Konuşmalarının üzerinden bir hafta geçen çift sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de dahil olmak üzere hiç bir şekilde karşılaşmamışlardı. Brayden bütün öğünlerini çalışma odasına isterken genç kız yemeklerini mutfakta yemeyi tercih etmişti. Joel bu duruma anlam veremese de kızın yüzünde ki ifadeye bakarak bir sorun olduğuna kanaat getirmiş ve soru sormamıştı.
Avery genç kızın önüne koyduğu pastanın tadına baktıktan sonra Joel bundan biraz daha alabilir miyim ama paket yap lütfen diye sordu. Aklına bir fikir gelmişti. Brayden ile bir haftadır karşılaşmıyorlardı adamın neden karşısına çıkmadığını tahmin edebiliyordu fakat kendisinde ki bu durumu açıklayamıyordu.
Çekiniyor muydu yoksa karşılaşmaya ve konuşmaya korkuyor muydu bilmiyordu fakat Avery korkak bir kız değildi. Daima cesur davranışlar sergilerken şu an için böyle davranmanın kendisine yakışmadığını farketmişti. şimdi ise sandalyesinden daha mutlu bir şekilde kalkarken bugünün güzel geçeceğine dair içinde bir his vardı.
Elinde ki pasta tabağıyla Brayden'in odasının kapısını çalarak biraz bekledi. Ses gelmeyince kapıyı açarak başını uzattı. Oda boştu ve kimse yok gibi görünüyordu. Tekrar çıkacakken duraksayarak kapıyı ardına kadar açtı. Odanın güzelliği karşısında nutku tutulurken siyah gri karışımı renklerin hakim olduğu odanın Brayden'in gözleriyle ne kadar uyumlu olduğunu düşündü.
Düşünse bile bunun dışında bir odayı hayal edemezdi galiba. Bir süre odanın içine hayran bir şekilde baktıktan sonra kapıyı tekrar kapattı. Brayden'a onun odasının kapısının önünde ne aradığını açıklamak istemezdi.
Bu sefer çalışma odasına yönelerek karanlık koridorlarda sessizce yürüdü. Odanın önüne geldiği zaman duraksayarak ne demesi gerektiğini düşündü. Sonuçta bir adım atılması gerekiyordu ve kendisini suçlu hissettiği için bu adımı atmayı kendisine görev edinmişti. Kapıya eliyle hafifçe vurarak ses gelmesini bekledi. Gel sesini duyduğunda içeriye girerek masanın yanına kadar yürüdü.
Brayden'in şaşkın bakışları arasında tabağı masaya bıraktıktan sonra belki yemek istersin, joel çok güzel çikolatalı pasta yapmış diyerek geriye çekildi. Ben tadını çok sevdim sen de..
Brayden Ben çikolata sevmem Avery ! Diyerek kızın konuşmasını bölerek bakışlarını tekrar önüne çevirdi.
Genç kız sözünün bölünmesi ile hafifçe dudaklarını ısırdı. Peki diyerek arkasını döndü odadan çıkmak üzereyken aniden arkasını döndü ve akşam yemeğinde yemek salonunda olacağım diyerek odadan çıktı. Eğer Brayden kendisine kızgın ya da kırgın değilse akşam birlikte yiyeceklerdi yemeği.
Tekrar mutfağa gittiğinde joel'in akşam yemeklerini hazırladığını gördü. Joel diyerek kıza yaklaştı. Bir şey soracağım Lordun sevdiği bir pasta var mı ? Çikolatalı pastayı sevmediğini söyledide .
Joel kızın yüzüne gülümseyerek baktıktan sonra küçük bir kahkaha attı. Lordumuz çikolatadan nefret eder leydim. Belki çikolatanın olmadığı bir şeyler olursa yer ama sanmıyorum diyerek önüne döndü.
Avery umutsuzlukla mutfağın içinde dolaşırken normalde hiç tatlı bir şey yemez mi diye sordu.Genç kız karıştırdığı yemeği bırakarak arkasını döndü ve tezgaha yaslanarak kıza baktı.
Elini çenesine düşünüyormuş gibi koyduktan sonra buldum diye bağırdı. Bir keresinde hatırlıyorum da Düşes Cornelia, oğlu için bir tatlı hazırlamıştı tabi ben o zamanlar daha küçüktüm ama hatırladığım kadarı ile muzlu bir pastaydı diyerek malzemeleri hatırlamaya çalıştı.
Avery malzemelerini öğrendiği pastayı Joel ile birlikte hazırladıktan sonra soğuması için dolaba koydu. Akşam yemeğinden sonrası için bahçede yemeyi düşünmüştü. Tabi bu planı Brayden onunla bahçeye çıkarsa gerçekleşebilirdi. Güneş ışığını sevmediği ve nefret ettiği düşünülürse akşam olduğu zaman dışarıda olmaya karşı çıkması için bir neden yoktu.
Odasına giderek Brayden'in burada kaldığı süre boyunca kendisine giymesi için gönderdiği elbiselere baktı. Hepsi birbirinden güzeldi ve genç kız bu elbiselerin ölen düşese ait olduğunu öğrendiğinde ise nedendir bilinmez daha büyük bir mutlulukla giymeye başlamıştı.
Gözlerini renklerin üzerinde gezdirdikten sonra elini askıda duran simli bordo bir elbisenin üzerinde durdurdu. Elbiseyi giyip giymemekte kararsız kaldıktan sonra eline alarak aynanın karşısına geçti. Çok fazla özenmiş görünmek istemiyordu fakat bir hafta sonra ilk defa birlikte yemek yiyeceklerdi. Bu yüzden elbiseyi üzerine geçirerek saçlarını aynalı masanın üzerinde bulduğu tokalarla toplamaya çalıştı.
Tanrım çok zor diye kendi kendine konuştuktan sonra tokaları sabitledi ve bir şekilde saçlarını topuz yapmayı başardı. Saçlarının sürekli parladığını biliyordu ve joel den gördüğü kadarı ile onun ki parlamıyordu. Buraya uyum sağlamak istiyorsa saçlarınının göze çarpmaması gerektiğini düşünmüş ve ilk defa dolgun saçlarını tokalarla zapt etmeye çalışmıştı.
Biraz da çekingen bir ifadeyle yemek salonuna girdiğinde odanın boş olduğunu görerek onuzlarını düşürdü. Oysa ki Brayden'in gerçekten geleceğini ve birlikte yemek yiyeceklerini düşünmüştü. Hatta öyle ki genç kız bir hafta öncesinde yaşanılanlara dair konuyu hiç açmayacaktı ve başka yollarla adamın arkadaşlığını kazanmaya çalışacaktı.
Umutsuz bir ifadeyle yerine geçerek oturdu. Önüne konulan tabağa bakarak patates püresinin kokusunu içine çekti. Karnı kazınmıştı fakat bir yandan da belki gelir umuduyla beklemek istiyordu. Bir kaç dakika öylece durduktan sonra Brayden'in gelmeyeceğini anladığında çatalıyla tabağında tavuğun kenarından bir parça alarak ağzına götürdü. Daha sonra eli su bardağına gittiğinde odaya hızlıca giten Brayden'i görerek hafifçe öksürdü.
Gelmeyeceğini sanmıştım diye özür dilemeye çalışırken yemeğe erken başladığı için açıklamaya yapmaya çalışıyordu. Önemi yok diyen Brayden gömleğinin yakalarını düzelterek yerine oturdu. Halletmem gereken bir kaç şey vardı geç kalan benim diyerek çatalıyla tabağında ki garnitürlerden alarak ağzına attı.
Genç kız yüzünde ki gülümsemeyi bardağıyla saklamaya çalışırken Brayden'in ilk defa kendisine açıklama yaptığını da farketmişti. Önemli değil sonuçta ikimiz de buradayız diyerek o da tabağındakileri yemeye başladı. Yemek sessiz geçmesine rağmen Avery arada bardağının üzerinden bakarak ortamın nasıl olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Brayden içeceğinden bir yudum alarak arkasına yaslandığında kızın bakışlarının zaten farkında olarak elbise yakışmış dedi. Sanırım dolapta çürüyecekler diye endişe etmeme gerek kalmadı diye devam etti. Genç kız muhabbet ediyor oluşlarına hayret ederken evet teşekkür ederim severek giyiyorum dedi.
Bir süre sonra genç kızda arkasına yaslanarak önünde bulunan yarısı bitmiş yemeğe baktı. Teşekkür ederim diyerek başını kaldırdı.
Brayden ne için teşekkür ediyorsun diye sorarak kızın toplanmış saçlarına baktı. Açık halinin daha iyi olduğunu farkederken kızın toplu saçlarını bir an için açtığını düşündü. Düşüncelerini savuştururken kızın yemeğe geldiğin için teşekkür ederim dediğini duydu.
Brayden kafasını sallayarak önemi olmadığını belirttikten sonra bir süre sessizce oturdular. İkisi de konuşmayarak öyle masaya bakıyorlar ya da arada birbirlerine kaçamak bakış atıyorlardı. İkisinin de aklında ki tek soru şu an ne olacaktı. Ne kadar böyle sessiz oturmaya devam edeceğizdi.
Nihayet sessizliği genç kızın sözleri böldü. Ben çikolatalı pasta sevmediğini Joel'den öğrendim. O yüzden sana başka bir şey yaptım diyerek Brayden'in gözlerine baktı. Beğenip beğenmeyeceğini bilmiyorum ama yine de .. duraksadı lafı uzatmaya gerek olmadığını düşünerek neyse dedi. Eğer istersen bahçeye çıkabiliriz. Hem hava da karanlık orada yiyebiliriz diyerek beklenti dolu bakışlarla Brayden'a baktı. Kabul etmesini çok istiyordu.
Brayden ayağa kalkarak kapıya yöneldiğinde genç kız hızla yerinden kalktı. Brayden lütfen, sadece yarım saat diyerek adamın durmasını sağladı. Brayden genç kıza bakarken zaten bahçeye gitmek üzere kalktığını belli etmeyerek beş dakika içinde bahçede olursun umarım diyerek kapıdan çıktı.
Avery giden adamın arkasından koşarak mutfağa gitti ve dolaptan pastayla birlikte içecek ve tabakların olduğu sepeti eline aldı. Ne olur olmaz diye içinde bir umutla hazırlayıp bir kenara koymuştu. Joel'e dönerek Joel lütfen bana şans dile dedikten sonra kızın şaşkın bakışları arasında mutfaktan çıktı. Umarım hüsrana uğramazsınız leydim diyen kız tekrar işlerinin başına döndü.
Avery elinde ki küçük sepetle ana kapıdan çıkarak karanlığa ve serin havaya doğru adım attı. Gözleri karanlık bahçede Brayden'i arayarak yürümeye başladı. Geniş omuzlar ve rüzgarda dalgalanan saçlar görüş alanına girdiğinde Brayden'i tepenin üzerinde ayakta dikilirken gördü.
Bir kaç dakikalık bir yürüyüşten sonra Brayden'in yanına vardığında gördüğü güzellik karşısında ağzı açık kaldı. Buranın böyle göründüğünü bilmiyordum harikaymış derken Brayden'in kendisine doğru dönerek elinde ki sepete bakmasını sağladı. Kendisi aşağıdan tepenin üzerinde ki adamı izlerken kendi bulunduğu yerin böyle göründüğünün farkında değildi.
Elindekileri yere bıraktığında Brayden önceden hep buraya gelir ve otururdum suyun sakinliğini ve ayın denizin üzerine düşmesini izlerdim diyerek kıza açıklamada bulundu. Sanırım senin de görmeni istedim bu güzelliği diyerek bakışlarını kıza çevirdi.
Yere serdikleri örtünün üzerinde birbirleriyle içten bir şekilde muhabbet eden Brayden ve Avery ay ışığının altında genç kızın hazırlamış olduğu pastayı yerken, Avery Brayden'in kalbine biraz daha yaklaştığını ve arkadaşlığını kazandığını düşündü. Brayden genç kızın yüzünü gerçekten önemsemiyor oluşunu farkederken kendisini bir kadının yanında ilk defa rahat hissettiğini farketti. İlk defa yüzünü saklama gereği duymayarak kasılmadan hareket etmişti.
Gece devam ederken Brayden pastasını bitirerek örtünün üzerine koydu. Sepetin içinde ki iki kadeh ve bir şişe gözüne çarptığında Avery hoşlanacağını düşündüm diyerek gülümsedi...