Zaman geçmek bilmiyor mu? Yoksa adam mı odaya gelmekten kaçıyor? Sevda beklemekten sıkılmıştı, evin etrafında ki sesler azalmış, neredeyse herkes dağılmıştı. Çocuklar bile bu akşam için alt katta yatacaktı. Bu gece için misafir odalarında kalmalarına karar vermişti Fatma Hanım ve kendi de aşağıdaydı.
Ayağa kalktı. Üstünü çıkarmaya başladığında uykusunun geldiğini biliyordu. Takıları çıkarıp bir kutuya koymuştu, zaten kolları dolmuştu gelen giden olunca. Elbiseyle birlikte iç çamaşırlarını da çıkardı. Üzerine beyaz bir gecelik giyerek saçından tokayı çıkardı. Bir ıslak mendil alarak yüzünü silerken pufuna oturmuştu.
Yüzünü makyajdan arındırıp bir gece kremi sürdü eline ve yüzüne. Onu güzelce yedirip ayağa kalktı, yatarsa uyurdu. O nedenle odanın içinde volta atmaya başladı ellerini birbirine sürterken. Birazdan kıvılcım bile çıkabilirdi ellerinden, öyle bir zaman daha geçti. Saat biri gösteriyordu, oysa odaya girdiğinde saat sekiz buçuktu. Bir saat önce sakinleşmesi adına Aslı ona zararsız bir ilaç vermişti, gerginliği azalmıştı ama sinirleniyordu artık. Kapı açıldığında durup kaldı ama Gökmen telefonla konuşuyordu.
"Bu saatte mi söylüyorsun Silan?" Karısıyla karşı karşıya gelince dumura uğramış gibi kalakalmıştı. Alkol aldığını belli eden gözleri kadının üstünde gezinirken Sevda uzanıp telefonu aldı elinden, kapatıp masasına koyup burnunda soludu.
"Gökmen şaka mı yapıyorsun?"
"Ne?" derken kaşlarını kaldırarak çattı.
"Saatlerdir seni bekliyorum ama."
"Niye?" Seslice soludu.
"Tamam yok bir şey, yatıyorum ben." Bunun bozulmak, odaya geç gelen kocasına trip atmak olduğunun farkında değildi o an. Üstünde ki gecelikle yatağa girip yatağın ortasına döndü. Sanki çok normal bir şey yapmış gibi şaşırıyordu bir de. Bugün resmen evlenmişlerdi. Sevda bugün Çıra değil, Dağlı'ydı ama gel gelelim adam bunu umursamıyordu.
"Alo Silan" deyince yorganı kafasına kadar çekti. Adam hâlâ Silan diyordu, o kim bir kere. "Sabah beş uygun. Otelde kalacağız, balayı süiti olsun." Yorganı açarak oturma pozisyonu alarak kocasına baktı.
"Ne dedin sen?" Gökmen telefonu kapatıp geri bıraktıktan sonra yatağın diğer tarafına geçip oturdu.
"İstanbul'a gitmem lazım adamlar yarın akşam tekrar toplantı istemişler. Uçak da sadece saat beşte varmış. Yani Sevda Dağlı hanımefendi kabul ederse eğer İstanbul'da balayı yapacağız."
"Çocuklar?"
"Ben balayı diyorum, o bana çocuk diyor" diyerek kalkıp dolabını açtı. Sevda dizlerinin üstüne kalkıp yatağında kenarına kadar gitti. Adam ona döndüğünde ceketinin yakalarını tuttu. "Ne yapıyorsun Sevda?" diye sordu ellerine bakarak.
"Bugün evlendik."
"Daha önce evli değil miydik?"
"Topladım bütün cesaretimi seni bekliyorum saatlerdir, uykum geldi ve bana İstanbul diyorsun." Elindekini bırakıp ellerini yatağa koyarak üstüne eğildi, böylece poposunun üstüne oturdu kadın.
"Bu kadar bekledim, birkaç saat daha beklerim. Sakın kanıma girme canını yakarım."
"Yakamazsın."
"Aceleye gelmezse iyi olur demek istiyorum."
"Ama saat beşe daha çok var." Kadının belini tutup biraz kaldırdıktan sonra bacaklarını tutarak çekip düzeltti ve usulca üstüne uzandı.
"Yapmayacağım."
"Sen bilirsin."
"Ama yapsam da iyi olur sanki."
"Sen bilirsin."
"Sen bilirsin deyip durma, pişman olursun."
"Ne yapacağız peki?" derken gömleğinden bir düğme açtı.
"İçki mi içtin sen? Ne bu haller?"
"Sakinleştirici verdi Aslı, onun etkisi olabilir."
"Aferin sana. Bu kadar mı korktun?"
"Herkes ilk gecesinde korkar Gökmen, bu çok doğal." Adam bunun onun için ilk olduğunu, olacağını biliyor ya hoşuna gidiyordu.
"O zaman bekleyeyim de ilacın etkisi geçsin, hemde çanta hazırlayalım. İki gün kalacağız, hoşuna giderse İstanbul birkaç uzatırız."
"Çocukları annenle bırakmak pek iyi bir fikir gibi gelmedi bana."
"Sen ona bakma, baş başa kaldıklarında iyiler. Hem bir sorun olacak olursa Aslı arar ama sanmam, annem balayına gidiyoruz diye uysal bir kedi gibi uyum sağlar."
"Tamam o zaman." Adamın yüzüne alıcı gözüyle bakarken Gökmen çılgına dönüyordu. İçinde hareketlenmeler vardı ve bir an önce bir bütün olmayı istiyordu.
"Keşke sakinleştirici almasaydın."
"Ama elim ayağım dolanmadan yüzüne uzun uzun bakamıyorum" dediğinde Gökmen şaşkına döndü.
"Efendim?!"
"Her an delirip bağıracakmış gibi durmasan almazdım."
"Ama ben sana iyi davranıyorum."
"Ne kadar iyi davranıyorsun? Sen yanımdayken güvende hissediyorum ama sen yokken nasıl hissettiğimi bilmiyorsun. Seni kıskanmıyorum diye kızıyorsun ama neden kıskanacak kadar benimsemediğimi sormuyorsun. Hoşuma gidecek gücün var ama kullanmıyorsun. Benimle doğru düzgün konuşmuyorsun ama seninle her şeyi konuşmamı istiyorsun. Evliyiz artık birlikte olmalıyız ama korkuyorum diye surat asıyorsun, neden korkuyorsun diye sormuyorsun. Bana dokunman heyecan veriyor anlamıyorsun. Gitmek istersen gidebilirsin dedin, ben gitmek istemiyorum ama olduğum yerde de yalnız kalmak istemiyorum bilmiyorsun. Çocuklar için sonsuza kadar bu evde kalabilirim ama evliliğimiz için elle tutulur bir neden vermiyorsun. Zaten mutsuzdum Gökmen, ne farkı var bu evliliğin önce ki hayatımdan? Hâlâ kimsesizim, hâlâ korkuyorum ama ben yanında olurum yeter ki yanımda ol demiyorsun. Senin işin çocuklara bakmak de yerimi bilir hayatına gözümün ucuyla bile dokunmam. Ben yerimi biliyorum, seni kıskanmak benim haddim mi sen söyle? "
İfade! Kimse ona kendini ifade et dememişti. Sevda bunları kendi kendine öğrenmişti. Konuşacak cesareti aldığı ilaçtan aldı belki ama sözleri hislerinin en doğru ifadesiydi. Adamın nutku tutulmuş, bir aptal gibi her şeyin kendi kendine olmasını beklediğini anlayınca utanmıştı.
Gökmen ilk defa böyle ifade görüyordu. Net, dümdüz. Hayran kalmıştı, çünkü kendi bunu yapamazdı. Bu kadar net, bu kadar dürüst olamazdı. Bedeninin altında yatan, saçları yatağa dağılmış kadına verecek cevap bulamadı. Bu bir bakıma itiraftı da. İtirafın bile en naif olanı. Yani diyor ki; bakıcısın dersen sadece bakıcı olurum ama eşim ol dersen her şeyin olurum.
"Makyajsız daha güzelsin" dedi şapşal. Sevda ellerini yüzüne koyup iç geçirdi.
"Beklerken acıktım ben" dedi o da alakasızlığına uyum sağlayarak.
"Bende."
"Tamam kalk üstümden."
"Tamam ama şey" dedi sıkılarak. "Haddin" dedi gözlerini kaçırarak. Bilmiyordu Gökmen, birine al bu kalbim ona iyi bak demeyi bilmiyordu. "Yani bana istediğin gibi davranmakta özgürsün" deyince yakalarını tuttu narin elleriyle. Gökmen yüzünü kadının yüzüne çevirdiğinde ise dudaklarına yaklaşan kadına daha fazla şaşırması mümkün değildi.
Dudakları birleştiğinde ısındı bedenleri. Ağır ağır öpüşürlerken an bu andı ama kendini geri çekti Gökmen. Yanağını sıkıca öperek kalktı.
"Hadi giyinelim."
"Peki."
Kalkıp yolculuk için hazırlanmaya başladılar. Sakinleştirici kadının utangaçlığını alıp götürmüş, böylece adamın karşısında giyinmekten çekinmemişti. Çanta hazırladılar sonra ve aşağıya indiler el ele.
"Nereye?" diye karşılarına çıktı Fatma Hanım, hal böyle olunca irkildiler.
"Ana!"
"Oğlum siz niye çıktınız yine odadan?"
"Yahu senin bizimle ne derdin var?"
"Karı koca olduğunuz için ama sen hiç yerinde durmadığın için olabilir mi? Nereye bu saatte?"
"İstanbul'a gidiyoruz ana. İzin verirsen bir şeyler yiyeceğiz ve çıkacağız."
"Ne işiniz var İstanbul'da?"
"Hem iş, hem balayı. Oldu mu?"
"Ay tamam tamam gidin tabi çocuğum, gezin eğlenin. Burayı da merak etmeyin."
"Etmiyoruz zaten, hadi yat sen."
"Odama çıkayım bari, yatağımda uyuyayım." Merdivenleri çıkarken dönüp dönüp bakarak keyiflendi kadın.
Bir şeyler yediler karı koca baş başa ve yavaş yavaş zaman gelirken çocukların yattığı odaya girdi Sevda. Teker teker şakaklarından öpüp üstlerini kapattı.
" Sevda abla "diyerek açtı gözlerini Havin.
"Canım biz İstanbul'a gidiyoruz, birbirinize iyi bakın tamam mı? "
"Tamam, merak etme. "
"Bir şey olursa ara hemen geliriz. "
"Tamam. "
Kapıyı çekerek çıktığında Gökmen bekliyordu. Evden çıkıp Kamil'in kullandığı arabanın arka koltuğuna oturdular.
"Çocuklara dikkat edin Kamil."
"Merak etme Ağam."
"Evden okula, okuldan eve. Her gün rapor ver bana, ne olursa." Başıyla onayladı. Epey zaman sonra havaalanına gelmiş uçağa doğru gitmeye başlamışlardı. Sevda'nın çocukları böyle bırakıp gitmek içine sinmedi.
"Pazartesi akşam dönelim olur mu?"
"Niye?"
"Aklım çocuklarda kaldı sanki."
"Bir şey olmaz ama tamam dediğin gibi olsun."
*
İstanbul'a ilk kez ayak basan Sevda'nın içinde pervasız bir sevinç vardı. Bu defa onlar için bekleyen arabaya binmiş otele doğru gidiyorlardı. Tahmin ettiği gibi uçaktan korkmamıştı. Hatta uçak gökyüzüne ulaşınca bundan keyif almış hava yolu boyunca tadını çıkarmıştı. Şimdi ise arabanın ön camına yaklaşmış şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu. Sabahın çok erken saatleri olmasına rağmen bir sürü insan vardı dışarda.
Gökmen, kavanozun içinde yaşasa yine bir yerden bir yere gider insan diye düşünüp, bu kadının bu haline hayret ediyordu. Bir yandan da hayatının ilkleri olduğu için memnundu. Çocuk gibi tepkiler veriyor olmasını sevimli buluyor, yüzünü sıkıştırmamak için kendini zor tutuyordu.
"İstanbul" diye mırıldandı kadın. "Ne kadar güzel bir yer." Kahkaha attı dayanamayıp.
"Gezdireceğim seni."
"Hiy vapur" dedi denizi ve denizin üstünde süzülen vapuru göstererek. Sağına dönüp camı tamamen açıp başını çıkardı, bu sırada Gökmen yavaşlamış, park yerine yanaşmıştı.
"İn" deyince çocuksu heyecanla inip kaldırma çıktı, sonra koşa koşa kenara kadar gidip durdu. Şaşkın yüzüyle denize, vapura bakıyordu.
"Deniz'e hiç bu kadar yaklaşmamıştım."
"Neden söylemedin bana?"
"Ne bileyim, utandım herhalde. Amcamlar beni gezmeye götürmezdi, hep evde kalıp hayvanlara bakmak zorundaydım. Kuzenlerim gelip neler yaptıklarını anlattığında ise mutlu olurdum."
"Mutlu olmak değil bu, yetinmek."
"Başka çarem yoktu" deyip adama döndü. "Senin çocukların benim gibi olmayacak Gökmen. Onların tek şansı sensin."
Başını salladı.
"Söz veririm. Hatta ara tatilde nereye gitmek istediklerini sorar, ona göre yola çıkarız olur mu?"
"Olur" dediğinde bu defa da çocuklar için mutluydu.
"Kahvaltı yapalım mı?"
"Nerde?"
"İlerde güzel kafeler var." Zıplar gibi giderken adamın koluna girdi.
"Yürüyelim mi?"
"Olur" deyip arabayı bıraktığı yere baktı, yol kenarıydı ama park ediliyordu sonuçta. Kafeye doğru yürürken sol elini kolunda indirip elini tuttu. Gökmen elini kendi isteğiyle tutan kadına içi giderek baktı. Sevda önünde upuzun duran yola bakarak bir sesli nefes aldı.
"Ben ne zaman sokağa çıksam güneşin önünü kapattı bulutlar. Ne zaman koşacak olsam ağırlık çöktü omuzlarıma. Nerde bir hayvan görsem, önüne yemek koysam çok değil bir zaman sonra öldüğünü gördüm. Suladığım çiçekler öldü sonra. Hep bir şeyler ters gitti hayatım boyunca. Evde olmak kimseye zarar vermemek demekti benim için ama "deyip adamın yüzüne baktı. Gökmen başını kadına döndüğünde göz göze gelmiş, amadan sonrasını merak ederek kısmıştı gözlerini. "Çocuklar bana bir şeyleri iyileştirebildiğimi gösteriyor. "Tebessüm etti." Bunun nezdinde kalbimi de. Onarıyor, onarılıyorum. İnsan ailesini seçemiyor ama eşini seçebilirmiş. Bana bu hakkı da vermediler ama görüyorum... Keşke düzgün tanışma şansımız olsaydı, her şey çok farklı olsaydı sanırım yine seni seçerdim. "
"Neye göre?"
"Bende eksik olan şeyler sende var. Hiçbir şey olmasaydı bile yüzüme bakıyorsun, beni görüyorsun, elimi tutuyorsun, gülümsüyorsun. Bu yeterliydi. Bir kitapta okumuştum; sevgimizi vereceğimizi insanları da seçeriz aslında, hayal kırıklığı, acı, ayrılık onunla birlikte gelmiş olsa bile. Çünkü birini sevmek, onu olduğu gibi kabul etmek demektir. Mutluluğa ve mutsuzluğa... "
Gökmen bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama yapamadı. Yine susuverdi onun su gibi yüreği, gurur okşayan sesi ve sözleri karşısında. Kendi haline gülüp kadının alnını öptü.
Bir kafeye gidip oturdular karşılıklı. Deniz manzaralı o yerde ağızlar kulaklardaydı. Denizin ihtişamı kadının yüzüne vurmuştu, ışıl ışıl parlıyordu gözleri.
"Oooo Gökmen" dedi bir ses. Sevda bunu duyunca sesi gelen ve kendide gelmiş olan adama baktı. Nerden tanıyordu yahu?
"Aaaa Barış!" Bunu derken kadının gözleri önünde kötü bir imaj çizdiğini biliyordu. Sanki her zaman geliyormuş gibi.
"Hoş geldin, Silan yok mu?"
"Ne alakası var kardeşim, eşim Sevda" dedi dişlerini sıkarak.
"Çok affedersiniz, Silan'sız gelmişsin de şaşırdım. Barış bende yenge." Sevda başıyla onayladı sadece.
Gökmen "Git buradan" diye fısıldadı adamın yüzüne.
"Özür dilerim."
"... tir git." Barış pot kırmış olmanın utancıyla işinin başına giderken Sevda'nın bakışları adamdaydı. "Kusura bakma boş ağızlı. Silan asistanım."
"Hı hı."
"Ben geldiğim zaman bir iki kere kahvaltı ettik burada o kadar."
"Anladım."
"Başka bir şey yok."
"Tamam."
"Niye öyle bakıyorsun?"
"Nasıl?"
"Kızmış gibi."
"Cık, gıcık olmuş gibi."
"Bunda gıcık olacak bir şey yok gerçekten. Silan... Biraz tuhaftır ama müthiş idarecidir. Beni temsil ediyor burada. Vallahi rahatsız olacak bir şey yok."
"Anladım Gökmen, tamam."
Kahvaltı servisi açlığında hiç tadını kaçırmadan denizi izlemeye devam etti. Huzur arayıp da bulunamayan en değerli haldi ve bazen bulunca onu dibine kadar yaşamak gerekti.
Keyifli kahvaltı boyunca normal evli çiftler gibi sohbet ederek bu anın tadını çıkardılar. Bakınca sevgiye aç bir adam görüyordu artık Sevda ve kendi eksik yanlarını göstermekten rahatsızlık duymuyordu. Birbirlerini tamamlamaya çalışacaklardı hayat boyu ve artık birbirlerini tanımak gerekiyordu.
Gökmen'in sevdiği renk yeşilmiş meğer, burcu aslan. İlkbahar mevsimini çok severmiş, çünkü her zaman yenilik getirdiğine inanırmış ona. Maddiyata düşkünlüğü hiç olmamış, çünkü her isteğine kolayca sahip olmuş. Zaman istermiş, birçok şeyin tadını çıkaracağı, hiç düşüncesiz saatlerce anın içine kalacağı kaygısız zaman. Sevdiği şeylerin ne olduğunu o da bilmiyormuş, hiç keşfedecek zamanı olmamış ama içinde uhte kalmış saklambaç oynayabilmek. Çünkü hiç arkadaşı olmamış çocukken.
Futbola düşkünlüğü yokmuş ama maça gitmeyi hep istemiş. Yağmurda ıslanmış ama bu hiç romantik olmamış, bunu yapmayı istermiş belki bir gün. Bir de değer görmek istermiş, çünkü hiçbir zaman ona sadece kendi olduğu için değer veren olmamış Alparslan'dan başka. Annesini saymıyor, çünkü böyle durumlarda anne, eş, çocuklar seçenek olmaz. Çünkü bilirsin ki onlar değer verdiğin, kendiliğinden olan özel bağlardır. Sevgili olmak istermiş, sevgililer nasıl olur hep merak etmiş.
Eğer bir şansı olsaymış üniversiteye gitmek istermiş. Farklı bir şehirde tek başına olmayı ve bazı çılgınlıklar yapmayı. Hayat diyor, kader diyor her zaman şükrediyormuş. Ya daha kötüsü olsaydı...
*
"Adamlar akşam için kalabalık bir rezervasyon yaptılar. Asistanları burada, muhtemelen bu akşam imza atmanı isteyecekler" diye sıralayan Silan, karısıyla el ele yürüyen adamın yanında konuşuyordu.
"Çiftliği satmıyorum Silan, şu anda o kadar parayı hemen bulamam."
"Neden?"
"Çocuklar satmamı istemiyor." Asansörün önünde durup oda kartını aldı.
"Çocuklar büyük bir işin altına girdiğimizi de biliyor mu? Sözleşmeyi imzalarsan parayı yatırmak zorundasın." Asansör gelmişti.
"Sorun çıkarma Silan zaman yarat."
"Neremden yaratacağım ya, ne güzel halletmiştik. Alıcı tamamdı."
"Başka bir şey buluruz" deyip karısıyla birlikte kabine girdi.
"Gökmen!"
"Akşam görüşürüz, bizi rahatsız etme sakın" derken kapılar kapandı. Sevda dudağını ısırıyordu, hatta bir parça utanmıştı. O kadın neden o kadar açık giyinmiş, memeleri görünüyordu. Sevda böyle hayatta giyinemezdi. Gerçi Gökmen sadece yüzüne bakmıştı ama sinir olmuştu yine de.
Asansör yukarıya çıkarken kocasının elini daha sıkı tutuyordu. Sadece asansör korkacak bir şey yoktu. Kitaplarda böyle olmuyordu ama, o karakterlerle birlikte asansöre binebiliyordu.
Sanki nefesi yetmeyecekmiş gibi gelirken kıpırdanıyordu. Gökmen'in ona bakan gözlerine baktı.
"Ne zaman durur?"
"Korktun mu sen?"
"İlk defa oluyor."
"Korkacak bir şey yok, ben yanındayım." Bunu duyunca gülümsemişti. Ben yanındayım demesi bu kadar iyi gelemezdi. O kadar uykusuzdu ki buna rağmen ayakta duruyordu. Biraz daha sabredebilirdi.
Asansör durup kapıları açıldığında kocasıyla birlikte çıkıp sağa ve sola baktı, sonra kartın üstünde ki numaraya göre sağ tarafa yürüdüler ve orada bir kapının önünde durdular. Kartı okutup kapıyı açtığında odaya iki adım atan kadının nutku tutulmuştu.
Aman Allah'ım kocaman bir oda, neredeyse güllerle çevrili. Devasa aynaların önünden geçip tam ortaya geldiğinde solda kalan büyük beyaz yatağa, solda kalan kahverengi oturma grubuna baktı. Tam karşısında ki masaya baktı sonra. Tam gelin ve damat için hazırlanmış odada içini garip bir heyecan kaplamıştı. Çantasını çıkararak arkasını dönünce adamla dip dibe geldi.
"Bayağı büyükmüş."
"Hım öylemiymiş. Duş almak istersen ya da ihtiyacın varsa banyo girişte solda."
"Bir elimi yüzümü yıkasam iyi olur gibi."
"Sakinleştiricinin etkisi geçti mi?"
"Geçmiş ya."
"Tüh, ne yapacaksın şimdi?"
"Kaderime razı olurum artık, ne yapalım" diyerek yanında geçti. Gülerek banyoya girdi ama burası son duraktı. Hazır hissediyordu ama neden titriyordu. Aynada ki yüzüne baktı bir süre. "Tamam ya, kocan o senin. Cesur ol." Kendine gaz verdi ama kapıya dönünce yitip gitti. Cesur ol deyince olmuyordu, bir şey yapmalıydı. Bulmuştu...
Kazağını çıkardı, sonra pantolonunu. Onları bir kenara koyup saçlarını düzeltti. Alev alev yanan yüzüne ellerini bastırdı. Hazırdı, usulca kapıyı açtı ve çıkıp adım adım gitti. Gökmen pencerenin önünde duruyordu.
"Gökmen" dedi çekingen çıkan sesiyle. Adam başını yana döndü, vakit gelmişti. Tebessüm ederek elini cebinden çıkarıp perdeyi çekti. Arkasını döndüğünde karşısında cesur adımlar atan kadın vardı.
Sevda ellerini geriye götürüp sütyeni çözdü, onu omuzlarından kurtarıp çıkardığında adamın gözleri üstünde gezindi. Üstüne doğru giderken bu anı bozacak hiçbir şey yoktu, şimdi karı koca olma zamanı.
(bu kısım devam edecek)
Hilal - Yok be. Birlikte olmadılar. Sevda hazır değilmiş, Ağam da istemiyor zaten onu koynuna almayı. Anası çok zorladı ama olacak gibi de değil.
Maral bizzat Dağlı konağından aldığı bu haberle kahkahalar atarak güldü. İşte bunu beklemiyordu, herkes o işi oldu bilirken aslında hiçbir şey olmaması işine gelmişti.
"Gökmen karısına dokunmamış" dediğinde Ali hayretler içinde kardeşine döndü.
"Ciddi misin Maral?!"
"Haber konaktan. Keyfim yerine geldi valla. Bir kahve yapayım mı bize?"
"Yap bacım yap. Birlikte olmamışlar ha..." Kahkaha attı. Telefonunu çıkarıp Gülhan'ı aradı. Bu sırada pencerenin önüne gidip sesini azalttı.
"Ne var Allah'ın belası, ne?"
"Ne bu asabiyet Gülhan?"
"Senin yüzünden başıma ağrılar girdi, iki gündür uyku uyuyamıyorum. Ne yapacaksan yap bitsin bu işkence."
"Sana bir şans daha vereceğim Gülhan, eline yüzüne bulaştırma ama."
"Ne?"
"Haber bekle benden." Bütün umutları tükenmişti Ali'nin, şimdi bu haberle yeniden kendine gelmişti. Keyifle koltuğa oturup yeni bir şeyler düşünmek için biraz ara verdi kendine. Korkacak bir şey yokmuş aslında, adam kadını koynuna almamış. Bu demek oluyor ki eş olarak kabul etmiyor.
"O hıyar ne anlar kadından" diye söylendi.
"Ne dedin abi?" Kahvesini verip yerine oturdu Maral.
"Hiç." Sonra sustular. Maral Gökmen'i, Ali Sevda'yı düşünürken neşeliydi...
🧚🏻♀️