Duygu Öztürk
Annemin oturdukça kilo alacaksın kalk birşeyler yap hareket et baskıları yüzünden cinnet geçireceğim artık.
Telefonumu kulaklığımı alıp dolaşmaya çıktım.
Geldiğimden beri yeni keşfettiğim müzikler vardı birini açıp dinlemeye başladım.
Yarım saat oldu olmadı birinin omzuma dokunmasıyla irkildim.
Bir hayli korkmuştum. Korkudan bütün vücudum taş kesildi resmen zangır zangır titredim.
Arkamı dönüp dokunan kişiye bakınca bi nefes aldım.Oda nefes nefese kalmış, bana yetişmeye çalışmış sanırım.
Kulağımdan kulaklıklarımı çıkartırken;
" Ulan dağdan inme korkudan ölüyordum az daha "
" Kaç kere seslendim sana. Kulaklığı takınca duymuyorsun ne yapayım, korkutmak istememiştim özür dilerim "
" Vaaay, Alp beye bak sen özür diliyor " derken tekrar yürümeye başladım.
" Her insan gibi bende biliyorum tabi ama sen biliyor musun şüpheliyim " ardımdan yürümeye başlamıştı çoktan.
Dönüp sinirli bir şekilde baktım. Ellerini arkasında bağlamış, yüzünde çarpık bir gülümseme sanki benimle eğleniyor gibiydi ifadesi.
Hiç birşey demeyip yola devam ettim. Konuşup ekmeğine yağ sürmek istemiyordum.
" Hep böyle misin? "
Sorusuna karşılık anlamayan bakışlarımı çevirdim;
" Nasıl yani? "
" Böyle işte, inatçı, önyargılı ve .... "
" Ve ? "
" Boşver "
" Ne demek istiyorsun anlamıyorum "
" İlk tanışmamız güzel değildi kabul, özür de diledik ama neden hala bana dağdan inme deyip duruyorsun?"
Sorusuyla kalakaldım öylece. Bir kaç saniye sorguladım içimdekileri.
Sahi neden hâlâ öyle diyordum? Kahve olayından sonra bir kabalığını da görmemiştim oysa.
Ama gardımı indirirsem bir savaşın ortasında kalacakmışım gibi bir his var içimde ve ben o savaşta mağlup olacaktım sanki.
Ben verecek bir cevap ararken o anda "Duygu" diye şaşkınlıkla ismimi seslendi tanıdık olduğum ses.
Gördüğüm kişiyle bende şaşırdım burda görmeyi beklemiyordum.
" Furkan? Ne işin var senin burada? "
Hızlıca gelip sarıldı bana.
" Dayımların yanına ziyarete gelmiştik, asıl senin ne işin var burada."
Furkan'ın koluna girip çekiştirdim yürüdüğüm tarafa doğru, bir yandan da konuşmaya devam ettim.
" Gel, bende yürüyordum anlatırım."
Alp'in sorusundan kaçmanın yolunu bulmuştum. Furkan milli piyangodan çıkan büyük ikramiye sevinci yaşattı bana resmen.
" Annem yayladan bahçe aldı demiştim ya sana işte o yüzden burdayım. Okul tatil oldu bu yaz hep burdayım. Sen ne kadar kalacaksın? "
" Bir kaç gün burdayım. Malum olay burada mı oldu yoksa? Bir daha evden çıkmazsın sanıyordum?"
" Sorma ya, çıkmazdım ama durumlar öyle gerektirdi. "
" Ne durumu? "
" Anlatırım bi ara onu sana. Geldiğin iyi oldu benimde canım sıkılıyordu birkaç gün bile olsa vakit geçiririz."
" Olur "
Yeni hatırlamış gibi arkamı döndüm. Alp ellerini cebine koymuş suratında daha önce görmediğim bir ifadeyle bizi takip ediyordu.
" Alp, unuttum ben seni kusura bakma, sıkıldıysan eve geçebilirsin istersen "
Bakışları Furkan'la benim aramdan Furkan'ın koluna doladığım koluma kaydı.
" Yok iyiyim böyle. Bir haftadır otur otur bende sıkıldım yürüyüş iyi geliyor bacaklarım açıldı resmen."
" Peki sen bilirsin o zaman " deyip tekrar döndüm.
Furkan bana yandan bir bakış atıp göz kırptı. Bende daha sonra anlatacağımı kast ederek kolunu sıktım hafifçe.
Neredeyse bir yıldır görüşmemiştik Furkan'la. Ne kadar telefonda konuşsak ta yüzyüze konuşmanın tadı başkaydı tabi.
Okuldan şurdan burdan konuşup muhabbete dalıp baya bir yürümüşüz. En son beni arının soktuğu yere geldiğimizde durdum.
" Dönelim artık yeterli bu kadar baya bir gelmişiz "
" Yok yok daha yürüyebiliriz bence " dönüp Alp'e baktım. Deminki hali hâlâ üstündeydi.
Furkan etrafa bakıp neden gitmek istediğimi anlayınca bana ayak uydurdu.
" Bence de yeterli gidelim hadi Filiz teyzeler de merak eder hem "
" Kaç saatir yürüyorsunuz yeni mi aklınıza geldi Filiz teyzelerin merak edeceği "
" Dalmışız sohbet ederken "
" Gidelim hadi " derken ağzının içinden homurdanmayı ihmal etmedi Alp.
Geldiğimiz yolun uzunluğunu geri dönünce anlamıştım.
Furkan'la tekrar görüşmek için plan yaptıktan sonra karşılaştığımız yerde ayrılmıştık.
Bahçe kapısından adım attığımda annemin telaşlı sesini duydum.
" Kızım nerdesiniz merak etmeye başlamıştım artık "
" Sakin ol anne birşey olduğu yok, yürüyüşe çık kilo alacaksın oturmaktan derken iyiydin gayette "
Sanki taş taşımışım gibi yorulmuştum oturunca anladım, bacaklarım çok ağrıyordu.
" Dedim de bu kadar da demedim "
" İyi ki çıkmışım yürüyüşe, kimle karşılaştım tahmin et "
" Kimle karşılaştın?"
" Furkan'la, Dayısının yanına gelmiş birkaç günlüğüne "
" Aaa öyle mi? keşke buraya da gelseydi görmüş olurdum."
" Sözleştik yarın gelecek yoruldu oda dinlensin bugün."
" Tamam bakalım. Alp gel oğlum otur şöyle dinlen sende, bizim kızın peşinde yoruldun "
" Estağfurullah Filiz teyze, ne yorulması " derken imalı bakışlarını yolladı bana Alp.
' Ne var?' dercesine karşı bakışlarımı gönderip gözlerimi devirdim.
Alp arkamdan bilerek gelmişti demek?
" Abim nerde anne? "
" Uyuyordu, biraz önce uyandırdım gelmeseydiniz gönderecektim peşinizden "
" Çocuk muyum anne peşimden birilerini gönderiyorsun? "
" Değilsin ama en son buraya geldiğinde olanları unuttun sanırım?"
" Unutmadım ama artık ne olduğunu bildiğim için daha dikkatliyim. Sende rahat ol artık. "
Yemek dışında bütün günü odamda yatarak geçirdim. Bacaklarımın ağrısı biraz azalmıştı ama hâlâ sızlamaya devam ediyordu.
Etrafın sessizliğinden herkesin uyuduğunu anlamıştım. Uyku tutmayacak belli, kalkıp bir kahve yapmak için mutfağa geçip hızlıca su ısıttım.
Hazır kahveyi bardağa boşltıp suyu da ekledikten sonra dışarıya çıktım. Kapıdan çıkmamla bir kıpırtı hissettim.
İçimde ürpertiyle telefonu ışığını açıp o yöne baktığımda Alp'i görünce içim rahatladı.
" Canıma kastın var heralde, bu iki oldu bugün "
" Korkuttum mu? Kusura bakma uyku tutmadı "
" Biraz " deyip masanın diğer ucuna oturdum bende.
" Seni de uyku tutmadı herhalde?"
" Evet, gündüz biraz uyumuştum hem de bacaklarım ağrıyor o yüzden uyuyamadım "
" Dağ yolunda o kadar yürürsen olacağı o "
" Haklısın ama yapacak bir şey yok artık"
Beni onaylayan şekilde başını salladıktan sonra ikimizde sessizleştik.
İlk defa aynı ortamda kavgasız sessizce duruyoruz.
Ben bugün sorusunu cevapsız bıraktığım anları düşünüyordum ama o ne düşünüyordu acaba?
Düşüncelerime dalmışım ki kahvem soğumuş. Yenisini yapmak için kalktım ama karşımdaki adam hâlâ kalktığımı fark etmemiş olacak ki düşüncelere dalmış kılını bile kıpırdatmamıştı.
Tekrar suyu ısıttım ve bir kupa daha aldım. Bu sefer ona da kahve yaptım.
Geri gelip Kahveyi önüne koyduğumda daldığı düşüncelerden sıyrıldı Alp.
" Teşekkür ederim, zahmet etmişsin. "
" Afiyet olsun " deyip kahvemi yudumladım.
Aklım hala Betül'deydi.
" Sana birşey soracağım "
" Sor bakalım katır inatlı, ne soracaksın? "
" Şurda iki dakika ciddi bir şey konuşacağım hemen başlama"
Ben böyle deyince toparlanıp dikkatini bana verdi.
Annemler duymasın diye sesimi kısarak sordum.
" Abimin Betül'ü sevdiğini biliyorsun değil mi?"
" Biliyorum " dedi başını sallarken.
" Not mevzusunu da biliyorsun o zaman "
" Onu da biliyorum "
" Taha Betül'le konuştuğunda notu ben koydum demiş, sence nerden öğrendi bu konuyu bu Taha?"
Bir süre düşündü Alp. Sonra bir şey hatırlamış olacak ki gözleri aydınlandı.
" O gün siz kütüphaneden çıktığınızda ben Oğuz'un yanına gelmiştim. Olanları anlattı bana. Oğuz'la konuştuktan sonra hızlıca kafeye geçiyordum mesaim başlayacaktı. Geçerken diğer kafede Merveyle Taha'yı görmüştüm ama acelem olduğu için umursamadım. "
" Merve'nin mi parmağı var yani bu işte?"
" Tam emin değilim evet diyemiyorum ama son zamanlarda Merve çok sakindi sürekli Oğuz'un dibinden ayrılmayan kız gitmişti, sanki daha mesafeliydi Oğuz'a karşı."
" Şu kızı ilk günden beri sevememiştim zaten "
" Böyle olunca bende Taha'yla aralarında birşeyler var galiba demiştim ama durum öyle değil sanırım."
" Eee bu kız nasıl öğrendi peki bu notu?"
" Bilmiyorum ki Duygu, görmüş olabilir mi acaba başka türlü nerden bilecek ki? "
" Bu pislikten her şeyi beklerim. Taha Betül'e evlenelim diyip duruyor. Yani hemen değil ama Betül kabul ederse hemen gelir isterler Betül'ü bunlar "
" Dur bakalım bu Taha'nın bir açığını buluruz elbet. Sen Betül'ün evet demesini şimdilik engellemeye çalış, ben ne olup bittiğini öğrenmeye çalışayım. "
Telefonunu çıkartıp kontrol etti önce. Ne yapıyor diye düşünürken bir taraftan aklımdakileri okumuş gibi bana anlatmaya başladı.
" İyi bari telefonum çekiyormuş. Mühendislik fakültesinde miydi bu Taha?"
" Galiba, bilgisayar mühendisliği okuyor diye biliyorum bende "
" Tamam " Dedikten sonra birini aradı. Kolumdaki saate baktım saat gecenin ikisiydi. Bu saatte kimi arıyor bu acaba.
" Görkem, kardeşim kusura bakma bu saatte aradım ama uyumadın değil mi? Sana bir işim düştü. Mühendislik fakültesinde tanıdık birileri var mı? Çok iyi, birini soruşturmanı istiyorum ama haberi olmasın sakın."
Taha' nın bölümünü soyismi verip kapattı telefonu.
Ağzım açık izlemiştim resmen. Günlerdir kafa yorduğum meseleyi iki dakikada çözdü.
" Yarın haber verir görkem, bakalım bu Taha nasıl biriymiş, neciymiş görürüz yarın. "
" Helal olsun, günlerdir bu konuyu düşünüyorum iki dakikada hallettin resmen"
" Bizde deriniz" demesiyle kahkahayı koyuvermiştik aynı anda. Bulunduğumuz durumun farkına varıp sesimi kısmıştım hemen. Gözlerim Alp'i buldu ardından.
Kahkahasını bastırmış gülümsüyordu. Gamzesi çıkmıştı yine, O'na bakarken dalmışım bi an.
Hemen kendime geldim. 'İki dakika normal sohbet ettiniz diye ne oluyor kızım' dedim içimden. Hemen ayaklandım.
" Yardımın için sağol, ben odama geçiyorum artık, saat baya bi geç oldu"
Deyip içeriye geçtim hemen. Karnımda anlamlandıramadığım bi kıpırtı vardı.