11'- Evime Hoş Geldin Beyaz Gülüm

2720 Words
Birbirine sırtını dönmüş karı koca, ikisi de boşluğa bakıyor, ikisi de düşünceli. Cılız bir ışık altında tutuşuyor düşünceler. Tıpkı tutuk yapan bir silah gibi. Birbirlerine dönseler bu kadar yalnız olmayacak yalnızlık. Ara sıra sesi çıkan sesli nefesler, saat gecenin ikisi. Uyku yok gözlerde, hatıralar alev alıp yanmıyor da. Orada, perdelerin ardında yaşayan kötü insanların sebep olduğu anılar var. Ruhu çatlayan kadın bedensel reaksiyonlar gösteriyor. Üstüne gitse ters teper, profesyonel yardım şart olmuş. Yıllarca susturulmuş bir kız çocuğu olmanın en kötü yanı buydu işte. Biri bana her şeyi anlatabilirsin der ama o yine susar. Güvenemez, korkar, yapayalnızdır. Nefesi titreyince döndü Gökmen. Kadının omzunu tutarak onu da döndürdü ancak sırt üstü kaldı Sevda. Başını kocasına çevirdi, ağlıyor ya da ağlayamıyordu. "Bana sarılabilirsin" dedi ama kadın ellerini kendinden başkasına sarmak nedir yeni yeni öğreniyor, bir cesaret etse iki tedirgin oluyordu. "Senin sarılman gereken üç çocuğun var, beni düşünme." "Ama geceleri seninle aynı yatağı paylaşıyoruz." Adama dönerken elini başının altına koydu. "Sen biriyle bir hayat paylaşmak nedir biliyor musun?" "Herhalde yani." "Öyle mi Ağa! Peki neden bu kadar mutsuz çocukların?" "Bende mutsuz bir çocuktum. Babamın tek evladıydım ve hep o ne derse onu yapmak zorundaydım. Buz gibi, sevgisiz, ilgisiz, sadece toplumda ki yerini düşünen bir adamdı. Annem de kocasının itibarını düşünen bir kadın olduğu için benim sadece erkek çocuk oluşumdu önemli olan. Duygular konuşmaz bu evde, sevgi asla. Neden mutsuz çocuklarım; çünkü ben istesem de sevgimi gösteremedim. O da yasak yani. " " Seni bu konuda yargılayamam, hakkın da var ama hiçbir şey için geç değildir der dayım. "Dayım derken tebessüm etmişti." İnsan yeter ki bir şeyleri değiştirmek istesin, o zaman yapamayacağı şey yoktur der. " " Çok mu seviyorsun dayını? " " Evet. Annemden daha sıcak bir insandı, her zaman sevgisini gösterip ilgisini belli etti. Şüphesiz ki bir tek onun tarafından çok sevildiğimi hissettim, aynı şekilde de sevdim ama bizi ayırdılar işte. " " Nerde şimdi? " "İstanbul'da. " " Hiç gelmiyor mu? " " Bazen gelirdi, beni görmeye geldiğinde ise amcamlar izin vermezdi. Altı yıldır onu görmedim. " " Anladım. " " Her zaman böyle dinleyici bir insan mıydın? " " Öyleydim. Eskiden daha uysaldım ama işte babam ölünce, annem bütün sorumluluk senin deyince asabiyet konuşmaya başladı. " " Bu halin çok tatlı ama. " " Öyle mi? "derken genişçe gülümsedi Gökmen Ağa. " Baran'a karşı sabırlı olman özellikle. " " Ah"dedi gözlerini yumarak. "Senin yüzünden" deyip kadına sokuldu. Kolunu beline sarıp onu kendine çekti. Gözleri açılan kadın dudaklarına yaklaşan adama bakıyordu. "Gökmen!" dedi ama adama dudağına kapanmıştı. Artık daha fazla dayanamayacaktı. Konuşmak için dudaklarını ayıran kadının alt dudağını ağzının içine hapsederek döndürüp bedeninin yarısını kadının üstüne çıkardı. Sevda ellerini adamın yüzüne koymuş konuşmak için geri çekmeye çalışıyordu ama Görkem azgın bir hayvan gibiydi. Saniyeler içinde dudakları zonklamaya başladı. Nasılsa nefes almak için ayıracak diye düşünüp öpüşünce karşılık vermeye başladı. Bu Gökmen'in daha da gaza getirirken elini pijamasının içine sokup karnına dokundu. Sonra usul usul yukarıya çıkarmaya başladı. Bal gibi dudakları olan kadınla öpüşmeyi kesmek istemiyordu. Eli göğsünü tutup sıktığında Sevda'nın gırtlağından bir inleme koptu. Eliyle adamın elini bulup tuttu, çok ileri gidecekti belli. Kısa bir an dudağını ayırıp bacaklarını açarak kadının üstüne tamamen çıkıp dizlerinin üstüne oturdu. Tişörtünü çıkarırken, "Hastayım" dedi Sevda. "Hayır değilsin." "Öyle değil" dediğinde Gökmen'in kafası tişörtünün içinde kalacak şekilde durdu. "Şaka yapıyorum de!" "Yatmadan önce oldu." Tişörtünü geri giyip, "Dalga mı geçiyorsun?" diye bağırdı. Panikle işaret parmağını ağzına dayayıp susmasını işaret etti. "Niye başta söylemiyorsun?" diyerek kadının üstünde çekilip yanına oturdu. Üstünü düzelterek oturdu Sevda. "Söyleyecektim." "Ben gidiyorum" deyip yatağın diğer tarafına dönüp kalktı. "Nereye?" "Anasını satayım duşa kadar yolum yoksa" deyip kızarak çıktı odadan. Sevda neye uğradığını şaşırarak kaldı olduğu yerde. "Ben ne yaptım şimdi?" Geri yatıp üstünü örttü, dudağında hoş bir gülümseme vardı. Elini ağzının üstüne kapayıp içinde ki heyecanlı kıpırtıları izledi. Bu defa gerçekten, tam anlamıyla öpüşmüştü. Regl olmasa belki devamı da güzel olacaktı ama şans işte. Kalbinde ki heyecanlı gümbürtüler ilk defa oluyordu. Kendini yavaş yavaş buraya ait hissediyordu. Bu eve, bu düzene, çocuklara, bu yatağa, bu adama. Bu odada hiç olmadığı kadar mutlu oluyordu. Her şey ilkbahar gibiydi, ilk kez bahar görüyor sanki. Az evvel hüzünden uyuyamamıştı, şimdi ise heyecandan. Neler oluyordu böyle? Bir hayli zaman sonra belinde havluyla odaya giren adamı görünce gözünü yumdu. Gülüşünü tutmaya çalışıyordu. Gökmen saçını sildiği havluyu kadının yüzüne fırlatınca kahkaha atarak havluyu çekti yüzünden. "Kızdın mı sen?" diye sordu gözü kapalıyken. "Yoooooo!" diye uzattığında kıkırdamaya devam etti Sevda. "Gülüp durma bak." "Affedersin ama benim ne suçum var?" "Niye söylemiyorsun da gaza getiriyorsun beni?" "Durmadın ama." "İnsan biraz utanır, bu kadar güzel olunur mu?" deyince tatlı bir şaşkınlıkla gözünü açtığında adamın üstü çıplaktı sadece. "Ben güzel miyim?" "Konumuz bu mu şimdi?" Temiz bir tişört alıp onu giydi hızlıca, sonra ters giydiğini fark edip çıkardı. Çevirip geri giydikten sonra yatağa girdi. Kolunu açarak kadını göğsüne devam etti. Sevda ısınan yüreğiyle adamın göğsüne sokuldu. "Çok uzun sürmez" dedi adama sarılırken. "İyi olur." Elini kadının başına koymuş usul usul saçını okşarken uyku ikisini birden sarıp sarmaladı. Böylece en tatlı gecelerden biri olarak yazıldı bu gece Sevda'nın bu yeni hayata girdiğinde açılan temiz sayfaya. * Masayı hazırlarken Fatma Hanım dolanıp duruyordu. Sevda sabah saat altıda yolcu etti baba kızı sessiz sedasız. Baran ve Özcan kahvaltıyı beklerken oyun oynuyordu ve bir gariplik sezinliyordu Fatma Hanım. "Kocan nerde senin?" "Çıktı." "Havin?" "O da babasıyla gitti." "Nereye bana sormadan?" "Önemli bir şey yok ana." "Ne demek yok. Nereye gittiler benden habersiz?" "Gökmen'in işi varmış İzmir de, giderken Havin'i de götürdü." "Ne münasebet canım, kız kısmının ne işi varmış babasının peşinde." "Deme öyle" diyerek gelen tepsiyi masaya diziyordu. "Baba kız zaman geçirsinler işte ne güzel." "Gelin" diyerek durdu kadının önüne. "Sen bilmezsin ama bu evin bazı kuralları var. Bunlarda biri de Havin'in, Gökmen'le hiçbir yere gitmemesi!" Elini sandalyeye dayayıp kızgın kadına baktığında hiçbir şekilde anlam veremeyeceği kuralı sorguluyordu içinde. "Bu çok acımasız bir kural değil mi ana? Havin daha çocuk." "Ne çocuğu be, onun yaşında ki kızların kucağında bebesi var." "Bu hoş mu yani!" "Haddini bil gelin!" "Bir şey demedim" diyerek oradan geçip mutfağa girdi. "Hilal telefonumu getir" diye seslendi Fatma Hanım. Neyse ki şimdilerde uçaktaydılar ve telefonlar kapalıydı. Zehir etmese bari günlerini. Gerçi telefonları açmayız demişti Gökmen, inşallah öyle yaparlardı. Biraz sonra masaya geçip kahvaltı etmeye koyuldular. Fatma Hanım telefonun kapalı olduğunu anladığında beri burnundan soluyordu. "Biz parka gideceğiz abimle" dedi Baran. "Oturun oturduğunuz yerde, ne işiniz var bu soğukta parkta" diye küçücük çocuktan çıkardı hıncını. "Evde kalın canım, yapacak bir şey buluruz" dedi Sevda ama çocukların yüzü asılmıştı. İştahları da kaçtı ve masadan kalktılar. Sevda oturmayacaktı daha fazla, bu gerilim ona çok fazlaydı. "Sen nereye?" "Sana afiyet olsun ana." "Beni bir başıma bırakıp gidin tabi." Daha çok yalnız kalacaktı, bunlar daha iyi günleriydi. "İyice şımardınız." Peş peşe merdivenleri çıkıp Özcan'ın odasında toplandılar. Bir pazar günü dışarıya çıkacaktı çocuklar, park da çok uzak değildi, hemen evin karşısı. Sabah sabah tadını kaçırdı çocukların. "Film izleyelim mi?" dedi Özcan. "Olur. Transfomer" dedi Baran. "Transfomers o manyak" deyip diz üstü bilgisayarını alıp yatağın üstüne koydu. Filmi açarken Fatma Hanım aşağıda kızların canına okuyordu. Aslı ve Hilal ona alışıktı da Sevda'nın hiç içine sinmiyordu. Zor akşam olacağa benziyordu. * Baba kız dolu dolu bir gün geçirmişti İzmir'de. Hiç olmadıkları kadar özgür ve kaygısızlardı. Kızını İzmir de görülmesi gereken her yere götürmüş, bolca sohbet edip keyfini çıkarmışlardı. Alışveriş yapmış, baş başa yemek yemişlerdi. Dönme zamanına kadar diledikleri kadar gülmüş, eğlenmişlerdi. Sırf baş başa biraz daha zaman geçirmek için konsere gitmemiş, bunun yerine sahilde oturmuş canlı müzik dinlemişlerdi bir sokak sanatçısından. Uçak inmiş, arabaya binmişlerdi ve yol eve varmak üzereydi. Her güzel şeyin bitip gitmek gibi kötü bir huyu vardı ve bu da bitmişti. "Hayatından bir günde olsa, bana zaman ayırdığın için teşekkür ederim baba." Tebessüm ederek baktı kızına. "Keşke farklı bir hayatımız olsaydı değil mi?" "O zaman seni hiç tanıyamazdım, belki benim babam olmazdın. Her ne kadar ben senin kızın olmasam da sen benim babamsın." Bu konuşmanın bu anda gelmesi ne kötü bir talihti. Usulca sağa çekti ve el frenini çekip kızına döndü. "Biz her şeyden önce iki yakın arkadaşız. Sen benim yol arkadaşımsın. O konuya gelince de; herkesin canını parçalayan bir gerçeği vardır. Senin benim kızım olmadığını öğrendiğim andı benim canımı parçalayan gerçeğim ama buna rağmen hiç aksini hissetmedim, yüreğim kabul etmedi belki de. Sen benim ellerime doğdun. " Doğruydu, Havin, Gökmen'in ellerine doğmuştu. Bir kış günüydü, insan boyunu aşan kar vardı ve Nazlı bir gece uykusunda yakalandı doğuma ve yanında sadece Gökmen vardı. Ebe kadın gelene kadar çoktan doğmuş, babasının kucağında bulmuştu kendini Havin. Yaz gecesi anlamına gelen Havin ismini yine kendi koymuştu kış gecesinde doğmuş olmasına rağmen. "Yine de kontrol edilemez bir hayatımız var ve maalesef ki yöneticisi biz değiliz." "Hiç farklı olsun istemedin mi?" "Çoğu zaman, hatta her an ama biz buyuz. Bu toprakların çocuğuyuz. Seni neden bırakmadım biliyor musun?" "Neden?" "Çünkü sen benim çocukluğumsun. On yedi yaşımsın. Kabul etmeyi sen öğrettin bana, hemde her şeyi. Senin için sustum, seni evden daha fazla uzak tutmasınlar diye. Gözümün önünde ol istedim, varsın ben sana yaklaşmayayım ama nerde uyuduğunu bileyim. Sen uyurken gelip üstünü örtebilmek en büyük lüksüm mesela. Biraz fazlası bana duyulan hıncın senden çıkması olur Havin. Kendini yalnız hissetme tamam mı? Çünkü ben belli edemesem de her zaman yanındayım ve seni çok seviyorum. " " Gerçekten mi? " " Herhalde yani. " " Bende seni seviyorum baba. " " Bir sarıl babaya, babaannen aramıza girmeden. " " Of ya "dedi ama yine de sımsıkı sarıldı babasına. Duygu dolu bir andı o an Havin için. İlk defa babasından sevdiğini duymuştu. Bu ona yeterdi, bir daha hiç böyle bir an paylaşmayacak olsalar bile biliyordu ki babası onu seviyor. Eve geldiklerinde usulca girdiler ama ne gerek vardı anası zebbellah gibi kapının ağzında beklerken. Öfkeli gözleri Havin'in üstünde gezinirken Gökmen geçti kızının önüne. "Sen niye ayaktasın ana?" "Neredesiniz siz?" "Bir yere kaçmadık." "Telefonları ben aramayayım diye mi kapattınız?" "Ne alakası var... Hadi kızım sen odana, sabah okul var." Havin bir umut geçip gitti ama merdivenlerde tutuldu doluya. "Havin Hanım, ne yaptın? Bugün doymuşsundur gezmelere." Sevda sesleri duyunca çıktı odadan ve hızlı hızlı indi merdivenleri. "Hoş geldiniz" dedi Havin'in yanında durarak. "Tabi kızım, baksana nasıl hoş gelmişler. Sor bakayım nasıl mutlu olmuş mu?" "Ana, etme eyleme." "Ne zamandan beri benim sözümün dışına çıkıyorsunuz?" diye bağırdığında Gökmen bıkkınlıkla solurken Sevda elini tutan kızın elini tuttu. "Sen kime sordun da takıldın babanın peşine?" "Ana, gece gece delirdin ha!" "Ben sana bu piçin-" "Ana!" diye çıkıştılar Gökmen'le Sevda aynı anda. Tüyleri diken diken olmuştu Sevda'nın. "Yapma!" dedi canı yanarak. Bu çok ağır bir sözdü. "Senden mi alıyorlar bu cesareti?" "Bana de ne diyeceksen. Kırma çocuğun gönlünü, günah." "Senden mi öğreneceğim günahı sevabı. Bir daha" dedi Havin'in üstüne yürürken, Sevda önüne geçti. "Seni Gökmen'in yanında görmeyeceğim. Bak gözünün yaşına bakmam veririm kocaya." "Destur de ana!" diye bağırdı Gökmen. "Lafını seçerek konuş." "Bana karşı mı çıkıyorsun Gökmen." "Alırım çoluğumu çocuğumu giderim yapayalnız kalırsın bu evde. Ölüyorum dersin gelmem. Yeter artık otuz dört yaşında adamım, bi bu kadar daha yaşamam." Fatma Hanım orada yine yalnız başına kaldığında hırsından kudurdu da ağzını açamadı. Sevda, Havin'le merdivenleri çıkarken Gökmen peşlerindeydi. Havin'in odasına girdiklerinde kendini tutan genç kız pijamalarını giyerken Sevda bekliyordu. " Üzülme lütfen." Başını iki yana salladı ama içi yanıyordu zavallının. Heveslerinin kısa sürmesine alışıktı da piç dedi ya, o çok zoruna gitmişti. Annesi de yok şimdi, hoş olsa ne fark edecekti? O da Fatma Hanım'a tek kelime etmezdi. Yatağına girip yorganı kafasına kadar çekmiş iç çekerek başlamıştı ağlamaya. Yanına oturup elini üstüne koydu. Bu ona iyi gelirdi biliyordu. Sevda ne zaman ağlasa Şirin de böyle yapardı. "Ben çok üzüldüğüm zaman şarkı söylerim" dediğinde Havin yüzünü açarak kadının yüzüne baktı. "Ağlamamı kolaylaştırır." "Ağlamak güzel mi sanki?" "Evet. Böylece içinde tutmuyorsun." "Ben ağlamaktan nefret ediyorum ama." Çok normaldi, hep ağlayan birine göre bir zaman sonra nefrete dönüşüyordu dünyanın en doğal duygu boşalması. "Haddini aşan her duygu bir zaman sonra zıttına dönüşürmüş. Bugün çok mutluydun değil mi?" "Evet." "Bak işte mutluluk bile çok fazla gelir bazen. Bu ağlamayı mutluluğun ağlaması olarak kabul edelim" deyip sırtını başlığa yaslayarak yarım uzandı yanına. Havin başını kadının göğsüne koyup sarıldı. Neyse ki ona sarılmasına kimse bir şey demiyordu. "Duygu boşalması yani." "Bu kadar çabuk boşalmasaydı keşke." "Hiçbir şey bozulmuş değil. Bugün senin günündü, kapa gözünü ve hayal et. İnsan hayal kurarak da mutlu olur, hatta böyle mutlu kalır." "Şarkı söyler misin?" "Tabi ki." Havin'in saçlarını okşarken kız gözlerini yummuş bugünü en başından hayal etmeye koyulmuştu. "Açtım'ola şameli'nin gülleri. Yettim'ola ela gözün sürmesi. Bağdat'ın basra'nın telli turnası. Turnam yare selam saldım gel deyi. Bağdat'ın basra'nın telli turnası. Turnam yare selam saldım gel deyi." Havin yavaş yavaş uykuya dalarken kollarının arasına daha sıkı sarıp kendini yalnız hissetmemesi için bir süre de ses verdi derinden. "Aşına da Karacaoğlan aşına. Yeni değmiş on üç on dört yaşına. Uzak durma akpınar'ın başına. Turnam yare selam saldım gel deyi. Uzak durma akpınar'ın başına. Turnam yare selam saldım gel deyi." Derin uykunun kollarında ki kızı usulca yastığa yatırıp başını öptü. Üstünü örtüp ışığı da kapatarak çıktı. Kapıyı çekip rahat bir nefes verdi ve kendi odasına gidip içeriye girdi. Gökmen volta atıyordu. " Uyudu "deyince karısına dönüp hızlıca üstüne yürüdü. Bu hamleden korkan Sevda geri gidecekken Gökmen ellerini yüzüne koyarak dudaklarına kapandı. Bunu beklemiyordu Sevda, her zaman üstüne böyle yürüyecekse bu adam hazırdı, onun olabilirdi. Elleri adamın beline değince gevşedi adam. Kollarıyla ve bütün benliğiyle kadına sıkıca sarıldığında bu minnet duygusunun bir yansımasıydı. "Evime hoş geldin beyaz gülüm" deyince gülümseyen kadının gözleri doldu hızlıca. Kollarını daha sıkı sardı adama. Hiç ummadığın yerde başlarmış hayat, hiç beklemediğin yerde güneş açar, kalbin tekrar atmaya başlarmış. Daha önce hiç göstermediği gibi gösterirmiş yüzünü sevda dedikleri. İnsan ışık gördüğü yerde bir kelebeğe dönüşür, ışığa aşık olurmuş. Sevda'nın masalı yeni başlamıştı. Şimdi gördüğü o ışığın etrafında pervane olacaktı bir kelebek gibi. Oysa hep içinden geldiği gibi davranmıştı bu eve geldiğinde beri. Bu kadar güçlü duracağı aklına bile gelmezdi. Ona iyi gelen Gökmen'in yakınlığı olmuştu. Gökmen ise çok uzun zamandır bekliyordu böyle bir desteği. Oysa bu kadını hiç istememişti. Hayat diyecek adına, hayat ilk defa yüzüme gülümsedi Sevda gibi. Ruhu canlanıyordu Sevda'nın, kendini herkese kafa tutacak kadar güçlü hissediyordu. Çünkü bu adam ona güç veriyordu. Üstüne konuşmadan yatağa girip sarmaş dolaş oldular. Adam kadının yüzünü öpüp duruyor, kadın ise gülüp duruyordu. * Yine bir pazartesi sabahı ve yine kahvaltı masası. Gökmen ve Sevda birbirine işveli bakışlar atıp tebessüm ediyor, Fatma Hanım kaçamak bakışlarla onları izliyordu. Aralarının iyi olmasına seviniyordu, hemde böyle sıcak olmalarına, Gökmen'in yüzünün gülüyor olmasına şaşkın bir sevinçti bu. "Teyzenler gelecek akşam" derken yüzlerinin düşeceğini bilmiyordu. "Kim kim?" diye sordu ağırlığını takınarak. "Ailece işte, gelin gezdiriyorlar." "Yok ana, söyle gelmesinler." "Delirdin mi ulan oğlum, ne demek gelmesinler ayıp. Denir mi öyle?" "Teyzem, eniştem, çocukları tamam ama onlardan başka kimse olmaz." "Niye." "Hadi bakalım" dedi Sevda. "İyi dersler" dedi peşlerinden, onlar çıkınca da masaya eğilerek sesini ayarladı. "Ali, karıma yan gözle bakıyor ana!" "Oy tövbe de!" Neye uğradığını şaşırdı kadın. "Hiç hoşuma gitmiyor onun bakışları, kan çıkar ana bak demedi deme." "Yanlış anlamışsındır oğlum." "Yok yanlış değil, Sevda tanıyormuş onu. Sen bir şey duydun mu bu konuda?" "Yok, Sevda'yı teyzen dedi bana öyle buldum onu ben." "Yaaa! Bak şu Allah'ın işine. Hangi ayıplarını örtmeye kalktılar acaba?" "Ay bir kötülük mü etmişler kıza?" "Sus sus" deyip konuyu kapattı. Sevda yerine oturup çayını eline aldı. "Aa şey" dedi Fatma Hanım. "Kızım senin eşyaların çiftlikte kaldı değil mi?" "Evet, kitaplarım da." "Heh, şimdi misafire gelme demek olmaz. Oğlum sen al karını götür, gece dönersiniz." "Valla olur ama bir iki işim var, onları hallederken çocukların çıkışına saatine denk gelir de onları da götürürüm." "Aaay al götür, başımı dinlerim." Sanki sesten yıkılıyor da ev. "Ben gidiyorum o zaman" deyip kalktığında Sevda da beraberinde kalkıp kapıya kadar gitti kocasıyla. Adam kapıyı açmadan önce dönüp karısını dudağından öptü. "Gökmen, ulu orta ayıp." "Karım değil misin, kime ne?" "Deme şöyle. Hadi sana hayırlı işler." "Sağ ol karıcığım." Tatlı tatlı çıktı evden. Onun böyle gülümsemesine adamlar bile şaşkın bakıyordu. Arabasına binip gidene kadar ardından baktı. Kapıyı kapatıp döndüğü esnada horlak görmüş gibi oldu. "Ana, aklımı aldın" deyip damağını çekti. "Düş önüme" deyip yolu açtı. Sevda ses tonunu biliyordu, bu eve geldiği ilk zamanlarda ki gibiydi. Ellerini önünde kavuşturup önünden yürümeye başladı. Koltuklara gidip oturduğunda Fatma Hanım da yerini almıştı. "Anlat bakalım gelin, nedir bu Ali mevzusu!" Bu Sevda'nın kalbini hızlandırdı. Gözüne bir perde inmiş, onu sekiz yıl öncesine götürmüştü. Orada ben masumum diye bas bas bağırıyordu on sekiz yaşı... 🧚🏻‍♀️ Yorum yapmayı unutmayınız...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD