3. Bölüm

2420 Words
İyi okumalar dilerim... Yazardan anlatım... Karar; Hayat bazen istemediğimiz kararlar vermemize neden olurdu. Ya da yaşadığımız hayatı bu noktaya biz insanoğlu getirirdik. Hani hep büyükler haklı olurdu ve küçükler hata yapardı ya, yani hayat böyle devam ederdi. Çünkü küçükler öğrenmeye aç ve büyükler tecrübe sahipleri olurlardı. Peki, insan kanını canını ne için üzerdi? Zerya; Mardin'in küçük bir köyünde doğan ve ailesinin beşinci çocuğu olan Zerya'nın hikayesi babasını kaybettiği anda başlıyor. Okuma aşkı ile yanıp tutuşan genç kadın İstanbul Gelişim Üniversitesi hem de yüzde yüz burslu olarak gastronomi bölümünü tutturmuştu. Fakat bazı geleneksel düşünceler yıkılmıyor ve değişmiyordu. Genç kadın abilerine dil dökse de kar etmedi. Berdan Bey karar vermişti. Çelebi aşiretinin oğlu Kemal ile evlendireceklerdi bir tanecik kız kardeşlerini. Günler geçiyor evlerine görücülerin biri geliyor bir diğeri gidiyor. Kız isteme günü gelip çattığında Kemal babası Vadi ağanın sözüne söz diyemeden ona biçilen kaderi kabul etti. Onun isteği yabancı biri ile evlenmekti lakin kendi kurduğu hayata da ayak uydurabilecek kabileyi olması gerekirdi. Köy yolu bitip küçük konağın önünde duran aracın camından etrafa baktı Kemal. 'Kuş uçmaz kervan geçmez buradan' dedi içinden. Etraf tenha, sessiz ve oldukça ıssızdı. Araçtan inip annesinin eline tutuşturduğu çiçeği zorla kucakladı. Ee kolay değildi Çelebi aşiretinin en küçük oğlu evleniyordu. Avluya hazırlanmış olan sedirlere alındı misafirler. Sonrasında keyifli konuşmalar başladı. Kahveler dağıtılırken en son Zerya çıktı avluya. Elinde damat tepsisi ile başını bir an olsun yerden kaldırmadan Kemal'in önünde durdu ve biraz eğildi. Kemal nutku tutulmuşçasına karşısındaki genç kadına bakıyordu. Zerya ise kalbinin hüznü gözlerine çökmüş halde baktı Kemal'in gözleri içine. O noktada tek bir şey vardı. Kemal zorla getirildiği o evin kızına tek bir bakışta vurulmuştu. Kız isteme, nişan, çeyiz alış verişi derken günler su gibi geçmişti. Midyat'ta bulunan Çelebi konağının üç avlusu insan dolup taştı. Gece sonunda iki genç onlara ayrılan odaya geçtiklerinde hayatın gerçek yüzü ile karşılaştı Zerya. O gece bir erkeğin ömürlük kadını olmak ne demek bunu öğrenecekti. Belki de o geceden hamile kalıp bundan sonraki hayatını tanımadığı, sevmediği ve güvenmediği adamın hayatına adayacaktı. Kemal cebinde bulunan yüz görümlüğünü çıkartıp yatağın ucunda ayakta bekleyen eşinin yanına adımladı. Dua açtığında Zerya'nın gözlerinden süzülen yaşları görmesi ile bir anda kaşları çatıldı. Daha doğru düzgün iki kelime bile edememiş olan yeni evli çift şimdi karşılıklı öfke, kırgınlık, şaşkınlık ve korku içinde birbirlerinin gözleri içine bakıyorlardı. "Neden ağlıyorsun?" diye sordu Kemal. Zerya ise tutamadı hıçkırıklarını ve bir çocuk gibi dudaklarını büzerek ağlamaya kaldığı yerden devam etti. Kıyamadı Kemal, elinde duran yüz görümlüğünü yatağa atıp iki elini genç kadının yanaklarına yerleştirdi. Zerya dayak yiyeceğini düşünürken gözlerini açıp karşısında ona çatık kaşlar fakat bir o kadar da endişeli bakan kehribarlarla karşılaştı. Kemal gözyaşlarını sildi genç kadının. Yatağa oturmasını sağladı ve "lütfen benimle konuş Zerya neden ağlıyorsun?" diyerek sorusunu yineledi. Zerya 'ne olursa olsun' dedi içinden ve anlatmaya başladı her şeyi. "Hayallerimin arasında evlilik yoktu Kemal. Ben okuyacak ve idealim olan mesleğe kavuşacaktım ama abilerim izin vermediler. Kabul etmedim ilk önce ve sonucunda dayak yedim. Aç bıraktılar. Kendi doğduğum büyüdüğüm evin kömürlüğünde yattım günlerce. Ne için peki?". Kemal duydukları karşısında oldukça şaşkın ve öfkeliydi. Onun takıldığı evlilik planları değil, onunla evlenmeye zorlandığında görmüş olduğu şiddetti. "Bak kolumun haline, bir insan para için bunu nasıl yapar Kemal? Daha anlatmak istemediği o kadar çok şey var ki, tahmin edemezsin". Küçücük ağzı olan minik kadının dudaklarından dökülenler yara oluyordu Kemal'in yüreğine. Kaç kere ağırca yutkunmuştu sayısını unuttu. Devam etti genç kadın. "Ben başarılı bir öğrenciydim. Üniversite sınavına girip İstanbul da hem de yüzde yüz burslu bir okulu kazandım. Yıllardır hayalini kuruyorum ama artık hayallerimde bile yaşatamayacağım geleceğimi". Üzgün, kırgın ve çaresizlik içinde her şeyi anlatan karısına baktı Kemal. Sonra tutamadı kendini ve yüz görümlüğünü yataktan alıp Zerya'nın boynuna taktı. Ardından dudaklarını anlına bastırıp kulağına eğildi. "Geleceğin hayallerde kalmayacak Zerya. Sana söz veriyorum senin geleceğini karartan ben olmayacağım fakat tek bir şartım olacak". Zerya korku içinde başını sallarken Kemal gülümsedi. "Korkma tahmin ettiğin şeyi istemeyeceğim". Utanç içinde yanakları pembeleşen genç kadının görünüşü daha çok ısıttı Kemal'in yüreğini. "Bu gece bu odada kalacağız. Yarın ise kahvaltıdan sonra İstanbul'a gideceğiz. Oraya gidene kadar kimse hiçbir şey bilmeyecek ve en önemlisi" dedi ve ağırca yutkundu. "Sen hiçbir zaman benim karım olduğunu unutmadan yaşayacaksın". Zerya hiç düşünmeden salladı başını. O yaş döken gözler öylesine gülümsedi ki, yeşilleri bir mücevhere dönüşüp zümrüt gibi parladı adeta. İşte bu kadarcık bir umut bile yetmişti Kemal'e. 'Bir gün, bir gün onun yüreği de beni sevecek'. Umut olmadan yaşanır mıydı ki? Umut her gönlün yaşama sebebiydi. İki yeni evli çift ilk önce ayrı ayrı namazlarını kıldılar, ardından Kemal duvarda asılı olan saate baktı ve sıkıntıyla soluk alıp ayaklandı. Yatağın nevresimini açıp Zerya ile göz göze geldi. Kemal o masum bakışlara gülümsemekle yetindi. Sonrasında duvarda asılı olan atadan yadigar hançeri alıp gömleğini çıkarttı ve sol koluna ufak bir çizik atarak kanamasını sağladı. Zerya oturduğu koltuktan kalkıp Kemal'in yanına gelirken yine istemsizce canının yandığını hissetti. Gözleri dolu dolu olan genç kadın sehpanın üzerinde bulunan peçeteyi alıp kanayan yaranın üzerine bastırdı. Yanaklarına taşan yaşları gören Kemal yine tutamadı kendini ve dudaklarını pamuk gibi yumuşak olan o tene bastırdı. Zerya'nın gözleri usulca kapanırken dışarıda onları merakla bekleyen ahaliyi hatırladı Kemal. Geri çekilip "sana zahmet dolaptan siyah pijama takımlarımı çıkart Zerya. Sen de banyoya geç ve suyu aç ses gitsin dışarı. Ben kalanı halledip üzerimi değiştireyim ve onlara istedikleri şu saçma sapan bez parçasını vereyim" dedi. Zerya her geçen dakika daha çok şaşırıyordu Kemal'in düşüncelerine. Aydın, ileri görüşlü ve fikirlere saygı duyabilen bir yapıya sahipti. Halbuki onun için Kemal böyle biri değildi. Aşiretinin soyunu devam ettirecek evin en küçük ve şımarık oğlanıydı. Bu fikirlerinden utanç duyarak Kemal'in söylediklerini yerine getiriyordu. Kemal'in odanın kapısını açıp elindeki beyaz çarşafla dışarı çımasını gören hane kadınları zılgıt çekerek ilan etmişlerdi Zerya'nın bekaretini. Zerya ise ağlayarak katılmıştı o kadınların sevincine. Gece bitip herkes odalarına geçtiğinde ise iki genç aynı odanın içinde, aynı yatakta oturur vaziyette kalmışlardı. Kemal kıyamıyordu yanındaki genç kadına. Uyumasını istiyordu. Bir hayli hırpalanmış ve üzülmüştü Zerya. Zerya ise hem utan taşıyor hem de Kemal'in acı çekmiş olmasından dolayı vicdan azabı çekiyordu. "Zerya sen burada yat istersen. Ben de karşı koltuğa geçeyim hem sabah yola çıkacağız. Biraz dinlenmiş oluruz" dedi Kemal. Genç kadın ise başını olumsuzca salladı. "Burada yatabilirsin Kemal. Hem kolun yaralı, gönlüm razı gelmez koltukta yatmana". Sustu genç kadın ama gülmeden edemedi. Kemal bir yandan merak etti neden güldüğü için. Bir yandan da büyülendi. 'Sen ne güzel gülüyorsun benim küçük kadınım' demekten alamadı kendini. Kalbi konuşuyor dudakları ise sonsuz bir suskunluğa gömülüyordu. Göz göze geldiklerinde gülümseme kıkırtıya ve ardından kahkahaya döküldü. Zerya "özür dilerim, boyun öylesine uzun ki, başın sığsa ayakların sığmaz. Bir an seni öyle hayal ettim ve komik geldi. Tekrar özür dilerim". Kemal'in gönlünde nasıl bir yere kendini bıraktığını bilmiyordu Zerya. Kemal yorganı Zerya'nın üzerine örttü ve yatmasını sağladı. Kendi de sağ tarafa geçip genç kadını rahatsız etmeden arkasını dönerek gözlerini kapattı. O gece bir miladın başlangıcı olacağını her ikisi de bilmeden yorgunluğa kapılarak gözlerini kapattılar. Ve sabah esas macera başlıyordu. İstanbul; Dört yıl sonra; Zerya kazandığı üniversiteye geldiği ilk gün çok yabancılık çekmişti. Öyle ki, ağlamaktan alamamıştı kendini. O gün Eylül ile kesişti yolları. Ardından Leyla katıldı aralarına. Ve öyle can yoldaşı oldular ki, kopamadılar birbirlerinden. Zerya geride bıraktığı son dört yıla bakarken içi titriyordu. Kemal ile aynı evin içinde yaşayan iki arkadaş gibi olmak zoruna gidiyordu artık. Kemal ise sabrının son demlerini yaşıyor gibiydi. Her gece güzel karısı uyduktan sonra onu izlemek için odasına gizlice girip onun gece lambasının aydınlattığı yüzünü izlemek yetmiyordu artık. Yine yani güne gerginlikle başlayan Kemal odalarının kapısını çarparak aşağı inmiş ve geniş mutfağa girmişti. Zerya korku dolu gözlerle eşine bakarken Kemal bir anda kayınvalidesi Melike Hanımın onlarla yaşadığını unutmuştu. Çok geçmeden farkına varmış olması yaptığı ayıbı saklayamamıştı lakin hemen kendini toparlayıp "kusura kalma ana işler yüzünden sinirliyim" diyerek kendini ifade etmeye çalışmıştı. Melike Hanım bilirdi damadının kalbini. Gözünü iliştirmekten bile sakındığı kızına nasıl sevdalı olduğunu anlardı ama susardı. Çünkü bu hayat sadece onların hayatıydı. "Olsun oğul. Ne olmuş iki kapı çarpmışsa? Sana bir şey olmasın". Mahcubiyet çöktü Kemal'in omuzlarına. Sonra Zerya girdi devreye. "Günaydın Kemal kahvaltı hazır. Bak çayını da koydum. Hem beni okula bırakacaksın daha". Tebessüm ederek söylemişti bunları Zerya. Kemal masadaki yerini almıştı fakat "bugün Hakkı abi götürecek seni okula. Benim şirkete geçmem gerekiyor" kurduğu bu cümle ile Zerya'nın az olan iştahı da kaçmıştı. İki dersten kalan Zerya aklını toplayıp hiçbir şey söylemeden mutfaktan çıktı. Kimse ne olduğunu anlamadan evin güçlü kapı sesi yankılandı. Çünkü Zerya'da kırılıyordu bazı davranışlara. Mesela şirketin kaçıncı kez yıl dönümü yemekleri olmuş ve hiçbirine katılamamıştı. Hani Zerya eş olduğunu unutmadan yaşayacaktı ya peki, Kemal o neden unutuyormuş gibi yapıyordu? Aklındaki sorular ile boğulurken kendini caddeye atıp hızla yürümeye başladı Zerya. Yoldan geçen arabalara bakarken kocası ilişti gözüne. Öylesine öfke bürümüştü ki genç kadını, gözlerinin yeşili siyaha çalmaya başlamıştı. Yoldan geçen taksiye işaret eden Zerya ona yetişmeye çalışan Kemal, adeta kovalamaca oynuyorlardı. Sonuçta Kemal eşine yetişememiş Zerya ise sinir içinde taksi ile okulunun yolunu tutmuştu. Genç adam öfkeliydi. Genç kadın ise son zamanlarda yaşadığı hayal kırıklığını bir kez daha yaşamanın üzüntüsündeydi. Telefonuna gelen çağrıların ardı arkası kesilmiyordu. Taksiciye ücretini verip kendini araçtan atan Zerya öfke ile telefonu açtı. "Senin çok önemli toplantın yok muydu?". Kemal kırgın çıkan bu ses karşısında afalladı. Kendine gelmesi gerektiğinin farkına varan genç adam "özür dilerim Zerya. Bu hayatta en son isteyeceğim şey seni kırmak. Son zamanlarda" dedi ama karısı tarafından susturuldu. "Evet, son zamanlarda hayatındaki fazlalıkmış gibi hissettirmen, kurtulmak isteyip de kurtulamadığın ayak bağın olmam gerçeği ile birçok kez yüzleştim sayende. Ötekileştirdiğin beni bu kadar çok sık arama. Bundan sonra kendim gelirim okuluma. Aynı şekilde de kendim gelirim senin evine. Biraz daha sabırlı ve özellikle annem için saygılı olmanı rica ediyorum. Okulum bittiğinde benden kurtulmuş olacaksın". Son cümlesi bitip telefonu kocasının yüzüne kapattığında Kemal'in başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. 'Ben ne yaptım?' Bu soruyu defalarca kez sordu kendine. Zerya ilk kez bu kadar öfkeli, kızgın ve kırgındı ona karşı. Birkaç dakika düşündü genç adam. Yaptıklarını, söylediklerini ve sergilediği tutarsız davranışları. Telefonu bir kez daha eline alıp asistanı Büşra Hanıma kısa bir mesaj attı. 'Bugün dahil haftanın tüm programlarını iptal et' Nereye gidecekti bu kadın? Nasıl olur da arkasını dönüp gitmeyi düşünmüştü? Peki, Kemal sen ne hatalar yaptın düşündün mü? Tüm gün yaptıklarını, hatalarını düşünürken bir yandan da okulun ilerisinde eşinin derslerinin bitmesini bekliyordu. Eşi saatler sonra yine kapıya çıkmış ve onlarla vedalaştıktan sonra telefonunu kontrol ederek sağa sola bakmaya başlamıştı. Kemal dikkatle eşini izlerken tanıdık bir araç durdu eşinin yanında. Eylül ve Leyla can arkadaşlar yine bir araya gelmişti. 'Anlaşılan felekten bir gece çalacaklar' Kemal içinden konuşurken bir yandan da kayınvalidesi Melike Hanımı arıyordu. Kısa bir çalıştan sonra "efendim" diyerek açtı telefonu Melek Hanım. "Ana benim, Zerya seni aradı mı?". Melek Hanım: "Aradı oğul. Kızlarımla buluşacaklarmış haber verdi. Merak etme sen." Başka da bir şey diyememişti yüreği yaralı kadın. Kısa bir vedalaşmanın ardından telefonu kapatan Kemal uzaktan takibe başlamıştı. Yolun ne tarafa gittiğini bilse de istemiyordu karısı ondan ötede olsun. Kızlar meşhur Fatih abilerinin yerine gelmişler, her zamanki masalarına geçip başlamışlardı konuşmaya. Zerya ağzına alkol sürmemiş genç kadın bu gece içeceğim demişti ve bir kadeh ince rakı doldurmalarını söylemişti yanındaki can dostlarına. Mezeler, yemekler ve çalan şarkılar derken Zerya birkaç yudumdan sonra gevşemiş, üzerindeki rahatlığı hissederek ağlamaya başlamıştı. Eylül ve Leyla şaşkınlık içinde onu izliyorlardı. Ne yaşamış olursa olsun hep güçlüydü Zerya. Öyle bir zırhı vardı ki, delmek imkansız gibi duruyordu fakat o zırh artık yorulmuştu. "Bakmayın ya, doldum artık patladım. Aylardır fazlalıkmışım gibi hissetmekten, susmaktan, korkmaktan bıktım. Bugün bitti, artık eskisi gibi olmayacağım. En kısa sürede okul bitsin o evden ayrılıp kendime yeni bir hayat kuracağım. Sadece annem ve ben". Kemal arkası dönük bir vaziyette oturuyordu kızların masasının yakınında. Bir tek Eylül görmüştü Kemal'i ve sessizliğini korumuştu. Hiçbir zaman kimsenin arasına girmek gibi bir sorumluluk hissetmemişti ama bugün onun içinde farklıydı. Çünkü demir kadın Zerya yıkılmış bir haldeydi. "Her sabah kapıları çarpa çarpa çıkıyor evden. Bir şey sormaya korkuyorum. O da haklı, sonuçta normal evli çiftler gibi hayat yaşamak isteyebilir. Belki de başka bir kadına aşık oldu ya da ilişkisi vardı bilemiyorum. Onun gerginliği vardır üstünde ama konuşmuyor ya. Tek kelime etmeden her gün öfke ile yüzüme bakıyor. Tamam bir erkek olarak yaptığı fedakarlık çok büyük ama ben de bunları hak etmiyorum. Onun namusuna leke sürecek hiçbir şey yapmadım. Annemin yanında kaçıncı kez aynı şeyleri yapıyor. Yoruldum ya". Zerya isyan ediyordu. Hem ağlıyor hem de içinde biriktirdiklerini kusuyordu. "En son bu sabah yine aynı şeyi yaptı. Kahvaltı hazırladım. O seviyor diye kavurmalı yumurta yaptım. Her şey onun istediği gibiydi ama yine aynı. Zaten o gözlerde sadece öfke yok". Genç kadın ağırca yutkundu ve hıçkırarak dudaklarını araladı. "Nefrette var". Kemal arka masada konuşulanları dinlerken ellerini yumruk halinde dişlerini sıktı. Zoruna gitti eşinin ağzından dökülenler lakin kendi hatalarını bir kez daha görmüş ve yaşamış oldu. Tek bir hata vardı. En başından verilen sözler zamanla unutulmuştu. Fakat Zerya öylesine bağlıydı ki Kemal'e, o gelmeden yemek yemiyor, o yatmadan uyumuyor, onun izni olmadan okul haricinde dışarı bile çıkmıyor. Zerya biten kadehine bakıp "ee doldurun şunu" diyerek kadehini işaret etti. Eylül kıkırdayarak "sen bizi ağamıza vurduracaksın her halde" dedi. Burnunu çekti Zerya ve konuşurken dolaşan dili ile "Eylül diyordun ya anasını satayım içeceğim bu gece diye. Heh işte anasını satayım içeceğim bende" dedi ve ardından hıçkırmaya başladı. Leyla ile göz göze gelen Zerya dudak büzüp "kız sen mi söylüyordun anasını satayım diye?" diyerek soru yöneltti. Ardından elini boş ver gibisinden salladı. "Aman hanginiz söylediyse söyledi koyun işte. Yemin ederim eve gidip bütün kapıları yerinden sökesim var. Cinnet geçirtmeyin bana". Eylül ellerini havaya kaldırıp başını olumsuzca salladı. "Sobe, büyük ağaya yakalandık. Bence sen eve gidip güzel bir sade kahve iç. Hem Kemal ile konuşacaklarınız vardır". Zerya kafasını çevirip yanı başında ona baka kalan genç adama bakıp yine dudak büzmeye başladı. Kızlara eğilmelerini işaret edip kısık bir sesle "bakın hep böyle bakıyor bana. Ben diyeyim bu adam benden nefret ediyor" dedi. Kemal başını yukarı kaldırıp ya sabır çekerken sakinleşmek adına derin bir nefes aldı. Ardından nazikçe elini Zerya'ya uzatıp "evimize gidelim" dedi. Genç kadın masada duran telefonunu eline alıp yerinden yavaşça kalktı. Kemal havada kalan eline bakarken Zerya çantasını alıp kocasının eline tutuşturdu. Kızlar gülmemek için dudaklarını birbirlerine bastırırken Kemal'in bakışları yumuşadı. Karısını kolunun altına alıp "size iyi sohbetler kızlar" dedi ve yavaş adımlarla ufak meyhanede yürümeye başladılar. Araca geçtiklerinde Zerya çoktan sızmıştı. Kemal ise eşinin saçlarını geriye doğru itekleyip elinin tersi ile gözyaşlarının iz bıraktığı yanakları okşadı. Ardından eğildi ve kalbinin üzerine derin bir öpücük bıraktı. O an Zerya'nın dudaklarının iki hece ve tek kelime döküldü. 'Kemal'. Genç adam ise duyduklarının ve gördüklerinin ağırlığı altında ezilerek fısıldadı. "Yeminim olsun nur yüzlü güzel karım. Bu kalbini nasıl kırdıysam öyle de geri kazanacağım. Hem de ölene kadar"...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD