10'- Sevda'nın Hayaletleri

3825 Words
Düğün bir gece öncesinde kalmış, sabahın seherinde kalmıştı ev haklı. Yeni gelin ve Cemal odalarından mecburen çıkmış masaya oturmuştu. Maral telefonunu kapatıp geldiğinde Ali abisini düşünceli gördü. Burhan Ağa her zaman ki ketumluğuyla kahvaltısını ederken Behram sağ yanında aynı mizacı kopyalıyordu. Hatice liseye giden oğlunu okula, hemşire kızını hastaneye göndermiş, kocasının yanında yerini almıştı. Anneleri Dilber Hanım da sessiz sedasız kahvaltı ediyor ama gözleri çocuklarını kol geziyordu. "Yenge" dedi Ali. "Gökmen'e niye o kızı almış ablan?" Bu soru bütün kafaları ona döndürmüştü. "Niye sordun?" "Ne bileyim. Kimsesi yok ya. Amcaları da hayırsızın teki sonuçta." "Hatırladın mı yediğin haltı?" diye sertçe püskürdü Behram. "Ne alakası var abi ya." "Seni ilgilendirmez, kim kimi isterse onu alır oğluna." "Gökmen çok iyi bir bok sanki." "O zaman sen alsaydın Ali. Ahırdan kız mı alacağım demeseydin." "Tamam abi ya" diye araya girdi Maral. "Ali abi sende durup dururken nerden çıkardın. Ben bile unutmuşum." Ali de unutmuştu da bu kadar güzelleşmesi aklını karıştırmıştı. "Ablam çok düşüyor üstüne" dedi Hatice. "Her gün konuşuyoruz, öve öve bitiremiyor gelinini" derken Maral'ın yüzüne baktı. Gelin görümce hep bir dalaş halindelerdi. "Nesini övüyor sanki, neyi var yani. Okumuş mu? Ne mahareti var da övüyor." "Hanım hanımcık kız, maşallah kocasına da çocuklarını da iyi bakıyormuş. Çocuklar çok seviyor dedi Sevda'yı." "Ay nesini seviyorlar, boş ağızlı bir kere. Ayrıca Özcan, Baran neyse de Havin'in sevdiğini sanmıyorum. Hoş Havin hâlâ niye orada onu da anlamıyorum. O kız Gökmen'in değil, göndersin yani." "Sen bu kafayla daha çok evde kalırsın" dedi Dilber Hanım. "Neden bıraksın ya, Gökmen büyüttü o kızı. Onun kızı." "Hı valla ben hiç uğraşamazdım. Yaşları da var yani versin yatılı okula." "Ya sabır" dedi Burhan Bey. "Hatice abla, Mehmet arıyor" dedi yardımcı kız. "Ver" deyip telefonu aldı. "He oğlum." "Anne bugün okula gelecek misin?" "Niye?" "Genel toplantı var dedim ya. Gökmen abi bile gelmiş karısıyla sen yoksun" deyip telefonu yüzüne kapattı. "Hay Allah unutmuşum" deyip kalktı. "Hande odadan montumu çantamı getir." "Hayırdır hatun?" "Genel toplantı vardı onu diyor. Gökmen bile gitmiş karısıyla" deyip bombayı görümcesiyle, Ali'nin kucağına bırakıp çıktı salondan. "Dur beni de bekle" deyip kalktı Behram. Birlikte arabaya binip yola çıktılar. * Yanında oflayıp duran adama kaçamak bakışlarla bakıyordu. Konuşmayı yasakladığı için onunla tek kelime etmiyordu. Bir de Gökmen eve çok geç gelmişti, sabah da karısının etrafında dört dönmüştü ama Sevda ağzını açmamıştı. Çocuklarla konuştu ama ona tek kelime etmedi. O yüzden de oflayıp durarak kadının bir yerde patlamasını bekliyordu. Konferans salonundaydılar, en önde oturuyorlardı. "Sevda abla" dedi Havin babasını da orda görmüş olmanın mutluluğuyla. Gidip kadının diğer yanına oturdu. "Babam da gelmiş" dediğinde çok komik der gibi mimik yapmıştı Gökmen. Kıkırdaştılar. "Kulağından tuttuğum gibi aldım geldim." "Ne yaptın Sevda, ne?" dedi kadının yüzüne eğilerek ama Sevda öteye dönüp Havin'in saçını düzeltti. "Küs müsünüz siz?" diye sordu Havin. "Konuşmamı yasakladı." "İyi de benimle değil." "Babana söyle, ben öyle anladım." "Baba-" "Duydum kızım. Sevda tamam amma uzattın." "Canım babana söyle hiçte uzatmadım, sırf birilerine şirin