Duygu Öztürk
Sabah başlayan yolculuğumuz molalar'la birlikte ikindiyi bulmuştu.
Hem yol yorgunluğunu atmak için hemde buradaki evi kontrol etmek için bir günlük merkezde kalmayı düşündük.
Bir gün dinlenip yol yorgunluğunu attıktan sonra babam da evde bir sıkıntı olmadığına kanaat getirdikten sonra tekrar yayla için yola çıktık. Bir saatten fazla yol geldikten sonra yaylaya ulaşmıştık.
Bir yanım ne işin var burada merkezde kalsaydın diyor hâlâ. En son geldiğimde bir arı yüzünden hayatım cehennem olmuştu çünkü.
Bir haftayı geçirmiştik çoktan. Abim seviyor doğayı yeşilliği ama onun aksine bende travma olarak kaldı bu ortamlar. Şehirde de arı var tabi ama en azından burası kadar değildir diye düşünüyorum.
Geçmişten kesit
Duygu Öztürk
Yayla'ya gelirlişimizin ikinci yılı. Sevdim aslında burayı, temiz hava ve kuş cıvıltıları insanın içini ferahtalıyor terapi oluyor resmen.
Hamakta yatmış bu düşüncelerle keyif yapıp kulaklığımdan müzik dinliyordum. Kulağımda kulaklık olunca bana söylenenleri duymamışım.
" Heey, beni duyuyor musun? "
Başımı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. Ben yaşlarında belki de bir iki yaş büyük bir kız. Kızıl saçlı, kilosu zayıf denecek kadar az uzun boylu biri.
" Bana mı dediniz "
" Evet, deminden beri sesleniyorum "
" Kulaklık vardı duymamışım "
" Fark ettim. Ben az ilerideki evden geliyorum, Annem varsa biraz ödünç şeker istiyor da "
" Anneme sorayım ben var mıymış"
" Peki bekliyorum "
İçeriye geçip sorduktan sonra bir kaseye şeker koyup tekrar dışarıya çıktım.
Az önceki kız olduğu yerdeydi hâlâ ama Abimle sohbet ediyorlardı.
Yanlarına gidip kaseyi uzattım.
" Teşekkürler Duygu, Görüşmek üzere Oğuz tanıştığıma memnun oldum. "
" Görüşürüz Asena "
Adımı abim söylemiş olmalı.
" Ne konuştunuz Asena'yla? "
" Tanıştık sadece, Aynı yaştaymışız bizim gibi yazın yaylaya geliyorlarmış."
" Hımm daha çok karşılaşacağız o zaman"
" Aynen, hadi gel içeriye geçelim "
Zamanla Asena'yla daha sıkı fıkı olduk.
Babası üniversite de rektörmüş. Yazları bizim gibi yaylaya çıkıp vakit geçiriyorlarmış.
Babası Asena'ya doğum gününde bir at hediye etmiş ve Asena geldiklerinde sık sık at biniyordu.
Bir gün birlikte yürüyüşe çıkmıştık. Bir süre yürüdükten sonra kovanınından çıkan bir arı sürüsünü kovana koymaya çalışan arıcıyı izleyelim diyen Asena'yı dinleyip bende ona ayak uydurmuştum.
Uzaktan bir kaç dakika baktık ama arıların o sırada sinirli olduğunu bilmediğimiz için bir tanesi beni bulmuş ve sokmuştu.
Soktuğu yer önce kızarmış sonra kaşınmaya başlamıştı.
Zaman geçtikçe etkisi artıyordu Asena'ya iyi olmadığımı söylememe rağmen omuz silkip yürüyüşe devam etmek istediğini söyledi ama artık boğazım şişmeye nefes almakta güçlük çekmeye başlamıştım.
Asena'yı dinlemeyi bırakıp hızlıca yayladaki eve gittim. Annemlere durumu bir şekilde anlattıktan sonra apar topar hastaneye gitmiştik biraz daha geciksek kötü sonuçları olacağını öğrenmiştik. O gün bugündür yaylaya gelmedim.
--------
Duygu Öztürk
Yine hamağımda vakit geçiriyordum. Abim hızlıca çıkı evden.
" Abi ne oldu? "
" Bir şey yok güzelim, Alp gelmiş merkezden onu alıp geleceğim "
" Alp mi? Yazında mı rahat yok bana ya " diye sitem ettim kendimce.
" Duygu bak baştan uyarıyorum Alp'le didişmeyin sakın, hele annem babam varken sakın bak "
" Ben durduk yere mi bir şey diyorum sanki, beni uyaracağına dağdan inme arkadaşına söyle sen bu uyarılarını abi "
" Ben uyarımı baştan yapıyorum, hem Alp'e niye dağdan inme diyip duruyorsun ayıp değil mi? "
" Öyle olduğu için. Tanıştığımdan beri hiç kibarlık görmedim de kendisinden "
" Hiç dediğin gibi birisi değil Alp tanısan böyle demezdin"
" Yeterince tanıdım abi fazlasını almayayım bünyeme ağır gelir "
" İyisin hoşsun ama şu ön yargını biraz törpülemen lazım, yarın öbür gün mezun olacaksın iş hayatına başlayınca ne yapacaksın evlilik konusuna girmiyorum bile"
" Ona da o zaman bakarım artık abi, hadi sen git al gel arkadaşını bekletme "
" Tamam bakalım, istediğin birşey var mı merkezden?"
" Evet, güneş kremim az kalmış alabilir misin eczaneden "
" Tamam kapanmadan yetişirsem alırım "
" Tamam abi dikkatli git "
Tanısam öyle demez mişim. Tanımak isteyen mi var acaba o dağdan inmeyi?
Bir özrü bile yapamayan biri ne kadar kibar olabilir ki?
Her karşılaşmamız da zaten tartışıyoruz bari şurada rahat edeyim. Zaten abim'le Betül'ün hali canımı sıkıyor. Neyse iyi tarafından bakalım, en azından bu konuyu Alp'e de sorarım belki birşey biliyordur.
Abimler gelene kadar annemle birlikte biz de sofrayı hazırlamıştık. Hazırladık dediğim ben sadece masayı kurup annemin yaptığı yemekleri taşımıştım her şeyi yine her zamanki gibi annem yapmıştı.
Abim gideli üç saati geçti, iyice merak etmeye başlamıştım ki ileride bizim araba görününce rahatladım.
" Hoşgeldiniz, merak etmeye başlamıştım abi nerde kaldınız ya"
" Git gel anca geldik, birde eczaneye uğradım " deyip güneş kremimi uzattı.
" Teşekkür ederim abi, sende hoşgeldin Alp"
" Hoşbuldum "
Al işte ne diyeyim ki bir de konuşunca suçlu ben oluyorum. ( kız çocuk ne desin daha :))))
" Sofra hazır hadi gelin annem sizi bekliyor bir sürü yemek hazırladı Alp geliyor diye "
" Filiz teyzem döktürmüştür yine eminim "
Yemeği yedikten sonra abim ve Alp etrafı gezmeye çıktılar.
Benim de yapacak bir şeyim olmadığı için boş durmayıp kitap okuyayım bari deyip kitabımı alıp her zamanki köşeme geçtim.
Temiz havanın etkisiyle kitabı okurken uyuyakalmışım.
Bir anda at sesiyle irkildim. Doğrulup baktığımda gördüğüm kişiyle göz devirdim.
Abim'le Alp te gelmişler bahçe kapısında gelen kişiye bakıyorlardı.
Atın üstünde ağır adımlar kapının önüne geldi Asena. Abimleri fark etmiş olacak ki atı durdurup;
" Selam Oğuz, nasılsın görmeyeli?"
" İyilik, sen nasılsın? nasıl gidiyor?"
" İyi gidiyor nasıl olsun, okul tatil oldu her yıl olduğu gibi geldim yine"
" İyi yapmışsın, Nerde okuyorsun uzun zamandır görüşmedik."
" Akdeniz hukuk "
" Ya demek öyle güzel bölüm tebrik ederim "
" Teşekkürler, sen hangi bölümdesin? "
" Ben de mimarlık okuyorum "
" Seninki de güzel bölümmüş "
Asena Alp'e tanımayan bakışlarını atınca abim yeni fark etmiş olacak hemen tanıştırdı.
" Alp, okuldan arkadaşım. "
" Memnun oldum "
" Bu güzelliğin adı ne ?" diye sordu bi anda Alp.
Sorusuna karşılık şaşırmış, gözlerim yuvasından fırlayacak gibi olmuştu. Resmen Asena'ya kur yapıyordu. Asena kıkırdayıp ;
" Asena ben " demişti bir eliyle saçlarını omzundan atarken.
" Yok sen değil, bu kısrağı soruyorum ben "
Alp'in dedikleriyle gülmemek için kendimi zor tuttum. Asena'nın yüzü düşmüştü anında, kendini toparlayıp cevap verdi Alp'e.
" Babam boz at diyor ona ama ben rengi siyah olduğu için kömür diyorum "
" Ooo demek Türk mitolojisi, ismi de kendi gibi güzelmiş ayağına taş değmesin bu güzelliğin " deyip atı sevdi Alp.
" Teşekkürler, ben gideyim görüşürüz Oğuz "
" Görüşürüz Asena "
Asena bozulduğunu belli etmemeye çalışarak uzaklaştı oradan.
Bense keyfim yerinde bir şekilde hamağım'a geri uzanmıştım.