İyi okumalar dilerim...
Yazardan anlatım...
Değişim;
Gece güne kavuşurken Kemal bir an gözünü ayırmadan izlemişti helali olan genç kadını. Düştüğü yanılgıların içinde boğuşurken her geçen dakika kulaklarında çınladı eşinin narin sesi.
'Okul bittiğinde benden kurtulmuş olacaksın'.
Bir telafisi olmalıydı bu karanlığın. Gece bile aydınlığa kavuşurken onlar neden birbirlerine kavuşamıyorlardı?
Oturduğu koltuktan yavaşça ağaya kalktı genç adam. Makyaj masasının üzerine bıraktığı sigara paketinden bir tane alıp geniş camlı balkonun önüne geçti.
Tanyeli ağarırken dolgun dudaklarının arasına sıkıştırdı dumanlı zehri ve ucunu yakıp derince bir nefes çekti içine.
Kendi yatağında uyuyan güzel karısı burnuna ilişen kokuyla kıpırdanmaya başlamıştı fakat Kemal öylesine derin düşüncelere dalmıştı ki, uyanan ve onu izleyen eşinden bihaberdi.
Etrafına bakıp kendi odasında olmadığını fark etti. Ardından bir önceki akşam yaşadıkları geçti gözlerinin önünden.
Yüzünü buruşturup derin bir nefes alıp kocasına seslendi.
"Kemal."
Genç adan gözlerini kapatıp o sesi bir kez duymak için kısa bir a bekledi. Ve o an bir kez daha güzel eşinin sesi yankılandı kulaklarında.
"Kemal. "
Genç adam sigarasını yanı başında duran küllüğün içine bırakıp söndürdü. Arından başını yatağa çevirip yüzü gözü şişmiş güzel karısına baktı. Tutamadı kendi ve hızlı adımlarla yatağın ucuna gitti.
Zerya endişe ile Kemal'in yüzüne bakarken genç adan yavaşça yatağın kenarına oturup ellerini kaldırıp ilk önce karısının yüzünü kaplayan saçlarını nazikçe düzeltip güzel yüzünü ortaya çıkarttı.
Ardından uzun zamandır yapmadığı bir şey yapıp dudaklarını yanık tene bastırıp derince öptü. Zerya şaşkınlık ve burukluk arasında bir duygu yaşarken istemsizce doldu gözleri.
Neden?
Diye sordu kendi kendine. Neden şimdi neden aylar önce değil de şimdi?
Belki de ilk kez bu kadar kırıldığı içindi bu yanıldı ya da belki de ilk kez bu kadar kırdığı içindi yüreğindeki endişe.
Bir taraf kırgınlık dolu, diğer taraf ise korku ve endişe.
Kemal geri çekilip karşısındaki kadının konuşmasına fırsat vermeden araladı dudaklarını.
"Değil senden kurtulmak, bundan sonraki hayatımı sen olmadan yaşamam mümkün değil. Üst üste çok hata yaptım ve her şeyin farkındayım. Sadece bende sana dokunmak, kokunu duymak ve bu lanet soğuk yatakta seninle birlikte uyumak istiyorum".
Zerya yüzünü geri çekip saçlarını öfke ile geriye itekledi.
"Ne o ailene açıklayamayacaksın diye mi bu endişen?".
Kemal burnundan verdiği öfkeli nefes ile Zerya'nın ellerini sıkıca tuttu. İçinde sığamayan o saf aşk ile dişlerini sıkarak konuştu.
"Sen benimsin ve ölene kadar benimle yaşayacaksın Zerya. Ne aşiret ne de başka insanlar umurumda dahi değil".
Elini kaldırıp ilk önce göğsüne koydu.
"Buram var ya nasıl yanıyor anlatama. Bütün gece şu koltukta oturdum ve seni izledim. Adımı sayıklayışını, ağlamanı, iç çekişlerini. Kolay mı sanıyorsun Zerya? Yanındayken sana dokunamamanın kolay olduğunu mu sanıyorsun?"
Genç adam yıllardır sakladığı o aşkı haykırıyordu. Sessizce konuşuyorlardı lakin kelimeler zaten haykırıyordu her şeyi. Kemal içini kavuran ne varsa anlatıyordu birer birer.
"Sen gitmekten bahsediyorsun. Hiç mi sevmedin beni Zerya? Söyle bana hiç mi kalbin atmadı benim için?".
Konuşma sırası Zerya'daydı ama kelimeler buhar olup uçmuştu sanki. Ne cevap vereceğini şaşırmıştı lakin aniden elini kaldırıp yakışıklı genç adamın yüzüne yerleştirdi. Kemal o anda kapattı gözlerini ve derin bir nefes çekti içine.
Ardından Zerya fısıldadı.
"Sen beni bugün mü gördün de bendeki yerini sorgularsın Kemal? Bu evin kapılarını çarpıp da gitmeyi, beni görmezden gelmeyi, hatta şirket aile yemeklerine bile bensiz gitmeyi kendine adet edinmiş sen, bendeki yerini mi sorgularsın?".
Kemal duydukları ile bir tokat daha yerken Zerya kendini toparlayıp yataktan hışımla kalktı. Boğazını temizledi ve ekledi.
"Senin bütün soruların cevapsız Kemal. Tıpkı bana kendi içimde yaşattıkların gibi. Anlamı acı fakat cevapsız".
Hızlı adımlarla odadan çıkarken genç kadın, ardında kendi hataları ile yıkılmış bir adam bırakmıştı.
Kemal yavaşça karısının kalktığı yatağa uzandı. Başını yastığa usulca koydu ve derin bir nefes daha çekti içine.
Gözleri yorgunlukla kapanırken zihninde yankılanan tek bir şey vardı.
O da bu evliliğin gerçek bir evliliğe dönüşmesi.
***
Zerya eşinin odasından çıkıp kendi odasına geçeli neredeyse akşam olmuştu. Duş almış, üzerini değiştirmiş ve kendine gelmiş bir şekilde odasından çıkarken bütün evin ışıklarının kapalı olması dikkatini çekmişti.
Şaşkınlıkla koridorun ışığını yakarken annesinin odasına hızlı adımlarla gidip içeri bakmış fakat Melek Hanımı görememişti. Endişe ile kendi odasına girip yatağın üzerinde olan telefonu eline alıp hızla aramıştı annesini.
Belki de ilk kez bu kadar uzun gelmişti çalan telefonun sesi. Birkaç çalıştan sonra açmış "söyle gül kızım" diye yanıtlamıştı kızının aramasını.
Zerya
"Anne neredesin?".
Melek Hanım nahif bir sesle "memlekete geldim kızım. Kemal oğlumdan rica ettim, o da çok ısrar etti kalmam için ama özledim toprağımı. Biraz kalayım burada yine gelirim" dedi.
Zerya öfke doldu bir anda.
"Onun yüzünden gittin değil mi? O istedi ve sende gittin".
Melek Hanım ilk önce güldü. Ardından gördüklerini bir bir kızına anlatmaya başladı.
"Ben istedim gelmeyi. Orada kalsam ne olacaktı ki kızım? Oğlan deli divane ardından. Yediğini içtiğini, ne zaman dışarı çıktığın, ne zaman geleceğini her şeyini ezber etmiş kendine. Sizin bana değil kendinize ihtiyacınız var. Kızım aklını başına devşir. Kemal seni ezber etmişte sen etmemiş misin?".
Bir ah çekti Melek Hanım.
"Bana sevdayı anlatma kızım. Ben rahmetli babanla o sevdayı hala daha yaşıyorum. Sen de kendini sakınma kocandan. Bir kez el ver ona, pişman olmayacaksın kızım".
Kızının cevaplarını beklemeden yüzüne kapattı telefonu tecrübeli anne. Biliyordu itirazları, karşıt ne kadar cümle varsa hepsini kuracaktı Zerya.
Ona fırsat vermedi, vermedi ki gördüğü hüzün neşeye dönsün. Bu evlilik gerçek bir evlilik olsun.
Zerya hala daha öfkeliydi. Annesi onun gücüydü, en büyük dayanağıydı fakat kendini şimdiden eksik hissetmişti.
O eksiklik ve içinde bulunduğu durum öfkesini daha da çok tetikledi. Aniden oturduğu yataktan kalkıp hışımla odasından çıkarak Kemal'in odasında aldı soluğu.
Gördüğü tablo karşısında ne yapacağını şaşırırken o öfke yerine büyük bir endişeye bıraktı. Hızlı adımlar kaybolmuş, yerine yavaş ve sessiz adımlar gelmişti. Zerya sakin nefes almaya çalışırken sayıkladı Kemal.
Karısının adını sayıklayan genç adam kırmızının en koyu halini almış teni ile kendinden geçmişçesine yatıyordu yatakta. İki kolunun arasına sıkıştırdığı yastığa ilişti Zerya'nın gözleri. Sabah başını kaldırdığı yastık Kemal'in kolları arasında burnu izahında duruyordu.
Zerya kendini toparlayarak yatağın ucuna gidip elini kaldırarak Kemal'in anlına koydu. Dudaklarından bir 'ay' çıkan Zerya hemen Kemal'in üzerinde örtülü olan yorga kaldırdı. Ardından yastığı çekip kenara koyarken genç adam zorlukla açtı gözlerini.
Etrafına bakıp Zerya ile göz göze gelen genç adam "üşüyorum" dedi cılız çıkan sesiyle. Genç kadının yüreği sızlarken araladı dudaklarını.
"Kemal ateşin çok yüksek. Hadi biraz gayret et üzerini değiştirelim".
Genç adam vücuduna saplanan ağrılar ve titreme ile yüzünü buruştururken dayanamadı Zerya. Hemen yatağın ucuna oturdu ve
Kemal'in kolunun altına girerek yatakta dikleşmesini sağladı. Ardından üzerindeki gömleği çıkarttı. Tam tamına yirmi dört saatten fazla kalmıştı o kıyafetler üzerinde.
Öyle ki, ayakkabılarını bile çıkartmak aklına gelmemişti Kemal'in. Yüreğinde taşıdığı yük, kalbinin alevi tenine ateş oldu adeta. Tek damlacıkları birikmişti anlında. Zerya bir yandan Kemal'in üzerine terden yapışan giysileri çıkartmaya çalışırken bir yandan da anlını siliyordu elleri ile.
İstemsiz doluyordu gözleri. Genç adamın ağrıları genç kadının yüreğine batıyordu. Uzun uğraşlar sonucu kıyafetlerini çıkartmayı başarmıştı Zerya.
Kemal yatakta sıtma geçirirken hiç tereddüt etmeden yataktan kaldırıp banyoya doğru yürütmüş hatta küvetin içine oturmasını sağlamıştı nefes nefese. Kemal hala daha titriyorken aniden soğuk suyu açmış ve Kemal'i yıkamaya başladı.
Dayanamadı yüreği. O derinden gelen inleme seslerine dayanamadı genç kadının yüreği ve o da küvetin içine girip üzerindekilerinin ıslanmasını göze alarak sarıldı genç adama.
"Biraz dayanman gerekiyor Kemal. Bak bende yanındayım, sarıldım sana. Lütfen sabır et ateşini düşürelim".
Kemal ağzını açmadan başını Zerya'nın boynuna soktu. Hem o efsunlu koku, hem de soğuk su iyi gelmeye başlamıştı.
Zaten bütün yaraların bir nedeni, aynı nedenlerin şifacıları hayatımızda değil miydi?
Yaklaşık yirmi dakikalık soğuk su macerasının ardından Kemal daha belirgin bir şekilde açmıştı gözlerini. Fakat beyaz hareleri kan çanağı içindeydi. İçinin ufuneti gözlerine ve dudaklarına vurmuştu.
Zerya ilk önce suyu kapattı. Ardından kendi çıktı küvetten ve Kemal'in bornozunu alarak ayağa kalkmasını bekledi.
Yavaş hareketlerle ayağa kalkan Kemal Zerya'nın yardımı ile bornozunu giydi ve "gerisini ben hallederim. Sen de değiştir üstünü hasta olacaksın" diyerek genç kadının banyodan çıkmasını bekledi.
Zerya ağırca yutkunup üzerindeki ıslaklığa aldırmadan hızlı adımlarla kendi odasına geçerken aklında sadece Kemal'in iyi olması vardı. Ona iyi gelecek ve iyileşmesini sağlayacak ne varsa bir bir yapacaktı.
Yarım yamalak üzerini değiştiren Zerya hızla Kemal'in odasına girdi. Etrafa baktığında eşinin giyinme odasından olduğunu gördü. O da nevresimleri değiştirip odayı havalandırmaya başladı.
Elinde baş havlusuyla giyinme odasından çıkan genç karısının onun için bir şeyler yapmaya çalıştığını gördü ve o an buruk bir tebessüm belirdi dudaklarında.
Zerya başını çevirip onu izleyen genç adamı gördüğünde ise durmadı yerinde. Yanına gidip koluna girerek tekli koltuğa oturmasını sağladı.
"Söyle bakalım ağam. Kemik suyuna çorba mı istersin yoksa tarhana çorbası mı?".
Kemal elini kaldırıp Zerya'nın yüzüne yerleştirdi.
"Yorulma, hem ben yatıp uyurum şimdi".
Zerya kabul etmedi bu cümleyi. Başını olumsuzca sallayıp araladı güzel dudaklarını.
"Hayır, ateşin çok yüksekti. Soğuk su ile düştü ama bir daha çıkabilir. İlk önce güzelce karnını doyuracağız. Ardından benim ilaçlarımdan vereceğim sana. Ve itiraz etme şansın asla yok ağam".
Kemal yüzünü buruşturup "deme şunu Zerya, ben senin ağan değilim" diyerek itiraz etti. Zerya eğildiği yerden kalktı ve "peki söylemem ağam" diyerek hızlı adımlarla yatak odasından çıkıp merdivenlere doğru koşmaya başladı.
Kemal oturduğu koltuktan yüzünde beliren tebessümle kalktı.
"Hey, ben senin gibi genç değilim küçük hanım. Hasta ve yaşlı bir adamım. Beni peşinden boşa koşturtma yetişemem".
Zerya'nın gözleri dolarken çoktan mutfakta çorba hazırlığına başlamıştı. Tarhana çorbası yapmaya karar veren genç kadın gerekli ne kadar malzeme varsa mutfak tezgahına çıkartmış gözünden akan yaşa aldırmadan çorba yapımına başlamıştı.
Ilık bir rüzgar genç kadının boynunu okşarken Kemal'in kısık sesi belirdi kulağında.
"Şu geçen sabah benim için hazırladığın kahvaltıyı hazırlasan olmaz mı Zerya?".
Genç kadın burnunu çekip arkasını dönerek eşinin gözleri içine baktı. Kemal'e konuşma fırsatı vermeyen Zerya tek bir soru sordu.
"Benim yüzümden mi?".
Kemal de dolan gözlerine engel olamadı. Dudaklarını birkaç kez aralamak istedi ama boğazına düğüm olan o hıçkırık dışarı çıkıp karşısındaki kadının ruhuna yara olacak diye sadece başını sağa sola doğru sallamakla yetindi.
Zerya tekrardan konuşacakken izin vermedi Kemal. Sağ elini kaldırıp parmak uçları ile dudaklarına bastırdı.
"Senin yüzünden değil küçük hanım".
Parmaklarını bu sefer göğüs kafesini parçalarcasına çarpan kalbe getirdi Kemal.
"Adı gibi koca bir okyanus olan kalbe giremeyen kendi kalbime hasta kaldı ruhum. Sen değilsin sebep Zerya'm. Ben kendi bencilliklerim elden ayaktan düşmeme neden".
Genç kadın burkulan dudaklarına inat derin bir nefes aldı ve fısıldadı.
"Merak etme Kemal. Gitmeyeceğim"...