bc

Küçük Gelin (+18)

book_age18+
137
FOLLOW
1.1K
READ
dark
family
fated
forced
arranged marriage
badboy
mafia
heir/heiress
bxg
small town
musclebear
substitute
like
intro-logo
Blurb

Dokuz yıl… tam dokuz yıl.

Ve Artık o gün gelip çatmıştı. Sonunda Baran topraklarına geri dönüyordu tam dokuz yıl sonra. Kuşkusuz ki en çok sevinen Zeliş'ti buna.

Bir gün öğle vakti, avlu sessizken herkes avlunun bir köşesine dağılmış kapıdan girecek Baran'ı bekliyorlardı. Sonunda büyük kapının önünde duran araba sesi ile herkes heyecanla kapıya baktı.

Berfin birden Zeliha’nın yanına koştu:

“Zeliş abla… araba geldi… sanki Baran abimin arabası…”

Zeliha’nın kalbi bir an yerinden çıktı sandı.

Dilan hemen geldi, onu kolundan tuttu.

“Minnoş… önce derin nefes al. Dönen her adam, aynı niyetle dönmez.”

Zeliha, yıllarca beklediği o adama hazır mıydı, bilmiyordu.

Ama ilk kez içi hem sevinç hem korkuyla aynı anda çarpıyordu.

Avlunun kapısı yavaşça açıldı.

Baran indi.

Ama daha sessiz yürüyordu artık.

Duruşunda şehir kokusu, bakışlarında yabancılık vardı.

Dokuz yıl önceki Baran yoktu.

Bu adam, ona çocukken bile bakmamış bir yabancıydı sanki.

Sonra…

bir siluet daha belirdi kapıda.

Sarışın, modern giyimli genç bir kadın indi.

Elini şık bir çantaya yaslayıp merakla etrafı süzdü.

Sonra Baran’ın koluna girdi.

Avluya ağır bir sessizlik çöktü.

Zeliha’nın gözleri bir an karardı.

Bir şey söylemedi.

Dilan ona sarıldı.

Yollarını gözlediği, çocukluğunu verdiği kocası nasıl da her şeyi, tüm emeği çöpe atmıştı tek bir adımıyla.

16 yaşında evlendi bu adamla düğünden 1 hafta sonra gidiş o gidiş bir daha görmedi ve Zeliş 9 yıl bir hayale aşık oldu. gözlerinde yüceltti onu, oysa adam onu bir kez bile kendi isteğiyle aramamıştı yıllarca ve şimdi ise Zeliş gerçeklerle yüzleşmişti. Adamın başka bir hayatı vardı ve orada Zeliş'e yer yoktu.

chap-preview
Free preview
1.Bölüm: Töre
Mardin’in sabahı ağır ağır doğuyordu. Güneş, taş avlunun duvarlarına usulca vuruyor, kahvaltı hazırlığı için koşuşturan kadınların fısıltıları havada dolaşıyordu. Bu sabah düğün vardı, ama mutluluk değil, sessiz bir teslimiyet kokuyordu her yerde. Zeliha, evin yaşlı kadınlarının arasında oturmuş, yüzü beyaz duvakla örtülü, kolları birbirine kenetliydi. Dilan, sessizce onun saçlarını düzeltiyordu. Hareketleri dikkatli, şefkatliydi. “Çok sıkma kendini Zeliş,” dedi yumuşak bir tonda. “Korkunun da utancın da yeri burası değil. Nefes al güzelim.” Zeliha başını hafifçe eğdi. “Ben hazır değilim Dilan abla…” Dilan’ın yüzünde kederli bir tebessüm belirdi. “Biz de değildik kızım. Hiçbirimiz hazır değildik. Ama hayat bazen insanı içine atmadan öğretmiyor.” Zeliha’nın parmakları titredi. On altı yaşındaydı. Çocukla kadın arasındaki o ince çizgide ayakları kayıyordu. Töre denilen yüzyıllardır küçücük çocukların genç kızların canını yakan bir adet vardı ve bugünün de başrolü Zeliş'ti. 16 yaşında küçücük bir çiçekti Zeliş, sokakta arkadaşlarıyla otururken Zaviroğlu ailesi gelmiş bir anda Zeliş'i çocukluktan çıkarıp almışlardı. Mardin'in en büyük aşireti olan Zaviroğullarının başı olan Celil Zaviroğlu 16 yaşında ki oğlu Baran'a Zeliha'yı istediğinde, babası hiç düşünmeden vermişti Mardin'in en küçük taşına bile sahip olan bu aileye. *** Baran da avludaydı ama yüzünde düğün neşesi yoktu. Onun için bu tören, üstüne giydirilmiş ağır bir ceket gibiydi. Yüzü donuk, bakışları uzak ufuklara saplanmıştı. Sanki orada, Mardin’in dışında bir dünya hayal ediyordu. Berzan, kardeşinin yanına yaklaşarak omzuna dokundu. “Dik dur Baran. Bugün herkes senin için burada.” Baran kısa bir nefes verdi. “Abi… ben okumak istiyorum. Burada sıkışıyorum.” Berzan’ın yüzü sertleşti. “Okuyacaksın. Ama törenin sözü de var. Evlilik bizim yükümüzdür. Kaçılmaz.” Baran cevap vermedi. Sessizliği her şeyi anlatıyordu. Küçüktü Baran, kendisi okumak kitaplarının arasında kaybolmak istiyordu. Karşı masada tir tir titreyen kız çocuğuna bakıcılık yapmak istemiyordu. Mardin'in dışında çok farklı bir hayat vardı ve Baran o hayatı istiyordu, sahip olacaktı da o hayata. Derin bir nefes aldı Baran ve kumaş pantolonunun cebinden misina ipinden can sıkıntısına yaptığı tesbihi çıkarıp salladı. Bir kaç kehribardan yapmıştı tesbih demeye bin şahit lazımdı. *** Düğün sonunda herkes dağıldığında, avluda hafif bir rüzgâr esti. Sadece bir çocuk gelin ve bir çocuk damat kaldı geriye. Baran, düğün masasının yanındaki köşede durdu. Zeliha da yavaşça yanına yaklaştı. O an ikisi de birbirine bakmaya çekindi. Baran, Zeliş'i gelin alacaklarını ailesinden duyduğu anda nefret etmişti kızdan ama şuan gözlerinde ki korkuya acımıştı. Derin nefes alıp kıza uzattı tespihi. “Ben yaptım bunu…” dedi gözlerini kaçırarak. “Gerginliğimi aldı salladıkça, iyi gelir.” Zeliha tesbihi aldı, sanki bir hazineymiş gibi tuttu. “Çok güzel… teşekkür ederim.” Baran başını salladı, hızlıca uzaklaştı. Şuan ailesini bu evlilik ile durdurabilirse ne âlâ. Zeliha, çevresinin seslendiği adıyla Zeliş zaten kendisi ile evlenmezse bile bir başkasıyla bir sene içinde evlendirilirdi. Töre dedikleri şey buydu. Şimdi en azından Baran okuluna gider o da rahat rahat konakta sefa sürerdi, daha ne istiyordu. *** Baran'ın ailesi Zümra kızı kolundan tuttuğu gibi odaya çıkardı ve yatağın üzerine oturttu. Zeliş tirtir titrerken korkudan içine nefes çekti, boğuluyor gibi hissediyordu kendini. Annesi acımasızca ona 'Bu gece artık kadın olacaksın, Baran Zaviroğlu kocan olacak düzgün dur rezil etme bizi' diye çimdikleyip durmuştu. Zeliş korkuyordu başına geleceklerden. Zümra kız çocuğunun neden titrediğini anlamış başında ki duvağı geri atıp yüzünü elleri arasına almıştı. Zeliş yüzüne değen ellerle irkildi. "Korkma küçüğüm, bu gece annen ne dediyse olmayacak. Baran gelecek ve sana bir gerdanlık takıp yan odaya geçecek. Sen artık bizim kızımızsın sana zarar gelmeyecek." Zümra Hanımın böyle konuşmasını beklemeyen Zeliş'in gözleri irice açıldı. Zümra kızın duvağını örttü tekrar ve odadan çıktı. Hemen ardından Baran girdi içeriye. Çocuk boyu ile takım elbise büyük gelmişti çelimsiz bedenine. Annesinin zorla eline sıkıştırdığı kutuyu sallaya sallaya gelmiş Zeliş'in önünde durmuştu. Zeliş duvağın arkasından çocuğun her hareketini izlerken Baran bir türlü kırmızı kutuyu açmayı becerememişti. Geleceğin ağası olacak diye bu beceriksiz çocuğa tüm Mardin saygı gösteriyordu, daha bir kutuyu açamıyordu. Zeliş gülmemek için dudağını ısırdı ve sonunda Baran açmayı becermişti kutuyu. "Boş boş işler," diye söylenen Baran kaşlarını çatmıştı. "Açsana şunu," dedi duvağını göstererek. "Bana ne, sen aç. Annen dedi sen açacakmışsın." Zeliş günler sonra ilk defa keyifle güldü. Çocuk bıkkınlıkla bakıyordu kendisine. Çocuk elini duvağı attı ve kaldırdı. Göz göze geldiler kızla. Kızın yeşil gözleri kendisine arsızca bakıyordu. "Ne bakıyorsun?" "Bakan sensin. Gerdanlığımı ver çık artık odamdan." Baran yüzünü buruşturdu ve kızın yanına yatağın üstüne gerdanlığı bıraktı. "Meraklıydım odana." Baran söylene söylene odadan çıkarken Zeliş kaşlarını çattı arkasından. "Ağaymış! Ayı ağa ne olacak!" *** 《 1 hafta sonra 》 Konağın avlusunda hava hâlâ serindi. Baran, valizinin fermuarıyla boğuşurken Zeliha uzaktan onu izliyordu. Sonunda dayanamadı, yavaşça yaklaştı. Baran, fermuarı çekemeyip sinirle eliyle itti. Zeliha hafif bir gülümsemeyle konuştu: “İki dakika durup yardım etsem mi? Yoksa koca İstanbul’a böyle mi gidicen, valizi bile kapanmayan bir ağa gibi?” Baran kaşlarını çattı. “Ben yaptım, kapanıyo işte. Sen uzaktan baktığın için öyle geliyo.” Zeliha kollarını göğsünde birleştirdi. “He he, tabii. Az önce üç kere çektin yine olmadı ya, o yüzden söyledim.” Baran gözlerini devirdi. “Sen çok mu beceriklisin yani? Sen kapat bakalım madem.” Zeliha, bilmiş bir edayla valizin yanına çömeldi. “Ben olsam tek hamlede kapatırım.” “Hadi yap da görelim.” Zeliha fermuarı tuttu… ama Baran valizi azıcık fazla doldurduğu için fermuar yarı yolda takıldı. Zeliha’nın yüzü kızardı. Baran’ın dudakları istemsizce kıvrıldı. “Eee Zeliş? Hani tek hamledeydi?” “Sus! Daha başlamadım bile!” Tekrar denedi… yine olmadı. Baran kahkaha atmadı ama kıkırdamasını zor tuttu. “Sen beni mi kandırıyodun? Şu valiz senden daha inatçıymış.” Zeliha hışımla kalktı. “İnatçı olan sensin! Valizi tıka basa doldurursan tabii kapanmaz.” “Ben doldurmadım, annem doldurdu.” “Benle uğraşacağın kadar valizini kendin doldursaydın.” Baran’ın yüzü bu cümleyle hafifçe kızardı. “Ben senle uğraşmıyorum ki…” Zeliha alayla gülümsedi. “Ay tabii canım, sabahtan beri gözümün içine bakıp duruyosun ama uğraşmıyorsun.” Baran hemen bakışını kaçırdı. “Ben… ben öyle bakmıyorum!” “Öyle bakıyorsun.” “Bakmıyorum!” “Bakıyorsun.” Baran derin bir nefes aldı, sanki yenilmiş gibi: “Tamam… biraz bakıyor olabilirim. Sen de hep gözümün önüne geliyosun çünkü. Ne yapayım?” Zeliha’nın yanakları yavaşça pembeleşti. “Kusura bakma o zaman… bundan sonra daha az gelirim gözünün önüne.” "Fark etmez gidiyorum zaten," diyen Baran elini cebine attı ve bir kaç gün önce misina ipinden yaptığı bilekliği çıkarıp Zeliha'ya uzattı. bileklikte mavi boncuklar vardı ve ortasında siyah bir gül vardı. Zeliha şaşkınlıkla ona baktı ve bilekliği elinden aldı. "Canım sıkılınca yaptım, sana kısmetmiş," diyen Baran ardından ekledi. “Ama benim yaptığımı kabul et bak, valizi yine ben kapattım!” Zeliha kibirle başını salladı. “Benim yardımımla.” "Hiçte bile, ben yardım etmesem kapanmazdı." “Ne yardımı? Sen sadece baktın!” “Ben baktığım için kapandı işte.” Gülümsedi. “Benim bakışım etkili.” Zeliha kahkaha attı. “Sen çok kendini beğenmiş bi çocuksun Baran. Umarım İstanbul’da seni biraz evirip çevirirler.” "Çok ağlarsın sonra öyle deme..." *** Avluda hafif bir rüzgâr esiyor, kapının önündeki tozları savuruyordu. Zeliha bir köşede sessizce beklerken, Baran’ın ailesi avlunun diğer tarafında toplanmıştı. Her birinin bakışı Baran’ın üzerinden çekilmiyor, ama kimse yüksek sesle bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Berzan, elini sımsıkı yumruk yapmış, kardeşine bakıyordu. İri cüssesi, çatık kaşları ve her zamanki sert tavrı vardı ama gözleri… gözleri bu defa yumuşamıştı. Dilan, biraz geriden duruyor, elindeki mendili sıkarken hüzünle gülümsüyordu. İkizler Mirza ve Miraç, ayaklarını sürüyerek etrafı kolaçan ediyor, bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri toparlayamıyorlardı. Ve üçüz Berfin, Zeliha’nın yanında durmuş, sessizce olan biteni izliyordu. Baran, valizini kapının yakınına bıraktıktan sonra derin bir nefes aldı ve annesine döndü. “Yavrum… yolun açık olsun. Orda kimseyi dinleme, kendi doğrundan şaşma.” Baran başını eğdi. “Ana… sen hiç merak etme.” Zümra yanaklarına düşen saçları geriye itip küçük bir anne şefkatiyle Baran’ın yüzüne dokundu. “Senden büyük umutları var herkesin. Ama en çok da benim. Kendine sahip çık emi?” Baran’ın gözleri parladı. “Sahip çıkarım.” Zümra oğlunun boynuna sarılınca, Baran’ın omuzları istemsizce titredi. Çocuk gibi hissetti kendini; büyümeye zorlanan bir çocuk gibi. Sonra Celil Ağa öne çıktı. Sert görünüyordu ama yüzündeki çizgiler derinleşmişti. “Erkek adam sözünün eri olur Baran,” dedi tok bir sesle. “Orda kimseye ezdirmeyeceksin kendini.” Baran başını kaldırdı, babasına baktı. “Ezdirmem.” “Okuyacaksın. Aklın ne kadar kesiyorsa o kadar. Bizim bu töreye bir nefes gerekse, o nefes sen olursun.” Baran yutkundu. “Yaparım baba.” Berzan bir an durdu, sonra beklenmedik bir şey yaptı: Elini Baran’ın omzuna değil, başına koydu. Kendisinden hiç beklenmeyen bir şefkatle. “Büyü de gel,” dedi. “Çocuk gittin… adam olup dön.” Baran'ın gözleri doldu ama ağlamamak için çenesini sıktı. Ardından ikizler Mirza ve Miraç koşa koşa yanına geldiler. Mirza: “Ağabey… İstanbul’da kartpostallar falan varmış. Var mı?” Miraç: “Bize de getirir misin? Hem… hem orda çok bina varmış. Kocamanmış hepsi!” Baran zorla gülümsedi. “Getiririm lan. İkinize de ayrı ayrı. Berfin’e de.” Berfin aradan çıkıp kollarını açtı. “Ben istemiyorum kartpostal. Sen gel yeter Baran abi,” dedi içten bir fısıltıyla. Baran çömelip Berfin’in başını okşadı. “Gelecem Berfin. Söz.” Sonra herkesin bakışı kapıya kaydı. Artık gerçekten gitmesi gerekiyordu. Berzan, sessiz bir şekilde valizi eline verdi. “Yol uzun. Vakit tamam.” Baran valizi aldı. Omuzları düşmüş, içi kabarmıştı. Birkaç adım yürüdü… ama kapının eşiğinde durdu. Arkasına dönüp ailesine son kez baktı. Dilan’ın gözleri dolmuştu. İkizler sessizleşmişti. Berzan, duygusunu saklamaya çalışsa da bakışları her şeyi anlatıyordu. Baran’ın sesi titredi: “Ben sizi utandırmam. Vallahi utandırmam.” Berzan başını eğip elini kaldırdı. “Bilirim kardeşim.” O an, Zeliha’nın bilekliğini sıkmasıyla Baran’ın son adımı aynı anda oldu. Ve Baran, çocukluğunu avluda bırakıp ağır ağır kapıdan çıktı. *** Aradan günler geçti, ardından aylar… sonra yıllar. Baran gideli yıllar olmuş Zeliş ve Baran büyümüştü. Bu süreçte abisi, annesi ve babası gidip onu İstanbul'da görmüş gelmişlerdi. Baran yıllardır Mardin'e ayak basmamış küçük karısından bir haberdi. Zeliha ise konakta büyümüştü. Artık gelin değil; Zümra'nın himayesinde evin kızıydı. Berfin onu sürekli darlar, Miraç her fırsatta ona kitap taşır, Mirza dışarıdan topladığı haberi heyecanla anlatırdı. Üçüzler onu yenge gibi değil, abla gibi severdi. Dilan ise her akşam “Yorgun musun minnoşum?” diyerek saçlarını okşar, ona kendi kardeşiymiş gibi sahip çıkardı. Zeliha bu evde hem var oldu hem kayboldu… Geri dönüp yüzünü göremediği Baran’ın geliniydi ama aslında kimsesizdi. Her akşam avludaki taş basamağa oturur, elindeki misina bilekliği okşardı. “Bugün gelir mi?” diye düşünürdü… Dokuz yıla yayılan bir umuttu bu. Dokuz yıl… tam dokuz yıl. Ve Artık o gün gelip çatmıştı. Sonunda Baran topraklarına geri dönüyordu tam dokuz yıl sonra. Kuşkusuz ki en çok sevinen Zeliş'ti buna. Bir gün öğle vakti, avlu sessizken herkes avlunun bir köşesine dağılmış kapıdan girecek Baran'ı bekliyorlardı. Sonunda büyük kapının önünde duran araba sesi ile herkes heyecanla kapıya baktı. Berfin birden Zeliha’nın yanına koştu: “Zeliş abla… araba geldi… sanki Baran abimin arabası…” Zeliha’nın kalbi bir an yerinden çıktı sandı. Dilan hemen geldi, onu kolundan tuttu. “Minnoş… önce derin nefes al. Dönen her adam, aynı niyetle dönmez.” Zeliha, yıllarca beklediği o adama hazır mıydı, bilmiyordu. Ama ilk kez içi hem sevinç hem korkuyla aynı anda çarpıyordu. Avlunun kapısı yavaşça açıldı. Baran indi. Ama daha sessiz yürüyordu artık. Duruşunda şehir kokusu, bakışlarında yabancılık vardı. Dokuz yıl önceki Baran yoktu. Bu adam, ona çocukken bile bakmamış bir yabancıydı sanki. Sonra… bir siluet daha belirdi kapıda. Sarışın, modern giyimli genç bir kadın indi. Elini şık bir çantaya yaslayıp merakla etrafı süzdü. Sonra Baran’ın koluna girdi. Avluya ağır bir sessizlik çöktü. Zeliha’nın gözleri bir an karardı. Bir şey söylemedi. Dilan ona sarıldı. Yollarını gözlediği, çocukluğunu verdiği kocası nasıl da her şeyi, tüm emeği çöpe atmıştı tek bir adımıyla. 16 yaşında evlendi bu adamla düğünden 1 hafta sonra gidiş o gidiş bir daha görmedi ve Zeliş 9 yıl bir hayale aşık oldu. gözlerinde yüceltti onu, oysa adam onu bir kez bile kendi isteğiyle aramamıştı yıllarca ve şimdi ise Zeliş gerçeklerle yüzleşmişti. Adamın başka bir hayatı vardı ve orada Zeliş'e yer yoktu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
541.1K
bc

HÜKÜM

read
228.6K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
82.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
89.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook