bc

Kasımpatı Masalı (+18)

book_age18+
373
FOLLOW
5.0K
READ
dark
opposites attract
pregnant
badboy
brave
bxg
genius
highschool
war
tricky
lawyer
like
intro-logo
Blurb

(Kasımpatı Masalı, Kır Papatyası hikâyemin yan karakterleri olan Uluhan ve Masal'ın hikâyesidir. Bu hikâyeye başlamak için Kır Papatyası'nı okumanıza gerek yoktur...)Atıldım ben anne o uçurumdan.Gök tutar sandım o an çocuk aklımla.Tutmadı.Çocuktum ama çabuk büyümek istedim o adam için, o adam sonum oldu.Ve dünyanın dört bir yanında canice öldürülen kadınların çığlıkları yankılandı.Neden canice öldürülen her kadının, her çocuğun arkasında hasta ruhlu bir erkek yatar?Masal'ın zihninde geçen son cümleler ne kadar safsa Uluhan'ın zihninden geçenler o kadar kirliydi. Uluhan'ın aklına gelen anıyla bedeni kasıldı ve karşısında ki görüntüye baktı. Küçük diye uyardığı çocuksun deyip kıyamadığı kız çocuğunu öldürmüştü Uluhan...

chap-preview
Free preview
1.Bölüm: Uçurum
Yıl 2020 Yalnızlığımın en büyük dostu, kendimi bulduğum şarkılardan bir tanesi evimin büyük duvarlarına çarpıp yankılanırken iç çektim derince ve okuduğum kitabımın beni düşüncelere sürükleyen bir cümlesinde takılı kalıp bir kaç defa aynı satırı tekrarladım... O satırın ardından kitaba devam etmek içimden gelmedi ve kitabımı kapağını kapayıp komodinin üzerine bıraktım ve kafamı çevirip camdan dışarıya gecenin karanlığına baktım. Yankılanan şarkının sözleri beni geçmişe sürüklerken gözlerimin dolmasını engelleyemedim. 'Talihim yok bahtım kara, böyle hayat batsın yere. Sine sine vura vura ölen var mı benim gibi...' Kaç kere öleceksin daha Masal? Kaç gece daha düşeceksin o uçurumdan? Yüzümde acı bir tebessüm yer ederken şarkının sesini kesen kapının zili ile kaşlarımı çatıp saate baktım. Gece yarısını geçmişti ve bu saatte gelebilecek kimse yoktu. Yanımda ki kumanda ile şarkıyı kapadım ve kapıya doğru gittim. Siyah çelik kapıyı tutup açtığımda gördüğüm bir çift yaşlı göz ile karşı karşıya kaldım. "Öldü..." Dedi titreyen sesi ile. "Cemre öldü. Bu sefer gerçekten öldü." Diyen Levent gözünden akan yaşlar ile beni kendine çekip sarıldı. "Kurtaramadım Cemre'yi Masal..." Duyduklarımı bir kaç saniye algılayamadım. Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Neden, Nasıl kelimeleri boğazımda düğümlendi. Bende kollarımı Levent'e doladım ve engel olamadım gözyaşlarıma. Az önce okuduğum kitabın o cümlesi tekrar yankılandı zihnimde. 'Şimdi al yalnızlığımı ört üzerine Olric. Belki o vakit bırakıp her şeyi. Gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden...' Bu sefer başlayamadın mı Cemre yeniden, pes mi ettin bu kadar çabuk *** Tezgahın üzerinde ki çaydanlığı aldım ve mutfaktan çıktım. Levent'i hazırladığım masanın başında kıpkırmızı gözlerle otururken buldum. derin bir nefes alıp çaydanlığı masanın kenarına bıraktım. "Haber yok mu?" Dedim bir umut. Her zaman umut vardır. "Yok., Dedi Levent titreyen sesiyle. Masal Cemre'ye mi üzülse Levent'in aşk ile yanan kalbine mi bilememişti. Levent'e minnettardı Masal ve üzülmesi en son istediği şeydi. Levent ona ikinci bir hayat, bir yaşama şansı vermişti. Helin'in benim ölmem için attığı o yangından çıkarmış ve tanıdık bir arkadaşından herhangi bir morgdan ölü bir beden istemişti benim ebatlarımda ve bana Helin'den Uluhan'dan uzak ikinci bir hayat vermişti. Ölü bedeni benim yerime koyup beni herkesten gizlemişti bu zamana kadar. Bunu isteyen bendim. Herkesten kaçmak istemiştim. Ailemin yüzüne bakamazdım. O kadar utanıyordum ki, ben korkup oyundan çıkmıştım. Ailemin beni öldü bilmesi herkes için en iyisiydi. Üstelik Cemre de yaşasın istemiştim. Cemre on yıl önce dayısı ve onun pislik arkadaşı tarafından bir yığıntı da tecavüze uğramış bir yangına hapsedilmişti. Dayısının arkadaşı ile bağlantısı olan Helin, Levent'in ablasıydı ve o gece Helin öldüm ellerinde diye acımasızca beni o yangına bırakıp Cemre'yi çıkarmıştı. Ama ölmemiştim... Helin için nefes alıp vermem hiçbir şey ifade etmiyor olacak ki beni cehennem çukurunda bırakıp önce kimliğimi sonrada Aileme en acıklı şekilde Cemre'nin hikayesini anlatıp ailemi ve yüzümü de ardından vermişti. Cemre on yıl ailemin kanatları altında Masal olarak yaşarken Levent'ten ibaret olan yalnız dünyamda hayata tutunmuştum. Benim ortaya çıkmam demek Cemre'nin de çıkması demekti. Ona bunu yapamadım, kıyamadım ona ama şimdi Levent öldü diyordu onun için. On yıl önce sonumu getiren o uçurum canlandı gözlerimde elimde olmadan. Çay bardağını tutan ellerim titredi. 