5.Bölüm

1684 Words
Bahar’ın Ağzından Tarlaya adım attığımdan beri içimde bir ağırlık vardı. Acaba...o arabada olduğu için miydi? Biz arkada o ise önde sürekli Eşref amcayla köylerle ilgili konuşmuşlardı. Ben ise kimseye belli etmemek için cama yapışmış, gizli gizli onları dinlemiştim. Akşam Ahmet Bey’in köyde bir arkadaşının yanında kaldığını öğrenmiştim. Sabahta bizimle gitmek istemişti ama Ömer Bey kesin bir dille onu reddetmiş ve babam gille gitmek zorunda kalmıştı. “Hey sen! Artık şu işin ucundan tutacan mı?” gözlerimi devirdim, sinirlenmek istemiyordum. Omzumun üzerinden ona baktım ve “Adın ne bilmem amma bana bir daha bağırma!” dedim sertçe. Tanışmak istediğimde de aynı şekilde bana carlamıştı. O zaman Yusuf Bey ona haddini bildirmişti ama her zaman birileri bana yardım edecek değildi. Kollarımı sıvadım, yemenimle ağzımı yüzümü iyice kapattım. Saçlarımı açıp toplamıştım zaten, artık boş hayalleri bir kenera bırakıp çalışma vaktiydi. Burada ekinler biraz fazlaydı ama köyde ki gibi orakla iş yapılmıyordu. Tırpan sallamak(Ekin, ot vb şeyleri kesmek) gerekiyordu. Erkekler bir yerde biz bir yerde yapıyorduk, Fatmaya döndüm “Tırpanı ben sallayım senden desteyi yap. Şaziye...sende desteleri(yığın) traktörlere taşı” ikisi de başını salladı. Hadi bakalım dedim ve son olarak elime yine o bana büyük gelen kalın eldivenleri takıp tırpanı aldım elime. Tırpanı ekine vurmak güç isteyen bir şeydi, zaten neredeyse boyumdan büyüktü amma birkaç kez ağır iş yaptığımdan alışıktım. İlk başta zorlansamda salladıkça alıştım, güneş iyice tepemize çıkana kadar çalıştık kızlarla. Biz neredeyse üç sıra yapıp bitirmiştik ama diğerleri sadece bir sıra yapmıştı. Kaşlarımı çatarak kızlara döndüm “Kız bunlar bu hızla yaparsa diğer yaza anca biter işler” dedim. Fatma şaşkın şaşkın onlara bakarken elini beline attı “Kız Gülsüm, bize carlayıp dururdunuz ee siz daha bir sıra anca biçmişsiniz” diye bağırdı. Kızlar yemenilerini açıp oğlanların önünde kıvırtarak bize doğru geldiler. Ama gelin görün ki onlara değil bize bakıyorlardı. Yüzümü buruşturdum bu hareketlerine. Ciddi ciddi kendilerini beğendirmeye gelmişlerdi çalışmaya değil. Bakışlarımı onlardan çekip etrafta gezdirdim. Acaba burada mıydı hala? Sabah tarlaları ben teftiş edeceğim demişti... ancak görünmüyordu hiç... Ah Bahar ahh hiç olmayacak insanı düşünür durursun. Aklını oyalama böyle işlerle. “Sen bize mi laf attın?” “Laf atmadım gız sakin ol...sadece yavaşsınız diyom” “Hee bi tek siz hızlısınız...o gözlerin sürekli yavuklumdaydı ben bilmiyom sanki” “Ayy haspam! Kim kız yavuklun? Gidip ne günah işlediğini soracam” Fatmanın bu lafına gülsemde kendimi toparlamaya çalıştım ve aralarına girdim “Buraya kavga etmeye gelmedik. Herkes kendi işini yapsın. Fatma haydi gel..” “Bana bak kenafir gözlü sen kendini nimetten sanıp aramıza girme çekil bakayım” diyip beni itmeye çalışan Gülsümü es geçip Şaziye ve Fatmanın kolundan tuttum “Laf atmayın kızım. Şurda çalışmaya geldik” diye dişlerimin arasından söylendim. Zaten babamı zor ikna etmiştim. Tam onlarla giderken birinin saçıma yapışması ile acıyla yere savruldum “Ahhhh” diye inledim ve tutunmaya çalıştım “Seni kaltak! Sen kimsin de..” “Neler oluyor burada?” elim ve saçım inanılmaz acımıştı. Sırf onlarla dalaşmak istemediğim için şu düştüğüm duruma sinirleniyordum “B-beyim...” “Yine mi sen Gülsüm?” bu Yusuf Beyin sesiydi, Fatma ve Şaziye beni kolumdan tutup kaldırdı, elim acıyor olmasına rağmen bozulan yemenimi açtım ve yanlarına gittim. “B-beyim bu kız...bu kız oğlanlarla...ilgikenmekten...” “Yalan söyleme!” diye sertçe böldüm lafını. Şuan resmen bana iftira atıyordu. Buna kesinlikle izin veremezdim. Kaşlarım çatılmış bir şekilde Yufuf beyin karşısına dikildim. Elini arkaya bağlamış o kalın ve gür kaşlarını çatarak bakışlarını bir bana bir Gülsüme çeviriyordu. “H-hayır beyim...” “Sus Gülsüm! Baharı birden yere savurduğunu gördüm.Eğer bir şikayetin varsa gelip beylerinle konuşacaksın! Kavga etmekte neyin nesi?” sesi o kadar sert ve taviz vermeyen bir biçimdeydi ki ne yapacağımı ve ne diyeceğimi şaşırmıştım. Derince yutkunup, düzensiz olan nefesimi önemsememeye çalışarak “Beyim...” diye saygıyla zikrettim adını. Koyu harelerini bana çevirdiğinde ürksemde bunu ona belli etmemeye çalışarak başımı dikleştirdim “Beyim, biz biraz mola vermek istedik amma fark ettikki biz üç sıra biçip traktörlere taşımıştık ama onlar daha birdeydi. Fatma da sadece bunu söyledi ama onlar bize sataştı. Ona rağmen kavga etmek istemediğimden bir şey demeden ayrılacaktık ama sizinde görüdüğünüz gibi birden yemenimden tutup yere savurdu beni” “Yalan der beyim” “Gülsüm doğru mu der ey ahali!” bakışlarım burayı merakla izleyen insanlara döndü. İçlerinden en yaşlı olan-ki 55 yaşlarında falandır- öne çıktı “Beyim Bahar kız doğru der” dedi, çoğu kişinin ağzından onaylar sesler çıkınca içim rahatladı ve ağzımdan istemsiz bir “Ohh” sesi çıkıverdi. Yusuf bey elini ceplerine yerleştirdi “Gülsüm sen tarlaya geç! Bugün molasız çalışacaksın.Bahar kız, sen benimle gel” telaşlandım “Ama beyim, ben bir şey etmedim. Beni işimden etmeyeceksiniz değil mi?” diye sordum. Karşısına geçtim ve devam ettim “Bana iftira attı neden ben sizinle geliyorum?” diye sordum. Gözlerim buğulanmıştı hemen. Bu işi çok istemiştim, şimdi bir kızın çirkefliği yüzünden elimden gitmesi çok saçmaydı “Hatun! Ben sana köyüne git demedim. Benimle gel dedim” diyip arkasını döndü. Oflayıp elimde yemenimi sıkarak yürümeye başladım. Toz yolda ilerlerken civar tarlaları ve evleri görmeye başladım. İncelerken bazı yerlerde bulunan üzüm bağlarını da görmüştüm. Yapraklar toplanıyor, üzümler ilaçlanıyordu. Çoğu kişi birbiri ile şakalaşıyor, etrafta bazı çocuklar koşturuyordu. Kurak ve kahverengi toprağı sanki bu boylu boyunca uzanan bağ yaprakları süslüyor ve mavi gökyüzü ile birleşip bizi mest ediyordu. İlerledikçe tarlalar azalmaya başladı, sorgularcasına etrafta gezdirdim gözlerimi ama anlayamıyordu. Büyük bir arazinin ortasına yapılmış kocaman bir evle karşılaşınca durakadık. Gözlerimi kocaman açmış etrafa bakıyordum. Neden beni buraya getirmişlerdi? “Gel hele” Yusuf beyin sesi ile hemen yanına ilerledim ve kapıdan içeri girdik. Ama...ama burası ev değildi! Kos kocaman bir oda ve etrafta halı ve kilim dokuyan kadınlar vardı “Hala!” diye seslendi bey. Karşıda ki halı tezgahından ağırca kalkan saçları açık beline kadar uzanmış, esmer bir kadın bize doğru yaklaştı. “Ooo Yusuf! Aaa Bahar...senin ne işin var burada?” Ahmey beyde hemen o kadının yanına yaklaştı ve bastonu yerine destek vermeye başladı “Hayırdır yeğenim?” diye sorgularcasına bana baktı kadın. Bende bunu düşünüyordum. Neden beni buraya getirmişti? Yusuf beyin yanında elim önümde bağlanmış duruyordum, başım yine bir şekilde belaya girmişti “Halı dokumayı bilir misin?” sorunun bana sorulduğunu hemen anladım ve kafamı kaldrırıp “Evet beyim” diye yanıtladım. Halı dokumayı bilmeyen kız mı olurdu? Sorusu da bir tuhaftı. “İyi o vakit... Hala bu kız tarlada sorun çıkartıp durur onu buraya getirttim. Hem belli ki fazla paraya ihtiyacı var işten çıkmak istemez. Artık senin yanında” “Beyim, sorun çıkartan ben değildim. O Gülsüm denen kızdı” “Sonuçta sorun senin yüzünden çıkıyor. Tarlada gördüm yavuklusunun sana nasıl baktığını” sinirden elim ayağım titrerken sesimin yüksekliğine aldırış etmeden sıraladım laflarımı “Beyim, o zmana bakmasın yavuklusu ben mi derim onlara bakın diye. İşimi yapıyorum ben ve sizinde dediğiniz gibi gerçekten paraya ihtiyacım var. Sabahtan öğlene kadar erkeklerin bile biçemediği kadar arpa biçtim hemde tırpam sallayarak” Bu kadar hızlı konuşmayı beklmeiyordum. Nefes nefese kalmışlığımı umursamadan hala dediği kadına döndüm “Nerede başlayım?” diye sordum. Kadının kaşları çatıktı. Allahım bu şehirdekiler hep mi böyle sinirli? “Geç şurada ki tezgaha! Ben sana başla demeden başlama, ipek halı dokuyacağız. Eline bakacağım” küçümseyerek söylediği şeyler beni sarsmıştı. Bizde onlar gibi insandık ama bunları asla umursamadan sırf köyden geldik diye bizi yermekten geri durmazlardı. Halbu ki biz köylüler olmasa ne halı dokuyacak işçi ne de tarlada ırgat bulabilirlerdi. Herkes burada kendini üstün bellemiş, küçümseyen tavırları ile had bildirmeye çalışıyorlardı. Ama bende Baharsam hepsinin hakkından gelecektim. Gidip dediği gibi tezgaha oturdum. Biraz zaman sonra yanıma geldi ve renk renk ipleri yanıma koydu “Bunları burgaya geçir, düğümleri Türk düğümü atacaksın. Seni izleyeceğim başla!” “Tamam hanımım” dedim ve gösterdiği deseni yapmak için ilk başta kırmızı ipi alıp ince şeritlerden geçirdim. Elime kirkiti aldım ve dokumaya başladım halımı. Bir süre sonra kendimi iyice kaptırdım ve elimde olmadan türkü mırıldanmaya başladım... Tabip sen elleme benim yaramı Beni bu dertlere salanı getir Kabul etmem birgün eksik olursa Benden bu ömrümü çalanı getir Git ara bul getir saçlarını yol getir Benden bu ömrümü çalanı getir lele Git ara bul getir saçlarını yol getir Bir kor oldu gövünüyor özümden Name name iniliyor sazımdan Dünyayı verseler yoktur gözümde Dili bülbül kaşı kemanı getir Git ara bul getir saçlarını yol getir Dili bülbül kaşı kemanı getir lele Git ara bul getir saçlarını yol getir Merhamet et karşısından bıkmadan Hatırını gönülünü yıkmadan Çabuk getir can bedenden çıkmadan Fakirin derdine dermanı getir Git ara bul getir şaçlarını yol getir Yazar Anlatımı Ömer, duyduğu türkü ile çıkışa giden adımları duraksadı. Ne kadar içten söylüyordu, sesini demezdi bile. Yutkundu, ne kadar gitmesi gerektiğini bilsede yüreğine işleyen bu sese karşı koyamadı ve gerisin geri dokuma dükkanına geri döndü. Çok gelmezdi buraya ama ırgatları kardeşi Yusuf ile kontrol edince birde halama uğrayım diye düşünmüştü. Sever sayardı ama pek makam mevkii düşünen bir kadındı, ara ara yoklardı ki kendi başına iş yapmasın. Bugünde bu yüzden gelmişti, nereden bilsin bu sesi duyacağını. İçeri girmeden dükkanın büyük kapısından dinledi sesi. Kadının yürek yakan sesi daha da yakından duyulunca bedeni kas katı kesildi. Soluğu hızlandı. Kadının yüzü görünmüyordu ama o altın sarısı, çalışmaktan dağılmış saçı ona göz kırpıyordu. Nedensizce yüzünü görmek istedi bir an. Ama hemen kendine kızıp bu düşüncesini def etti kafasından. Ne yapacaktı görse? Sevdiği, karısı, her şeyi erkenden toprağın altına girmişti. Türküyü dinledikçe aklına onunla yaşadığı güzel ve haz dolu anlar geliyordu. İçi bir kez daha sıkıştı. Daha da dinlerdi bu büyüleyici sesi ama özlemi kepenk vurmuştu duygularına. Hemen geri dönüp arabasına bindi ve mezara doğru sürdü arabasını. ** Kısmet Hanım! Ahmetin anası, Ömerin ise halasıydı. Oğlunun o köylü kıza nasıl baktığını görmüş ve bundan hiç memnun olmamıştı. Ahmete o köylü güzeli değil, yeğeni Miyase gibi biri yaraşırdı. Ama o aptal oğlu bunu göremeyecek kadar kördü. Ehh Ömer de sesinden etkilenmişti. Aklında 40 tilki dolanır ama tilkilerin kuyruğu birbirine hiç değmezdi. Hemen düşündüğü şeyi hayata geçirmek istedi. İlk iş şu Bahar denen köylü haspamı yengesi Zehra hanıma göstemek ve inceden inceden o oğluna aşık kadını işlemekti. Aklına gelen düşünce ile sinsice sırıttı “Şu köylü güzeli hemen şehri birbirine katmış ama bana onun güzelliği lazım değil...daha dur bakalım” diye mırıldanıp kendi tezgahına geçti ve büyük bir hırsla halısını dokumaya devam etti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD