Sabah alarmın iç gıcıklayıcı sesiyle uyandı Mican. Telefonu yere savurmak istedi. Hayır, geç de yatmamıştı ama yine de uyanması zordu onun için. Güç bela yataktan ayrıldı, sevgilisinden ayrılmak istemezcesine.
Banyoya gidip saçlarını taradı. Çantasından temizlik yapmak için giyilebilecek olan kıyafetler seçti. Beyaz kısa kollusunu giydi. Başına bağladığı fuları, üstüne kırmızı bahçıvan tulumunu giydiğinde tamamen hazırdı. Saat daha sabahın sekizi olmasına rağmen pazar gününü temizlik günü ilan etmişti. Bu yüzden annesini arayıp durumu söyledi. Annesi başta mızmızlansa da temizlik deyince akan sular dururdu bir kadın için. Önce yerleri süpürdü ve sildi. Bu ev onun için büyüktü ama yapabilecek bir şey yoktu. Özellikle camları devasa boyuttaydı. Ardından camları sildi. Sıra duvarları silmeye gelince yorgunluktan bitmişti. Hayır, ne akla hizmet büyük ev yaparlar ki diye düşündü. Temizliğini yapana kadar canın çıkardı haliyle. Duvarları da güç bela sildikten sonra dünden kalan pizza kutularını poşete koyup kapının önüne koymak için ilerledi. Kapıyı açtığında karşı daireden çıkan uzun boylu siyah saçlı, siyah gözlü genç adamı fark etti. Genç adam direk söze girdi.
"Merhaba. Ben Kıvanç. Sanırım siz yeni taşındınız. Üstünüzden anlaşılıyor temizlik var galiba." Diyerek gülümsedi kibarca genç adam. İçtenlikle gülümsedi Mican. Çok kibar bir komşu edindiğini düşündü. "Evet daha dün taşındım. Haliyle temizlik var. Bu arada ben Mican. Memmun oldum." Kızın gözlerindeki gülümsemeyi görünce o da gülümsedi. Okyanus mavisi gibiydi kızın gözleri diye düşünmeden edemedi.
"Memmun oldum. Yorgun görünüyorsunuz. Çay kahve ikram etmemi ister misiniz?" diye kibarlığını konuşturduğunda anlamıştı ne kadar iyi birisi olduğunu. Yüzünden anlaşılıyordu. Ne kadar da kibar bir adam diye düşünmeden edemedi Mican. Bu zamanda böyle kibar komşular bulmak oldukça nadir bir durumdu.
"Aslında işlerim bitti sayılır. Ama ben rahatsız etmeyim." Diye konuştu. "Olur mu? Daha yeni taşınmışsınız. Bir kahve ikram etmekten çekinmem. Lütfen buyurun." diyerek içeriyi gösterdi genç adam. Adamın teklifi geri çevirmek istemeyince kapının arkasına uzanıp anahtarı alıp cebine koydu ardından kapıyı çekti. Eve girince temizlik koktuğunu anladı. Ne yani erkekler temizlik yapar mıydı? Yapsa bile bu kadar özenmiş olamazdı öyle değil mi? Evi hızlıca gözden geçirdi. Çok hoş bir düzeni vardı. Döşenirken özellikle özenildiği her halinden belliydi. Genç adam salona doğru yolu gösterince ilerledi Mican. Koltuğa yavaşça oturdu. Yaptığı topuzun bozulduğunu anlayınca tokayı çıkarıp tekrardan bağladı. Adam mutfakta kahveleri hazırlarken evi tekrar gözden geçirdi. Genç adamın mezuniyet resimleri duvara özenle asılmıştı. Ayağa kalkıp fotoğrafların yanına gitti. İncelemeye başladı. Kep atarken, elinde okulun bayrağını taşırken, diploma alırken ki fotoğraflara bakıp gülümsedi. Siyah saçlı kırklarının sonunda bir kadınla olan resmine baktı bir süre. Annesi olmalıydı, bu evi de mutlaka o döşemiştir diye düşündü. Yoksa bir erkeğin zevki bu kadar iyi olamazdı. En azından olmamalı diye düşündü. Cam masaya koyulan kahve kupasının sesiyle o tarafa döndü. Hemen koltuğa oturup eline kahvesini aldı.
"Mezuniyetiniz çok güzelmiş." Diyerek kibarca gülümsedi. "Teşekkürler. Annemin destekleriyle bitirdim."
"Hani bölüm okudunuz?" diye merakla sordu. Kaşlarını çattı genç adam. "Şurada komşuyuz. Sizli bizli hitap etmesek olmaz mı?" diye sordu. Zorlukla gülümsedi Mican. "Olur."
"Tıp fakültesi." Genç kız kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. "Ciddi misin?" diye sordu şaşırarak. Ne yani meslektaşı mıydı?
"Evet de niye böyle bir tepki verdin?" diye gülümseyerek sordu. Elindeki bardaktan bir yudum alıp masaya geri bıraktı. "Sor bakalım sen hangi bölümü okudun diye." Diyerek gülümsedi.
"Hangi bölümü okudun." Diye sordu genç adam.
"Tıp fakültesi." Diyerek gülümsedi.
"Hadi canım. Meslektaşız he. Branşın ne?" dediğinde mutlu olmuştu ikisi de. Mican komşusunun meslektaşı olmasından dolayı mutlu olurken genç adam bu denli tatlı bir bayanla konuştuğu için halinden hoşnuttu. Hüzünle gülümsemekle yetindi Mican henüz uzmanlaşamamıştı ama o da yakındı.
"Acemiyim maalesef. Ama kalp ve damar cerrahisi benim favorim. Senin bölümün?"
"Acil doktoruyum. Ama ayrıca genel cerrahım yani o alanda da uzmanlığım var. Hangi hastanede çalışıyorsun?" diyerek merakla sordu. "Batı hastanesinden teklif aldım bu yüzden İstanbul'a gelmek zorunda kaldım. Daha bir hafta öncesine kadar Şanlıurfa'daydım."
"Neden Şanlıurfa'daydın?" diye bardaktan bir yudum alarak sordu.
"İnsanlara yardım için. Biliyorsun Suriye'de savaş var. Haliyle bu ülkede etkileniyor. Bu yüzden oradaydım. O kadar yıl okuduktan sonra batıya çekilmek bana saçma bir düşünce olarak geldi. Öncelikle oradaki insanlara yardım etmeliyim diye düşünüyorum."
"Ama teklif aldım dedim. Uzmanlaşmadan teklif almalara mı başladın bakalım sen?" diyerek sordu küçük kardeşiyle dalga geçen abiler gibi. "Evet, teklif aldım."
"Nasıl yani?"
"Şöyle söyleyeyim. Asistanken ameliyata girdim. Ameliyatta uzman doktor yoktu, sadece ben vardım tabi anestezi uzmanı falan vardı. Doktor eksikliğinden böyle bir şey oldu. Ya hastayı kaybedecektik ya da ben ameliyata girecektim. Bende ameliyata girmeyi seçtim. Hastayı ölüme terk edemedim." Diye konuştu. Giray'ı ölüme terk etmek zor olurdu.
Şaşkınlıkla kaşları yukarı kalktı genç adamın. Bu karşısında gördüğü kız hem doktor üstüne üstlük asistanken tek başına ameliyata mı girmişti? Bu işi tek başına yapabildiğine göre hem çok becerikli hem de çok başarılı olmalı diye düşündü. "Bakma öyle. Ameliyata girmek zorundaydım." Diye utanarak konuştu.
"Tamam, bakmıyorum ama ayrıntılarını daha sonra dinlerim. Vay be. Kaldı mı böyle şeyler? Amerika'da yaşanmamıştır burada yaşanan. Valla benim öğrencim olsan direk seni yükseltirdim. Tek başına ameliyata girmişsin daha ne yapmalısın ki uzmanlaşmak için." Kahvesini bitiren Mican kupayı masaya bırakarak ayağa kalktı. "Artık gitmeliyim. Kahve için sağ ol." Elinde ki kupayı masaya bırakıp hızla ayağa kalktı.
"Ben kaçırdım. Sen Batı Hastanesi mi dedin?" diyerek kuşku ile sordu. "Evet. Neden ne oldu ki?"
"Mican bende orada çalışıyorum."
"İnanmam." Diye bağırdı.
"Evet. E artık birlikteyiz çömez." diye dalga geçti. "Ne çömezi ya?" diye itiraz etti. "Ne zaman işe başlıyorsun?"
"Pazartesi."
"Birlikte çıkarız o halde. Anlaştık mı?"
"Anlaştık. Ama cidden şimdi gitmem lazım." Kapıya doğru ilerledi Mican. Arkasına baktığında Kıvanç'ın da geldiğini görünce konuşmaya başladı. "Gelmene gerek yoktu."
"Uzak bir yere gitmiyorum ya." Kapıyı açtı Kıvanç ardından evden çıkan Mican gülümserken birden dondu. Karşısında Giray'ı görmeyi beklemiyordu.
"Giray?"
"Mican!"
"Ne zaman geldin?"
"Az önce."
"Neden."
"Babam sana bir belge iletmemi istedi. Görüyorum ki meşgulsün." Ne yani yanlış mı anlamıştı? Klasik Türk dizilerindeki olayı yaşıyordu şu an. Tabi canım çok meşgulüm diye bağırmak istedi. "Meşgul falan değilim. Yeni başlayacağım hastanede çalışıyormuş Kıvanç. Ayrıca komşum oluyor anladığın üzere." Kıvanç'a dönüp tanıtmaya hazırlandı.
"Kıvanç" diyerek gösterdi.
"Giray." diyerek gösterdi.
"Memnun oldum Giray." Yalandan gülümseyen Giray'da konuştu.
"Bende. Bende." Diye geçiştirdi. "Yarın görüşürüz Mican."
"Görüşürüz." deyip kapıyı kapattı Kıvanç. Elini cebine atıp anahtarı çıkardı. Anahtar deliğine sokup kapıyı açtı eve girdi ve Giray'ın girmesini bekledi. Giray girince kapıyı kapattı. Anahtarı portmantoya fırlatıp koltuklara yayıldı. Giray ayakta bekliyordu. Birden elinde olan büyük sarı zarfı masaya koydu hızlıca. Bu hareketle yerinden sıçradı Mican.
"Ne oluyor Giray? Ne bu sinir durup dururken?" Birden salonda volta atmaya başlayan Giray hırsla konuştu.
"Durup dururken mi sinirleniyorum sence?"
"Bende bunu soruyorum niye sinirleniyorsun?"
"Bir gün Mican."diyerek işaret parmağını gösterdi. "Seni bir gün boş bırakıyorum. Geldiğimde başkalarının evinden topluyorum. Asıl sana ne oluyor?" Hızla ayağa kalktı Mican. İkisinin gözlerinden de ateş çıkıyordu.
"Başkalarının evinden topluyorsun he. Sen kendini ne sanıyorsun da bana karışıyorsun? Kimsin he kim? Annem misin, babam mısın, abim misin? Bana karışamazsın tamam mı Giray. Bu evi senin arkadaşını vasıtasıyla almış olman bana karışma hakkını vermiyor anlıyor musun?"
"Mican!"
"Ne var Giray ne?"
"Sana ikinci soruyu soracağım."
"Şimdi mi?" diye hiddetle bağırdı Mican. Zamanı mıydı?
"Evet şimdi. Kıvanç mı yoksa ben mi?" diye sordu. Mican kaşlarını çattı. Pardon! Soru bu muydu? Ciddi olarak sorduğu soru bu muydu? Bu soruyu mu soruyordu. İyi de bu soruyu sevgili olanlar sormaz mıydı? Giray burada ne rolüne bürünüyordu peki? "Ne diyorsun sen ya?" diyerek itiraz etti.
"Cevap ver."
"Ne cevap vermemi beklersin. Karşıma geçmiş bana yalan yanlış itamlar da bulunuyorsun, sonra da o mu ben mi diye sorular soruyorsun. Ne cevap vermemi beklersin ki?"
"Cevabını bekliyorum." Bir süre düşündü Mican. Ama ne cevap verebilirdi ki? İkisine nasıl ayırmalıydı? Daha yarım saat önce tanışmış olduğu komşusu mu yoksa onu kendi elleriyle ölümden çekip aldığı Giray mı?
"Sessizliğinden ne cevap verdiğin belli oluyor. Kendini yorma." Diyerek evden çıktı. Kapı kırılacaktı neredeyse. Çok öfkelenmişti ama haksız bir öfkelenmeydi. Mican ve Giray sevgili değillerdi oysaki. Birbirlerini de sevmiyorlardı. E bu soru niye ona gelmişti o zaman. En önemlisi seçseydi kimi seçerdi?
Sinirinden volta atmaya başlayan Mican duvara yaklaştı ve yumruğunu hızla duvara vurdu. Ve ardından sol parmağından çıkan o çıtırtı sesiyle sağ avcunun içine aldı. Bu çıtırtı sesi kırılan kemiğin sesi olmalıydı. Evet, o aptal asker yüzünden parmağını da kırmıştı. Ardından canı yandığı için bağırmaya başladı. İstemsizce gözlerinden yaşlar boşaldı, ardından kapının çalınmasıyla o bile fark etmeden çöktüğü yerden kalktı ve kapıyı açmaya gitti. Karşısında pişman olmuş Giray'ı beklerken Kıvanç'ı görünce ne kadar saçma bir fikir olduğu kanısına vardı. O aptal asker tükürdüğünü yalamazdı. Ama Mican yalatacak gibi gözüküyordu.
"Mican iyi misin ne oldu? Duvardan bir ses geldi? Duvarı mı kırdın. Bir dakika sen ağlıyor musun?"
"Yok ya ne ağlayacağım."
"Mican eline ne oldu?"
"Duyduğun o ses duvardan değil elimden geldi parmağım kırıldı."
"Ne? Nasıl becerdin kemiğin mi kırıldı o zaman hadi hastaneye gidiyoruz o zaman hadi hadi."
"Şimdi hiç gidemem. Sen bir baksan olur mu?"
"Olmaz ya daha ciddi bir şey varsa."
"En fazla kırılmıştır ve şu an fazlasıyla acıyor. Kaynamadan yerine oturtsan."
"Tamam, gel hemen bakalım." Koltuğa oturan Mican ağzını dahi açmak istemiyordu. Açarsa ağlamasından ya da çığlık atmaktan korkuyordu. İlk anda ağrımasa da ağrı kendini göstermeye başlamıştı.
Avcunu avcunun içine aldı ve bakmaya başladı. Kırığı görmüştü yüzük parmağıydı. Hızlı hareketlerle yerine oturtmaya çalışıyordu. Ama işin tuhafı Mican'dan çık dahi gelmiyordu. Kafasını kaldırıp baktığında sağ elini dişlerinin arasına almış hem yumruğunu sıkıyor hem de dişleriyle destekliyordu. Parmağı yerine oturtunca ani bir 'çıt' sesi çıktı ve ardından Mican'ın bağırışı...
Evinden hızla alıp geldiği destekleyici bilekliği ve evinde her daim hazır alan alçı malzemesiyle Mican'ın parmağını alçıya aldı. Ve destekleyici bilekliği eline geçirip onu odasına götürdü. Mican'ın ağzından tek bir kelime duymuştu.
"Sağ ol."
"Bir şey değil. Elinin üstüne yatma. Bunları sende biliyorsundur. İyi geceler." Kapıyı çekip çıkan Kıvanç'ın ardından koskoca evde tek başına kalmıştı Mican. Öfkesiyle beraber...