görüneyim diye yalan söylemediğim için kendini rezil olmuş hissetti galiba ama ben ona da hiç yalan söylemedim." "Baba nasıl çıkacaksın bu işin içinden?" "Hay dilimi eşek arısı soksaydı da demeseydim." "Sevda abla, ne yaptın kız?" "Maral'a gıcık olduğunu söyledi, hemde yüzüne" derken çok yanlış bir yapmış gibi tavır takındı Gökmen. "Amaaaan, nasıl yolmadı saçını. Çok uyuzdur o, hem ne yaptı ki?" "Ben sana bunu özel olarak anlatırım." "Tamam." "Bana tek kelime etmek yok tabi." "Kusura bakma baba ama haklı Sevda abla. Niye yalandan sevmiş gibi yapsın ki?" "Gaz verme Havin." "Benim gaza ihtiyacım yok Havin, söyle babana." Havin kahkaha attığında Gökmen elini alnına vurdu. Herkesin tam olduğu anda rehberlik öğretmeni sahneye çıktı, aynen sahne. "Hoş geldiniz. Bu genel durum değerlendirmesi toplantısı. Öğrencileri dışarıya alabilir miyim?" deyince Havin kalktı. "Dışarıdayım." "Tamam canım." Öğrenciler çıkınca öğretmen genel ruh hallerinden bahsetti isim vermeden ama Sevda, Havin için alması gereken mesajı alıyordu. Kadın öğrencilerinin isimlerini tek tek okuyup evde ki hallerinden bahsedilmesini isteyince Gökmen tedirgin oldu. Ne diyecekti? Evde nasıldı bilmiyordu ki, gördüğü kadarı da anlatılacak bir şey değildi. Neyse ki kadın Havin'in adını söylemedi. Uzun bir zaman sonra toplantı bitti ve "Siz biraz kalır mısınız?" dedi Gökmen ve Sevda'ya. Kalktıkları için geri oturdular. Herkes çıktığında kadın inip bir sandalye çekip karşılarına oturdu. "Havin'in aile içinde sorunları olduğunu anlıyorum" deyip bir kağıt uzattı ve Gökmen aldı. Kısa bir metindi. "Hayallerinizi bana bir kompozisyonla anlatın diye genel bir çalışma yaptım ve ortaya böyle bir şey çıktı. Konuşamadıklarını, kendilerini ifade edemediklerini biliyordum. Bunu öylesine yaptım, yine bir şey çıkmaz sandım ama Havin tamda tahmin ettiğim gibi yansıttı. Ailesine dair ılımlı bir cümle yok, hep bir gitme isteği. " Gökmen okurken bir zaman yutkunamadı, gözleri yanarken bitirdiği kağıdı Sevda'ya uzattı. Sevda eline alıp okudu kısacık metini. " Üniversite'ye gitmek istiyorum. Çok çalışıp iyi bir üniversite kazanmayı ve uzağa gitmeyi istiyorum. Herkesten, her şeyden uzağa. Annem kadar uzağa, babam kadar soğuk bir yere. Kendi ayaklarımın üstünde duracağım. Tek hayalim bir gün kimseye ihtiyacımın kalmaması. " Derin bir nefes alarak kağıdı hocaya uzattı. "Sohbet ederken de hemen hemen aynı şeyleri söylüyor. Başka bir şey düşünmüyor sanırım. Anlıyorum annesini kaybetti ama alışma sürecinin bu şekilde geçeceğini düşünmemiştim. Yas tutabilir, hatta daha duygusal olabilirdi ama onda hep bir sinir hali var. Arkadaşı kalmadı, her teneffüs sınıfta tek başına oturuyor. Bir süredir onu izliyorum. Diğer öğretmenleri de dalgın olduğunu söyledi dersler de. Derslere katılımı az, buna rağmen iyi de ilerliyor ancak saldırgan olmaya başladı. " " Ne öneriyorsunuz? "diye sordu Sevda cevabını bildiği halde. " Onunla zaman geçirin" derken Gökmen'e baktı öğretmen. "Bu ona iyi gelecektir." "Denerim" dedi serin bir sesle. Sevda bunun için nasıl bir zemin hazırlaması gerektiğini düşündü. Baş başa olmalarını sağlayacak bir neden. "Teşekkür ederiz" deyip kalktılar. Konferans salonundan bahçeye kadar düşünceli ilerlediler. Havin beklediği yerden ayrılıp yanlarına geldi. "Nerde kaldınız ya?" "Bir şeyler sordum da ondan" diye geçiştirdi Sevda. "Bana da sorabilirsin Sevda abla." "Sanki her şeyi anlatıyorsun da" dedi onun gibi tavırlı. Havin buna gülmüştü. " Neyse, sınavın hangi ders?" "İki saat sonra." "Allah zihin açıklığı versin sana." "Teşekkür ederim." "Kendine dikkat et, gidiyoruz biz." "Tamam evde görüşürüz." Yanında geçip giderlerken babasının tek kelime etmemiş olması gözlerini doldurmuştu. Aynı hisleri paylaşan Gökmen arkasını dönüp baktığında Havin yüreği ağzına kadar geldi. "Pazar günü İzmir'e götüreceğim seni" dedi Gökmen. "Sadece beni mi?" "Evet, konsere" dediğinde Havin sevinçle zıpladı yerinde. "Şaka mı yapıyorsun baba" deyip babasına koşup boynuna sarıldı. "Şaka yapmıyorum da sakın babaannene söyleme" deyip karşılık verdi sarılışına. "Hayatta söylemem" deyip ayrıldıktan sonra ağzına fermuar çekti. Sevda tebessüm ediyordu yanlarında, belki de onun bir şey yapmasına gerek yoktu, çünkü bu onun çözeceği bir şey değildi. "Teşekkür ederim, teşekkür ederim." Zil çaldı. "İyi dersler" dedi arkasından, dönüp ona bakan kızına gülümsemişti. Havin bir gün kendi kararlarını alıp gidecekti ama bunun bu şekilde olmasını istemediği için o korktuğu adımı attı. Yıllar sonra ilk kez kızına bebekken nasıl baktıysa aynı gözle bakmıştı. Annesi duymasa bari. Araba bindiklerinden beri Havin kadar mutlu olan Sevda ellerini bacaklarına vurarak ritim tutuyordu, konuşmuyordu ama yüzüne de bakmıyordu. Sadece mutluydu. Gökmen dönüp dönüp ona bakıyor, bir yerde bir şey söylemesini bekliyordu ama arkadaş bu nasıl bir kararlılık yahu. İnsan bir şey söyler diye düşünüyor ama Sevda'dan bahsettiğini unutuyor tabi. Müziğin sesini açıp eve giden yola girmedi, Sevda bunu fark edince dikleşti. Hadi bakalım. Gözlerini çevirip adama yan yan bakıp bir açıklama yapsın istiyordu ama Gökmen kaşlarını çatmış yola bakıyordu. Bu yol eve gitmiyordu, nereye gidiyordu? Sormayacaktı, kollarını bağlayıp yaslandı. Nasılsa kocası, gittikleri yerde anlayacaktı. Dudağını ısırıyordu. Bu yol merkeze gidiyordu ama merkezin neresine gidiyordu, çünkü çarşı arkalarında kalmıştı. Kocasına bakıp bakıp önüne dönüyordu. Misilleme yapmaya bayılan bir kocası var sonuçta, yeter ki o noktayı bulsun. Belediye binasının önünde park etti. Ağzını açarak adam döndüğünde Gökmen hevesle baktı ama sormadı. Çantası takıp indi. "Ne desem yapıyor, insan böyle eşi rüyasında göremez" diye mırıldanarak indi peşinden. "Biraz aksini yapma huyu olur insanda, ideal eşin böylesi de bana denk geldi." Hâlâ söyleniyor ama yanına da gidiyordu yani. "Elimi tut" dedi. Sevda elini tuttu. "Kimliğini yanında mı?" diye sorunca başını salladı. "Nikah günü alacağız" dediğinde Sevda durdu, haliyle Gökmen de. "Efendim?" dedi aklında ki söylemesi için, yine söylemedi. Bu olacaktı zaten, nedenini nasılını sormaya gerek yoktu. Yürüdü yanında kocasıyla. Nikah işlemlerinin görüldüğü kata çıktılar. Nikah günü için bir görevliyle konuştular ve hafta sonuna denk gelmesi için on gün sonrasına tarih aldılar. Orada kısa süren işlerinin ardından eve geçtiler. Sevda rutine katılırken Gökmen çalışma odasına çıktı. Gün arası olduğu için ona kahve yapıp yukarıya çıktı. Kapıyı tıkladı. "Gel Sevda" dedi, çünkü bu evde Sevda'dan başka kimse görgü kurallarına dikkat etmiyordu. Girip kahvesini önüne koydu. "Sağ ol" dedi bilgisayar ekranına bakarken. Durup bekledi. Bunu biraz sonra fark edip Sevda'nın yüzüne baktı, bakınca da Sevda dönerek odadan çıktı. Yüzüne baksın diye yaptı, bir şey yok yani. "Hasbin Allah. Çattık ya." Çalan telefonu açtı. "Hallettim kardeşim." "Bir sorun yok değil mi?" "Kadın bu şerefsizle kalmak istemiyormuş, çocuğunu alıp gitmek istemiş de Ufuk eve kapatmış kadını çocuğuyla. Ben sağ salim otobüse bindirip gönderdim. Kocası bütün gece eve gitmemiş zaten ne hikmetse!" "Para verseydin kadına." "Verdim verdim. Annesini de aradı geliyorum diye, sorun yok yani." "İyi bari. O şerefsizi gece bırakırsın." "Adamın yürüyecek hali yok sanki" deyince Görkem dün gece ona neler yaptığını hatırlayıp kafa salladı. "Mardin'de nefes alacak olursa bak nasıl deliriyorum." "Aman ha, bu kadarı yeter. Postalarız onu biz." "Eyvallah." "Akşam meyhanede buluşuyor muyuz?" "Tabi ki." "Görüşürüz o zaman." Eve bir gürültüyle giren çocukları duyunca ellerini silerek mutfaktan çıktı Sevda. Yere atılmış, mont ve çantayı görünce merdivenlere baktı. Baran sinirli sinirli merdivenleri çıkıyordu. "Ne oldu?" diye sordu ama çoktan gitti. "Çok sinirli Sevda abla." "Neden?" "Bilmiyoruz ki bize söylemedi" dedi Özcan. Sevda yerden çantayı ve montu alıp peşinden çıktı. Odasına girdiğinde kollarını bağlamış somurtarak oturan çocuğun yanına gitti. "Baran, ne oldu?" "Hıh!" "Bir şey mi oldu canım?" "Dalga geçtiler benimle." "Kim?" "Sınıfta ki salaklar." "Salak demiyoruz ama!" "Salaklar işte, hıh" deyip öteye döndü. Elindekileri kenara bırakıp yanına oturdu. "Hadi anlat bana, ne oldu? Neden dalga geçtiler seninle?" "Öğretmen bana oku dedi ama ben okuyamadım." "Ya!" "Okuyamıyorum işte" deyip dudağını büktü. "Güldüler bana, dalga geçtiler. Bebek değilim ben." "Tabi ki değilsin, üzülme." "Okuyamıyorum Sevda abla." "Hım" deyip düşündü ve kafasında bir ışık yandı. O bir erkek çocuğu ve mutlak bir güce ihtiyacı vardı. "Şimdi sen okuma kitabını al, baban çalışma odasında git yanına sana yardım etsin." "Babam mı?" diye sordu yüzünü buruşturarak. "Evet, hadi." "Yapar mı?" "Yapar yapar ama beni sorarsa işi var de. Ablanı ve abini sorarsa da ödev yapıyorlar de tamam mı?" Baran başını salladı. Çantasından kitabını aldı. Birlikte odadan çıkıp karşı koridora yürüdüler. Baran kararsızca Sevda'ya baktı. "Korkma, ben burdayım." Baran kapıyı açıp içeriye girdiğinde kenara çekildi Sevda. "Baba." "He oğlum." "Beni okutur musun?" "Ben mi? Sevda ablan nerde?" "İşi var." "Abin, ablan nerde?" "Ödev yapıyorlar." "İyi, gel madem." Baran dönüp Sevda'ya baktı, Sevda göz kırptı. Baran babasının yanına gitti ve bir süre bekledi Sevda. Çok değil üç dakika sonra şöyle bir ses geldi Gökmen'den. "Lan oğlum! Aaa ben bu kadar sabırlı değilim ha. Düzgün oku şunu." "Hıh okuyamıyorum işte." "Tamam küsme, hadi baştan." Ellerini süpürerek döndü Sevda ve iki çift gözü kendini izlerken gördü. "Sinsi" dedi Havin. "Sen var ya sen" dedi Özcan. "Şşşş" deyip yanlarına gitti. "Ses çıkarmayın." "Sevda" diye seslendi Fatma Hanım. "Hadi bakalım çocuklar ödev başına, topunuzu keserim" deyip sıyrılıp indi aşağıya. Gülüp duruyorlardı. Dağlı konağından gülen yüzler var... * "Eveeeeet, nerde kalmıştık canım?" "O kadar çok şey anlatmış ki heyecanla, babası onu sabırla dinlemiş o gün, akşama kadar birlikte uçak beklemişler...Burda." Kapı açılıp içeriye girdi Havin ve Gökmen. Havin, Özcan'ın yanına girip uzandı. Gökmen ise yatağın yanında ki koltuğa oturdu. "Ne oluyor?" "Ben masala hakimim." "Bende kısmen" dedi Gökmen. "Sizde dinleyeceksiniz yani?" diye sordu. "Bana mı diyorsun?" dedi Gökmen. "Babana söyle hayır." Havin kardeşinin göğsüne yatmasına izin verirken oralı olmadı. "Tamam, devam ediyorum. O uçak o günde uğramamış o gökyüzüne. Çocuğun umutları solmaya başlıyor, her gün bir öncekinden daha mutsuz dönüyormuş eve. Babası onun mutsuz olduğu her gün elini çabuk tutmaya çalışıyormuş ama tek başına bu çokta mümkün olmuyormuş. Bir sabah çocuk o dağın yamacına gitmemiş. Bir sonra ki gün de ve sonra ki günlerde de. İlkbahar gelmiş, çiçekler açmış, kuşlar cıvıldamaya başlamış ve çocuk artık bir hayali olduğunu bile unutmuş, ta ki babası bir sabah onu yatağında gizemli bir şekilde uyandırana kadar. Eline megafon almış ve şöyle demiş. Dikkat dikkat, ben yardımcı pilotunuz. Uçağımıza hoş geldiniz." "Yaaa" dedi Özcan. "Çocuk yataktan kalkmış, pencereyi açmış ve orada ağaçtan bir uçak görmüş. İki kişilik bir uçak ama pervanesi varmış, pedalları da. Belki uçacak kadar gelişmemiş ama varmış. Bu da bir gün uçacağı hayalini kurması için yeterliymiş. O baba oğlu hayallerinden vazgeçmesin diye ağaçtan bir uçak yapmış, bir gün gerçekten pilot olduğunu görmek ve ilk yolcusu olmak için sabırsızlıkla bekleyecekmiş... " " Çok güzeldi... Sonra peki? " " Bunun sonuna ne koyarsan olur. Mutlu son, belki de sonsuz. Bakalım o çocuk pilot olmuş mu? İlk yolcusu gerçekten babası olmuş mu? Bunu zaman gösterecek. " Kıssadan hisseyi Gökmen anladı, Havin ve Özcan da. Bakalım zaman o kadar geçtiğinde, Özcan pilot olduğunda onunla gurur duyacak mıydı babası, onun ilk yolcusu olacak mıydı? Bunu zaman gösterecekti elbette. " O köyün üstünden hiç uçak geçmedi mi acaba? "diye sorarak gözlerini yumdu Özcan, beraberinde Havin. Üstlerini düzeltip kalktılar ve odadan çıktılar. Kendi odalarına girdiklerinde Gökmen yatağa girdi. Sevda masasının önüne oturup ellerini kremledi. " Özcan bir gün pilot olduğunda ilk yolcusu ben olacağım" dedi Gökmen. Tebessüm etti ama hiç oralı olmadan kremi yedirdi ellerine. "Hadi ama Sevda, canım sıkılıyor artık ha." Asla konuşmayacaktı, yasak dedi sonuçta. "Tamam" dedi Gökmen. Akıllı adamsa Sevda'nın bunu neden uzattığını anlamış olmalıydı. "Haklı olduğun halde sana konuşmayı yasakladığım için" deyince kocasına döndü yönünü. "Özür dilerim." "Teşekkür ederim Ağam." "Göstereceğim ben sana ağayı. Bu neymiş ya" deyip sitemli bir şekilde uzanıp arkasını döndü. Sevda kalkıp yatağa gitti, terliklerini çıkarıp yatağa girip ışığı kapattı ve ilk cüretkar adım olarak kocasına sokulup arkasından sarıldı. Gökmen yumduğu gözlerini açarak gülümsedi. Elini kadının elinin üstüne koydu. Sevda çok kolay bir kadındı, bunu anlamayan Gökmen'di ama zamanla daha iyi tanıyacaktı onu. Şimdi her şey yerinde iyileşirken bu düzene uyum sağlamaya karar verdi... * Evde bir kaçan kovalanır savaşı vardı sabah sabah. Baran telaşlı bir şekilde babasını yakalamaya çalışıyor, Gökmen öyle güzel kaçıyor ki asla anlaşılmıyor kaçtığı. Bir de Baran her yön değiştirdiğinde rahat bir nefes veriyor Sevda'nın onu izlediğinden haberi olmuyordu. "Sevda abla" dedi eteğini çekiştirerek. "Efendim." "Tekrar yapalım" dedi açık kitabını göstererek. "Tabi canım gel" deyip çocuğun elini tuttu ve geniş salonda kendini oyalayacak bir iş bulmuş olan Gökmen'in yanına götürdü. "Aaa bak baban buradaymış. Hadi sen onunla oku, ben masaya yardım edeyim" dediğinde acı çekerek baktı Gökmen. "İşim vardı" dedi ne işe yaradığını bilmediği kabloları göstererek. "Azıcık beklesin, bak Baran tekrar yapmak istiyor. Benim işim var." "Peki madem" deyip kurbanlık koyun gibi oturdu koltuğa. Baran hevesle babasının yanına oturduğunda kadına işaret parmağını salladı. "Okuyorum" dedi Baran. "Oku oğlum dinliyorum." Baran'ın hecelemeleri başladığında Gökmen sabrıyla savaşıyordu. Okuma yazmayı yeni öğreniyordu çocuk ve ilk sene her zaman için çok çok önemliydi. Sürekli olarak tekrar yapmalıydı ama Gökmen bu işlere çok yabancı olduğu için dayanamıyordu. Biraz sonra masa hazır oldu. Çocuklar kursa gidiyordu, çünkü günlerden cumartesi. "Günaydınlar" diyerek geldi Alparslan. "Hoş geldin" dedi Sevda. "Hoş buldum yenge, nerde benim ki?" "Baran'la okuma yapıyor." "Uf. Fatma Anam, günaydın." "Hoş geldin oğlum, buyur otur." Herkes yerini aldığında Görmek soğuk soğuk terlemiş gibiydi. "Kardeşim Allah kurtarsın." "Bak şimdi" dedi Sevda. "Pardon yenge." "Sus sus, bileklerimi keseceğim ya." "Baba ya, elin değmişken benim ödevleri de yapsana" dedi Özcan. Herkes gülüşünü tuttu. "Tabi oğlum tabi, istersen senin yerine okula da ben gideyim sen zahmet etme... Eşek sıpası." "Ben hayatımda böyle güzel itiraf duymadım" dedi Sevda. Alparslan az daha içtiği çayı püskürecekti, çayı tutunca ağzı yandı ama. "Yenge Allah aşkına sen konuşma ya." "Ne itirafı Sevda?" diye sordu Gökmen. Eyvah eyvah beyninden dumanlar yükseliyordu adamın. Anlamadı. "Ya oğlum anlasana işte sen eşek, o da sıpan" dedi Alparslan ve kahkahalar havada uçuştu. "Gülme lan... Sevda sende iyi giydiriyorsun yani." "Ne dedim şimdi ben?" "Allah Allah ne dedi acaba?" diye alay etti Fatma Hanım. Sabahın en neşeli dakikalarıydı o dakikalar ve bu konakta bu ilk defa oluyordu. Biraz sonra çocukları yolcu etti. Arabaya binip giderlerken arkalarında el salladı. Bu sabah yüzleri gülen çocuklar çıktı evden, bu güzel bir değişimdi. Eve girip kapıyı kapattığında bir baş dönmesiyle duvara tutundu. "Ah ne oldu?" diye bağırdı Aslı onu görünce herkes ayaklandı. "Bir şey yok" derken gözünü yummuş baş dönmesinin geçmesini bekliyordu. "Sevda, ne oldu?" diyerek yanına gelip elini tutarak beline sarıldı. "İyiyim bir şey yok, ani hareket ettim galiba." "Gel" deyip onu salona götürürken peşindeydiler. "Aslı, tansiyon aletini getir" dedi Fatma Hanım. Sevda'yı koltuğa oturtup kolunu açtı Gökmen. Aslı tansiyon aletini getirmişti. Gökmen onu koluna bağlayıp steteskopu taktı ve hızlıca hava sıkmaya başladı. Sevda başını geriye yatırmış baş dönmesi sonrası gelen uyuşukluk içindeydi. "Düşük" dedi Gökmen. "Hâlâ başın ağrıyor mu?" "Bugün iyiyim aslında." "Hastaneye gitmek şart oldu artık" deyip Hilal'in uzattığı suyu alıp içirdi. "Bembeyaz oldun. Az dinlen sonra hastaneye gidiyoruz." "Gerçekten iyiyim" dedi hastaneye gitmek istemeyerek. "Sana fikrini soran olmadı." "Kara talih" diyerek gitti Fatma Hanım. Sevda'nın da hasta olduğunu düşünerek ettiği bu söz Gökmen'in göğsüne çivi gibi saplanmıştı. Zoraki bir tebessümle kadının saçını kenara çekti. Sevda ayağa kalkacak kadar kendine gelince hastaneye gitmek için evden ayrıldılar. Arabayı Alparslan kullanıyor, Gökmen yanında oturuyordu ama gözleri Sevda'daydı. Bu yüzden sürekli arkaya dönüyordu. Baş ağrısı çokta özletmedi kendini, gerisin geri gelip kadının mutluluğunu bozmuştu. Baş ağrısı hastane kadar kötü gelmiyordu ona, şimdi göğsünde ki kuşlar kaçmak için kanat çırpıyor, geçmiş bir alacaklı gibi yakasına yapışmış sarsıyordu. Gözleri doluyor, ağlamamak için kendini durduruyordu. "Sevda bak eğer çok kötüysen yarın ki planı iptal edeyim." "Hayır!" diye karşı çıktı hemen. "Havin hevesli. Hem benim bir şeyim yok, baş ağrısı var sadece. Bir kere de başım döndü o kadar. Havin benden bir daha nefret ederse işte o zaman kötü olurum." "Ee, nasıl olacak böyle." "Ben kendime bakarım. Ayrıca niye kötü düşünüyorsun hemen." "Neden acaba?" diye kast ettiği Nazlı'ydı. Yıllarca yatağa bağlı yaşadı, bir gün ölecekti ve öldü. Aynı şey mi olacak? Yine mi aynı şeyleri yaşayacaklar? Hastaneye gelmiş, giriş kapısının önünde durmuştu. "Park edip geliyorum" dedi Alparslan. Gökmen inip karısını tuttu. Hastaneye girer girmez ürperdi Sevda. Anılar konuşur mu? Konuşuyor, hemde bağıra bağıra. Kendini yeniden yeniden canlandıran hayaletler sardı etrafını. Kocasının koluna kaçmak ister gibi sıkıca sarılıyordu. Vezneden sıra alıp yukarıya çıktılar. Başı olduğu için direkt nörolojiden almıştı sırayı. Koridorda ki banka oturttu kadını ama Sevda bu defa da elini tuttu sıkı sıkı. Sanki o hayaletlerden biri yakasına yapışacakmış gibi etrafına bakıyordu. "Sevda Çıra" diye seslendi içerden bir kadın. Kalkıp içeriye girdiler. "Gökmen!" "Benim" dedi karısının oturmasını beklerken. Karşısına da kendi oturdu. "Eşim" dedi Sevda'yı kast ederek. Doktorun yanında ki kadın tansiyon aletiyle gelip tansiyonu ölçerken, "Bir süredir baş ağrısı var, az evvel de başı döndü, tansiyonu da düşüktü." "Tamam, bir kan tahlili, beyin tomografisi alalım." Yardımcı doktor kadın Sevda'yı götürürken Gökmen peşlerindeydi. Önce kan alma yerinde tüp tüp kan verirken gözlerini yummuş iğneye bakmaktan kaçıyordu. Sevda oldum olası iğneden korkardı ama hiçbir zaman kaçma şansı olmadı, bunun için mız mızlanamadı bile. İlk defa elini tutan biri vardı yanında. Kocasının eliydi ve yüzünü onun elinin üstüne yatırdı. İnsan dediğin canlı güven duymak istiyor, hiç başına gelmemiş olsa bile. Bu yüzden biraz gözyaşı bıraktı gözlerden. Kimsesiz olmaya görsün insan, o zaman ne umut kalıyor ne de gelecek. Başına ne gelirse gelsin razısındır artık. Çünkü tek başına bağırsan koca bir kalabalığın fısıltısını bastıramazsın. Oradan tomografi odasına girdiler. Bir sedyeye yatırdılar kadını ve orada yapayalnız bıraktılar dakikalarca. Bu korkup kaçmasına yetecek kadar uzun bir süreydi ama Sevda kaçmayı bilmiyor, tıpkı yürümeyi bilmeyen bir bebek gibi. Doktor gelip oturdu ekran başına. Gökmen yüreği ağzında kadını izliyordu. Doktor beyninin bütün bölgelerine baktı ama hiçbir şey çıkmadı. Tertemiz bir beyin. Sonuçları alarak çıkardılar Sevda'yı. Bir süre sonra kan sonuçları da çıkmıştı ve tekrar odada toplandılar. Sonuçları inceledi doktor. "Temiz" dedi. "Nasıl temiz? Başı ağrıyor, başı döndü." "Bunun ruhsal bir sürü nedeni olabilir ama bedensel olarak çok sağlıklı görünüyor. Kan değerli normal, tomografi temiz." "Psikolojik yani?" "Bir psikiyatriden randevu alın derim." "Psikolog da değil!" "Gökmen her söylediğime küfür etmişim gibi tepki verme. Olanı söylüyorum." "İyi iyi, tanıdığın iyi bir psikiyatrist numarası ver bana." "Verir misiniz demek istiyor eşim" diyerek düzeltti Sevda. "Telaşlandı, kusuruna bakmayın." "Sevda, ne diyorsun?" "Sakin ol diyorum. Ben iyiyim dedim sana." "Bende özümde iyiyim ama herkesin psikolojik sorunları olabilir." "Burada bunu mu tartışalım?" "Ben bir numara vereyim, malum sırada bekleyenler var" deyip bir numara yazdı telefonundan doktor. Gökmen'e numarayı verdi. "Teşekkür ederiz doktor bey" dedi Sevda ve kocasıyla el ele çıktı odadan. "Adamı dövseydin bir de!" "Delirtti beni." "Ne dedi sanki." "Bir sus." "Bak susarım." "Vallahi çattık ya." Bir kat inip çıkışa doğru giderlerken Alparslan oturduğu yerden kalktı. "Gökmen abi?" dedi bir ses ve sese döndü kafalar. Gönül, Ali ile birlikte veznenin önünde yanlarına doğru geliyordu. Kocasının elini tutan Sevda diğer eliyle de koluna sarılarak onun iğrenç bakışlarından kaçınmaya çalıştı. "Ne oldu?" "Sevda'nın tansiyonu düştü onun için geldik." "Hamile mi?" deyince kasılan Ali oldu. "Hayır. Bir şeyi yok ama gidiyoruz." "İyi bari geçmiş olsun." "Sen bugün çalışıyor muydun?" "Yok ya, amcamın şekeri çıktı da onu getirdim bende." Sevda başını öteye döndü. "İyi misin yenge?" "Hastane kokusu midemi bulandırdı." Gökmen'in bunu duyunca konuşmayı kısa keserek, "Hadi çıkalım madem. Görüşürüz Gönül, geçmiş olsun Ali." "Size de" derken pis gözleri Sevda'nın üstündeydi ve Gökmen bundan rahatsız olarak karısını kolunun altına alıp döndürdü. Beline sarılarak savunmasızlık hissine meydan okumaya çalışan kadın oldukça huzursuz hissediyordu kendini. O adamı sürekli görüp duracak mıydı? Bu nasıl bir yüzsüzlük ve nasıl bir karaktersizlikti böyle. Alparslan arabayı getirince binip yola çıktılar. Ali arkalarında bakakalmıştı. İçten içe hırs doluyordu. Bir zamanlar elinin tersiyle ittiği o kızın gözünün önünde, böylesi bir evliliğe sahip olması canını sıkıyordu. Kadınlarla işi olmayan, kendi karısının yüzüne bile doğru düzgün bakmamış olan Gökmen'in onu böyle sahiplenmesi sinirine dokunuyordu. "Gidelim mi amca?" "Gidelim amcam." "İlaçlarını almayı unutma bir daha." "Unutmam." Arabaya yürüyüp bindiler ve peşlerinden yola çıktılar. Bir süre hızlı giderek arada ki mesafeyi kapattı. Kırmızı ışıkta yan yana durduklarında dik bakışlarını yan arabaya çevirdi ama içi görünmüyordu. Böylece Gökmen'in haddi aşma diye bağıran gözlerini görmüyordu. Gökmen, Ali'yi çocukluklarından beri sevmezdi. Oldum olası şımarık, bencil, bir şeye sahip olmak için yapmadığını bırakmayan puştun tekiydi. Karısına göz koyduğunu düşünmek istemiyordu, çünkü o zaman iş, akrabalık falan yalan olurdu. "Bas kardeşim" dedi. Alparslan yeşil ışıkta hızlı bir şekilde gaza bastı ve Gökmen'in eliyle işaret verdiği yöne saparak kavşakta Ali'nin basıp gitmesini izledi. Böylece Ali kavşağı kaçırdı ve takip edemedi. "Gökmen, ne oluyor?" diye sordu Alparslan sessizce. Gökmen başıyla boşver çekti ama çok huzursuz olacak olursa elbette omuz omuza verip bir çare düşüneceklerdi. Neyse ki haftaya İstanbul'a gidiyorlardı. Eve geldiklerinde üstünü değiştiren karı koca sessizdi. Gökmen hiç ihtimal vermiyordu ama sormak istiyordu. Şalına sarılan kadının önüne gidip durdu. "Çok alakasız ama sormak istiyorum. Ali'yi tanıyor musun?" Sevda dürüst bir kadındı, zaten yalan söylemeyi bilmezdi. Hiç ihtiyaç duymadı bir şeyi inkar etmeye. "Evet" dedi direkt. Gökmen şaşırdı. "Nasıl?" "Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum, doğru kelimeleri bulamayabilirim. Hiç sesli söylemedim." "Benimle her şeyi konuşabilirsin." "Bunu bilmek istemezsin" deyip yanında geçmek için adım attı ama sonra durup elini adamın omuzuna koyup başını yana çevirerek yüzüne baktı. "Bil diye söylüyorum ama, bakireyim." 🧚🏻‍♀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD