6.Bölüm

1851 Words
Yazar Anlatımı Anadolunun en kurak ve ücra yerinde, Boyalı köyünün en dar yamaçlı kısmında Nazım Ve Hatice çifti evlerinde ki odalarına çekilmiş, gaz lambalarını yakmışlar yere serdikleri yatakta oturuyorlardı. Nazım bey, göz ucuyla yatağa yorgunluktan sere serpe yatmış olan gül güzeli karısına baktı. Ne de çok severdi onu. Hiç kıyamazdı bu kadar yorulmasına, sabahları erkenden kalkar erine eşlik eder gece geç vakte kadar bir kere yüzü düşmeden her dediğine koşardı. Bunlar aklına geldikçe yüzünde hüzünlü bir gölgelenme oldu. Uyumuyordu Hatçe kadın, kocasının her harekitini sanki arkada gözü varmışcasına seyrediyordu hep. Eee Nazım Beyde bilirdi sevdiğinin huyunu. “Hatçe...” dedi yine her zaman ki utangaçlığıyla. Duyduğu kıkırdama ile onca sene azalmamış olan o his sardı yine vücudunu “He...” diye ince sesiyle karşılık verdi Hatice kocasına. Sırtı dönüktü, bilirdi aslında sevmezdi eri, ona sırtı dönük uyumasını ama her gece, ki bazı geceler ondan ilgiyi fazla beklerdi. Sırtı dönük uyurdu Nazım sürekli kendine çekerdi. Severdi aralarında hiç solmayan bu sevgiyi “Baa dön” diye mırıldandı. Omuz kırdı Hatçe “Böyle daha rahat erim...” sert bir soluk bıraktı ve hormonlarının verdiği cesaretle karısının o yaşına rağmen hala yerinde olan ince belinden kavrayıp kendine çevirdi. Hatice Kadın, bu hareketle şaşırdı. Tam 28 yıldır aynı yastığa baş koyduğu eri daha ilk kez böyle bir şey yapmıştı “Nazım..” dedi nefes nefese sesi ile. Hemen utanan kocasının göğsüne sokulu verdi, onun kendisine karşı cesaretli olduğu zamanlar pek hoşuna giderdi. “Hiç azalmıyor Hatçe” diye fısıldadı karısının sarı saçlarını severken, söylediği söz sanki bir yakınma değilde olması gereken şey oluyormuşta bunu haber veriyormuş gibiydi. Hatice, kocasının göğsünü eliyle okşamaya başladı. böyle belli ederdi sevgisini “Azalmasın erim” dedi yine o Nazımın iç gıdıklayacak sesiyle. Hemen sıkıca sardı karısını. Bu sarılma her zaman ki şehvet dolu sarılmasından değildi, bir sıkıntı vardı içinde ama her erkek gibi hemen derdini söyleyemezdi. Hatice anlardı onun her halini, “Şimdi diyemese bile elbet der” diye düşündüğü için üstelemedi. “Hatçe...Bahar ne ediyo şehirde?” Hatice duyduğu soru karşısında bocaladı. Şimdi anlamıştı kocasının yüzüne bile yansıyan kederin sebebini. Gözleri dolmaya başladı, kızı aynı kendisine benzerdi ama kaderini ne edecekti bilmiyordu. Yutkunup sıkıntısını kocasına belli etmemeye çalışarak “Halı dokumaya gitmiş beyim...Yusuf bey öyle uygun görmüş” “Hatçe...ben size eyi bir hayat veremedim değil? Eğer öyle olsaydı...kızımız yavrumuz o lafları işitmezdi” ahh Nazım bey...elbette her erkeğin düştüğü hataya düşerdi çoğu zaman. Bundan yıllar evvel karısına tutulduğunda “elde avuçta yok Hatçe bana bakmaz” diye düşünmüş dememişti sevdasını ona. Askerden geldiğinde bir bakmış o sarı saçlarına vurulduğu kızı bir başkasına nişanlamışlar. O da Şehirde ki en zengin beylerinden. Adam şerefsizin, namussuzun önde gideniydi. Karısının güzelliği her yere nam salınca o bey hemen kendini ön plana atıp büyük bir başlık parasıyla almıştı Hatçeyi kendine. Ama kim ne bilsindi o kimseye dönüp bakmayan, güzeller güzeli Hatice Nazımı sever. Askerden döndüğünü duyunca koşa koşa yanına gitmişti Hatice “Kaçır beni, ben seni severim” demişti. O zaman kafasını taşlara vurası gelmişti Nazımın. Ama ne olursa olsun sevdiğini başkasına yar edecek değildi aldı bohcasıyla, tuttu Haticenin elinden kaçtılar geldiler Boyalı köyüne. Karısının onu ne kadar sevdiğini bilsede parasızlık onu çok sıkıştırırdı, Hatice bunu bildiğinden hemen doğruldu o masmavi gözlerini dikti kocasının üzgün suratına. Elini kaldırıp yanaklarına koydu “Erim...bu parasızlık değil. Sen bir kere bile aç koymadın bizi, sırtımızı giyeceksiz koymadın. En mühimi de ... beni sensiz koymadın. Erim sensin ya evim çalı dibi olsa da kabulum” Nazım, onun bu sevgisi, şevkati ve fedakarlığı karşısında hemen yumuşadı. Yanağında ki elini eline aldı ve avucunun içine derin bir öpücük kondurdu “Allah seni başımdan eksik etmesin hatun!” bir iç çekti “Bir haftadır işe gider Bahar, hemen laflar gelmeye başladı. şu dükkanda Bahar deyi bir kız var diye. İçim içimi yer. Kızımı bilirim elbet ama korkarım” “Benim kızımdır Nazım...Allahtan tek dileğim temiz kızıma temiz er nasip olsun. Senin gibi sevip sayan bir eri olsun” “Öyle dersinde Hatçem, bu kızı nasıl koruyacağım. Aha doğdu, bir baktım sana benzer içime o zaman bir ataş düştü işte” gülümsedi Hatice kadın “Sen dert etmeyesin beyim. Allah kaderini çoktan yazdı. Elbet bir zarar ziyan etmeden yolunu gösterir kızımızın” ** Konuşmanın ardından uyumaya geçti bu çifte kumrular ama Nazımın asıl korkusu Demiryüreklerden gelen haberdi. Bunu karısına diyememişti. Eğer derse canı çok sıkılırdı bilirdi. O aile ve beyi Ömer Demiryürek civarda ki en yiğit ve dürüst beydi. Herkes çekinirdi ondan. Halası zamanında Haticeyle nişanlanan Fikret Altının eşiydi. Onlarla akraba olmayı hiç istemezdi. Ana baba istemezse kız alınıp verilmezdi. Kıza sorulmazdı hiç ama Nazım bunu yapmak istemiyordu. Baharın mutluluğu paradan ve diğer geri kalan her şeyden önemliydi. Oğlu, Ayşeye sevdalanınca pek istemeselerde almışlardı onu gelin olarak. Şimdi ise oğlu aynı kendi gibi mutluydu. Şimdi ise sıra masum kızındaydı.İçinde ki huzursuzlukla birlikte uyumaya çalıştı ama Zehra hanımın istemeye geleceği haberi gelmesin diye de dua etmeyi ihmal etmedi. O zaman ne ederdi bilemiyordu. Bahar’ın Ağzından Korna sesini duymamla acele ile yemenimi düzelttim. Bugün gecikmiştim “Bahar amma da süslendin gız” yengeme ter ters baktım. bir hafta olmuştu çalışmaya başlayalı sürekli biri var mı diye soruyordu. Ne bilsindi benim kalbimi attıran en imkansız olan beydi. “Yav yenge bırak Allah aşkına ya...yorgunluktan ölü gibi yatıyom. Ee sabahta kalakmıyom işte” diye söylendim ve ayağıma mavi yazlık lastikleriden giyip hemen çıktım. Eşref amca tam kornaya tekrar basacakken Fatma “Geldi emmi geldi” diye bağırdı. Koşarak bindim siyah arabaya “Kusura kalma Eşref emmi” dedim utanarak. Bana sevigiyle baktı “Tamam gızım amma dikkat et. Bey hiç hoşlanmaz işe kalınmasından” Göz devirdim. Bey dediği, bizi kontrole gelen Yusuf beydi. Adam bana takmıştı valla. Ne yapsam laf edip duruyordu. Tarlaları teftiş ettikten sonra halı dokuma dükkanına geliyordu ve sürekli bana sataşıyordu. Daha dün bana “Senden hiç haz etmedim” demişti. Sanki yiyeceğiz onu. O değilde gidip de Ömer beyime bir şey demiyeydi? Valla o deli adamdan beklerim “Bahar, gız akşam nehire gelsene bizlen” Şaziyeye döndüm “Ne nehiri?” diye sordum anlamayarak. Fatmayla kıkırdayıp yemenilerini ağızlarına kapattılar “Şu Sadullah hikayeler anlatır iki gündür. Vallah bizim evden daha eyidir. Köyün bütün erkekleri toplanıyor bizde onlardan uzak bir yere geçip dinliyoz” Gözlerimi kocaman açmış şaşkınlık içinde bakıyordum onlara “Gız ne demeye erkekleri dinlersiniz?” diye sordum. Eşref emmi birden kahkaha atınca ona döndüm “Kızım ne var bunda evvelden beri olur bu. Hatta ben yengenizin göönünü öyle kazandıydım” “Yav bizim köyde ki erkeklerde pekte gönül yoktur Eşref emmi amma komik oluyo valla. Zaten bütün gün çalışır dururuz. Bak bu akşamda sende gel” düşününce iyi olabilirdi aslında. Düğünden düğüne insan yüzü görürdüm, bu sene o da pek yoktu “Bakarız” diyip döndüm önüme ve bir haftadır yaptığım gibi yolu izlemeye başladım. Bu şehirde sadece bizim köy böyle kurak görünüyordu. Kerpiç evler, kahverengi topraklar...tek bir ağaç bile yoktu köyde. Uzaklaştıkça insanın içi açılıyordu, renk renk çiçekler ve ağaçlarla kaplıydı. evleri hem kerpiçten hemde taştandı. Bazı evlerdin önünde arabalar bile vardı. Bizim köyde bir tek muhtarın evinde vardı o da kesin bizim hakkımızı çaldıklarından almıştır. “Bahar, şöyle bir türkü söylede içimiz açılsın gız” gülümsedim. Sesim güzeldi yalan yok “Az bir şeycik söyleyim” dedim utana sıkıla ve aklıma gelen ilk türküyü mırıldanmaya başladım... Erzurum çarşı pazar, leylim aman aman Leylim aman aman, leylim aman aman suna yarim İçinde bir kız gezer oy nenen ölsün, sarı gelin aman Sarı gelin aman, sarı gelin aman suna yarim Elinde divit kalem, leylim aman aman Leylim aman aman, leylim aman aman suna yarim Katlime ferman yazar ay nenen ölsün, sarı gelin aman Sarı gelin aman, sarı gelin aman suna yarim... Sarı gelin! Ben daha bitiremeden şehre girince sustum. Pazar yerinden geçecekti ve orası insan kaynıyordu “Bahar, geçen halı dükkanında türküyü söyleyen sen miydin?” eşref amca şaşkın şaşkın bana bakıyordu kafamı salladım sadece. Neden bilmem bu türküyü her söylediğimde aklıma kendim gelirdim. Adından herhal diye düşünsemde sürekli bu olurdu. Çalınan korna sesi ile etrafa baktım. yine oydu! Varlığını hissedince bile kalbim pır pır ediyordu, artık Eşref emminin kime korna çaldığını anlayabiliyordum. Beye çaldığında uzunca çalıp hemen camı indiriyordu. Bize döndü, yüzünü görünce dünyam aydınlandı. O keskin esmer suratı, biçimli kaşlarının altında ateş saçan gözleri. Rüyamda gördüğüm o gözler..artık emindim o olduğundan. Her gördüğümde rüyada ki hissiyat sarıyor bütün bedenimi. Gözlerimi onun yakışıklı suratından alamıyordum. Uzun boyu sanki bir çınar ağacı gibi, gölgesinde serinlememi ister gibi gözler önüne seriyordu. Her zaman giydiği siyah takımı ve giyidiği çizmeleri ile tam bir beydi “Ahhh ahhh” istemeden çıkan sesimle ağzımı kapattım. Neyse ki fatma ve Şaziye yine çarşıda kendilerine bakan oğlanlara işlevli işlevli kıkırdıyorlardı. “Eşref! Irgatları bırakınca anamın yanına git. Köye gidecekmiş” “Tamam beyim!” o gür çıkan sesi ile karnıma bir sızı girdi. Bu hisler bana çok yabancıydı, daha önce tatmadığım şeyler ruhumda zelzele yaratıyordu ve bununla nasıl baş edeceğimi bilemiyordum. Araba tekrar hareket edince içimi yine hüzün dalgası vurdu. Ne var azıcık daha dursalardı. Giderken onunla ilk defa göz göze geldim. Haftanın her günü karşılaşmıştık ama bana hiç bakmamıştı. Şimdi, şimdi bakıyordu. Gülümsedim elimde olmadan o ise kaşlarını çatıp önüne döndü. Neden öyle yaptı ki? gözlerim dolsa da kırpıştırarak savurmaya çalıştım. Dükkana gelince hemen indim. O hala hanım bana çok kızıyordu, içeri girer girmez gidip tezgahıma oturdum “Ooo Bahar hanım. Sonunda..” Yusuf bey, off bu adam sürekli bunu yapmak zorunda mı? Abisi yüreğime işlemişti ama bundan hoşlanmıyordum “Beyim, her zaman ki zamanda geldim ben” dedim çatık kaşlarımla. Derin bir nefes aldı ve “Yanlış sularda yüzmüşsün Bahar, umarım üzülmezsin” “Neden öyle dediniz beyim?” “Bak Bahar, seninle açık konuşacağım. İstediğin şey sadece mahkumuluk. Çok yanlış yapıyorsun, senin yanında olmaya çalışacağım ama...ama elimden bir şey gelmez” haydaa ne diyor bu adam? Boş boş bakarken “Beyim, ne dediğinizi bilmem” dedim. ağzını açıp bir şey diyecekti ki “Bahar, işinin başına. Yusuf sende ananın yanına git bugün büyük gün” Yusuf bey bana yine anlamadığım bir şekilde bakıp gitti. Dediklerine ne kadar takılmış olsamda tezgahıma oturdum, hala hanımda pek keyifliydi. Zehra hanım yani Ömer beyin anası gelip gittikten sonra sürekli sırıtıyordu. “Hanımım hangi motifi yapalım?” diye sordum, yanıma geldi “Taşpınar halısını göstereceğim sana...lazım olur” kaşlarımı havaya kaldırdım. O halı çeyizler için gerekli olurdu, çok sorgulamadım bekar kızdım normaldi. Yanıma oturup ipleri geçirdi, bende elime kirgişi aldım, motişi işledikçe vurup düğüm attım... ** İşte paydos verince hemen arabaya bindik. Eşref emmi gelmemişti, onun yerine genç biri vardı. Bu sefer öne değilde arkaya kızların yanına oturdum “Bahar, gelecen mi?” biraz düşünüp “Geleceğim” dedim. iyi olurdu belki. Köye gelince herkes evlerine dağıldı. Üstümüzü değiştirip dereye geçecektik. Eve yaklaştıkça siyah arabayı gördüm. Allah Allah neden burada acaba? Eve girdiğimde kapının önünde şehirli ayakkabılarından gördüm. Kapıyı açıp girdiğimde o ne zaman duysam kalbimi titreten sesi duyunca donakaldım “Nazım efendi, seni tanırız zaten. Başlık parası ister misin?” ne parası? Ne oluyordu? Kalbim sıkıştı, yutkunup biraz daha ilerledim odanın girişinden o heybetli bedene baktım. Duyduğum cümle ile duvara tutundum. Nefes alamıyordum? Bu nasıl olabilirdi? “Bir durun hele. Bak şimdi Nazım bey, Allahın emri peygamberin kavli ile kızın Baharı oğlumuz Ömere isteriz”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD