KİB - Dördüncü Bölüm.

943 Words
Kişiliğim hiç bir zaman klişeleşmiş ve üzerimizde baskı kuran bu eğitim sistemini kabul etmedi. Ben öğrenmeye açtım. Sürekli gördüğüm, duyduğum şeyleri düşünür, bilmediğim yerleri en ince ayrıntısına kadar araştırırdım. Ben bilgi bağımlısıydım. Ama bünyem bu kalıplaşmış sınav sistemini ve ödevleri sindiremiyordu. Bu yüzden belli bir yaştan sonra okula gitmemeye karar verdim. Hocalarım hep kafamın farklı çalıştığını söylerdi. Ben sürüden ayrılan bir kuzuydum ve kuzu yalnız kalırsa onu kurt kapardı. Yani öğretmenlerimin açıklamaya çalıştığı şey, sürüye uymam gerektiğiydi. Ama zihin bizden bağımsızdı. En azından benden. Koca bir sınıfın içine tıkılıp, öğretmenlerin hep aynı konuları uzun uzadıya anlatmaları ve fazlaca ödev vermeleri hoşuma gitmiyordu.Okulu dışarıdan bitirmiştim, hemde normal öğretim süresinden daha kısa bir sürede. Boşluklarıma kitaplarımı sığdırmıştım. Eh, arada iş bulursam da çalışıyordum. Derme çatma küçücük bir evim vardı. Ev bana bile ait değildi ama kimse burada oturmak istemediği için ev sahibi bana çok ucuz bir ücretten kiraya vermişti. Bu evi seviyordum. Bana ait olmasından çok, onu kimse istemediği içindi. Herkesin istediği şeyi sevmezdim. En çok da, şu an ayaklarımı sallandırdığım çatısını seviyordum. Burada kitap okumaya bayılıyordum. ''Kız Öznur!'' Başımı aşağı eğip Hacer teyzeyle karşılaştığımda, kaç defa okuduğumu sayamadığım Küçük Prens kitabını kapadım. Bu kadını pek sevmezdim. Kadın mahallenin dedikodu ağını yönetiyordu. Ve adımı da hiçbir zaman doğru söyleyemiyordu. ''Özgür adım Özgür!'' diye seslendim aşağı doğru. ''Kızım sallandırma ayaklarını oradan, düşecen düşecen!'' ''Düşmem düşmem!'' dedim tüm dişlerimi gösterircesine sırıtarak. ''Kız senin sınav sonuçların açıklandı mıydı?'' Bu sene ikinci defa üniversite sınavına girmiştim, onu soruyordu. ''Yok yok,'' dedim. ''Ama bu gün yarın açıklanır.'' ''Benim oğlan da girdiydi, inşallah gider bu sene bir yere.'' Oğlu, Semih abinin bu yılla birlikte sınava beşinci girişiydi, yani bu gidişle onun için üniversite zordu ama benim için zor olmazdı, ben hem çete işlerini hem de okulu birlikte götürebilirdim. Tek eksik bendeki bu cevheri Emre abinin de bir an önce görmesiydi. "İnşallah inşallah." dedim. Aslında geçen sene iyi bir derece yapsam da istediğim okul için yeterli olmamıştı, hedefim için bir senemi daha feda etmiştim. Bu sene olacaktı, hissediyordum. Sınav güzel geçmişti, e dahi de olunca halletmiştim olayı. Hacer teyze sonunda gittiğinde uzun dağınık saçlarımı arkaya savurdum ve kitabı tekrar okumak üzere dizlerimin üzerine koydum. Karakol olayının üzerinden iki hafta geçmişti. iki haftadır sakin ve kendi halimdeydim. Bu iyi haberdi. Kötü haber ise iki haftadır iş olmamasıydı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Aradan yarım saat geçmemişti ki komşunun kızı Sevim ufukta göründü. "Özgür abla. Özgür abla!" dedi nefes nefese. Soluklanmak için eğilerek ellerini dizlerine yaslamıştı. "Ne oldu kız?" diye sordum Sibel'e. Bir yandan da kitabı kapamıştım. "Sonuçlar... Sonuçlar açıklanmış!" Çığlık atıp kitabı kaptığım gibi çatıdan dama tırmandım ve aşağı indim. Sibel hala soluklanmaya çalışıyordu. Onu omuzlarından tuttum ve sarstım. "Vallaha mı kız?" "Vallaha abla! Abim gilden duydum şimdi." O heyecanla onu orada bırakıp koşturmaya başladım. "Abla nereye?" Sibel arkamdan seslense de ona cevap veremeyecek kadar acelem vardı. Hemen en yakın internet kafeye koşturdum. Telefonum tuşlu olduğu için sonuçlara bilgisayardan bakacaktım. "Ne oldu kız, ne bu acele?" diye sordu işletmenin sahibi Faruk abi. Hızlı koşmaktan göğüs kafesim hızlı hızlı çarpıyordu. Elimi kalbime götürdükten sonra, "Sınav sonuçları açıklanmış Faruk abi!" dedim heyecanla. Seviyordum bu adamı. Beleşe bilgisayar kullanmama izin veriyordu. Yüzü aydınlandı hemen. "Deme... Nereyi kazandın bakalım?" "Daha bilmiyorum abi, bakacağım şimdi. Hangi bilgisayar boş?" diye sordum kalabalık yerde gözlerimi gezdirirken. Çoğunluğu erkeklerden oluşan ve işleri güçleri oyun oynamak olan kalabalık grup, gözlerini bu tarafa dikmişti. Emre abi'nin tayfası da buradaydı. Faruk abi biraz bekleyip, "13 numara boş kızım. Açtım bilgisayarı." dediğinde hızlı adımlarla söylediği masaya geçtim. Hızlıca ÖSYM sayfasına girip sonuçları tıkladım ve heyecanla sayfanın açılmasını beklemeye başladım. "Sonuçlar mı açıklandı?" diye sordu Hakan. Emre abinin tayfasından beni seven tek kişiydi. Gerçi sevmesi, beni çatlak bulmasından da kaynaklanıyor olabilirdi. Ama yine de seviyordu. Arkama geçmiş izinsizce bilgisayara bakarken, gruptan diğerleri de arkaya dizilmiş merakla açılacak ekrana gözlerini dikmişlerdi. Hep beraber ÖSYM sayfasını beklemeye başladık. "Hadi be Özgür, geliyor mu tıp?" diye sordu arkalardan biri gevşek gevşek. Sırtıma da hayvan gibi geçirmişti. "Tıp istemiyorum ben." "Sahi, sen ne istiyordun?" diye sordu Hakan. Ona cevap vermek üzereyken sayfanın yavaşça açılması üzerine bütün dikkatimi ekrana verdim. İlk bir kaç saniye derin bir sessizlik oluştu. Gözlerimi dikmiş ekrana bakıyordum öylece. Sonrasında çığlık atarak ayağa kalktım ve Faruk abiye sarıldım. "Kazanmışım!" dedim heyecanla. "Hem de ÖZOK Üniversitesi!" Mutluluktan ağzım kulaklarıma varıyordu. Noktayı biraz daha ileri taşıyıp ağlayacaktım neredeyse. ÖZOK Üniversitesi ülkenin en iyi özel okullarından biri ve çok seçkin bir üniversiteydi. Puanımdan dolayı geleceğini tahmin etsem de hala inanamıyordum. "Aferim benim kızıma." dedi Faruk abi tebessüm ederek. "Başaracağını biliyordum." İçimden, şimdi birbirimizi yemeyelim Faruk abi, ihtimal bile vermiyordun demek geçse de onu bozmadım. Tayfadan bir kaç kişi de beni tebrik ettikten sonra elim kalbimde tekrar bilgisayarın başına oturdum ve tekrar baktım. Sonra gözlerim ayrıntıdaki şeytanı yakalarken emin olmak için tekrar baktım. Tekrar ve tekrar. Ama ne kadar bakarsam bakayım ayrıntı değişmiyordu. "YÜZDE 75 BURSLU MU?!" Bir türlü şoktan çıkamıyordum. Dağılan grup tekrar başıma toplanırken kollarımı iki yana açmış fenalık geçiren teyzeler gibi görünüyordum. Hatta birinin bileklerime kolonya döktüğünü göz ucuyla görmüştüm. "Yüzde yetmiş beş ne oluyor ki?" diye sordu biri fısıltıyla. Başımı arkaya yatırdım. "Para vermek zorundayım demek." Herkes korkuyla Oooo'larken ben ne yapacağımı düşünüyordum. Bir sene daha hayallerimi ertelemek istemiyordum. "Para veren bir Özgür düşünemiyorum. O da özel okul! Baya tuzludur." dedi Hakan. Hem de ne tuzlu. "O değil abicim, sen neden yüzde 75 burslu tercih yapıyorsun?" "Yapmadım ki!" dedim bir anlık aydınlanmayla. Bilgisayardan tercihlerime girdiğimde yüzde yüz burs yerine 75 ile karşılaştım. "Nasıl ya? Ben böyle bir hatayı nasıl yaparım?" diye söylendim kendime kızarak. Kendimi dövebilir miydim acaba? "Sıkma canını." dedi Faruk abi. "Burs falan vardır illaki, bir şekilde ayarlarız." Ayarlayamazdık. Sırf meraktan bakmıştım ücretlerine. Çok pahalıydı. Başımı salladım sadece. "Ayarlarız tabii." Olmazdı. Ben ve tilkilerim ayarlayabiliriz ancak.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD