Bölüm şarkısı;
Umut Kaya- Mevsimler Geçerken
Keyifli Okumalar...
Mina'yla mahallenin kafesine doğru yürüyorduk. Aklım Doruk'un söylediklerine takılmıştı. Mina'nın doğum günü partisine gelmesini istemiyordum. Gelirse de nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum.
At kuyruğu yaptığım saçlarım rüzgarı etkisiyle yüzüme sert bir şekilde çarpttı. "Anne Seher gelmiştir değil mi?" dedi usulca Mina.
"Biz herkesten önce gidiyoruz ya balım. O yüzden gelmemiştir daha." Kurduğum cümleyle dudaklarını büzdü.
"İyi de benim bildiğim doğum günü partileri sürprizli olur. Onun benden önce gelmesi gerekmiyor mu?" Kaşları çatılmıştı.
"Hayır gerekmiyor birtanem." Elini hafifçe sıktım. Mavi gözleri yüzüme kaydı. "Peki Gürkan bugün sence doğum günüme gelir mi?" Mina,Gürkan'a ilgi duyuyordu. Bunu anlamamak için geri zekalı olmak gerekirdi.
"Bilmem. Annesiyle konuştum. İşlerini yoluna koyup gelebileceklerini söylediler." Mina'nın sınıf arkadaşlarının ailesiyle çok sık görüşmesekte birbirimizle iletişim içindeydik.
Kafeye varmamızla birlikte cam kapıyı ittirdim. Bugün için bu kafeye makul bir fiyata kapatmıştım. Tatlı, minnacık bir kafeydi burası. Zaten biz bize olduğumuz için bu kafeyi doldururduk.
"Hoş geldiniz! Nasılsın doğum günü kızı?" Kafenin sahibi Ayşegül Hanım Mina'ya doğru eğilip yanaklarını sıktı.
"İyiyim." Sesi dümdüz ve durağandı.
Ayşegül doğrulup gülümsedi. "Sizin için birkaç parça süs bulduk. Umarım bir işinize yarar." Tezgahın üstündeki poşeti uzattı.
Ucundan sarkan uzun süslerle gülümsedim. "Çok teşekkür ederim ama kafeniz gayet süslü zaten. Süslemeye gerek yok. Değil mi Mina?" Mina etrafa gözlerini gezdirip gülümsedi.
"Evet. Bu süsler hem çok demode." Kurduğu cümleyle yanaklarım kızardı. Büyüklerinin yanında böyle konuşmaması gerektiğini söylesem de aynı şekilde devam ediyordu Mina.
Şu stil programlarını Mina'ya yasaklamam gerekiyordu. Beynime bunu not alıp Mina'nın elini hafifçe sıktım. Mavi gözleri yüzüme kaydığında yanlış bir şey söylediğinin farkına varmıştı.
"Teşekkür ederiz tekrardan." Yanaklarımın kızarıklığıyla gülümsedim.
Kadın ise uzattığı poşeti tekrar tezgaha yerleştirdi. "Benim birkaç işim var. Sadece kafede garson arkadaşlar kalacaklar. Pastası da hazır prensesin. Sizinle onlar ilgilenecekler. İyi eğlenceler." Kadında bana içten gülümsemeyle karşılık verip çantasını astığı yerden aldı.
Dış kapının açılmasıyla soğuk bacaklarını ısırdı. "Beyefendi kapalıyız." dedi kadın tebessüm ederek.
"Sorun değil. Ben Mina'nın doğum gününe gelmiştim." Doruk'un sesiyle Mina elimi bıraktı. Bende bakışlarımı arkaya çevirdim. Doruk elindeki büyük paketlerle Mina'ya bakıp gülümsüyordu.
Elindeki paketleri masanın birine yerleştirdi. Mina'ya doğru birkaç adım attığında Mina arkama saklandı. Doruk'un kahverengi gözleri şaşkınlıkla büyüdü ve yüzüme tırmandı.
Mavi gözlerim onun kahverengi gözlerine mıhlandı. Onun gözlerinin içindeki yansımamla eski günlerdeki suratım aklıma geldi.Daha canlı, daha yanaklı suratım.
"Mina, Doruk'u ben çağırdım. Benim arkadaşım demiştim. Ona bir hoş geldin diyebilirsin balım." Ağzımdan çıkan kelimelere ben bile şaşırırken Doruk kaşlarını çattı.
Mina saklandığı gövdemden çıkıp Doruk' a doğru minik adımlar attı. Doruk hafifçe çömelip Mina'yı uzun kollarıyla sarmaladı.
"İyi ki doğdun prenses." Mina'nın saçlarını okşamasıyla vicdanım sızladı. Kendimle çelişiyordum. Ben ne olursa olsun bir kızı babasından ayırmıştım. Bir babayı da kızından...
Doruk;kahverengi puslu gözlerinin kepenklerini indirdi ve kızının kokusunu içine çekti. Mina'nın suratını göremediğim için nasıl bir tepki verdiğini bilmiyordum. Kahverengi gözler tekrar yavaşça açıldığında gözleri üstüme kaydı. Sanki benim tepkimden tüm gerçekleri anlamaya çalışıyordu. Mina yavaşça geri çekilip elimi tuttu.
O sırada içeri Gürkan ve Sena hanım girdi. Mina elimi bırakıp hızlıca Gürkan'ın yanına gitti.
"Size emanet Gürkan. Benim birkaç saatlik bir işim var Gül hanım." dedi gülümseyerek.
"Merak etmeyin. Siz işlerinizi halledin. Geldiğiniz içinde teşekkür ederim." Gülümseyerek Sena hanıma karşılık verdim. Birkaç dakika Gürkan'ı sıkıca tembihleyip kafeden çıktı.
Dış kapı tekrar açıldığında Seher koşarak içeri girdi. Arkasından Yiğit ve Eren'de.
Eren'i burda görmeyi beklemiyordum. Elindeki paketleri Doruk'un koyduğu masaya koydular. Seher, Mina'ya içten ve uzun uzun sarılırken Eren Doruk'un omzuna elini attı. "Siz görüşüyor muydunuz?" Eren'in gözleri üstüme kaydığında Doruk atıldı.
"Evet. Sonuçta kızımız var değil mi? Mecbur görüşeceğiz." Doruk'un kurduğu cümleyle yerin dibine girmiş hissettim. "Saçmalama!" Şiddetli bir şekildi konuştum.
"Saçmalamadığımdan adım kadar eminim." Doruk'un kurduğu cümlenin şokuna girmiş, Yiğit ve Eren'in gözleri boşluğa doğru sabitlenmişti. Bu boşluktan ilk gözlerini çeken ise Eren olmuştu.
"Şimdi Doruk, Mina'nın babası mı?" Telaşlı bir şekilde Eren'in dudaklarına elimin içini bastırdım. "Mina duyacak. Sessiz ol ve öyle bir şey yok. Tamamen Doruk'un uydurması." Dudaklarına bastırdığım avucumu çektim.
Dış kapının açılmasıyla Naz'ın neşeli sesi kafeyi doldurdu. "İyi ki doğdun Mina. İyi ki doğdun Mina. İyi ki doğdun. İyi ki doğdun. İyi ki doğdun, Mina!" Sinan ise yanında alkış kıyamet koparıyordu. Mina, Naz'ı görür görmez Seher'e sarılmayı bırakıp Naz'a koştu.
"Naz abla!" Naz hafifçe eğildiğinde Mina boynuna atlayıp onu öpücüklere boğdu. Sinan ise Mina'nın kıvırcık yaptığımız saçlarına bakıp konuştu. "Kız bu saçlar ne? Özentilikle zirveyi mi yaşıyorsun? Ama sana daha çok yakışmış. Naz'ın saçları elektrik süpürgesi gibi."
"Süpürge gibi de o yüzden mi Naz ablayı seviyorsun? Geçen Naz abla bu Sinan sen uyurken saçlarını sevdi." Mina'nın açılan şom ağzıyla Naz'ın yanakları kızardı ve ne diyeceğini bilemediği için Mina'yı yere indirdi.
Sinan'ın yüzü ise mosmordu. "Saçların çok güzel olmuş. Bende dün saçlarımı düzleştirmiştim. O şekilde yattım. Bir de baktım tekrar saçlarım kıvırcık olmuş. Şaşırdık mı?" dedi gülerek.
"Hayır. Hem çapkın kızların saçları kıvırcık olur." Mina parmakları arasına aldığı saçlarıyla sırıttı. Gözlerim Doruk'a kaydığında kaşları çatık bir şekilde kızının cilvesini izliyordu. "Aynen. Çapkın kızım benim." Naz, Mina'nın yanaklarını ısırdı. Bacakları yorulmuş bir şekilde tekrar doğruldu. Gözleri genç adamlara kaydığında ne iş gibisinden göz kırpttı. "Doruk, Eren ve Yiğit." Teker teker isimlerini söylememle Naz duraksadı. Gerçek hikayemi bilen sayılı kişilerdendi kendisi. Arkadaşımdı.
Doruk'un da o kişi olduğunu tahmin edebiliyordu. "Memnun oldum ben Naz ve yanımdaki hurdo, kendisini kesinlikle tanımıyorum." Hafifçe sırıttı. Bu sefer Sinan atladı. "Sinan ben de." Saçları arasına geçirdiği parmakları bir süre orada asılı kaldı.
"Ayakta dikilmeyelim. Lütfen oturun." Kollarımı önüme bağlayarak konuştuğumda Naz hemen en yakın sandalyeyi kendine çekip oturdu. Sinan'da yanına oturmuştu. Genç adamlar ise onların oturduğu masaya oturdu.
Birkaç kişi daha geldikten sonra daha kalabalık olmuştuk. Naz'ın sınıftan birkaç iyi anlaştığı arkadaşı da gelmişti. Mina genel olarak herkesle ilgilense de Gürkan'la özel olarak ilgileniyordu. Annesinin kızı.
İçimdeki düşüncelerle tebessüm ettiğimde gözlerimi Mina'dan çektim. Kahverengi gözler merceğimin içine girmişti. Dikkatli bir şekilde dudaklarındaki tebessümü inceliyordu Doruk. O anda dudaklarımdaki tebessüm kayboldu.
Yiğit ve Sinan bir şeyler konuşuyor. Naz ise arada konuşmaya katılıyordu.Eren daha fazla kalamayacağını söyleyip aramızdan ayrılalı ise yarım saat oluyordu. Doruk ise aynı benim gibi sessizliğini koruyor arada Mina'ya uzun uzun bakıyor ve Mina gözlerini bizim masaya çevirince gözlerini bana çeviriyordu.
Pastayı almak için sandalyeden kalktığımda Doruk'ta sanki bu hareketimi bekliyormuş gibi oturduğu sandalyesinden kalktı.
Onu umursamadan kafenin mutfağına gittim. Genç bir kız pastanın üstüne mumları koyuyordu. Mina sekiz yaşına bastığı içinde sekiz tane mum vardı pastanın üstünde.
"Hazır mı pastamız?" Tezgahın üstünde duran bol çikolata pastaya baktım. Mina'nın seveceği gibi tasarlanmıştı. Üç katlı pastayla içimdeki çikolata canavarı çıktı. "Tamam Gül abla." Pastayı önüme doğru itekledi.
Pastayı alacağım sırada güçlü parmaklar pastayı kavradı. "Ben getiririm." Pastayı tezgahtan kaldırmasıyla gözlerimi devirdim. "Gerek yok. Ben kızımın pastasını kendim getirmek istiyorum." dedim net bir sesle.
"Ben getiriyorum işte. Sende ona şu saçma doğum günü şarkısını söylersin Gül." Kahverengi gözlerini kısarak baktı. "Ben getireceğim o pastayı." Pastayı çekmemle Doruk'ta kendine çekti. "Ben getiririm. Bak pastaya bir şey olacak. Sonra kızımız ağlayacak." İçimdeki Gül 'kızımız' diye binlerce defa tekrarladı bu kelimeyi içimde.
"Kızımız?" Kaşlarım çatıldı. "Bak o benim kızım. Seninle hiçbir kan bağı yok Mina'nın." 'Yeme beni Gül' der gibi baktı. "O yüzden şimdi o pastadan parmaklarını çek."
"Çekmezsem ne olur?" Çenesi gerildi. "Bak bu olur." Pastayı Doruk'un suratına çarpmamla içimdeki Gül şok olmuştu. Pasta aynı hızlı yere düştü. 'Mina'ya ne diyeceğiz?' Korkuyla gözlerim irileşirken Doruk' yüzüne bulaşan pastayı parmaklarıyla sıyırdı. Öfkeden gözleri kavruldu.
Kızgın bir alev gibi gözleri gözlerimi yakaladı. "Sen..." cümlesini devam ettirmeden avucunun içindeki pastayı suratıma fırlattı.
"Ne yaptığını zannediyorsun?" Hırladım. "Aptal!" Yüksek sesle bağırdım. "Sen ne yaptığını zannediyorsun?" Doruk'un üstüme birkaç adım atmasıyla geriye doğru bir adım attım. Ayağımın pastanın üstüne gelmesiyle ayağım kaydı. Aynı hızla Doruk'a tutunduğumda birlikte yeri boyladık.
Üstüme düşen Doruk'un, yumuşak dudakları dudaklarıma çarpttı. Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken kalbim hızlandı.
Bölümü beğendiyseniz like çakın Yormayın beni ♥️Medya: Gülaşkım ♥️