12 '- Psikopat

2396 Words
"Eğer bana her şeyi anlatmazsan, seni aldığım gibi götürür bırakırım evine" dedi Fatma Hanım. Sevda huzursuzdu, çok çabuk gelen çok çabuk gidiyordu. "Bizim köyde kime sorsan anlatırdı ana." "Ne malum doğruyu söyleyecekleri." "Benim ne malum doğruyu söyleyeceğim ya da bunu yalanlamayacakları ne malum ana? Kardeşinle aran bozulmasın diye beni zan altında tutuyorsun. Bozulacak olan bozulur zaten." "Aaah" dedi başını iki yana sallayarak. "Ana değilsin sen bilmezsin. Burada düşman olmak kolay değil. Nazlı yıllarca önce aşığından hamile kalmış oğlan bunu duyunca kaçıp gitmiş. Babasıyla kan davamız vardı. Gencecik kızımı yitirdim ben!"Eli yüreğine gitti Sevda'nın." Nazlı'nın ağabey'iyle sevmişler birbirlerini. On beş yaşındaydı Gökçe'm. Yavuz, kızımı kaçırdı diye çekti vurdu oğlanı, kızım aklını kaçırdı attı kendini. Nazlı'nın babası kan alacaktı, geriye bir tek bir oğlum kaldı. Kabul ettik, yüklü kızını aldık oğluma. Yıllarca aman düşmanlık olmasın aman huzurumuz kaçmasın diye diye saçım ağardı otuz beş yaşımda. Şimdi benim oğlum birine bir düşmanlık edecek ha, izin vermem. Bir evladımı daha toprağa vermem. Ya bana her şeyi anlat, ya da topla eşyanı. " " Başın sağ olsun. " " Sağ olsun tabi ama bana baş lazım değil. Bana oğlum lazım Sevda, hâlâ nefes alırken oğlum lazım bana. Anlat hadi aramızda kalacak, bir şey yapılacaksa ben yaparım. Gökmen'in bilmesine gerek yok. " " Tamam "dedi Sevda. Çok zordu ama yine bu kadına bırakacaktı." On sekiz yaşımdaydım, bizim köy o zamanlar sessiz sakin bir yerdi. Bir akşam komşuya süt götürdüm, hava yağmurluydu. Dönerken köpekler çıktı korkup kaçtım, nereye gittiğimi bilmiyorum tabi. Sonra biri çıktı karşıma" derken sesi kısılır gibi olmuş. "Çok karanlıktı ama o yüzü görmüştüm. Kıstırdı beni, çığlık çığlığa bağırırken tutmaya çalıştı, saldırdı bana. Duyan koşup geldi, Allah'tan bir şey yapamadı ama aşığı dediler, burada buluştu dediler. Adım çıktı sabahına. Amcamlar beni zorla ona vermeye kalktı, git gel yaptılar bir süre ama oğlan istememiş, ne malum benim oğlumun kıza el sürdüğü demiş babası. Amcam, "Kelimeler boğazından düğüm düğüm olunca bir süre sustu." Hastaneye götürdü beni, bekaret muayenesine. Bana dokunmadığı anlaşıldı tabi, böylece kurtardılar oğullarını. " " Eee? " " Bu kadar ana. " " Ne diye dellendi benim oğlan o zaman? " " Bilmiyorum. Düğünde karşılaştık Ali'yle yıllar sonra. Ondan rahatsız oluyorum doğru ama Gökmen'in neden huzursuz olduğunu bilmiyorum. " Fatma Hanım kısa bir an düşüncelere daldı. Ali haylaz oğlanın tekiydi, kesin olarak emindi ki hırs yapmıştı. Derin bir nefes aldı Fatma Hanım. " Gavurun dölü" diye ayaklandı kadın." Tamam kızım tamam, ben hallederim. Sakın ha Gökmen'e tek kelime etme."Başını salladı." Aslı montumu, çantamı getir "diye seslendi. Aslı anında yukarıya çıkarken Sevda olduğu yerde izliyordu. Biraz sonra Fatma Hanım bir hışımla çıktı evden. Kendi şoförlüyle yola çıktığında uzaktan pis kokular duymaya başlamıştı çoktan ve buna engel olmalıydı. Fatma Hanım çok güçlü bir kadındı. Mardin'in yarısına sahip köklü bir aileydi Dağlı ailesi. Gökmen, babasından kalan mirası dağıtmamış aksine sahip çıkmıştı. Buralarda oğlundan daha güçlü kimse yoktu, o yüzden bir söyler o hemen olurdu. Han'a, Burhan Ağa'nın yazıhanesine gelmişti. İçeriye girdiğinde ağırlığınca oturan adam ayağa kalktı. "Hoş geldin Fatma Sultan." "Hoş sohbete gelmedim Burhan Ağa." "Hayr olsun." "Ali'nin, Sevda'ya ettiğini duydum, oğlum duymasın, huzurumuz kaçmasın diye seni uyarmaya geldim. Geçmişte ne olduysa oldu, bunu debertmenin, eski defterleri açmanın alemi yok. Oğlunun kulağını çek Burhan Ağa, sakın ola oğlumun başına bela olmasın." "Dur hele ne oldu? Ne etti benim oğlan?" "Sen oğlunu tanırsın, nasıl sinsidir benden iyi bilirsin. Yavuz Ağa az iyilik etmedi sana, o ölünce de oğlum. Huzurum kaçacak olursa satarım köyleri çeker giderim sen uğraşırsın." "Delilik etme Fatma." Burhan Ağa, Gökmen'in olan köylerin sadece küçük bir ortağıydı, bu durum ise itibarını koruyordu. Gökmen olmazsa onun adı da olmazdı. "Benim bir tane oğlum var, bu saatten sonra düşmanlık istemem. Gökmen hâlâ bu köylere sahip çıkıyorsa benim için, benim sözümü ezip geçmediği için. Ha o oğluna ne yaparsın bilemem ama bunca yıl sonra oğlumun yüzü güler oldu Burhan, üzülecek olursa sebep olanı çok üzerim bilmiş ol. Hayırlı işlerin olsun. " Fatma Hanım'ın bu geliş gidişiyle koltuğu sallanan Burhan Ağa ayrıldı handan. Şoförlü arabasına binip eve doğru giderken buruna dayanan öfkesini dizginliyordu. Yumruğunu sıkıp duruyor, tansiyonunu çıktığını hissediyordu. Ateş bastı her yanını. Bu ipe sapa gelmez, bir halta yaramaz ama sürekli başını belaya sokan oğlanın başını bağlama zamanı gelmişti de geçiyordu bile. Uzun zamandır sakinlik vardı zaten, her şey yolundaydı ama onun bir bok yiyeceği belliydi. Konağa geldiklerinde fırtına gibi inip arabanın kapısını çarptı. "Eyvah" dedi yardımcı kız kapıya koşarken. Kapıyı açtı ve bir rüzgar gibi girdi eve. "Dilber" diye bağırdığında sesi inletti evi. Duyan diken üstünden kalkar gibi fırlayıp kalktığında odalarında çıkıp salona toplandılar. "Beyim?" "Nerde o hayırsız oğlun?" "Ne etmiş baba?" diye sordu Behram. Her zaman babasının sağ kolu olmuştu. Maral bir yandan abisine eve gelmemesi için mesaj atıyordu. "Dışarıya çıktı, gelir şimdi." "İşi yok gücü yok ne demeye sürtüyor sokakta?" "Aman beyim tansiyonun." "Çağır gelsin" deyince Dilber telefonuna gidip aldı. Hızlıca Ali'yi aradı ama meşgule attı Ali. Bir daha aradı yine meşgule atıldı. "Hay Allah işi var zaar." "Tabi tabi, çok yoğun çalışıyor hayırsız. Git bul kardeşini" dedi Behram'a. "Tamam baba." "Bende geleyim seninle abi" deyip peşine takıldı Maral. Onlar çıkıp giderken koltuğa oturdu Burhan Ağa. Dilber herkesi sağa sola süpürüp kocasının yanına oturdu. "Hayırdır beyim." "Ali'ye uygun birini bul, baş göz edelim" dedi. Dilber bunu yıllardır söylüyordu ama Burhan Ağa'nın ağzından hiç böyle bir şey çıkmamıştı karısı sende söyle dediği halde. "Edelim tabi var aklımda biri." "İyi. Başımıza bir iş açmadan işinin başına da koyalım onu." "Senin bir derdin mi var?" "Fatma geldi bugün, geçmişte ne bok yediğini öğrenmiş Ali'nin." "Hiy deme." "Satarım köyleri dedi." "Toprak başıma, ne ederiz, nereye gideriz?" "Sahip çık şu oğlana, bu yaştan sonra yer yurt değiştiremem ben." "Eyvah eyvah. Ben hemen haber salayım kızın ailesine. Uygun bir vakitte gider isteriz." * Kocasıyla okul çıkışı çocukları almış, çiftliğe doğru yola çıkmışlardı. Herkes yine pek bir sessizdi. Sevda durgun durgun yolu izlerken Gökmen'in radarları açık karısını izliyordu. Özcan öne gelip Sevda'nın koluna dokundu, Sevda anında kendine gelip arkaya döndü. "Ben sana küstüm" dedi Özcan. "Ah bana küsmüş! Neden?" "Sabah aklıma gelmedi okulda hatırladım. Gece ablama şarkı söyledin duydum. Ben sana söylemiştim ama sen bana söylemedin, küstüm." Sevda sesli güldü. "Hiç olur mu öyle şey." "Sana da masal anlattı ama Özcan, ben bir şey dedim mi?" diye çıkıştı Havin. "Sonunu sende duydun ama." Baran zavallı şaşkın şaşkın bakıyor, neden bahsediyordu bunlar? "Sende duymuşsun işte, gelseydin yanımıza." "Abla, bazı anlar kişiye özeldir. Üçüncü kişi sadece fazlalık olabilir." "Konuştu filozof" dedi Gökmen. "Ne alakası var lan oğlum?" "Sen bilmezsin böyle şeyleri baba." "Allah aşkına! Madem bu kadar duyarlıydın o zaman benim yatağımda ne işin vardı diye sorarlar adama." "Gökmen!" diye uyardı Sevda. "Ama o sayılmaz, ben daha çocuğum!" Elini göğsün koyarak kahkaha atan kadının neşesine kapılıp gittiler hemen. "Tamam çocuğum tamam, kötü bir şey demedim niyetim iyiydi" diyen adamın yüzüne eğildi. "Ne güzel söylemiş Cemal Süreya; herkesin niyeti iyiyse" deyip Havin'e ve Özcan'a pasladı. İkisi birden, "BİZE BUNCA KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPTI" dedi ve kendilerini alkışladılar. Havin ve Özcan beşlik çaktı. "Çete oldular başıma." "Ben niye anlamıyorum ya!" diye çıkıştı Baran. Bu da kahkahaları üçten beşe katladı. * Çocuklar üstünü değiştirirken Sevda yiyecek bir şeyler hazırlıyor, Gökmen elinde kola bardağıyla yanında duruyordu. Kadını izlemeyi çokça sevmiş gibiydi ve sürekli olarak göz göze gelmek için yüzüne eğilerek dikkatini çekiyordu. Bir yandan masayı hazırlayan kadının peşinde geziyordu. Eline bir tabak alıp götürmüyor ama. Masaya tabağı koyup döndüğünde adamla çarpıştı. "Gökmen yeter!" "Ben ne yaptım şimdi?" "Ayağıma dolanıyorsun." "Sıkıldın mı?" diye sordu kızar gibi yaparak. Adamın kolunu tutarak masanın başına çekerek sandalyeyi de çekti. "Sıkılmadım da, burada otursan, bende masayı hazırlasam daha iyi olmaz mı? Çünkü çocuklar acıktı." "Oho şimdiden şikayet ettin." Gökmen söylenerek oturup trip atmaya başladı yüzüyle. "Abartma rica ederim." "Yok yok anladım ben seni." "Hoş değil bu yaptığın." "Yok ya valla, tamam oturuyorum ben." Duygu sömürüsü yapıyor huyunu suyunu kendi bile bilmezken kadına. Elinde ki bardağı masaya bırakıp elini tutarak kaldırdı adamı, sonra onu peşinden mutfağa çekip eline çatalları tutuşturdu servis tabaklarıyla birlikte. " Yardım edersin o zaman. " Gülüşünü tutarak kadının üstüne giderek tabakları tezgaha bıraktı. Sevda'nın poposu tezgaha deyince durdu, durunca ellerini iki yanına koyan adam üstüne eğilerek boylarını eşitledi ve iyice burnunun dibine girdi. "Yardım ederim tabi." Başını yana eğip dudağına yaklaştı. "Yapma" diye fısıldadı ama Gökmen onun ikazlarıyla ilgilenmiyordu, öpmek istiyordu. "Ne yapacaksın şimdi?" "Çocuklar çıkacak " diyerek kafasını çevirse de kaçacak yeri yoktu. "Lütfen yapma." "Ne güzel rica ediyorsun." "Gökmen!" "Baba" dedi Baran ve anında toparlanıp döndü, dönünce Sevda toparlanıp işine döndü. "Efendim." "Ne yapıyorsunuz?" Hadi cevap ver şimdi. "Konuşuyorduk." "Hı" dedi çocuk işte. "Televizyonu açar mısın?" "Açarım oğlum." Baba oğul televizyona doğru giderken Sevda çetin bir baş ağrısıyla mücadele ediyordu. Belli etmemek için sarf ettiği çaba da onu güçten düşürüyordu. Fatma Hanım'ın sözleriyle kendi gerçeğinin buluştuğu noktada ortaya çıkan kahır onu derinden etkilemişti. Oğlunun hayatı için savaşıyordu, o bir anneydi. Onu anlaması mümkün değildi. Diğer yandan canına bir kazık gibi saplanan olur da Gökmen başını derde sokacak olursa sebep olduğu için gidecek olan kişi olmak üzüyordu. Üç ay oluyordu bu evliliğin içine gireli, farkında bile olmadan alışmıştı. Çocuklara, Gökmen'e, ona düzenli gelen ve oldukça özgür olduğu yaşantıya. Bazen delirmek istiyordu ama o bile kolay değildi, o bile öğreniliyordu. Gökmen'in bir ablası varmış meğer, çocukluk fotoğraflarını görmüştü Gökmen'i beklerken. Güzel bir kızmış, gözleri ışıl ışılmış ve ne yazık ki ölmüş. Aralarında yedi yaş varmış, Gökçe on beş yaşında öldüğünde Gökmen sekiz yaşındaymış. İnsan birine gönlünü veriyor, kavuşmak için kaçıyor, kaçtılar diye sevdiğini babası vuruyor, kendi de aklını yitirip intihar ediyor. Ne acıklı, ne kahırlı bir hikaye. "Yardım edeyim mi?" diyen kızın yüzüne baktı. Sevda bakınca çocuk görüyordu. Gökçe'yi değil, Yavuz Ağa'yı değil, Nazlı'yı değil sadece çocuk görüyordu. Elini uzatıp yüzünü sevdi usulca. "Ben hallederim canım." "Sen iyi misin Sevda abla?" Bunu duyan Gökmen başını çevirip kadına baktı. Duygularını içinden yaşamayı hayat tarzı haline getirmiş kadına ne yaparsa açardı içini? "İyiyim." "Başın mı ağrıyor yine?" "Yol yordu sanırım geçer birazdan." "Konuşmak istersen, her ne olursa dinlerim." "Ben iyiyim." "Sevda abla, hayatını bize adadılar diye insan olduğunu unutma. Herkesi aynı anda memnun edemezsin." "Bunun için ekstra bir şey yapmıyorum ki." "Yorgunum de işini ben yapayım, uykum var de ben yaparım, biraz hava alacağım ya da yalnız kalmak istiyorum de yine ben yaparım." "Çok tatlısın ama gerçekten iyiyim." "Peki" deyip tezgahın üstüne koydu kollarını. Başını çevirerek Sevda'nın yüzüne baktı. Sevda salatayı karıştırıyordu. "Özel olarak anlatırım demiştin ya, Maral'a neden gıcık oldun?" Sesli güldü. "Biz düğüne girer girmez baban hakkında" senin ki "dedi bir kız o Maral olacak kadına. Gıcık oldum." "Gıcık mı oldun yoksa sen benim çok yakışıklı babamı kıskandın mı?" "Kıskanmak mı?" "Evet kıskanmak" deyip tezgahın üstüne oturdu. Böylece yüzünü daha net görüyordu. "Babamdan hoşlanıyor olabilir misin?" "Hoşlanmak mı?" "Soruma soruyla cevap verme Sevda abla, anlamazlıktan mı geliyorsun yoksa?" "Hayır da birini kıskanmak ya da ondan hoşlanmak neydi unuttum sanki. Hiç başıma gelememiş gibi desem haklıyım da. En kritik yaşlarımda berbat bir hayatın ortasında birini sevdiğimi sandım. Ne fark ettim biliyor musun?" "Ne?" "İnsan bir zamanlar çok sevdiği birinden nefret etse bile ölsün istemezmiş. Oysa ben tamda böyle hissettim." "O gün!" deyince sonunda o güne gelmişti konu. Karşılıklı konuşmaları gereken o güne. "Evet." "Bunun için çok özür dilerim Sevda abla. Ben sende babamı bizden alacaksın ve biz yine yalnız kalacağız sandım. Senden bu yüzden nefret ettim aslında. Hırsımdan gözüm dönmüş gibiydi. Beni anlıyorsun değil mi?" "Anlıyorum. Anne olmayı, baba olmayı, erkek çocuk olmayı bilmem ama bir babanın kızı olmayı çok iyi biliyorum. Sana kızgın değilim, kırgın da. Geçti gitti neyse ki. Önemli olan bu andı." "Neden bu kadar iyisin? Tanıdığım kimse senin kadar anlayışlı değil." "Bilmiyorum, tek bildiğim sevginin açamayacağı kapı yoktur. Her ne kadar bu yaşıma kadar o açmaya çalıştığım kapılarda kalmış olsam bile." "Bunu bir kere söyleyeceğim" dediğinde kafasını çevirip kızın yüzüne baktı. "İyi ki bizim hayatımıza girmişsin." Tebessüm etti ve salata tabağını ellerine verdi. "Hadi bakalım masaya." İçi buruldu, ya bugün gitseydi? Bu his göğsünü parçalıyordu. Bu çocuklara bağlanmıştı ve onların sevgisini görüyordu. Hayatında her şey güzeldi ama bozulacakmış diye bir korku sardı etrafını. Herkes masada yerini alınca kocasının gözlerine takılıp duruyordu. Gökmen kıskançlık konusuna takılmış kadına göz süzüyor dikkatini dağıtıyordu. "Efendim!" dedi artık. "Bir şey yok." "Niye bakıyorsun o zaman?" "Karım değil misin ya?" Şöyle söyleyince üstüne diyecek bir şey de bulamıyordu. Bir aile gibi mutlu mesut yemek yiyorlardı. Asık surat yok, her an biri bir şey diyecek ve büyü bozulacak korkusu yok, sessizlik yok, huzursuzluk yok. Sadece an var, anda varlar. * " Ya oğlum, bağırtma beni" deyip uyuyan karısının yüzüne baktı. "Ben bilmiyorum jest yapmak nedir? Karıma! Dikkatli dinle burayı, karıma unutamayacağı bir gün geçirtmek istiyorum. Bunun için İstanbul'a bir gün önceden gideceğiz. Şimdi söyle var mı senin bildiğin bir kadının aklını başından alacak bir yer, bir yerler." "Ha ha Gökmen bazen çok komik oluyorsun. Oğlum ben tam bir İstanbul beyefendisiyim." "Sen tam bir Mardin piçisin Alparslan. Uzatma lan." "Tamam tamam kızma. Ben sana bir liste çıkaracağım. Mesaj atarım." "Tamam, çarşamba sabahı İstanbul'da olurum. Elini çabuk tut davar." Telefonu kapatıp masanın üstüne koyduktan sonra oturduğu puftan kalkıp yatağa gitti. Sonra usulca yanına sokulup yüzlerini eşitledi. İki saat olmuştu eve geleli. Sevda gelir gelmez çocukları yatırdı ve peşinden kendi de yatıp uyudu. Uzanıp kadının alnına bastırdı dudaklarını. Çocuk gibi şen bir yüreği vardı, kaygısız, telaşsız. Göğsünün üstünde yumruk olmuş elini tuttu. Kadının taş gibi bedenini usul usul gevşedi. Uykusunun derin olduğu o vakitlerde bilmiyordu ki adamın gözleri yüzünü seviyordu. * "Ben evlenmek istemiyorum" diye odayı kendi başına yıkan oğlunu kolları bağlı bir şekilde izliyordu Dilber Hanım. Odaya kimsenin girmesine izin vermediği gibi, onun çıkmasına da izin vermiyordu. Şekeri çıkabilirdi, hatta küt diye ölebilirdi bile. "Beni zorla mı evlendireceksiniz anne?" "Öyle görünüyor oğlum." "İstemiyorum ama." "Artık senin neyi isteyip neyi istemediğin umurunda değil. Yaşın geçiyor, evin olsun, yuvan olsun da anla. Bir kızın olsun da anla canını yaktığın kızları." Nefes nefese ama dokunsan ağlayacak vaziyette bakıyordu annesine. "Yapma anne, yapamam ben." "İstanbul'dan niçin gelmiştin Ali?" Bastığı her yere nifak tohumları eken koca bir adamdı. Geçtiği, geçerken uğradığı her yerde mutlak bir kepazelik yapmıştı. "Eğer daha fazla karşı çıkarsan şimdi ararım polisi, ellerimle teslim ederim seni." "Anne!" "Daha fazla rezilliklerine çanak tutmayacağım. Yarın akşam kız istemeye gidiyoruz. Ona göre" deyip açtı kapının kilidini ve odadan çıktı. Bir sinirle yatağa oturup saçlarını yoldu ama nush ile uslanmayanı etmeli tekrir. Tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Bu zamana kadar iyi dayanmıştı. Şimdi babası da evlen diyordu ve ona karşı çıkarsa dediklerini yapar hapse gönderirlerdi. Ne olursa olsun evlenmeyecekti. En azından ailesinin istediği biriyle değil. Gözleri camdan dışarıya daldı, Sevda'yı, hakkı olanı alacaktı. Çünkü o kız ona pazarlanmıştı. 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD