Düşmanım mı?

2529 Words
Olayın şokunu henüz atlatamamışken, hızlı bir şekilde üzerimi giyinip kendimi dışarıya attım. Damien'in evine gidecek ve ona bütün bunların ne anlama geleceğini soracaktım. Benim sorularımın cevabı ondaydı!   Adeta koşar adım dövüldüğüm gün gözümü açtığım eve gelip kapıyı kırarcasına vurmaya başladım.   "Damien." Diye bağırırken bir yandan da vurmaya devam ediyordum. Kalbim hiç bilmediğim bir hisle kaplıydı. Ben normal değildim! Sabırsızca beklerken sokaktan geçen bir kadın bana dönerek konuşmaya başladı.   "O evde hiç kimse kalmıyor kızım. Yanlış geldin herhalde." "Ne? Nasıl hiç kimse kalmıyor?!"   "18 yıldır bu ev boş kızım. Zaten içerisi de çok kötü. Yaşanılacak bir ev değil." Nasıl yaşanılacak bir ev değil? Evin bir-iki odasını görmüştüm ve gayet te güzeldi.   "Tamam. Teşekkür ederim." Dedim ve kadın başını eğerek gitti. Demek bu ev Damien'in evi değil.   Kafam allak-bullak bir şekilde evin etrafında dönmeye başladım. Bir anda dikkatimi çeken cam oldu. Ağır adımlarla cama yaklaşıp içeriyi izlemeye başladım. Gözlerim irileşirken evin içini biraz daha inceledim. O kadar kötüydü ki! Her yer kırık döküktü. Halbuki dün her şey çok güzeldi.   Biraz daha dikkatle baktığımda yerde kan damlalarını gördüm. Aman Tanrım! Çok korkunçtu! Burada ne olmuştu böyle?   Kafamda ki sorulara henüz cevap bulamamışken bir yenisi daha eklendi! En sonunda delireceğim! Yavaş adımlarla okula doğru yürümeye başladım. Ben kimdim? Ben neydim? Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki! Havanı hissetmek huzur veriyordu bana. Sanırım artık tüm bunların neden olduğunu biliyordum. Gerçeğe benzemeyen bir şey olsa da ben doğa prensesiydim.   Okula vardığımda bankta oturmuş Damien'i gördüm ve koşarak yanına gittim.   "Damien!" Dedim ve gözleri benim tarafa doğru döndü.   "Ne istiyorsun?" Dedi umursamazca. "Sorularımın cevaplarını! Bana her şeyi anlatacaksın Damien! Her şeyi! Ben kimim? Sen kimsin? Bu olanlar neyin nesi?!" Ayağa kalkıp önümde durdu: "Sorularının hiç birine cevap vermeyeceğim, çünkü bir şey de anlamadım." Dedi ve yürümeye başladı.   "Demek anlamıyorsun? Dün gözlerimi açtığım ev neden şimdi boş?" Bir anda duraksadı ve hemen bana döndü.   "Sen bunu nereden biliyorsun?"   "O eve gitmiştim az önce. Ama içerisi çok kötüydü. Ve bir kadın bana 18 yıldır o evde kimsenin kalmadığını söyledi. Söylesene Damien! Bu nasıl oldu?!" "Sana cevap vermeyeceğim kayıp!" Dedi ve yine yürümeye başladı. Bir anda kolundan çekerek durdurdum onu ve aynı zamanda da yüzünü buruşturdu. Canını mı açıtmıştım? Hafifçe kolunu çevirip baktım. Kolunun üstünde olan uzun yarayı gördüğümde ise şaşırdım.   "Koluna ne oldu?!" "Sanane? Sa-na-ne?!" Dedi ve kolunu elimden kurtararak gitmeye başladı. Tam ağzımı açıp bağıracaktım ki birinin bana seslenmesiyle durmak zorunda kaldım.   "Ella!" Diyerek Nick koşarak bana sarıldı. Benim çocukluk arkadaşım! Kollarımı boynuna dolayarak ona karşılık verdim.   "İnanmıyorum Nick! Nasılsın?"   "İyiyim güzellik. Sen nasılsın?" Kolunu omzuma attı ve yürümeye başladı. İyi olmasam da tüm insanların yaptığı gibi cevap verdim. "İyiyim. Sen geldin çok daha iyi oldum."   "Bana bu kadar hayran olduğunu her dakika gösterme ama mia bella!" (Mia bella-güzelim) "Evet Nick, çok hayranım sana!" Dedim alayla.   "Alice nerede?" Derken Alice hemen kapının önünde belirdi ve bizi görür görmez koşarak gelip Nick'â sarıldı.   "Nick! Ne zaman geldin? Neden haber vermedin?" Diyerek ardı arası kesilmeyen sorularına devam etti.   "Bir dur kızım. Bu gün sabah geldim." Sarılmaları hala devam ederken kıskanıyormuş gibi yapıp Alice'i Nick'tan ayırıp kendim sarıldım.  O da kollarını belime dolarken "Ah! Kızlar derdimden deli divane! Ben ne yapacağım Tanrım?" Dedi. Gülerek beni döndürürken bir an Damienin sert yüzle bizi izlediğini gördüm.   "Hadi siz gidin dersinize. Ben de Maria teyzemin yanına gideyim." Diyerek göz kırpıp kaçmaya başladı.   Alice'le birlikte içeri girdiğimizde aniden kolumun çekilmesiyle yana doğru gittim.   A:"Ne yapıyorsun sen?" Diyerek beni çeken adama doğru döndü. Ben de kafamı kaldırdığımda o kişinin Damien(!) olduğunu gördüm.   "Sorun yok Alice! Geliyorum birazdan." Dedim. Alice hâlâ yerinde durarken kaş-göz işareti yapmaya başladım.  "Tamam." Diyerek gittiğinde Damien'e döndüm.  "Ne yaptığını zannediyorsun sen?!"   "Senin az önce yaptığın gibi kolunu çekiyorum." "Bırak beni!" Kolumu hafifçe bıraktığında çok sinirli olduğunu gördum. Ne olmuştu buna şimdi? "O kimdi?" Diye sordu buz gibi sesiyle. Kaşlarım havaya kalkarken kimden bahsettiğini anlamaya çalışıyordum.   "Kim?" "Sarmaş dolaş gezdiğin çocuk!" Nick'ı diyordu. Demek bana soruyla geldin.   "Sorularına cevap vermeyeceğim." Dedim aynen onun bana söylediği gibi, umursamazca.   "Beni deli etme! Sana kim o dedim?!"   "Sanane? Sa-na-ne?" Dedim ve arkamı dönerek yürümeye başladım. Ne zaman benim sorularıma cevap verirdi, o zaman da kendi sorularının cevabını alırdı!   *** Ders bittiğinde Alice'le birlikte okuldan çıkmıştık.   A:"Ne söyledi sana Damien?"   "Nick'ın kim olduğunu sordu." Alice'in kaşları havaya kalkarken konuşmaya başladı. A:"Sen ne dedin?"   "Sorusuna cevap vermeyeceğimi söyledim. " A:"İyi yapmışsın. Kendini ne zannediyorsa. Sen gel kızın kolunu vahşice sık, sonra hiç bir şey olmamış gibi gel hesap sor!" Bunu söylerken vicdanım sızladı. Alice olan biteni bilmiyordu. Ona söylemeyi o kadar çok isterdim ki. Birine anlatmaya çok ihtiyacım vardı ama kendimi çok güçsüz hissediyordum. Yorgun,bitkin. A:"Hadi ben eve gidip üstümü değiştirip, size geliyorum." "Tamam. Güle-güle." Derken Alice kendi yoluna dönerek gitmeye başladı.   Ara-sokaklara girerken kalbim çoktan ritmini artırmıştı. Galiba dünkü olayı hiç unutamayacaktım. Etrafıma dikkatlice bakarken Damien'i gördüm. Yine ne yapıyordu bu sokakta? Öğrenecektim! Tüm sorularımın cevabı onda olmalı! Cesaretimi toplayarak takip etmeye başladım onu.   15 dakikalik takipin sonucunda yine geçen sefer geldiği sokağa gelmiştik. Bu sefer temkinli adımlarla son döndüğü sokağa yaklaştım ama dönmedim. Kafamı hafifçe eğerek onu izlemeye başladım. Etrafına bakıp sakince bir şeyler söyledi. 5 saniye geçmeden duvarda büyük bir ayna oluşmaya başladı. Günlerdir yaptığım tek şeyi yaparak buna da şaşırdım.   Şu an önümde ışık saçan bir ayna vardı!   Damien dudaklarını oynatarak bir şeyler konuşuyor ve bekliyordu. Ne söylediğini duyamıyordum.   2 dakikadır bir şeyler konuşuyordular galiba. Bir anda ses yükseldi.   "Elianoranın bulunması benim sonum olur!"   D:"Merak etme, Elianora hiç bir zaman bulunmayacak!" *** Kraliyet: Umutların bir anda sönüp 18 yıl sonra yeniden yanmaya başladığı kraliyetde her kes yine iş başındaydı.   Kral Gerald ve Kraliçe Maria yine tahtlarında oturmuş büyücüleri bekliyordu.   Yeni bir haber vardı!   İzin aldıktan sonra iki büyücü de heyecanlı bir şekilde saraya girip, Kral ve Kraliçeye baş eğdi.   "Bir haber olduğunu söylemişsiniz." Dedi sabırsızca Kraliçe.   "Evet kraliçem. " dedi ve devam etti büyücü Athan. "Bildiğiniz gibi kraliyetden dünyaya gitmek gayrı-mümkün. Hiç kimse bu zamana kadar dünyaya sağ-salim gidememiştir ki, bunun da sebebi kraliyet ve dünya arasında ki ince çizgi yüzünden. Dünyaya gitmek isteyen her kes o çizgi yüzünden hayatını kaybediyor. Ama bir kişi, yani prenes Elianora 18 yıl önce sağ-salim dünyaya gitmiş. Daha doğrusunu söylemek gerekirse dünyaya gönderilmiş." Lafını bitirdi ve büyücü Lars devam etti: "Sizin kızınızın doğumundan 1 yıl önce, yani 19 yıl önce bir kişi daha sağ-salim dünyaya gönderilmiş..." *** "Bana iki kez yanlış yaptın Damien. Bunları hala unutmadım."   "Biliyorum. Kendimi sana affettirmek için her şey yapacağım."   "Güzel. Şimdi git ve bir sonraki çağırımı bekle."   "Peki." Dedi ve bir şeyler yaptı. Bir anda ayna yok olurken o da haraket etmeye başladı. Bu tarafa geldiğini görünce hemen koşarak çöp konteynerlerinin arkasına saklandım.   5 dakika bekledikten sonra saklandığım yerde çıktım.   Ben neler duymuştum? Şimdi ne yapacağım? Damien benim düşmanım mı? Birileri benim bulunmamı istemiyor ve Damien ona 'merak etme' diyor. Demek ki ona yardım ediyor! Ben 5 gündür neler yaşıyorum! 5 gün içerisinde neler öğrendim! Neler gördüm!   Şimdi ne yapmam gerekiyor? Ne yapacağım?   Kocaman bir boşluğun içerisindeyim! Ne ileriye ne geriye adım ata biliyorum. Olduğum yerde kaldım ve ne yapacağımı bilmiyorum!   Eve varıp kapıyı sakince açarak içeriye girdim.  "Ella?" "Benim anne." Diyerek mutfağa girdim. Nick oturmuş masa da ne var ne yok yiyordu. Öyle ki benim geldiğimi bile hissetmemişti.   "Nick! Bensiz nasıl geçiyor boğazından?" Dedim sahte kızgınlıkla. Bir anda bana döndüğünde şaşırdı.   "Ah mia bella! Sence geçer mi? Senin gelmen için tadlarına bakıyordum. Hangisi güzelse ondan ye diye." Annem bunu duyar duymaz tek kaşını havaya kaldırdı.   "Nick! Ne demek hangisi güzel? Hepsi güzeldir benim yemeklerimin. " "Tabii ki öyle Maria teyze! Ben kızını kandırmak için öyle dedim." Diyerek göz kırptı anneme.   Bir şey demeden sofraya oturdum. Her kes sessizce yemeğini yemeğe başladı. Sessizliği bozansa annem oldu. "Kızım ne oluyor sana kaç gündür? Bir garipsin?" Sertçe yutkunarak anneme döndüm.   "Hi-Hiç bir şey. Dersler yoruyor sadece beni."   "Dikkat et kızım. Yüzün solmuş." Annem daha devam edecekken kapı çaldı ve ben koşarak gidip kapıyı açtım.   "Merhaba!" Diyerek neşeyle içeriye geçti Alice.   "Hoşgeldin ve tam zamanında geldin. Hadi geç yemek yiyoruz." "Yaşasın! Yemek!" Diyip koşarak mutfağa girdi. Arkasından bende girip kendi yerime oturdum.   Ben nasıl prenses olabilirdim? Hem de doğanın? Resmen ne zaman istersem havaya hüküm edebiliyordum. Ne olacaktı? Benim bulunmamamı isteyen kimdi? Beni arayanlar kimdi?   "Elianora!" Alice elini sağa sola sallayarak bana sesleniyordu.   "Ha! Efendim?"   "Diyoruz ki dışarıya çıkıp gezelim biraz? Ne dersin?"   "Yorgunum Alice. Lütfen başka zaman."   "Ya Elianora! Oyun bozanlık yapmasana! Hadi çıkalım, gezelim, kafa dağıtalım biraz!" Ağzımı açıp itiraz edecektim ki Nick'ın bana masum kedi bakışları attığını gördüm. Oflayarak "Tamam." Dedim. "Yaşasın! Hadi çabuk ye çıkalım. " "Çocuk musun Alice?"dediğimde bana dil çıkarttı. Gözlerimi devirirken tekrar yemeğime odaklandım tabi sonrada yine kafamı karıştıran binlerce soru geri geldi.   Hızlı bir şekilde yemeğimi yeyip bitirdikten sonra Alice'in çekiştirmesiyle odama çıkıp üstümü değiştirmiş ve salona gelmiştim. Hep birlikte evden çıktıkta, Nick göz kırparak maseratisinin anahtarını gözümüze sokmaya başladı.   "Yaaaa! Biz bu bebekle mi gideceğiz? Çok heyecanlandım!" Kendisi bir maserati aşığı da. Arabada ben arka koltuğa, Nick ve Alice ise öne oturmuştu. Ben telefonuma gömülürken Alice Nick'a tezahürat yapıyordu.   "Hadi Nick! Bas gaza! Bu kadar mı sadece? Sen bu değilsin!"   "Dellendirme beni kızım. Şimdi bir hızlanacağım 'Yavaşla' diye ağlamaya başlayacaksın." Bu atışmalarına gülerek telefonumu kapattım ve yolu seyr etmeye başladım.   5 gün... Sadece 5 gün ve benim başıma gelen olaylar! Her gün ayrı bir rüya, her gün ayrı bir olay, her gün ayrı bir kafa karışıklığı. Düşüncelerim, fikirlerim,hislerim o kadar değişmişti ki bu 5 gün içersinde. O kadar şaşırdım olaylara, hayatımda hiç olmadığı kadar... Ben bundan sonra ne yapacaktım? Yarın ne olacaktı? Yarın neyle karşılaşacaktım?   Tüm sorularım ve koca bir boşluk... "Ella hadi insene!" Diye bağıran Alice'in sesiyle birlikte arabdan indim. Winter Cafe'ye gelmiştik. Burası bizim aramızda çok ünlü ve özel bir yerdi. Sıcak çikolatası ve çiz kekini çok severiz. Masalardan birine oturup siparişlerimizi verdik. "Anlatsanıza kızlar, ben yokken ne yaptınız? Umarım bana ihanet edip başka kişilere aşık olmamışsınızdır."   "Ah, ne demezsen. Hiç kimseye bakamadık sen yokken. Hatta 1 yıl depresyona girmiştik Alice'le. Sana hiç ihanet etmedik. Hele Alice(!). Yani hiç Edward adlı çocuğu görmedi ve sevmedi. Hatta şu anda da konuşmuyorlar. İçin rahat olsun." Dedim göz kırparak. Alice bana kötü kötü bakıyordu. Eh Alice hanım bu doğum günümde üzerime atlayıp beni rezil ettiğin içindi. Her kes yaptığı şeyin bedelini öder. "Alice? Edward kim?" Diye sordu Nick üzgünce." Yoksa bana ihanet mi ettin? İnanamıyorum!" Alice konuşmayı başlayınca ben oturduğumuz mekanı incelemeye başladım. Yeni masalar ve dekorasyonlar vardı. Tam kış mevsimine uygun tasarlanmıştı.   Noele sadece 1 hafta kalmıştı ve tüm Las Vegas sokakları noel ağaçlarıyla doluydu. Her kes bayram havasındaydı. Dışarıyı seyretmeye başladığımda insanların koşturması, yüzlerindeki tebessüm, heyecanları beni gülümsetmişti.   "Anne neden kar yağmıyor?" Diye isyan etdi yan masada oturan küçük kız. "Ben kar yağmasını istiyorum. Hiç arkadaşlarımla kar topu oynamadım." Annesi küçük kızın saçlarını okşarken "Bizim elimizden bir şey gelmez ki güzelim. Sadece kar yağmasını dileye biliriz." demişti.   "Ama ben çok istiyorum yağmasını anne. " dedi ve gözlerinden damlalar akmaya başladı. O an tüm kalbimle kar yağmasını istedim. Küçücük masum bir kızın sadece kar yağmadığı için ağlaması beni kötü etkilemişti.   Eğer bir doğa prensesiysem ve kar yağmasını istiyorsam, yağardı değil mi? Sıcak çikolatalarımız geldiğinde elime alıp bir yudum aldım. Bir anda yanımdan koşturarak dışarıya çıkan küçük kızı gördüm.   "Anne bak kar yağıyor!" Diyerek gülümserken, kalbim sanki hiç bu kadar huzurlu atmamıştı. Ben kocaman gülümserken annesi kızının yanına gidip sevincine ortak olmuştu. *** Eve gelip duş aldıktan sonra saçlarımı kurutmuş ve yatağıma uzanmıştım. Her ne kadar uyumak istemesem de yorgunluğum bana galip gelmiş ve göz kapaklarım kapanmaya başlamıştı. Aydınlığım karanlığa dönüşürken sadece huzur istiyordum.   *** Kendimi bir anda ağaçların, şelalelerin, çayların ve kuşların olduğu bir yerde buldum. Güneş tüm güzelliğiyle ışık saçıyor, akan şelalenin güzelliği ise ona uyum sağlıyordu. Kuşlarsa ayrı bir yandan bu güzelliğe okuyarak daha da güzellik katıyordu.   Bu gün 5 gündür olduğum yerden farklı ve güzel bir yerdeydim. Bu durum içimi az da olsa rahatlamıştı. "Hoş geldin Elianora." Sesin geldiği yöne döndüğümde güzel sarı saçları, yeşil gözleri ve pembe dudaklarıyla az önce gördüğüm güzelliğe meydan okuyan bir kız gördüm.   "Merhaba." Dedim büyülenmiş gibi. "Siz kimsiniz? Ben neredeyim?" Gülümseyerek yanıma geldi ve henüz farketmediğim sarı saçlarımı okşamaya başladı.    "Ben rüya kraliçesiyim. Burası da benim yaşadığım yer." Etrafıma bir kez daha bakarken duyduğum sözlere şok olmayı çoktan bırakmıştım.   "Ben neden buradayım?"   "Çünkü ben istedim." Dedi sıcacık gülümsemeyle. "Merak etme. Güvendesin, benden sana zarar gelmez. Biliyorum şu an hiç bir şey anlamıyorsun ama merak etme." Diyerek beni ileriye doğru yönlendirmeye başladı. Çayın kenarında oturduğumuzda yeniden konuşmaya başladı.   "Adım Katerina. Dediğim gibi rüya kraliçesiyim. Sana yardımcı olmak için rüyana girdim. Yaşadığın her şeyden haberim var. Bundan sonra istediğin zaman rüyanda beni göre bilirsin. Sadece 5 saniye düşünmen yeterli. Aynı zamanda bende istediğim zaman senin rüyana gelip sana yardım edeceğim. " "Bana nasıl yardım edeceksiniz?" Dedim heyecanla.   "Bana istediğin soruyu sora bilirsin. Sana cevap vermeye çalışacağım. Ama sadece kendinin de cevabını bulmaya yakınlaştırın sorulara cevap verebilirim."   "Ben doğa prensesi miyim?" Gülümseyerek bana baktı.   "Evet. Gelmiş geçmiş en güçlü doğa prensesi."   "5 gündür gördüğüm o rüyalar neydi?" "Kayıp oldun ve arandığın yerden seni bulmaya çalışıyorlar. Bunun içinde rüya vasıtasıyla sana ulaşmaya çalışıyordular ." Kayıp... "Peki neden bu gün öyle bir rüya görmedim?"   "Fark ettiysen dün sana 'Bu sondu' dediler. Bundan sonra öyle bir rüya görmeyeceksin."   "Ben nereden kayboldum?"   "Malasef bu soruna cevap veremem. Dediğim gibi yalnız cevabına yakınlaştığın sorulara cevap verebilirim." Dedi üzgünce. Kafamı karıştıran yüzlerce soru varken hangisini soracağımı  bilmiyordum şimdi de! Harika Elianora!   "Bana saldıranlar." Diyerek yüzüne baktım.   "Evet, biliyorum." "Onların rüyamla bir bağlantısı var mıydı?" "Evet. Ama sana bundan başka bir cevap veremem." "Peki yara izlerim?" "Sana saldıranların rüyanla bir ilgisi olduğu için yaraların rüyadan kalktıktan sonra ki gibi sadece acıtmaya başladı. Hiç bir iz yoktu ama acıtıyordu."   'Onlar kim ola bilir?' Diye sormak istedim ama sormadım. Çünki cevap veremeyecekti. Bir anda aklıma Damien gelince hemen Katerina'ya döndüm.   "Damien! Onu biliyorsun değil mi?" "Evet Elianora. Gerçek hayatta yaşadığın her şeyi izliyorum."   "O benim düşmanım mı?" Dedim. Bu sorumun üstüne düşünerek ayağa kalktı.   "Sana kesin bir cevap vermeyi çok isterdim. Ama malesef  veremeyeceğim. Sana sadece bir rüya göstereceğim. Bundan fazlası elimden gelmez." Diyerek gitmeye başladı. "Dur lütfen gitme. Ne rüya göstereceksin?"   "Sabah yaklaşıyor Elianora. 30 dakika sonra kalkman gerekiyor çünki aynı zamanda güneş çıkmaya başlamalı. Ne zaman istersen beni göre bilirsin. Hoşçakal Elianora." Dedi ve yok oldu.   *** Las Vegas sokaklarından birini izliyordum. Ama bu kez sadece dışarıdan izliyordum. Kendimi hissetmiyordum. Sokağa aniden giren Damien ve Edward dikkatimi çekmişti. Damien bir sağa bir sola giderken sinirli ve endişeli gözüküyordu.   "Ne yapacağım ben! " "Damien ne oldu? Bir anlatsana!"   "Orianna, Elianoranın babasının çalıştığı yere büyü ile bomba yerleştirmiş. 30 dakika sonra bomba patlayacak ve yangın çıkacak . Sadece Elianoranın yağdırdığı yağmurla sönebilir o ateş. Sadece o yağmurla!" Diyerek bağırıyordu.   "Oriannaya karşı gelemezsin."   "Buna mecburum." "Ne yapacaksın peki?"   "Bilmiyorum." Diyerek sıkıntıyla elini siyah saçlarının arasından geçirdi.   "Damien." Dedi aniden Edward. "Elianoranı hissediyorum. Bu tarafa geliyor." Damien bir az düşündükten sonra sanki aklına bir şey geldi ve Edwarda döndü.   "Sen git hemen. Ben halledeceğim." Dedikten sonra Edward koşarak oradan uzaklaştı. Sokağın başında ben belirirken 15 dakika boyunca Damien'i takip etmiştim. Yaşadığım anılar karşımda tekrar canlanırken kalbim ritmini her saniye daha fazla arttırıyordu.   Kolumu tutup sıktığında benim ondan özür dileyişim... Beni bıraktıktan sonra ağlayarak oradan uzaklaşmam ve yağmaya başlayan yağmur... Gidişimin ardından duvara yaslanıp yere oturdu ve üç kelime çıktı dudaklarının arasından.   "Özür dilerim Elianora."   O gün benim canımı yakarak, yaşatmıştı beni...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD