellerini saçlarının arasından geçirip sinirle çekerken. "Lanet olsun!" Dedi.
"Bu halinin bana ne kadar zevk verdiğini tahmin bile edemezsin, Brandan."
Brandan çatık kaşlarıyla Darius'a bakarken sesini duymaya bile tahammülü olmadığı bu adamı o an öldürmek istedi. İçindeki öfke ve aldatılmışlık duygusuyla ağır darbe almış kalbi bunu yapması için onu tetiklerken, beyni değmediğini bas bas bağırıyordu. Başını iki yana sallarken kalbinin kapılarına o an bir mühür vurdu ve içinden 'Değmez.' Dedi.
"Sende aldatıldığın için aynı zevki duymalı mıyım Darius?"
Darius, Brandan'a bakarak isterik bir şekilde güldü ardından hızla yakalarından tuttup, kendine çekti.
"Benim olayım bambaşka Brandan. Senin ucuz aşkın kadar önemsiz değil ve inan bana onu tatmin edebiliyor olsaydın bana gelmezdi." Dedikten sonra sertçe iterek bıraktı.
Brandan öfkeyle Darius'un yüzüne sert bir yumruk indirdiğinde, Darius yere serildi. Artık onları durduracak bir Nora olmadığı aklına geldiğinde, Darius'un üstüne çıkıp ard arda vurmaya başladı. Her vuruşunda yüzünde yeni yaralar açılırken, Darius kana bulanmış dişleriyle bundan haz alırmış gibi gülüyordu.
Brandan dişleri arasından, "Seni öldüreceğim!" Diyerek bağırdığında, öfkeden gözü dönmüş gibiydi. Bilincini kaybetmek üzere olan Darius'a son bir yumruk savurup üstünden kalktığında, yüzüne tükürdü.
"Değmezsiniz!"
Onu orada öylece bırakıp, arkasını dönüp giderken, bir kaç adım sonra yoluna çıkan Kraliçe Megan'ı gördü. Anlaşılan bu gece kimseyi uyku tutmamış diye düşünürken sinirle güldü ve kraliçeyi görmezden gelip, hiç konuşmadan yürümeye kaldığı yerden devam etti.
Kraliçe Megan'ın, Loputon prensini bulması ise an meselesiydi ve bu da onun esir tutulacağını kesinleştiriyordu. Brandan'ın bu düşünceyle yüzünde şeytani bir tebessüm belirdi. Sesi ise herşeyin yeni başladığını söyler gibi, vaat doluydu.
"Seninle bizzat ilgileneceğim Darius."
Darius öylece yerde yatmaya devam ederken, Nora'yı elleri arasından nasıl kaçırdığını düşünüyordu. Onu öldürmek üzereydi, buna emindi ancak aşağılık sürtük yine bir şekilde kaçmayı başarmıştı. Aslında Brandan'ın onu dövmesinede bu yüzden izin verdi. Kendi başarısızlığı öfkeden gözünü kör etmişti ve Brandan biraz onu kendine getirmişti. Nora'da gariplikler vardı. Muhtemelen bugünkü masum tavrı kafasında kurduğu şeytani planlarıyla ilgiliydi. Güldü.
"Seni tanımasam yatmadığımıza inanabilirdim küçük şeytan."
"Yakalanmak mı istiyorsun sevgili oğlum?"
Darius başını yana çevirip, kraliçe Megan'ın kılığına giren annesine gülerek baktı. Boynunda taşıdığı yegane kolyesini çıkarmayı akıl edememişti anlaşılan.
"Çok itici görünüyorsun."
"Sayende ucube kılığına da girdim Darius. Bir an önce buradan gitmemiz gerekiyor." Dedikten sonra oğluna tek kaşını kaldırarak baktı.
"Benden habersiz buraya gelmeni ve daha önemlisi Nora'nın geri döndüğünü söyleme zahmetine girmemeni daha sonra teferruatlı olarak konuşacağız."
Darius elleriyle destek alarak yattığı yerden kalkarken, Brandan'ın onda bıraktığı tahribat yüzünden öfkeyle hırladı.
"Beynini kullansaydın, bunlara hiç gerek kalmazdı." Diyen annesine kaşlarını çatarak baktı.
"Tabii, seninle hareket etmemi isterdin öyle değil mi? Kendi işlerin için asla beni kullanmaya kalkma." Dedikten sonra üstündeki kiri eliyle silkeledi.
"Seninle ben ortak çalışmıyoruz sevgili kraliçem."
Arkasını dönüp yürümeye başladığında Cassiopeia'nın donuk bakışlarına maruz kaldığından habersizdi. Oğluda olsa saygısızlık asla kabul edemeyeceği bir şeydi. Yinede Nora'yı eline geçirene kadar onu cezalandırmak yerine, İzini sürerek hedefine daha hızlı ulaşabileceğini biliyordu.
⚔️
Kuru soğuk gecenin ortalarında etkisini daha fazla hissettirirken, aslında üşümemi sağlayan asıl nedeni biliyordum. Korku.
5 kişinin arasında bir anda oluşan ateşle, bunların bir Cadı olduğunu düşündüm. Ancak emin olamıyordum. Ateşin ahenkle yanmasıyla ışığı sayesinde gördüğüm genç kadın, çırılçıplak bir halde ellerinden kurtulmak için direnmeye çalışıyordu.
Debelenirken, yüzü görüş açıma girdiğinde olduğum yerde kaskatı kesildim. Dudakları dikilmiş, yüzü gözlerinden akan yaşlarla ıslak ve sarı saçları yüzüne yapışmış, tanınmaz bir haldeydi.
Gördüklerimle kusma hissimi zorlukla bastırırken bunun nasıl bir canilik olduğunu düşünüyordum. Bu genç kadından ne istiyor olabilirlerdi... Boğazımdan çıkıp damağımda yayılan ekşi tatla safra kusacağımı anladım. Kusmaktan nefret ederdim ancak ses çıkmaması için kusamamak çok daha berbattı. Saklandığım ağacın arkasından onlara bakmaya devam ederken, dudaklarımın üstünde hissettiğim baskıyla, korkuyla gözlerim açıldı. Çığlığım ise büyük bir elin içinde hiç duyulmadan, kayboldu.