18 Eylül 2010 ( Yazardan) Masal dört doktorla hayata tutunmaya çalışırken Aysima doğmuştu. Helin Aysima'yı kucağına alınca can çekişen Masal'ı bile umursamayıp onu tuttuğu doktorlarla bırakmıştı. Uluhan'ı arayıp Masal'ın doğum yaptığını söylediği sırada Uluhan cinnetin eşiğindeydi. Neden olduğuna anlam veremiyordu ama cinnet geçiriyordu. Annesinin katilini bulmuştu buda etken olabilirdi. Annesinin katilinin, katili olmak için yola koyulduğu sırada Helin'den gelen o telefonla yolunu değiştirdi. Helin'in Masal'ı sakladığı dağ evine vardığında dört doktor birden evden çıkmıştı. Uluhan içeriye paldır küldür girdiğinde ayrı bir oda da Aysima ile duran Helin Aysima'yı yatağın üzerine bırakıp dışarıya çıktı. Uluhan yeni yeni kendine gelen Masal'ın başında bağırıyordu. "O çocuk doğmayacak dedim sana! O çocuk hayatımın bir parçası olmayacak dedim, kendin çocuksun sen lan daha! Sanıyor musun ki hayatımı iki çocuğun sorumluluğunu alıp geçireceğimi? Böyle bir şey olmayacak duydun mu?" Uluhan çıldırmış gibiydi. "Uluhan-"Diyen Helin'i Uluhan'ın ateş saçan gözleri kesti. "Sen hiç konuşma! Annemin kardeşisin diye sesimi çıkarmıyorum ama bu hayatıma son burnunu sokuşundu. Ben senin oğlun değilim kendini benim annem sanmaktan vazgeç," diye gürleyen Uluhan ile Helin bir adım geri gitmişti. "Yürü gidiyoruz!" Dedi Uluhan Masal'ın kolunu kavrayarak. Masal'ı yattığı yerden aniden kaldıran Uluhan'dan ilk kez korkmuştu Masal. Uluhan deli fişekti ama hiç bir zaman kendisine canını acıtacak bir şey yapmamıştı. "Yürü," Dedi Uluhan Masal'ı peşinden sürükleyerek. Masal'ın üstünde sadece ince beyaz bir elbise vardı. Uluhan Masal'ı arabaya bindirmiş nereye sürdüğünü bilmeden hızla sürüyordu. Masal korku ile nefes alıp veriyordu. İlk defa korkuyordu Uluhan'dan. O an kafasına dank etmişti. Kendisi kör gibi ışıksız bir yolda Uluhan'a gitmişti ve Uluhan onun sonu olacaktı. "Korkuyorum..." diye mırıldandı Masal, sesi çıkmıyordu sanki. "Sana ne dedim ben? O çocuk doğmayacak dedim değil mi?" Uluhan sabah aldığı uyuşturucunun etkisinden hala çıkmayan bedeni ve mantığının gerçekten de uyuştuğunu hissediyordu. Uluhan arabayı ani bir frenle durdurunca Masal öne doğru savruldu. "İn!" Dedi Uluhan üzerine basa basa. Uluhan arabadan inince Masal gözlerini gezdirdi uçurumda. Bedeni korku ile kasıldı. Uluhan Masal'ın oturduğu koltuğun kapısını açtı ve kolundan tutarak dışarıya çekti. Masal'ın bacakları titrerken Uluhan bir ileri bir geri gidiyordu. "Neden doğurma dediğim o çocuğu doğuruyorsun?" Dedi Uluhan korkunç bir sakinlikle. Masal bir adım geri gidince Uluhan onu kolundan tutup diğer tarafa savurdu. Masal'ın aklına haberlerde izlediği kadın cinayetleri geldi, kanı dondu. Kendi sonunun da böyle olacağı belliydi. O dikenlerle sarılı bu adamın sınırına zorla girmişti. "Özür dilerim," Dedi Masal ağlamaya başlarken. İlk kez pişmanlıkla kavruldu. Doğurursa çocuğu Uluhan kendisine çocuk gözüyle bakmaz ömür boyu onu bırakmaz sanmıştı. Küçücük bir ergendi, yaralarla dolu tehlikeli bir adama aşık olmuştu. Uluhan onu istememişti ama Masal yılmamış sürekli hayatına dahil olmuştu. "Özür dilersin? O çocuk ne olacak lan şimdi?" Diyen Uluhan'ın zihninde annesinin cansız bedeni canlandı. "Korkuyorum Uluhan... Lütfen yapma." Masal yalvarırken Uluhan dünyadan kopmuştu bile. Çırılçıplak bir şekilde salonun ortasında bilekleri kesilmiş bir halde ölen annesi. O an o şeytani tarafı meydanı boş bulmuş çıkmıştı dışarıya. Uluhan delirmiş gibi kahkaha atmaya başladı. Masal korku ile hıçkırarak ağlar iken Uluhan cinnetle kahkaha atıyordu. "Annemde katiline böyle demiş midir acaba? Lütfen yapma.." annesi ölmüştü suçsuz yere. Ama Masal hakkediyordu ölmeyi. Kendisini dinlememişti. "Hakkediyorsun sen ölmeyi," Dedi Korkunç bir sakinlik ile ve Masal'ı kolundan sürükleyerek uçurumun kenarına getirdi. Masal ağlamaktan benliğini kaybetmişti yalvarıyordu Uluhan'a. "Sen hakkettin bunu," Diyen Uluhan Masal'ı uçurumdan ittiğin anda tiz bir çığlık yankılandı boşlukta. Masal'ın ölmeden önce düşündüğü son şey ne acıydı ve zihninde yankılanan kelimeler daha acıydı; Atıldım ben anne o uçurumdan. Gök tutar sandım o an çocuk aklımla. Tutmadı. Çocuktum ama çabuk büyümek istedim o adam için, o adam sonum oldu. Ve dünyanın dört bir yanında canice öldürülen kadınların çığlıkları yankılandı. Neden canice öldürülen her kadının, her çocuğun arkasında hasta ruhlu bir erkek yatar? Masal'ın zihninde geçen son cümleler ne kadar safsa Uluhan'ın zihninden geçenler o kadar kirliydi. Masal'ın kayaların üzerine çarpan bedeninde göz gezdirdi Uluhan. İşlediği ilk cinayeti içinde kocaman bir düğüm yaratmıştı. Annesinin katili de böyle hissetmiş miydi? Ne hissederse hissetsin o adamın sonu olacaktı, Masal'ın sonu olduğu gibi. Rıza Barkın... Zihnin de sadece o katilin ismini