Elfida (Can Yarası Serisi 3) devam kitabı...
Ada şahit olmaması gereken bir cinayete şahit olması ile kendini birden zoraki bir evliliğin içerisinde bulur. Ada bir esaretin içerisinde kurtulmak için debelenirken yıllarca karşılıksız bir aşk beslediği Ali Esat ile daha da imkansız olmuş ve hayat onlara henüz son oyununu oynamamıştı bile. İki sevdalının uzaktan uzağa dokunmadan, sadece hissederek sevmelerinin baş örneğiydi Aliş ve Ada kızın aşkı. Birbirlerinin gözlerine her baktıkları anda cehennemin ortasında cenneti yaşamakmış aşk denilen bu yara onlar için.
Dokuz yıl… tam dokuz yıl.
Ve Artık o gün gelip çatmıştı. Sonunda Baran topraklarına geri dönüyordu tam dokuz yıl sonra. Kuşkusuz ki en çok sevinen Zeliş'ti buna.
Bir gün öğle vakti, avlu sessizken herkes avlunun bir köşesine dağılmış kapıdan girecek Baran'ı bekliyorlardı. Sonunda büyük kapının önünde duran araba sesi ile herkes heyecanla kapıya baktı.
Berfin birden Zeliha’nın yanına koştu:
“Zeliş abla… araba geldi… sanki Baran abimin arabası…”
Zeliha’nın kalbi bir an yerinden çıktı sandı.
Dilan hemen geldi, onu kolundan tuttu.
“Minnoş… önce derin nefes al. Dönen her adam, aynı niyetle dönmez.”
Zeliha, yıllarca beklediği o adama hazır mıydı, bilmiyordu.
Ama ilk kez içi hem sevinç hem korkuyla aynı anda çarpıyordu.
Avlunun kapısı yavaşça açıldı.
Baran indi.
Ama daha sessiz yürüyordu artık.
Duruşunda şehir kokusu, bakışlarında yabancılık vardı.
Dokuz yıl önceki Baran yoktu.
Bu adam, ona çocukken bile bakmamış bir yabancıydı sanki.
Sonra…
bir siluet daha belirdi kapıda.
Sarışın, modern giyimli genç bir kadın indi.
Elini şık bir çantaya yaslayıp merakla etrafı süzdü.
Sonra Baran’ın koluna girdi.
Avluya ağır bir sessizlik çöktü.
Zeliha’nın gözleri bir an karardı.
Bir şey söylemedi.
Dilan ona sarıldı.
Yollarını gözlediği, çocukluğunu verdiği kocası nasıl da her şeyi, tüm emeği çöpe atmıştı tek bir adımıyla.
16 yaşında evlendi bu adamla düğünden 1 hafta sonra gidiş o gidiş bir daha görmedi ve Zeliş 9 yıl bir hayale aşık oldu. gözlerinde yüceltti onu, oysa adam onu bir kez bile kendi isteğiyle aramamıştı yıllarca ve şimdi ise Zeliş gerçeklerle yüzleşmişti. Adamın başka bir hayatı vardı ve orada Zeliş'e yer yoktu.
İnsanı en çok güvendikleri yıkardı. En çok yapmazdedikleri sırtından bıçaklardı. Her insan bir gün ihanet ederdi ve yalnızca gerçek sevdikleri insanı öldürebilirdi. Düşman art arda kurşunları sıksa daisabet ettiremezdi o ihanet kurşunlarını. Dost ise tek bir kurşunda öldürürdü.Çünkü dost nereden vuracağını iyi bilirdi. Çakır lakabı ile İstanbul'un enküçük mahallerinden bir olan Aysar'a ün salmış Karahan adımlarını uzunkoridorda hevessizce attı. Beş yıl sonra bu cezaevinden çıkacak olması çoktabir şey ifade etmiyordu onun için. Buradan çıktığında annesi çok sevinirdikesin ama onun ruhu yastaydı.***İyi ki o kuyuya indim, İyi ki o şiiri sevdim, İyi ki o sınırı aştım ve İyi ki bana bunu yaptın diyordu o şarkıda. İhtilalinden önce yalnızlığa hayrandım diyordu ve en acısı Didem için söylediği şarkıda Didem o adam ile dans ediyordu.Karahan kendi iç savaşını verirken bedenine çarpan beden ile bir adım geri sendeledi. Karahan kendine gelmişçesine sirkelenirken gözleri çarpmanın etkisi ile yere düşen kızı buldu. "Nazlı iyi misin?" diyen Gurur'u duydu Karahan ve ardından boğazını temizledi. Sanırım her ikisi de birbirini fark etmemişti ama Karahan özür dileme ihtiyacı hissetti. Gurur kıza kalkması için yardım edecekti ki Karahan kıza elini uzattı. "Görmedim, kusura bakma," dedi Karahan. Üç arkadaşı da onların gerisinde kalkmış Nazlı'nın Karahan'ın elini tutuşunu izliyorlardı. "Önemli değil,bende dalgındım."Çakır ve Nazlı'nın hikâyesi böyle başlamıştı, masum... Ama aşkları sanıldığı gibi masum kalmayacaktı. Çünkü masumluk Aysar olana kadardı.
(Kasımpatı Masalı, Kır Papatyası hikâyemin yan karakterleri olan Uluhan ve Masal'ın hikâyesidir. Bu hikâyeye başlamak için Kır Papatyası'nı okumanıza gerek yoktur...)Atıldım ben anne o uçurumdan.Gök tutar sandım o an çocuk aklımla.Tutmadı.Çocuktum ama çabuk büyümek istedim o adam için, o adam sonum oldu.Ve dünyanın dört bir yanında canice öldürülen kadınların çığlıkları yankılandı.Neden canice öldürülen her kadının, her çocuğun arkasında hasta ruhlu bir erkek yatar?Masal'ın zihninde geçen son cümleler ne kadar safsa Uluhan'ın zihninden geçenler o kadar kirliydi. Uluhan'ın aklına gelen anıyla bedeni kasıldı ve karşısında ki görüntüye baktı. Küçük diye uyardığı çocuksun deyip kıyamadığı kız çocuğunu öldürmüştü Uluhan...
(Kır Papatyası devam kitabı)
Bir madalyonun iki yüzü, Cemre ve Masal. Gece ve Gündüz misali birbirlerine bağlanan iki kadının birbirlerinin tanımadan nasıl bir olduklarının hikayesi.
Cemre ve Poyraz...
Masal ve Uluhan...
Her şey onlar için henüz yeni başlıyordu ve hiç biri en dibi görene kadar bunun farkına varmayacaktı.
Cemre ve Poyraz\'ın düğününde çıkan silahlı çatışmanın ardından hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hikayenin kilit kızı Masal\'ın Poyraz\'ın karşısına çıktığında ikisi bir mahşer yerinden çıkıp Levent\'in esareti altına girmişlerdir. Onlar birlik olup oradan kurtulmaya çalışırken bir başka yerde Uluhan öldü sandığı Masal\'ın yaşadığından habersiz kızı Aysima\'yı bulma derdine düşmüştür. Cemre sevdiği herkesi kaybetmenin acısı ile baş etmeye çalışırken düşman olarak bildiği Uluhan sadece yanında olur ve ona destek olur. Cemre hayattan kopmuş nefes almaya bile gücü yok iken Uluhan ile Ülkelerini kurtarmak için zorlu bir göreve atılırlar.
~
"Ona aşık olduğumu anladığım zaman çok ağladım. Öyle ağladım ki utandım kendimden. Yaşım kaçtı ve o kimdi? Sonra alışmaya başladı kalbim o yabancı hisse. Kendimden utandığım için utandım bu seferde. Ona aşık olduktan sonra bulmuştum asıl beni çünkü. Sanki aşık olmak için doğmuş gibiydim. 14 yaşında aşık olmuş bir kız, bu üç yılda onu unutamadıysa ve her gece onu düşlediyse, her kahkahasını onun için attıysa, her gözyaşını onun için döktüyse ve her nefes alış verişinde onun için alıp verdiyse, başka ne için gelmiş olabilir ki bu dünyaya."
Ali Esat'ın gözleri gezindi yüzümde. İfadelerimi tartıyor gibiydi. "Sana kardeşimsin felsefesi yapmayacağım. Gayette iyi biliyoruz kardeşim demekle kardeş olunmadığını," Diyen Ali Esat kelimelerini iyi seçiyordu. Beni kırmamak için uğraş veriyordu ama kalp bu, sevdiğinin sevmediğini duyunca kırılıyordu işte.
"Sana unut beni gibisinden salakça bir şeyde demeyeceğim. Unut demekle unutulmuyor bu sevda denilen illet."
Elim ayağım buz kesmiş titrememi engelleyemiyordum. Sanki kalbimin ortasında bir hançer ve Ali Esat'ın her kelimesi kalbimde ki hançeri döndüre döndüre sokuyordu en derinlerime.
"Senin acı çekmeni de istemiyorum, ben zaten herkes yerine yeterince acı çekiyorum." Dedi Ali Esat.
Güçlü dur Ada!
Güçlü dur!
Yerimden kalktım ve ellerimi masaya koydum cesurca. Yutkundum ve gülümsedim. "O zaman herkes kendi acısını kendi çeksin. Kimse kimsenin omzuna acısını yüklemesin Aliş. Herkesin acısı kendine."
"Sen yürü tutacağım ben seni."
"Düşersem tutamazsın. Benimle birlikte düşersin."
Gözlerimi yerden kaldırıp Aras'ın uyumsuz gözlerine baktım.
"Birlikte düşersek düşüşünü yumuşatırım canın acımaz, yaraların kanamaz."
Ne Aras ne de ben gözlerimizi birbirimizden çekiyorduk.
"Benim canım acımaz."
"Niye ruhun yok mu senin?"
Hâlâ ellerim vücudun iki yanında dururken birbirimize iki adımlık mesafe vardı aramızda.
"Kalbin yok mu diyemiyorsun değil mi? Aklına Umut geliyor."
Mahallenin ortasında adımlarımı durdurduğumda etrafta göz gezdirdim.
Her yer aynıydı.
Her yer Cemre kokuyordu...
Gözlerim tam karşıda ki pastaneyi buldu.
Cemre pastanesi...
Önce anne kokusu geldi burnuma, sonra kendisi çıktı unlu elleriyle.
Gözlerimden birer Cemre düştü yere...
Göz göze geldik bir kaç saniye takılı kaldı gözleri gözlerime.
Tanıdı mı beni?
İmkanı yok Masal kendine gel.
Sonra İlk aşkım, babamın sesi duyuldu...
"Yasemin kekler pişti."
"Geldim geldim."
Annem çekti gözlerini benden ve gitti ardına bakmadan.
Ah annem geldim, geldim ama senin kızın olarak sana gelmedim. Bu mahalleyi yakıp yıkacak bir hırsla geldim.