6.Bölüm
Filiz:
Bir ay oldu, epey toparlandım. Resmen askeri kamptayım. Kendi sesimi bile özlemişim… Konuşup derdini anlatabilmek büyük bir nimetmiş.
İçime attığım ne varsa, artık dilimde. Kızlar çoğu zaman ufak tefek bahanelerle etrafımdan kaçıyor ama annem hiç susmamı istemiyor; “Konuş,” diyor.
Psikoloğun da bayağı faydası oldu. Kâbuslarım artık o kadar da kötü gelmiyor. Serap işinin ehli çıktı, kesinlikle taviz vermiyor.
Ayakta durmayı başardım. Küçük adımlarla yürümeye başladım ve oldukça hızlandım. Krizler zorluyor biraz ama onları da atlatacağız. Tek korkum, oğlumun o anlara şahit olması.
Hareket edince zaman çok hızlı geçiyormuş. Artık salondan normal yatak odasına geçtim. Hemen yan odada annemle Kerem kalıyorlar.
Ama yakında İstanbul’a dönecekler. Kerem için okuldan izin almışlardı. Tolga resmen sağlığımla oynamıştı. Ona o kadar kızgınım ki… Beni aldatmasına mı, yoksa beş yılımı çalmasına mı daha çok öfkeliyim, karar veremiyorum.
Haftaya biz de İstanbul’a gideceğiz. Gülendam Hanım’ın tedavisi bitti.
Serap, hastaneye gitmemin daha faydalı olacağını, oradaki cihazlardan faydalanarak daha hızlı ilerleyeceğimizi söylüyor.
O kadar yıldım ki... Bu, kulağa çok güzel bir fikir gibi gelmedi bana. Selim Bey’i en son psikoloğumu getirdiğinde gördüm.
Tolga ile boşanmam çok uzun sürmedi. İlk celsede boşandık. Hâkim, delilleri ve bana yaptıklarını öğrendiğinde, evli kalmamızın doğru olmayacağına karar verdi.
Tolga, bana yaptıklarının cezasını çekecek. Fakat Arzu’ya ulaşamadılar, kaçtı. Ama nereye kadar? Eninde sonunda adalete teslim olmak zorunda. Tolga, bana yaptıklarının haricinde şirkette de usulsüz işlere karışmış.
Beyza, Tolga’nın havalimanında tutuklandığı görüntüleri ara ara açıp izleyerek zevk alıyordu. Aslında kafamda daha farklı intikam planları vardı ama artık uygulayamayacağım. Fakat Arzu hâlâ serbest. Ona birkaçını uygulayabilirim.
Ben kendimi tamamen tedavime odakladığım için böyle intikam planlarını şu an düşünmüyorum. Benim yerime Eylül ve Beyza düşündüğü için bana sıra bile gelmiyor olabilir. Yapacak o kadar çok planım var ki… Hangisinden başlayacağımı bilemiyorum.
Beyza ve Eylül, annem gitmeden onun için bir davet vermek istediler. Sürpriz yapacakları için annemi ve Kerem’i parka gönderdiler. Onlar da davet için hazırlıklara başladılar.
Ben de oturduğum yerden ufak tefek hazırlıklara yardımcı oldum. Davete sürpriz isimler de katılacakmış. Faruk’u aradık, o da gelecek. Onu çok özledim. Kardeşim benim… Şirketin tüm yükü şu anda onun omuzlarında. Serap’ı da aradık, o da gelecek. Psikoloğumun işi olduğu için o gelemiyor. Gülendam Hanım gelecek. Selim Bey gelir mi, bilmiyorum.
Aslında annemi ve Kerem’i yalnız göndermek istemiyorum. Arzu’nun serbest olması beni korkutuyor. O yakalanmadan oğlumdan ayrı kalmak istemiyorum.
Bu yüzden İstanbul’a beraber gitmeyi teklif ettim. Faruk geldiğinde onunla da görüşeceğim. Dönüşümüz beraber olsun istiyorum. Eylül ve Beyza da benim yüzümden işlerini aksatıyorlar. Onlara da çok mahcubum.
Misafirler tek tek gelmeye başladı. Biz de hazırlıkları bitirmek üzereyiz. Kızların da yardımıyla her şey çok güzel oldu. Oğlum çok sevinecek.
Faruk da gelmişti. Artık parti için herkes oradaydı. Ortam çok güzeldi, müzik de öyle... Ama içimde hâlâ bir sıkıntı vardı.
Yine de çok kafaya takmak istemiyorum. O kadar çok ömrümden çalındı ki… Her anın tadını çıkarmak, her an mutlu olmak istiyorum. Bu günlerime şükrediyorum. Yatakta o boş tavanı izlerken geçirdiğim zamanları düşününce, bugünün kıymetini daha iyi anlıyorum.
Kızlar hazırdı. Çok güzel olmuşlardı. Ben de artık hazırlanmak için odama geçtim. Benim için aldıkları bu güzel kıyafetlerden hangisini giyeceğimi şaşırdım.
İçimden, belki Selim Bey de gelir, diye geçirdim. Siyah, omuzları pileli, V yaka elbiseyi giydim. V yakanın bittiği yerde düğme detayı başlıyordu.
Dedemden yadigâr esansımı da ufak dokunuşlarla bileklerime ve boynuma sürdüm. Herkes bu kokuyu parfüm sanıyor, aslında esans: Kurtuba kokusu. Elbiseyi yıldız taşlı kemerle kombinledim. Güzel bir makyaj yaptım. Saçlarımı da saldım. “Çok güzel oldum be! Yeme, yanımda yat! Rabbim, ne güzel yaratıyorsun.”
Ben böyle kendi kendimi överken, kıkırdama sesleri geldi. Kızlar, ses gelince korktuklarını söylediler. Bir de iddiaya girmişler; “Hangimizin seçtiğini giyecek?” diye. “Kim kazandı?” diye sorunca, Beyza saçlarını savurup, “Hadi gelin, herkes geldi,” dedi.
Aşağı indiğimde herkes oradaydı. Selim Bey de gelmişti. Onu görünce heyecanlandım, elim ayağım titredi. “Merhaba, hoş geldiniz,” dedim içimden de , “Allah’ım, bu ne! Bu kadar yakışıklı insan... Bunun için cinayet bile işlenir!” diye düşünüyordum. Sonra kendime gelip, gelen herkesle selamlaştım.
Selim Bey resmen adım adım beni izliyordu. Hâlâ rahat hareket edemiyorum ama kızlar hep yanımda.
Daha fazla ayakta kalmaya dayanamadım, oturdum. Kerem’e hazırlanan bölüm daha eğlenceliydi.
Onu izlerken Selim Bey yanıma geldi:
"Seni çok iyi gördüm. Bu kadar hızlı toparlanman güzel" .
Filiz: "Evet, daha iyiyim. Serap sağ olsun, işinde çok iyi. Yoksunluk krizleri de bayağı azaldı" .
Biz sohbet ederken Faruk geldi yanımıza. Diğerleri müzik eşliğinde eğleniyordu.
Faruk’u İstanbul’a geri dönme konusunda ikna ettim. Selim Bey’in de katkısıyla.
Ben Faruk’la konuşurken, ceketinin üzerine yansıyan küçük kırmızı bir ışık dikkatimi çekti.
Daha “Bu ne?” demeye fırsat olmadan cam kırılma sesi geldi. Faruk’un yere yığılması, annemin, Kerem’in, diğerlerinin çığlıkları… Ortalık bir anda karıştı.
Faruk, kanlar içinde yerde yatıyordu. Sanki korkunç bir kâbusun içindeydim.
Ben Kerem’i ararken, Selim Bey Faruk’a elleriyle tampon yapıyordu.
Beyza polisi aradı, Eylül korkudan donmuş vaziyetteydi. Yine ateş edilir diye ayağa kalkamıyorduk.
Annem, Kerem ve ben… Annem, “Oğlum nasıl?” diye ağlıyordu.
Selim ve Serap ilk müdahaleyi yapıyorlardı. Ben de eğilerek yanlarına gittim. Başını dizlerime koydum. Ağlıyordum ve ona teselli vermeye çalışıyordum.
Ambulans ve polis sirenlerini duyunca kapıya koştum. Can havliyle ilk yardım ekibini beklerken, siyah bir aracın içine Arzu ve başka bir adamın bindiğini gördüm. Lanet olası kadın, defolup gitmiyordu hayatımızdan.
Polis ve ambulans geldiğinde onlar çoktan gitmişti. Polise hemen aracı tarif ettim, takip etmeleri için.
Sağlık görevlileri Faruk’u ambulansa aldılar. Biz de araçlara binip takip ettik. Hastaneye ulaştık, hemen ameliyata aldılar.
Tam her şey düzelecek derken, yeni dertler yelken açmış geliyordu.
Ameliyat kapısında beklemeye başladık. Annemi susturmak ne mümkün!
Beyza, Eylül, Gülendam, Serap, Selim, Merve ve Serpil hepsi oradaydı.
Ameliyat iki saat sürdü. Selim Bey normal olduğunu söylese de beklemek gerçekten zormuş.
Doktor ve hemşire çıktı. Korkuyla doktorun gözlerinin içine bakıyorduk.
"Ameliyat başarılı geçti. Kurşunu çıkardık. Şu an yoğun bakımda. Bu geceyi yoğun bakımda geçirecek. Yarın durumuna göre değerlendireceğiz" .
Anneme sarılıp mutluluktan ağlıyorduk. Teselli etmeye çalışsak da olacak gibi değildi. Selim, doktorla konuşur, görüşmeleri sağlarım deyince annem biraz rahatladı.
Selim Bey, “Ben buradayım, siz gidin, kalabalık olmasın,” dese de kimse gitmek istemedi.
Faruk için özel odayı tutup oraya geçtik. Annem üzüntüden perişan olmuştu. Bu gece uzun olacak, besbelli.
Hastaneden ne kadar nefret etsem de, illa ki bir şey oluyor ve buraya düşüyoruz. Polis geldi, bilgi verdi, bizlerden de ifade aldı. Arzu yakalanmadan kaçmayı başarmış.
Bir yönden iyi oldu. Ellerimle gebertmek istiyorum…
Bekle beni Arzu, senin sonun benim ellerimden olacak… Kızlar yanıma geldi, teselli etmek için. Onlara dönüp dedim ki:
"Faruk gözlerini açar açmaz toparlanıp İstanbul’a gidiyoruz…