"Beni taciz ediyorlar," dedim en ciddi ve mağrur ifademle. "Onlarla gitmek istemediğimi söyledim ama bir türlü pes etmediler!"
Cadde kalabalık olduğu için sesimi duyan bir kaç kişi de etrafımıza toplanmıştı.
"Hayır," dedi kolumdaki eli hala geri çekilmezken. "Ona inanmayın, o bir hırsız!"
Kulağına eğildim ve fısıldadım. "Sana pek inanmış gibi durmuyorlar."
Üzerine gelen ve onu dövecekmiş gibi bakan bir kaç kişiyle bile hala kolumu bırakmamıştı.
"Abi..." dediğini duydum Ege'nin. "Bırak kızı da topuklayalım şuradan. O para senin harçlığının yarısı bile değil, niye başımıza durduk yere bela açıyoruz?"
"Sen git Egemen." diye öfkeyle söylendi. "Ben bu hırsızı yakalatmadan gitmeyeceğim."
Acaba bu adam kendini süper kahraman falan mı sanıyordu? Kötülüğe karşı mı savaşıyordu? İşe de hırsızlardan mı başlamıştı?
Ben hırsız değildim ki! O parayı kadınlar ne sattığımı bile isteye vermişlerdi. 80 bin rupi istemedim diye mi oluyordu bütün bunlar?
Ege'nin söylendiğini duydum. "Aniden ahlak bekçisi mi kesildin başımıza?" Aynen! "Sen nişandan kaçmak için yapmıyorsan bunları, benim de adım Egemen değil."
Birden etrafta patırdı kütürtü olunca ben neredeyim onlar nerede bilemedim. Herkes birbirine girmiş gibiydi. Çok geçmeden, "Ne oluyor burada!" diyerek aramıza dalan ve bizi ayıran polis memurlarından sonra kendimi nezarethane de bulmuştum.
Ege yoktu, sanırım kaçmıştı. Onu tebrik etmek istiyordum çünkü ben o hengamenin arasından sıyrılıp kaçamamıştım. Kendimi çok kınıyordum.
Bankta ayaklarımı toplayarak duvara yaslandım ve başımı demir direklere dayayarak gözlerimi kapattım.
"Pişt, uyudun mu?"
Onun sesi hemen yan nezarethaneden gelirken "Efendim?" diye sordum.
"Sen tecrübelisindir bu konularda, bizi tahminen ne kadar tutarlar burada?"
Omuz silktim. "Ben de ilk defa geliyorum."
"Önceki hırsızlık deneyimlerinde yakalanmadın yani?" İmayla değil de saf bir merakla soruyordu.
"Yakışıklısın, kabul. Ama o kadar boş kafalısın ki." diye söylendim. "Ben hırsız değilim diyorum nesini anlamıyorsun?"
"Gözlerimle gördüm. Sana mı inanayım gözlerime mi?"
"O gözlerin, çeki o kadınlardan zorla almadığımı, onların parayı bile isteye verdiklerini de gördü mü acaba? Bir sor bakalım."
"Kandırmışsın işte, düşünecek ne var?"
"Siz ikiniz! Ses yapmayın." Gardiyanın bizi uyarmasıyla başımı geriye yasladım.
"Telefon hakkımı istiyorum!" Al işte, tekrar başlamıştı.
"Hay senin telefon hakkına." diye söylenerek onun olduğu nezarethanenin kapısını açtı görevli. "Arkadaşın geldi, komiserin yanında."
"Aslansın be Egemen." dedi demir parmaklıklardan çıkarak. Sonra kasılarak benim bulunduğum bölmenin önünde durdu. "Ben çıkıyorum, sen de ait olduğun yerdesin. Adaleti bu yüzden seviyorum."
Ona düz düz bakarken, polis memurunun benim de kapımı açması üzerine sırıttım. O ise şokla görevlinin elinde tuttuğu anahtara bakıyordu. Dumur olmuştu.
"Senden şikayetimi çekmedim." dedim onu aydınlatarak. "Beni kovaladın ve beni taciz ettin."
"Sadece kolunu tuttum!" dedi isyan eder bir ses tonuyla.
"Bana izinsiz dokundun, çantamı izinsizce alıp yere attın... Bende senden şikayetçiyim unuttun mu? Yani, muhtemelen komiser bizi karşı karşıya getirerek hala şikayetçi olup olmadığımızı soracak."
Gözlerini kıstı. "Bir de daha önce karakola düşmedim diyordun."
Sırıttım. "Bunu öngörmek için nezarethaneye düşmeye gerek yok." Kollarımı birbirine bağladım. "Şikayetini çekersen ve çekleri geri verirsen ben de şikayetimi çekerim."
"Allah Allah," dedi kaşlarını kaldırarak. Teklifimden hoşlanmamış gibiydi. Neden hoşlanmamıştı ki? Bence çok güzel bir teklifti. "Şikayetini çekeceksin ve ben de çekeceğim. Bu kadar, çekler ait oldukları yerde, ben de kalacaklar."
Polis memurunun yönlendirmesiyle yürümeye başladık. Omuz silktim. "Sen bilirsin, şikayetimi geri çekmeyeceğim. Eminim zengin sicil kaydında, tacizci damgası hoş duracaktır."
Duraksadı ve sonra bir an bana baktıktan sonra yürümeye devam etti.
Yaşlı komiser ve Ege karşılıklı oralet içiyorlardı. Komiser bizim aksimize onu sevmiş gibiydi.
"Kivili mi o?" diye sordum pat diye oturarak.
Komiser kaşlarını çatarak bana baktı ve "Oturun!" dedi sert bir sesle. E oturmuştum zaten.
Arkamdaki şahıs homurdanarak kenardaki üçüncü koltuğa oturdu.
"Çocuklar, eğer uzlaşmaz ve şikayetinizi geri çekmezseniz, iş savcılığa taşınacak. O yüzden sizi uyarıp, son kez soruyorum; hala şikayetçi misiniz birbirinizden?"
Ona göz attığımda bakışlarıyla karşılaştım, uyarıyor ve şikayetini geri çek diyordu. Ben de ona çekleri vermediği müddetçe bunun imkansız olduğunu anlatıyordum. Yani bakışlarımla.
Komiserin telefonunun çalması bizim olaylı bakışmamızı bölerken, komiser ayağa kalktı ve telefonla konuşarak masadan uzaklaştı.
"Anlaştığımız gibi çek şikayetini." dedi komiser gider gitmez.
"Çekleri vereceksin, yoksa rüyanda." Arkama yaslandım. "Her halükarda benim hırsız olmadığım ortaya çıkacak. Sonuçta çalmadım, bile isteye verdiler ama durum senin için farklı. Beni takip ettin ve istemediğim halde bana dokundun ki bu tacize girer. Aksi bir delilin yok, dokunmadım diyemezsin çünkü sen de biliyorsun, kalabalık bir şahit ordum var."
Bir an bana bakakaldı ve hızla Ege'ye döndü. "Doğru mu söylüyor."
Ege'nin de yüzü asıktı. "Haklı."
"Çözüm bulsana! Ne biçim avukatsın sen?"
"Avukat değilim, okuyorum daha."
"Hukuk mu okuyorsun?" diye atıldım ortaya. "Ben de hukuk okumak istiyorum!"
"Neden uzatıyorsun?" Ege, bıkkınlıkla ona söylendi. İkisi de bana aldırmıyordu. "Ver çeki kurtul işte. Bir kez de inat etme!"
Gerçeklerin farkında olsa gerek, yüzü asılmıştı. Bu arada hala adını bilmediğimi fark ettim, neden adıyla hitap etmiyorlardı bu çocuğa?
"Senin adın ne?" diye sordum öne doğru eğilerek.
Huysuzca bana baktı. "Sana ne?"
"Arın." dedi Ege atılarak.
Arın. Bu ismi duymuştum sanki.
"Neden ona adımı söylüyorsun?" diye sordu kaşlarını çatarak.
"Neden? Devlet sırrı mı?"
Ege'yi sevmiştim. Hem hukuk okuyordu hem de komik çocuktu. Hukuk okuyan herkesi sevebilirdim.
Komiserin telefonunu kapatarak tekrar yanımıza gelmesi üzerine hepimiz sessizliğe gömülmüştük.
"Ee çocuklar, kararınızı verebildiniz mi?"
Tekrar Arın'la göz göze geldik. Omuz silktim, ben topu atmıştım ona.
"Şikayetimi geri çekiyorum." dedi dişlerinin arasından bana bakarak. "Yanlış anlaşılma olmuş. Çekleri şu kıza geri verin lütfen." Öyle isteksiz, öyle ağzında ekşimsi bir tat varmış gibi konuşuyordu ki gülesim geldi ve güldüm. Daha da sinirlendi.
Ege bilgece bana doğru eğildi. "İstersen ona, seni haksız yere suçladığı için dava açabilirsin."
Arın ensesine bir tane geçirmişti. "Oğlum kimin tarafındasın lan kendine gel, avukatsın sen."
Ege istifini bozmadı. "Ben adaletin yanındayım."
Sonra huysuz bakışları bana dönmüştü. Ona, sıktırayım mı topuğuna dercesine sinsice baktığımda başını olumsuzca salladı ve kaşlarını yukarı kaldırıp indirdi yapma der gibi.
Güldüm ve polise dönerek, "Ben de şikayetimi çekiyorum. İnşallah Akın kardeşim bundan sonra kadınlara nasıl davranması ve davranmaması gerektiğini anlamıştır."
"Arın." dedi dişlerinin arasından. Bir harfin hesabını mı yapıyordu?
"Salih!" diye seslendi komiser. "Çocuklara ifadelerini imzalat da gitsinler."
Bir kaç kağıt imza sonrası sonunda özgürdük. Kapıdan aynı anda çıktık ve sanki bir gece değil de on yıl yatıp çıkmışız gibi derin bir nefes aldık.
"Sonunda özgürüm." dedi bulutlu ve yağmurlu gök yüzüne sevinçle bakarak. Ege onu arabada bekliyordu. Bana döndü.
"Bu yaptığının hesabını bir gün soracağım senden."
Güldüm. "Görürsen sorarsın."