yankılanıyordu. Uluhan'ın aklına gelen anıyla bedeni kasıldı ve karşısında ki görüntüye baktı. Küçük diye uyardığı çocuksun deyip kıyamadığı kız çocuğunu öldürmüştü Uluhan... *** 2020 (GÜNÜMÜZ) Gözlerimi sıkıca kapamıştım o anları silmek için aklımdan. Kendine gel Masal kendine! O anlarda değilsin, yeni bir hayatın var kendine gel. Uluhan... Cayır cayır aşkıyla yandığı adam. Gözünü kırpmadan kendisini ölümün kollarına bırakan adam. Çocuk aklım ile Uluhan'ın bana zarar vermeyeceğini düşünmüştüm ama yanılmıştım. Uluhan'ın yaşadıklarının sadece birini yaşayan her insan muhtemelen delirdi ve sonunda Uluhan da delirmişti. Masal Öztürk, yeni adıyla Cemre Güray. Psikiyatri uzmanı Cemre Güray. "Bulancak. Cemre'nin nasıl güçlü olduğunu anlatıyordun bana ve Cemre bir şekilde hayatta eminim," Dedim kendimden emin bir sesle. Biz hiç yan yana gelmemiş iki insandık Cemre ile. Sadece alevlerin arasında değiş tokuş yapılırken ikimizin de bilinci kapalı kısa bir an bedenlerimiz karşı karşıya kalmıştı. Biz Cemre ile bir madalyonun iki yüzüydük, Gece ve Gündüz gibi. Aramızda ki bağ çok güçlüydü bana göre. "Bilmiyorum Masal," Dedi Levent silik bir ses ile o sırada evin içinde ayak sesleri yankıladı. "Anne, babam mı geldi?" içeriye koşar adım giren Ayaz Levent'i görünce koşar adım ona doğru gitti ve sarıldı. "Baba!" "Babam!" Dedi Levent Ayaz'ı sarıp sarmalarken. İstemsizce gülümseyerek baktım ikisine. Levent yanında ki sandalyeyi çekmişti Ayaz'ın oturması için. Ayaz sandalyeye oturunca siyah saçlarında gezdirdi elini. "Anne niye söylemedin babamın geleceğini uyumazdım akşam., Dedi Ayaz Masal'a bakarak. "Baban sürpriz yapmak istemiş," Dedim omuz silkerek. "Görevin bitti mi?" Dedi Ayaz beklenti ile Levent'e bakarak. "Henüz değil," Dedi Levent ve saçlarını öptü oğlumun. "Annen bana dedi ki Ayaz bey okulda kavgaya tutuştu," Dedi Levent ima ile. "Vallahi ben bir şey yapmadım. Senin gösterdiğin gibi tekme ile ağzına vurdum sadece Arel'in," Dedi Ayaz haylazlıkla. Levent onun bu haline gülerken ben masanın altından Levent'in ayağına tekmemi geçirdim. "Çocuğumu şiddet yanlısı büyütüyorsun," Dedim cırlayarak. Ayaz'ı sokakta bulmuştuk içler acısı bir halde. Ayaz o zamanlar dilendiriliyordu zorla. Bazen hırsızlık yapıyor bazen de inşaatlarda çalışıyordu boyuna posuna bakmadan. Ayaz o zamanlar yedi yaşındaydı. Bir çete liderinin elinde her türlü işkenceye maruz kalıyordu. Biz Levent ile çekip almıştık Ayaz'ı onun elinden. O zamanlar Ayaz Çakır'dı. Şimdi ise Ayaz Yaman. Ben ve Levent ona abla ve abi olmuştuk ama Ayaz kendi seçmişti bizi anne ve baba. Belki yaşlarımız çok küçüktü ama bir çok kişinin yapamadığı anneliği ve babalığı yapmıştık Ayaz'a o zamanlar. Ben kızımı ve hayatımı kaybetmenin yaralarını Ayaz ile sarmış onunla ayağa kalkmıştım. Hayatta ki tek varlığım olan Ayaz için elimden ne geliyorsa yapmıştım. Ayaz'ı üstüme alabilmek için Levent ile evlenmekte dahil. Kağıt üstünde bir evlilikti bu. Ayaz için yapılan bir evlilik. "Anneni dinle sonra bana kızıyor," Dedi Levent mırıltı ile. "Ama sen anneni dinleme o sadece mıymıy konuşuyor dedin," Dedi Ayaz munzur gülüşü ile. duyduğum şey ile gözlerim büyüdü. "Ne?" Dedim cırlayarak. Levent Ayaz'a tehditkar bakışlar attı. Ben ise sakin kalmaya çalışarak gülümsedim. "Hadi git giyin okul saatin geliyor," Dedim Ayaz'a bakarak. Ayaz oflayarak yerinden kalktı ve odasına doğru gitti. Ben öldürücü bakışlarımı Levent'e çevirdim. O sırada Levent'in yüzünde gördüğüm ifade ile sert bakan gözlerim yumuşadı. "Hala haber yok," Dedi Levent elinde ki telefonun ekranına bakarak. "Bak gör Cemre sapasağlam bulunacak," Dedim iç çekip ve elimi ensemde gezdirdim. Dün Cemre kaçırılmıştı ve tüm kadem onu arıyordu. Kadem'in açılımı kadın destek eli merkeziydi. Levent ve Helin bizim hayatlarımızın değişmesinin ardından bu merkezin başına geçmişti. Helin'den nefret ediyor olsam da kadınlara yardım etmesi desteklediğim bir şeydi. Kadem'in kadınlar için yaptığı piercing, kolye ve bileklik sistemi sayesinde bir çok kadının konum bilgisine erişiliyor bir sürü kadının hayatı kurtuluyordu. Cemre o yangından kurtulup Masal olunca orada onlarla birlikte kadınlar için savaşmıştı ve Levent ise ona aşıktı yıllardır fakat Levent'in dediğine göre Cemre çocukluk aşkına aşıktı hala. Dayısından ve diğer pislikten intikam almak için bizim yandığımız o mahalleye benim adımla başka biri olarak dönen Cemre'den haber yoktu şuan. boynunda ki o kolye Cemre'nin nabzının durduğunu gösteriyordu. Neler yaşamıştı acaba Cemre o mahallede? Her ne kadar Cemre'ye tecavüz edenlerden diğeri aşık olduğu o çocuğun babası da olsa onun için aşk kazanacaktı. Ben düşüncelerimin içinde boğulurken Levent'in telefonu çalmıştı. Levent hızla telefonu kaldırdı ve ekranda ne gördüyse kaşlarını çatıp telefonu açtı. O an kulağına gelen tanıdık ses ile buz kestim oturduğum yerde, tüm bedenim sarsıldı ve elimden çatalı düşürdüm şaşkınlıkla. On yıl... Tam on yıl sonra o sesi duydum... "Dayıcım," Dedi o kalın sesi. "Beni özledin mi?" Gözlerimi sıkıca kapadım. Tüm sinirlerimin boşaldığını hissediyordum. Sanki tüm o yaşadıklarımın gözümün önünden geçiyordu. "Ne istiyorsun Uluhan?" Dedi Levent gözlerini bana dikerek. "Sen ne istiyorsun asıl?" Dedi Uluhan keyifle. "Masal'ı mı?" Yıllar sonra Uluhan'ın ağzından duyduğum ismim ile hıçkırarak ağlamaya başladım elimde olmadan. Ben sessiz olmak için elimi ağzıma kapadım. "Cemre'yi istiyorsun pardon," Diyen Uluhan'ın hemen ardından Levent elini masaya vurup öfke ile yerinden kalktı. "Öldürürüm seni! Duydun mu Uluhan öldürürüm seni! Ona bir şey olursa çok pis sorarım hesabını," Dedi Levent bağırarak. "Sen önce kendine sorsana o hesabı!" Dedi Uluhan ciddi bir ses tonu ile. "Cemre biliyor mu onu kurtarma şansın olduğu halde durup izlediğini?" Dedi Uluhan sert sesiyle. Duyduğum şey ile hızla kafamı kaldırıp Levent'e baktım. Cemre'yi kurtarma şansı varken öylece izlemiş miydi? İnanmak istemiyordum ölümüne güvendiğim bu adamın yaptığına bunları... Neden yapmıştı bunu? "Senin benden farkın ne? Masal'ı gözünü kırpmadan ittin o uçurumdan. Kızının annesini ittin!" Levent'in acımasızlıkla söylediği şey ile irkildim. Az önce beni resmen meze yapmıştı Uluhan'ı zayıf karnından vurmak için. Sesi kısa bir süre kesilen Uluhan'ın tehlikeli sesi yankılandı. "Beni bu hale ablanla siz getirdiniz. Beni bu adam olmaya zorlayan sizdiniz Levent... Kanıma karışsın diye yediğim içtiğim her şeye koyduğunuz ilacı öğrendim," Dedi Uluhan korkutucu ses tonuyla. Duyduklarım artık ağır gelmeye başlamış midem bulanıyordu. Kabusta mıydım? Büyük ihtimalle bilinç altımın bana oynadığı bir oyundu bu. "Ben delireyim diye uğraştınız bedelini Masal ödedi. Ben Masal'ı kaybettim sende Cemre'yi kaybedeceksin. Yüreğin varsa ayağıma gel Levent çünkü ben seni bekliyorum," Dedi Uluhan. "Anneme de bana da verdiğiniz ilaçları sizin bir taraflarınızdan vereceğim." Titreyen bacaklarım ile oturduğum sandalyeden kalktım. Levent ile göz göze geldim. Fazlası ile gerçek duruyordu bu duyduklarım. "Nereye?" "Atacağım konuma gel," Dedi Uluhan. "Yalnız yanında birilerini görürsem Cemre'nin kafasına sıkmak için hazırda bekleyen adamlarım olacak," Diyen Uluhan güldü. "Cemre'ye neden aşık olduğunu anlayabiliyorum, çok ateşli..." Dedi Uluhan keyifle ve telefonu kapadı. Çok ateşli? Gerizekalı! "Sen!" Dedim titreyen parmağım ile Levent'i göstererek. "Sen Cemre'yi kurtarabilirdin! Sen Uluhan'ı delirttin, o delirmenin bedelini bana ödetti! Tutunacak tek dalını ben olarak gören Uluhan sizin verdiğiniz ilaçlar yüzünden beni o uçurumdan itti!" Ben son sesime kadar bağırdığımda Ayaz odasından çıktı ne olduğuna bakmak için. "Masal ben-" Diyen Levent'i elimle sus işareti yaparak durdurdum. "Tek kelime daha etme! Seni görmek istemiyorum Leo!" Masal hızla odasına giderken Kendisine merakla bakan Ayaz'ı gördü. İlk defa Levent'e Leo demişti Masal. Onun için bir yabancıydı Levent artık. "Anne?" "Git eşyalarını topla Ayaz." Dedim katı bir sesle. "Neden? Anne, babam?" Dedi Ayaz Levent'e bakarak. "Ayaz, hadi dedim!" Yatak odasına ilerlerken hızla ben Levent'in arkamdan bağırdığını duydum. "Sinirin geçince konuşacağız. Sakın bir delilik yapma Masal biliyorsun neler olabileceğini! Git hadi, nasılsa ben seni bulurum!" *** Ben elimde ki anahtar ile odanın kapısını açtım ve geriye çekildim Ayaz'ın girmesi için. Ayaz otel odasından içeriye girdi ve ben kapıyı kapatınca bana baktı. "Anne ne oluyor, neden babamla kavga ettiniz?" Dedi Ayaz anlamaya çalışarak. Elinde ki çantayı kenara bıraktı. "Bir şey yok Ayaz," Dedim ve yatağın yanında ki telefona doğru yürüdüm. "Git elini yüzünü yıka yemek söyleyeceğim." "Babama niye öyle bağırdın?" Dedi Ayaz sorgulayarak. Ayaz onları anne ve baba kabul ettiğinde ikisinin hep gerçek bir evlilik yapmalarını istemişti. Ayaz küçükken zaten öyle sanıyordu fakat büyüdükçe anladı ortada kağıt üstünde bir evlilik olduğunu ve Masal bunu normalleştirmeye çalışmıştı onun için. "Ayaz lütfen," Dedim telefonu kulağıma götürerek. Açılan telefon ile yemeği söyleyip kaparken ben Ayaz hala ayaktaydı. "Babam, kızının annesini o uçurumdan ittin diye bağırdı," Dedi Ayaz yaşından büyük bir konuşmaya girerek. Her zaman yaşadıkları onu yaşından büyük bir çocuk yapmıştı. Öz babası, öz annesini karşısında katledip cezaevine girmiş ve Ayaz'da amcasının evinde kalmaya başlamıştı. Amcası tarafından her gün şiddetin her türlüsünü görünce o evden kaçmış bu sefer de çocukları dilendiren Muzaffer'in eline düşmüştü. Yeri geldi hırsızlık yapmış, yeri geldi en ağır işte çalışmıştı. Ama büyümüştü. Çok çabuk büyümüştü Ayaz. Ayaz'a kıyamıyordum ve canımdan öte görüyordum ama bazen soruları beni çaresiz bırakıyordu. "Bir kızın mı var?" Dedi Ayaz gözümün içine bakarak. Ben akan gözyaşlarımı elimin tersi ile sildim. "Vardı, on yıl önce bir kaç aylıkken öldü," dedim ve derin bir nefes aldım. "Çocukmuşsun o zaman," Dedi Ayaz mırıldanarak. "O Uluhan denilen adam mıydı ki babası?" "Ayaz yeter artık git ellerini yıka." "Anne, babam Uluhan diye birinden bahsetmişti aylar önce eve geldiğinde. Telefonda konuşurken duydum." Elimde olmadan hızla kaşlarımı çattım ve Ayaz'a döndüm. "Nasıl bahsetti?" Ben merakla Ayaz'a bakarken Ayaz ayağını yere sürttü. "Yine telefonda konuşuyordu. Uluhan Aysima'nın yaşadığını öğrendi İstanbul'a döndü dedi birine," Dedi Ayaz. "Anne kızın yaşıyor mu?" Ama ben çoktan kopmuştum oradan. Kulaklarımda Levent'in on yıl önce dedikleri uğuldamaya başladı. 'Masal, kızın öldü.' 'Yüksek ateşten ansızın öldü kurtaramadık.' 'Hastaneye gittik ama çok geçti havale geçirdi.' 'Uluhan yurt dışındaydı ona bakabildiğimiz kadar iyi baktık iki ay boyunca ama Ateşi yükselince ne yapacağımızı şaşırdık.' 'Zatürreymiş.' Kızı yaşıyor muydu? Yalan mıydı Levent'in söyledikleri? "Yaşıyor mu?" Diyerek fısıldadım sanki cevabını bulabilecekmiş gibi. Eğer kızım yaşıyorsa ve Levent ona yalan söylediyse işte o zaman artık Levent'in ailesinden biri değil bizzat düşmanı olacaktı. "Ayaz, babana bana bunları anlattığını söyleme," Dedim ve yaşlı gözlerimi otelin duvarı kaplayan camına çevirdim. "Anne, babam kötü biri değil, mutlaka bir açıklaması vardır." Hala babasını koruyan Ayaz'ı anlıyordum ama cevap vermiyordum. Levent eğer bunu yaptıysa saf kötüydü ve Masal bunu çok geç görmüştü. "Göreceğiz," Dedim ve kollarımı göğsümde bağladım. On yıl sonra bütün geçmişimi talan edecek olsam da o kartları açacaktım. Artık bu Levent ve Uluhan arasında ki savaş olmaktan çıkmıştı. Kızım yaşıyorsa, Levent ile değil sadece Uluhan ile de savaşacaktım... *** "Ayaz hadi!" diye bağırdım odasında ki Ayaz'a. "Baban bizi görmeden çıkalım bir an önce bu evden." Tüm eşyalarımızı bavullara koyarken Ayaz oflayarak girdi yatak odasına. "Anne babamla düşmanmışsın gibi konuşmasana." Diyen Ayaz'a çevirdim gözlerimi. Belki de öyle be oğlum. Belki de baban benim düşmanım. "Ayaz sonra konuşalım bebeğim lütfen bir an önce çıkalım." "Madem şüpheleniyorsun babamdan çalışma odasına baksana," Diyen Ayaz ile durakladım. "Baban benden gizlediği şeyleri bu eve saklayacak kadar salak değil Ayaz." Bu kadar salak olamazdı değil mi? "Bakmakta yarar var," Diyen Ayaz omuz silkti. "Sonuçta babam istemiyordu odasına girmemizi. Kapısını da kilitliyordu sürekli." Ben elimde ki ceketi bavulun üzerine bıraktım ve hızla odadan çıktımÇalışma odasına çıkan merdivenleri hızla çıktım ve çalışma odasının önüne gelince kapıyı açmaya çalıştım. Kilitliydi! Anahtarı ise sadece Levent'te vardı. Ne saklıyorsa bugün öğrenecektim artık. Gerekirse kendime zarar verecektim ama yine de öğrenecektim. "Anne?" Ayaz duvarın dibinde dikilirken elimle git işareti yaptım. "Uzaklaş buradan Ayaz." Ben hızla kilere gittim ve orada ki küçük baltayı aldım. Yukarıya geri çıktığımda Ayaz bir kaç adım geri gitti. "Uzak dur bir yerine bir şey olmasın." Ben elimde ki baltayı hızla kapıya doğru salladım ve açılmayan kapı ile daha da hırslanıp art arda vurdum. Kapıdan fırlayan parçalar sağ sola giderken en sonda anahtar kısmına vurduğum darbe ile kapı duvara çarparak açılmıştı. Nefes nefese kalmıştım ve heyecanla kalbim çarpıyordu. Hızla elimdeki baltayı attım ve çalışma masasına doğru ilerleyip elime geçen her şeyi inceleyip elimden attım. Çekmeceleri karıştırırken Ayaz'ın sesi duyuldu. "Anne Aysima..." Diyen Ayaz ile hızla ona baktım. Elinde ki kitabın arasından bir resim çıkarmış bakıyordu. "Senin kızın mı?" Hızla yerimden kalktım ve yüreğim kuş gibi çırpınarak titreyen ellerimle fotoğrafı elime aldım. Önce arkasına baktım. Aysima Varol... Titreyen ellerimle fotoğrafın önünü çevirdim ve nefesim boğazımda takılı kaldı. Olabilir miydi, kızım yaşıyor olabilir miydi? Kızım mısın sen benim? Titreyen parmaklarım fotoğrafın üzerinde dolaştı. Ağlamamak için ısırdığım dudaklarımı serbest bıraktım. "Kızım mısın sen benim?" *** Akan gözyaşlarımı elimle sildim ve sonra elimi boynumda ki kolyeyi götürüp üzerinde gezdirdim. Levent'in benim için geçen sene anneler gününde aldığı kolye. Elimde ki resimde gözlerim dolaşırken bir hıçkırık daha kaçtı dudaklarımdan. "Neden yaptın Levent?" dedim acıyla fısıldayarak. "Neden yaptınız?" dedim kolyeyi parmaklarımın arasına aldım ve sıktım onu avuçlarımda. "Neden bana bu acıyı yaşattınız ya?" dedim bağırarak aynada gördüğüm kendime acıyarak baktım. "Hayatımı mahvettiniz ya benim! Ben kızımı büyütebilirdim, ben ailemin ellerinde büyüyebilirdim..." ben hıçkırarak ağlarken daha da sıktım kolyeyi. "Ben Uluhan'la büyüyebilirdim, delirttiğiniz o adamı iyileştirebilirdim," dedim acıyla. "Biz bir aile olabilirdik..." kolyeyi boynumdan çekip aldığımda kolyenin incileri dört bir yana dağıldı ayaklarımın altında. "Anne..." Ayaz'ın sesi ile ona döndüm. Bana dolu gözleriyle bakıyordu. "Babam aradı beni," Dedi gözlerini kaçırarak. "Bir saat içinde eve geri dönmemizi istiyor, annene söyle eve dönmezseniz babam Öztürk ailesini misafir edecekmiş de dedi." Ayaz elinde kendisine ait telefonu sallarken. Sinirle kasıldım. Tehdit ediyordu beni! Lanet olsun ki tehdit ediyordu beni ve bunu oğlum aracılığıyla yapıyordu! Gitmezsem o lanet eve aileme zarar vermekle tehdit ediyordu! Lanet olsun! "Hazırlan!" dedim katı sesimle. Ayaz emin olamamış gibi bana bakmaya devam etti. "Ne duruyorsun Ayaz git eşyalarını topla!" dedim titreyen sesimle. Ben katlanırım! Yeter ki aileme bir şey olmasın ben o şeytana katlanırım! *** Cehenneme adımlarımı atar gibi yıllarca yuva bildiğim eve adım atıyordum öfke ile. Çantamdan çıkardığım anahtar ile kapıyı açtım ve Ayaz'a baktım. "Odana çık ve dışarıya çıkma," dedim Ayaz'a. "Ne duyarsan duy çıkma." Ayaz endişe ile bir bana birde salona açılan kapıya baktı. Bende gözlerimi oraya çevirince Üstü başı dağılmış bitik bir halde duran Levent ile göz göze geldim. Gömleğinde kan lekeleri vardı. Gözlerim kısıldı ve dudaklarım aralandı. Uluhan'a gitmiş miydi? Uluhan'a bir şey mi yapmıştı? İmkanı yoktu, Levent'te Uluhan'a zarar verecek ne cesaret vardı ne de yürek. "Odana git." "Sende gel anne," Dedi Ayaz çatık kaşları ile Levent'e bakarak. "Geleceğim Ayaz odana git," dedim onu korkutmamak için sakin bir ses tonuyla. Ayaz derin bir nefes aldı ve odasına doğru ilerlemeye başladı. Ben sinirle Levent'e doğdu yürüdüm ve onu göğsünden hızla iteleyip salona soktum. Levent alkolün verdiği mayhoşlukla sendelerken ona işaret parmağımı salladım. "Sakın! Sakın bir daha beni sevdiklerimle tehdit etme Levent!" dedim ona öfke ile. Karşımda ki Levent kahkaha atmaya başlayınca kanlı gömleğini elleriyle iki yana ayırıp yırttı. "Bak!" Dedi göğsüne vurarak. Gördüğüm şey ile dudaklarım aralandı. "Bak bunu Uluhan yaptı bak iyi bak!" Dedi Levent bağırarak. Tam kalbinin üstünde üç dikişli bir yara vardı ve taze olduğu kurumuş kan lekelerinden ve kızarmış teninden belliydi. "Çip yerleştirdi kalbime iyi bak! O öldüğü an bende öleceğim! Hala seviyor musun o canavarı gerçekten bu kadar mı acizsin?" "Kes sesini!" dedim tıslayarak. "Ayaz'ı korkutmaya hakkın yok! Yeteri kadar battın Levent artık kes sesini sen!" dedim ona işaret parmağımı sallayarak. "O herifin canını ne ile yakacağım biliyor musun Masal?" Dedi Levent bana doğru gelerek. "Seninle!" diye tıslayan Levent ile korkuyla geri çekildim. "Artık bana mahkumsun sen Masal Yaman. Soyadında Yaman yazdığı sürece ve çocuğumun annesi göründüğün sürece mahkumsun! Eğer olurda Bir daha bu evden gitmeye kalkarsan bedelini ailenden biriyle ödersin. Ha olur da yapma dediğim herhangi bir şeyi tekrar yaparsan o zaman ailenden biri ile tekrar vedalaşırsın. " Ben titreyen ellerimle bana yaklaşan Levent'i ittim. "Sen melek maskesi takmış bir şeytansın Levent. Yıllarca gözümü boyadın tüm salaklık bende ki senin gibi iğrenç bir herife inandım," dedim yüzümü buruşturarak. "Şuan ailen nerede biliyor musun Masal? Senin yerine geçen o kız var ya, Cemre..." Dedi Levent şeytani bir gülümseme ile. "O kızı istemeye gelecekler ve senin ailen birlik olmuş deli gibi hazırlık yapıyorlar o kız için. Sevdiğim kız için birlik olmuşlar güle oynaya düğüne hazırlık yapıyorlar! Senin yaşayamadığın ne varsa hepsini Cemre yaşıyor Masal gerçekten koymuyor mu bu sana?" Diyen Levent ile alayla güldüm. "O kıza düşman olacağımı falan mı düşünüyorsun? Biz bu haldeysek senin yüzünden! Adımı basarım ki o yılan ablanda her haltı biliyordur. Benimde, Cemre'nin de, Uluhan'ın da hayatını bitirdiniz siz!" dedim nefretle. "Sana yemin olsun ki Levent ölürken gördüğün son yüz benim ki olacak!" Levent söylediklerimi yedirememiş olacak ki boğazıma bir anda yapışıp beni duvara yapıştırdı. Ben boğazımda ki ellerden kurtulmaya çalışırken nefessizlikten gözlerimden yaşlar akmaya başladı ve artık sonumun geldiğini hissettim. "Ne demiştin? Ölürken gördüğüm son yüz senin ki olacaktı öyle mi? Şimdi seni öldürsem bana hesap soranda olmaz ki Masal, çünkü sen zaten ölüsün!" Diyen Uluhan daha da sıkmaya başlayınca boğazımı gözlerim kararmaya başlamıştı. O anda bir çığlık yankı yaptı salonda. "Bırak annemi!" Ayaz'ın çığlığı salonda yankılanırken aynı saniye Levent'in elleri boğazımdan çekildi. Levent yere düşerken bende onunla düştüm. Ellerim boğazıma giderken öksürmeye başladım ve nefes almaya çalıştım. Gözlerim yerde hareketsiz Levent'e değdi. Yerde ki vazo kırıkları Ayaz'ın ona vazo ile vurduğunu anlamama yetti. Ölmüş müydü? Ben şokla yerde ki Levent'e bakarken Ayaz benim yanına koşup kolumdan tuttu. "Kalk anne, kalk gidelim uyanmadan!" Diyen Ayaz yerde ki Levent'ten gözünü ayırmıyordu. "Ayaz ne yaptın?" dedim korku dolu bir sesle. Eğer Levent ölürse Ayaz'ın başına gelebilecekleri düşünemiyordum. sakin olmalıydım ve her şeyi kontrol altına almalıydım. Titreyen elimi Levent'e yaklaştırdım ve istemeyerek parmağımı nabzına koydum. Bir kaç saniye alamadığım nabız bedenim kasıldı. Bu pisliğe bir şey olursa Helin'in neler yapabileceğini biliyordum. Derin nefesler alıp sakin kalmaya çalışırken parmaklarımın ucunda hissettiğim nabız ile anlık bir rahatlama yaşadım. "Yaşıyor," Dedim fısıltı ile ve Ayaz'ı kendime çekip ona sıkıca sarıldım. "Yaşıyor Allah'ım şükürler olsun..." ben minik kahramanımın saçlarına öpücükler kondurarak şükrediyordum bu pisliğin yaşadığına. "Hemen git. Hemen odana git doktor bir arkadaşımı arayacağım iyileşecek," Dedim zorlukla destek alıp yerden kalkarak. "Bırak ölsün anne. Seni öldürecekti, o ölsün." Ayaz nefret ile yerde ki Levent'e bakarken ben yutkundum. Ben endişe ile Ayaz'ın yüzünü ellerimin arasına aldım ve onu da sakinleştirmeye çalıştım. "Ayaz yalvarırım annem bir daha yapma bunu. Bana ne olursa olsun duydun mu yapamayacaksın. Şimdilik sadece, şimdilik bu adama katlanmak zorundayız. Söz veriyorum kurtulacağız ama sadece şuan ailemin güvenliğinden emin olmalıyım," dedim silik bir ses ile. gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Ayaz dudaklarını birbirine bastırdı ve sadece kafasını salladı. Ayaz'ı anlayabiliyordum geçmişte yaşadıkları da bugününü etkiliyordu ve o yüzden şuan Ayaz Levent'e taparken şuan en kötü insanıydı onun için. "Hadi git şimdi odana," Dedim ama Ayaz'ın kararlı bakışlarından anladığım kadarıyla bunu hiçte yapmak istemiyordu. Ben ona kısık gözlerimle bakarken o kafasını salladı ve odasına doğru ilerledi Levent'e son bir bakış atıp. Ben çöktüğüm yerden kalkıp arkadaşımı aradım ve hızlıca bana gelmesini isteyip etrafta ki dağınıklığı topladım alelacele. *** (Yazardan) Uluhan üzerinde ki deri ceketi çıkarıp arabanın üstüne bıraktı, biraz sabah soğunu hissetmek istemişti ayılmak için. Artık sadece siyah bir tişört ile sabah ayazında duruyordu. "Üzme Loya ablanı şekerliğim tamam mı?" Diyen adamın sesi duyuldu açılan kapının hemen ardından. Uluhan dayandığı arabadan kendini çekti ve oraya dikti gözlerini. O kız çocuğu üzerinde ki mor ve tavşanlı pijamaları ile yataktan yeni kalktığı belliydi. Mavi gözleri boşluğa baksa da heyecan ile parlıyordu. "Baba akşama pizza gecemiz unutma olur mu? Gelirken bir sürü bir sürü pizza al. Buzlar ülkesi 2 çıkmış Loya abla söyledi ondan da al olur mu? Sen bana anlatırsın olanları yine." diye heyecan ile konuşan kıza baktı Uluhan kafasını yana yatırarak. İlk defa onda kendinden bir şeyler aramıştı. Ama ne kendisine nede Masal'a benziyordu. Kızıl ile turuncunun arasında olan saçları, yanaklarından burnuna kadar olan çilleri ve mavi gözleri ile ikisinede benzemiyordu. "Nasıl turuncu oldun sen ya?" Dedi Uluhan ağzının içinde mırıldanarak. "Söz ver bakayım sen bana bu gün uslu bir kız olacağına." Dedi Atahan kendilerini izleyen oğlundan habersiz. "Söz babacığım. Ama sende söz var bu gün geç yatacağım kızmayacaksın?" Diyen Aysima kollarını kaldırmıştı babası onu kucaklasın diye. Dokuz yaşında olması kimin umrundaydı? O hep babasının bebeği olarak kalmak istiyordu. Çünkü biliyordu ki büyürse karanlık olan yer yüzü daha zor olacaktı onun için. "Tamam bu gecelik torpil geç yatacaksın ama Aysima hanım bu gün babasına pamuk elleri ile masaj yapar mı acaba?" Dedi Atahan gülerek kızını kucağına aldı. "Yaparım tabi babacığım. Sen yine benim gözlerim olursan geçen günkü gibi kahve de yaparım hem." Dedi Aysima gülerek. "Bak sen. Peki öyle olsun Aysima hanım. Gözlerim hizmetinizde." Dedi Atahan gülerek. İkidir yerini unuttuğu kalbi acıyordu bu görüntüde. Neden? Artık belki de kabul etmeliydi, kızının başkasına baba demesi zoruna gidiyordu. Her günün sonunda bu evin önünde sabahlıyordu, kimi kandırıyordu? Kendini kandırmak için bile bahanesi yoktu artık. Bu görüntü acı vericiydi. Uluhan aklında ki şeyin gerçek olmasından korkuyordu. Annesinin günlüğüne deli gibi yazdığı o adamın bu adam olmasından korkuyordu. Bu adamın babası olmasından deli gibi korkuyordu. Hiç bir şeyden, hiç kimseden korkmayan Uluhan Zairoğlu bu belirsizlikten korkuyordu. Kabus olurdu. Kızına yıllarca babalık yapan babası olması kabus gibi olurdu. Kendini kandırıyordu. İsim benzerliğinden bile belliydi o adamın babası olduğu. Helin cadısının asla Aysima'yı rastgele bir adama vermeyeceğini de biliyordu. Uluhan hayatında ki herkesi bir bahane ile hayatından çıkarırken yeni birbirlerini istemiyordu. O adamı da. Uluhan artık yaşadığı bu hayatla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Atahan eski arabasına binip giderken Aysima havlayan yavru köpek ile duvarlara dokunarak evden dışarı çıktı. Bahçede ki yavru köpeğe doğru ilerledi Aysima sesi takip ederek. Yavru köpeğin önünde diz çöken Aysima kafasını sevdi kendisine sürtünen köpeğin. Uluhan biraz daha yaklaştı onlara doğru istem dışı. "Acıktın sende değil mi? Loya abla inşallah bu sefer yumurtayı ve ekmekleri yakmaz yoksa yine aç kalırım." diye söylenen kız ile Uluhan rahatsızca kıpırdandı. Madem kız beceriksiz nasıl çocuğu emanet ediyordu bu adam ona? "Aysima hadi kahvaltıya!" Diyen kız dışarıya çıkınca Uluhan ağacın arkasına biraz daha saklandı. "Loya abla yakmadın bu sefer değil mi?" Dedi Aysima. "Aşk olsun Aysima ya ne yapayım elimden geleni yapıyorum bende." Dedi Loya omuz silkerek. "Bende yemek için elimden geleni yapıyorum." Diyen Aysima ile güldü Uluhan. Bulmuştu. Aysima'nın bu hazır cevaplılığı kendisine benziyordu. "Sadece biraz yandılar düne göre iyiler." Diyen kız ile Aysima dudak büktü. "Söyleyeyim Berke abiye vazgeçsin seninle evlenmekten. Yazık ona." Diyen Aysima ile Loya'nın gözleri açıldı. Uluhan ise sadece gülümsemeye devam etti kıza. "Nasıl? Berke benimle evlenmek mi istiyormuş? Valla de!" Diyen Loya ile Uluhan göz devirdi. Bu kız çocuk mocuk bakamazdı. "Bence yanık yumurtaları yiyince istemeyecek ama." "Aysima ya!" Eğer Uluhan onların gerçek yüzünü erken görseydi farkında olmadan aldığı ilaçları faredip delirmezdi. Her şey farklı olabilirdi. Olmadı, olacağı da yoktu. "Gülümsemen annene benziyor." diye fısıldadı Uluhan Aysima'nın gülen yüzüne bakarak. *** Arkadaşım gelip Levent'e baktığında ilk müdahaleyi yaptı ve ardından bana sorsa da ne olduğunu alamadığı cevapla işini bitirip gitti. Ben ise saatlerdir yatağın karşısına oturmuş bu heriften nasıl kurtulurum planını yapıyordum. düşüncelerimde boğuşurken Levent kıpırdandı yattığı yerden ve ben hızla yerimden kalkıp ona doğru ilerledim. Gözlerini aralıyordu ve istemsizce bu içimi buz gibi yaptı. Levent muhtemelen acıyan kafasını tutup yüzünü buruşturdu. Ben ise karşısında tedirginlikle dururken birden yerinde dikleşip beni kolumdan tuttuğu gibi nefret dolu gözleri ile kendine yaklaştırdı. Benim istemsizce dudaklarımdan bir çığlık döküldü korku ile. "Sen mi vurdun?" Dedi Levent tıslarcasına. Ayaz olduğu aklının ucundan bile geçmiyordu muhtemelen Levent'in. Çünkü muhtemelen hala Ayaz ona tapıyor zannediyordu. "B-ben kendimi korumak için yaptım. Başka çarem yoktu," Dedim titreyen sesimle. Korkuyordum ama kendim için değil kendisine vuranın Ayaz olduğunu anlayacak diye korkuyordum. "Ayaz olanlara şahit oldu çok korktu. Onu öyle çığlık atarken görünce mecbur kaldım durman için. Yeterince travması var," Dedim Ayaz'ın ona vurmadan önce attığı çığlığın şüphesini ortadan kaldırarak. Levent benim yüzümde gezdirdi ela gözlerini ve kolumu sıktı tüm gücüyle. benim dudaklarımdan acı bir inleme döküldü. "Dün gece söylediklerimi tekrar etmeme gerek var mı?" Dedi Levent alayla. "Hayır anladım," Dedim silik bir sesle. "Güzel. Beni öldürmemen iyi olmuş. Uluhan'ın ölmesini istemezdin eminim," Dedi Levent aynı alayla. Ben anlamayarak Levent'e bakarken biraz olsun aramıza mesafe koymak için uzaklaştım ondan. "Nasıl ki ben onun yaşamasına bağlıysam, o da benim yaşamama bağlı," Dedi Levent keyifle. Kanım dondu. Beynim bir kaç saniye algılamayı bıraktı ve sıkışan göğüsüm ile derin nefesler aldım. "Nasıl?" Dedim dolan gözlerimle."Ben öldüğüm an onun kalbinde ki çip iç organlarını patlatarak onu öldürecek demek."

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
541.1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
82.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
89.3K
bc

HÜKÜM

read
228.6K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook