Cemre adamların ellerinden kurtulmaya çalışırken adamlar kızı iki taraflı kapıları açarak içeriye soktular ve o anda simsiyah mobilyaların arasında durup dikilen adamla göz göze geldi kız.
Her tarafı dövmelerle kaplı adam kolları göğsünde bağlı öylece duruyordu karşıda. Cemre'nin yaralarını kapatmak için yaptırdığı dövmelerden bile fazlaydı dövmeleri. Öyle ki açık tek bir yeri bile yoktu. Yüzünde dahi dövme vardı.
İstemsizce titredi kız. Yıllar sonra ilk defa birinden korktuğumu hissetti iliklerine kadar.
"Masal Öztürk ne büyük şeref..." Dedi adam alayla ve siyah koltuğa doğru ilerleyip rahatça oturdu karşısında. Kaslı ve dövmelerle kaplı kolunu koltuğun üzerine uzattı. "Ya da Cemre Güntay mı demeliyim?"
Cemre'nin dudakları şaşkınlık ile aralandı. Sadece Cemre olduğunu Atmaca mahallesi biliyordu ve bu adamınsa Atmaca'dan olduğunu kesinlikle sanmıyordu.
"Kimsin?" dedi ürktüğünü belli etmeyerek. "Bir düşüneyim..." diye mırıldanan adamın dudakları şeytani bir gülümseme ile kıvrıldı. "Ha Buldum," Dedi adam dalga geçer gibi. Sinirleri daha da geriliyordu o böyle alayla konuştukça Cemre'nin.
"Ben Uluhan, Uluhan Zairoğlu. Yüzünü, ismini ve ailesini aldığın kısacası seni sen yapan her şeyin sahibi olan o kızın sevgilisiyim."
Cemre'nin dudakları şaşkınlıkla aralanırken yutkundu art arda ve refleks ile bir kaç adım geri gitti.
"Sevgilisiydim yani..." diye mırıldanan Uluhan yerinden kalktı tekrar ve karşısın da dikildi. Hemen bir kaç adım ötesin de.
Uluhan...
Helin'in yeğeni Uluhan...
Belki de Atahan amcasının oğlu Uluhan...
Şimdi de Masal'ın sevgilisi olduğunu söyleyen Uluhan...
Nasıl bir düğümdü bu?
Nasıl bir oyundu?
Neyin içindeydi Cemre?
Binlerce soru, binlerce anlamsız şey. Delirmesine ramak kalmıştı artık.
"Ne saçmalıyorsun?" dedi belli belirsiz sesiyle. Kızın sesinde ki korku ona ulaşmış olacak ki keyifle güldü Uluhan. "Korkma, seninle bir derdim yok... Cemre olursan yok," diye mırıldanan adam kucağında titreyen kardeşine baktı kızın ve ardından yine ona çevirdi gözlerini. "Sevgilimin kimliğini geri vereceksin. Ne halt edersin bilmiyorum ama benim sevgilimin mezarında Cemre yazmayacak Masal yazacak." Korkutucu bir sakinlikle konuşan adama anlamayarak baktı Cemre.
"Bunun için mi bu kadar plan program?" dedi katı bir sesle Cemre. "Dedim ya derdim seninle değil. O Levent şerefsizi ve Helin kendi ayakları ile gelecekler bana," Diyen Uluhan alkol şişelerin olduğu yere doğru ilerledi ve kendine bardağa viski döktü. "Gerçi Helin'in seni umursadığını sanmıyorum ama Levent mutlaka gelecektir," diye mırıldanan Uluhan elinde ki bardakla tekrar oturdu kalktığı yere.
"Ha birde herkesin ödeyeceği bir bedel var." diye mırıldanan Uluhan bardağı dudaklarına götürdü ve bir yudum içti. "Senin ödeyeceğin bedelde belli. Aslında kendi ellerimle bunu sağlayacaktım fakat sonradan düşündüm ki; Helin ile bir savaşa girmek senin için en büyük bedel zaten benim bir şey yapmama gerek yok. Ha birde şu avukat sevgilin, neydi? Poyraz. Bazılarımız ailelerimizin yaptığı hataların bedelini öderiz. Yazık olacak," diye kendi içinde mırıldandı." Sevgilisi için ölüme gidecek bir tip var onda. Aşkı ölümle kanıtlamak ne kadar acınası. Aşkım için ölürüm, çok acıklı, "Dedi Uluhan dalga geçer gibi.
"Senin gibi bir duygusuzdan bunu anlamasını bekleyemeyiz zaten. Bizimle derdin ne bilmiyorum ama daha fazla bu saçmalığa devam etme. Levent ve Helin ile ne sorunun varsa git onlarla çöz bunlar beni ilgilendirmiyor."
"Levent seni umursuyor... Ve o Levent yıllar önce bana attığı kazığın bedelini münasip bir yerine girecek kazıkla ödeyecek. Önce küçük lokmalardan başlayayım dedim."
"Levent ile aynı dernekte bulundum yıllarca, tek yakınlığımız bu."
"Küçük oynuyorsun yapma. Levent sana kardeşim diyordur eminim," Dedi Uluhan alay ile. "Hatta abinim ayakları da yapıyordur."
"Ne saçmalıyorsun sen ya? Söyle adamlarına çıksınlar yolumdan gideceğim!"
"Levent sana aşık!" Dedi Uluhan kendinden emin bir sesle. O anda Cemre beyninde havai fişeklerin patladığını hissetti. "Saçmalama..." dedi fısıltı ile. Gözlerinin önüne geldi Levent ile olan anılar.
O acı çeker gibi ses tonu... Yüzünün aldığı şekil ve gözlerinde ki o boşluk. Gerçek olamazdı bu!
"Levent senden uzak durduysa sana karşı hissettiği vicdan azabı yüzündendi. Kendine hep ket vurdu abinim diyerek."
'O mahalleye döneceğim engelleyemezsin beni Leo.'
'Sadece İntikam için mi dönmek istiyorsun?'
'O ne demek?'
'Poyraz için dönüyorsun değil mi?'
'Saçmalama! Poyraz ile benim aramda artık bir şey olamaz!'
'Aşkın olduğu yerde hep umut vardır Masal. Dönme o mahalleye.'
Mahalleye dönmesine hep karşı çıkan Leo'nun sürekli Poyraz'ın ismini anması geldi aklına kızın. Sonra her ismini andığında gerilmesi. Kör müydü o nasıl göremedi bunu?
"Ve Sen benim elimde olduğun Sürece Levent tıpış tıpış gelecek ayaklarıma." diye sözünü bitiren Uluhan'a çevirdi gözlerini Cemre.
"Ne yaptı Levent sana?" dedi sessizce kız.
"Anneme gizli gizli uyuşturucu taşımış. Eğer anneme uyuşturucu taşımasaydı annem ölmeyecekti. Bunu sonradan öğrenmenin verdiği bir gerginlikte var tabi. Ha birde benden benim olanı gizlemiş, yıllarca beni salak gibi ayakta uyutmuş. Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Kimin umurunda anneme verdiği o uyuşturucu götünden vereceğim ona," Dedi Uluhan sinirle gülerek.
"Senin olan?" dedi taşları yerine oturtarak Cemre.
"Aysima..." Dedi Uluhan ilahi bir isim söyler gibi çıkmıştı dudaklarından.
Atahan amcanın kızı Aysima...
"Kı-kızın mı?" dedi ona parçaları birleştirip çıkan sonucu söylerken Cemre.
"Sadece bana ait kanı taşıyan bir şey işte uzatmaya gerek yok. Benim olan benimdir." Yağmur'un iyiden iyiye titremesi durmuştu ablasının kucağında. Muhtemelen uyuya kalmıştı. Cemre'nin boynuna gömmüştü kafasını ve dudakları arasından çıkan düzenli nefes alıp vermesini hissediyordu kız.
"Masal'ın sevgilisi olduğunu söyledin?" dedim şüphe ile.
Eğer Leo Aysima'yı saklasaydı Uluhan'dan niye Cemre'ye o gece, mezarlıkta ki gecede onun ve Atahan amca hakkında bilgi versin ki? Eğer Aysima'nın Masal ile bir ilgisi yoksa tabi.
"Bence misafirimizin dinlenme vakti gelmiş," Dedi Cemre'ye. "Arif, misafirlerimize kalacakları odayı gösterin," Diyen Uluhan ile adam kızın kolundan tutup onu kucağında kardeşi ile merdivenlere yönlendirdi. Cemre ise hızla kolunu ondan çekti.
"Dokunma bana!" diye tısladı sinirle kız.
İşi vardı bu adamla!
***
Cemre unuttuğu göbek piercinginden saatler sonra Kadem'e sinyal verecek iken Uluhan içeriye girmiş ve onunla göz göze gelmişti. Kademe dinleyici koyan Uluhan konuşmalarda Cemre'nin üzerinde bir sinyal verici olduğunu duymuş hızla odaya girmişti ve bir kaç dakikalık tehditten sonra Uluhan asıl konuya girdi.
"Sana açık olayım." Diyen Uluhan gözlerini göbek piercinginin olduğu noktaya sabitledi. "Aslında İstanbul'a ilk geldiğimde içimde öyle bir nefret vardı ki. O'nun yüzü sende diye, ondan her şeyini çaldın diye senin nefesini kesmek istedim. Senden her şeyini almak ve senin yaşamaya dair neyin varsa hepsini sikip atmak istedim." Uluhan'ın dedikleri istemsizce Cemre'nin tüylerini ürperti.
İlk defa birinin karşısında titrediğini hissediyordu.
"Ama sonra dedim ki; senin hayatın zaten sikilmiş. Hayatını siktiğin insanların haddi hesabı yok hala mı Uluhan?" Dedi Uluhan alaylı gülümsemesi ile. "Gençtim. Ben on sekiz yaşında annesinin tecavüze maruz kalmış bedenini kucaklayan bir çocuktum, O ise prenses gibi büyütülmüş acı ve hayatın karanlık tarafını bilmeyen on beşinde bir çocuk. Pespembe bir çocuk ile kapkaranlık bir çocuk el ele tutuştuğunda karanlık toz pembeyi yutar. Ben zihnimin şeytani oyununa kanıp onu bitirdim, kendime geldiğim de ise kendimi," Diyen Uluhan'ın ne anlatmak isteğini anlayamayan Cemre anlamaz bakışlar atıyordu ona.
"Ne demek istiyorsun?" Dedi Cemre silik bir sesle.
"Sonradan vazgeçtim. Benim suçumu senin sırtına yüklemeyecektim. Aynı taraftayız Cemre," Dedi Uluhan iç çekerek. "Sen Rıza'yı istedin aldın, bende istiyorum. Sen Helin'i istiyorsun bende öyle. Gerçekleri istiyorsun ya Helin'den, bende çocukluğumu istiyorum," Dedi Uluhan ve Cemre'ye bir kaç adım attı. "Eğer sen varsan bende varım," Dedi Uluhan sol elini Cemre'ye uzatarak.
Cemre şaşkınlıkla baktı Uluhan'a ne anlatıyordu bu herif? Rıza ile derdi neydi ki?
"Sana güvenmiyorum ve ben güvenmediğim insanlarla ortak olmam," Dedi Cemre net bir sesle.
"Helin ile oldun ama..." Dedi Uluhan alayla. Eninde sonunda Cemre'nin elini sıkıp varım diyeceğini adı gibi biliyordu Uluhan. "Rıza hücrede, Helin'in de dokunulmazlığı var," Dedi Cemre kafasını iki yana sallayarak. "Rıza elimde, Helin'in ise dokunulmazlığı sen elimi sıktığın an geçersiz kılınacak."
"Ne dedin?" Dedi Cemre duyduğunu algılayamamış gibi. Rıza elimde demişti. "Rıza şu an evin altında ki Hücrede. Bu evin temelinde."
"Rıza ile derdin ne? Neden Helin de sende ona taktınız bu kadar?" Dedi Cemre merakla. Uluhan ses etmedi eli hala hava da kaskatı kesilmiş yüzü ile sadece Cemre'nin Masal'a benzeyen yüzüne bakıyordu. Cemre Uluhan'ın mimiklerini dikkatle izlerken aklına gelen şey ile dondu.
'Ben ise on sekiz yaşında annesinin tecavüze maruz kalmış bedenini kucaklayan bir çocuktum.'
Cemre'nin nefesi kesildi. Aklı durmuştu sanki. Rıza bir değil, iki değil üç kadının birden hayatını mahvetmiş olamaz, bu kadar kötü olamazdı değil mi?
Uluhan'ın gözlerinde gördüğü Ateşi yıllardır kendi gözünde görüyordu Cemre. Aniden gelen bir cesaret ile uzanıp Uluhan'ın elini sıktı. Uluhan pantolonun arka cebine attı boşta ki elini ve cebinden küçücük bir şişe çıkardı. "O zaman ortak ilk önce izini kaybettir." Dedi Uluhan şeytani bir gülümseme ile. "Bu ne?" Dedi Cemre kaşlarını çatarak. "Nabız durdurucu..." Cemre'nin nefesi kesildi. "Sadece bir kaç saat nabzın duracak ve tekrar hayata döneceksin."
"Neden böyle bir şey yapayım?" Dedi Cemre korku ile bakıyordu şişeye.
"İzini kaybettir ki Levent'ten önce bulamasınlar burayı," Diyen Uluhan'ın şişeyi Cemre'ye uzattı. "Helin'in kara kutusu Levent ve Helin ise hayatlarımızla yapboz oynar gibi oynayıp bir anda bizi parçalara ayıran bir şeytani," Dedi Uluhan karanlık bir sesle. "Öyle ki, şeytan dünyaya cehennemi kursa anahtarını Helin'e verir."
"Yağmur var," Dedi Cemre itiraz ederek. "Tekrar hayata döndüğünde kardeşini huzurlu yatağında buluyor olacaksın. Kendi evinde, annesinin kollarında," Dedi Uluhan Cemre'ye net bir sesle. Cemre güvenmişti ona. İstemsizce güvenmişti Uluhan'a. Uzanıp elinden şişeyi aldı ve kapağını açıp ağzına dikti hızla. Şişede ki acı sıvı boğazından süzülürken yüzü buruştu Cemre'nin. Dönüp Yağmur'a baktı Cemre. Kendisine ürkekçe bakıyordu. "Oyunu bitirme zamanı ablacım. Şimdi seni annemize götürecekler ve sen uyuyup uyandığında oyunu kazanmış olacağız." Dedi Cemre Yağmur'a gülümseyerek. Cemre tekrar döndü Uluhan'a. Gözlerinde ki İntikam ateşi alev alevdi.
Uluhan ve Cemre ortaklıklarının ilk saniyeleri karşı karşıya sözsüz bir anlaşma yapıyorlardı aralarında.
***
"Emin misin yani?" dedi Cemre mırıldanarak Uluhan'a.
Uluhan karanlık koridorda emin adımlarla ilerlerken Cemre'ye alaylı bir gülümseme sundu ve bu sırada Cemre içinden geçen ürperti ile kollarımı göğsünde bağladı.
"Adamı haşat etmişsin bana emin misin diye soruyorsun. Komik," Diyen Uluhan'a göz devirdi Cemre.
"Hayatımı mahvetti. Meltem'in hayatını mahvetti," Dedi Cemre katı bir sesle. hala karanlık uzun koridorda ilerliyordu Uluhan ve Cemre.
"Benimde hayatımı mahvetti. Annemi mahvetti," Diyen Uluhan ile susmakla yetindi Cemre.
Uluhan'ın hayat hikayesini biliyordu ve açıkçası Cemre bu yüzden Uluhan'a bazı konularda güvenmeye başlamıştı. İyi gelmişti bu yaşına kadar bu seviyeye doğrusu Uluhan.
Uluhan iki taraflı demir kapının önünde durunca cebinden çıkardığı anahtar ile kapıyı açmaya koyuldu. "Levent'in geleceğinden nasıl bu kadar eminsin?" dedi Cemre merakına engel olamayarak. "Çünkü sana aşık," Dedi Uluhan mırıltı ile. Levent'in Cemre'ye aşık olduğunu dillendirmesi rahatsız ediyordu kızı sürekli.
Yıllarca kardeş gözüyle baktığı o adam Cemre'ye yabancıydı sanki.
"Geç," Diyen Uluhan geri çekildi Cemre'nin girmesi için. Cemre derin bir nefes aldı ve kapının iki tarafını da aynı anda itip açtı. Bir hapishane gibi karşılıklı duran hücreleri görünce gözleri büyüdü kızın.
"Bu ne kendi cezaevini falan mı yaptın?" dedi şaşkınlık dolu sesi ile Cemre. "Evet, nereden bildin?" Uluhan alayla güldü ve eliyle içeriye kızın içeriye girmesini işaret etti. Cemre gerginlik ile bir nefes aldı ve Uluhan tipi kapalı cezaevine ilk adımını attı. Uluhan da kızın arkasından gelirken Cemre hızlı adımlarla geçiyordu hücrelerin arasından ve gördüğü insanlara şaşkınlıkla bakıyordu.
"Hastasın sen ya," dedi korku ile Cemre. Adamın bu kadar ruh hastası olabileceğini düşünmemişti. "Bu adamların kim olduklarını bilseydin dediğinden utanırdın," Dedi Uluhan keyifle. "Kim onlar?"
"Biri Öz yeğenine tecavüz etmiş," Dedi pislik içinde kırık yatağın üstünde onlara bakan adamı göstererek. "Şerefsiz! " dedi Cemre kendine engel olamayarak. "Diğeri fuhuş çetesi lideri. Zorla genç kızları yanında tutuyormuş tehdit ile, " Diyen Uluhan bu sefer yerde ki taşlarla oynayan adamı gösterdi. Saçı sakalı birbirine karışmıştı.
"Bir diğeri ise..." Diyen Uluhan sıkıntı ile gözlerini en kuytu köşedeki hücrede gezdirdi. İçinde ki adam karanlıktan onlara doğru çıkınca istemsizce korku ile bir kaç adım geri gitti Cemre. Her yeri dövmelerle kaplı adamın dudakları birbirine dikiliydi.
Uluhan'da dövmelerle kaplıydı, ürkütücü bir havası vardı ama bu adam insanı kalpten götürebilecek kadar korkutucuydu Cemre için. Öyle ki yüzünün her tarafında değişik şekillerde dövmeler vardı. "Akıl sağlığın için onu bilmesen de olur," Diyen Uluhan daha fazla Cemre'yi o adamın karşısında tutmadı ve kolundan çekerek onu ilerletmeye devam etti.
"O..." dedi Cemre korku dolu sesi ile. "O neydi öyle? Dudakları dikiliydi," dedi mırıldanarak. "Kendi yapmış." Dedi Uluhan omuz silkerek. "Lütfen buradan çıkabilir miyiz?" dedi Cemre Uluhan'dan kolunu çekerek. "Çıkacağız." Diyen Uluhan ile bir demir kapının daha önünde durdular. Uluhan elini bir bölmeye koyduğunda kapı açıldı ardında kadar. "Önce Rıza'yı son yolculuğuna uğurlayalım ayıp olmasın."
Cemre ile Uluhan içeriye girdiğinde arkalarında ki kapı kapandı gürültü ile.
"Birazdan göreceğin şey için korkma. O bana sadıktır. Sadece ben emir verdiğim sürece birine zarar verir," Diyen Uluhan'a kaşlarını çattı kız. Cemre gözlerini etrafta gezdirirken gözleri ve ağzı kapalı, bir sandalyeye oturtturulmuş, ayakları ve elleri bağlanmış Rıza'yı gördü. Hemen karşıda ise devasa bir örtü ve altında ne olduğunu bilinmeyen bir şey vardı. Kafes gibiydi. "Ne oluyor?" dedi tırnaklarını avuç içlerine bastırarak.
"Çok bile yaşadı bu herif!" Uluhan Rıza'ya doğru gitti ve gözünde ile ağzında ki bezleri çıkarıp yere attı. Cemre Rıza ile karşı karşıya kalınca Rıza'nın gözlerinde ki korkuya baktı. İstemsizce dudakları kıvrıldı kızın. "Almadın mı daha hıncını yetmedi mi?" Dedi Rıza korku dolu sesiyle. "E o aldı da, ben alamadım," Diyen Uluhan bir sandalye çekip Rıza'nın karşısında oturdu. Cemre onlara doğru ilerleyip Uluhan'ın hemen yanında durdu.
"Sen kimsin?"
"Ben Uluhan... Uluhan Zairoğlu," Diyen Uluhan dövmeli parmaklarını avuç içlerine bastırdı. "Yıllar önce tecavüz edip öldürdüğün Aysima'nın oğluyum."
Annesinin adı Aysima...
Kızının Adı da Aysima...
Masal bu hikâyenin neresinde?
Daha başından beri bir gariplik vardı ama şimdi anlıyordu Cemre.
Mine annesi Masal'ın ölmeden aylar öncesi okumak için yurt dışına gittiğini söylemişti.
Aysima, Masal ve Uluhan'ın kızı mıydı?
"Be-n..." Kekeleyen Rıza'nın rengi atmıştı. "Ben öldürmedim. Ben yaptım fakat cezamı çektim. Bak bana beni ne hale getirdi o?" Diyen Rıza ağlıyordu. Rıza Barkın Cemre'ye hiç samimi gelmiyordu.
Rıza Barkın on yıl önce ona tecavüz edenlerden biriydi. Onu o yıkıntının yangınına gözünü kırpmadan atanlardan biri. Aynı zamanda bu hayatta ki tek aşkının da baba dediği bir adamdı ve Uluhan'ın annesine de aynısını yapmıştı. Cemre'nin elinden bir ihtimal kurtulan Rıza, Uluhan'ın elinden kurtulamayacaktı.
"Güzel yapmışsın ortak ellerine sağlık," Diyen Uluhan keyifle Rıza'nın bitik halini süzdü baştan aşağı. "Ben öldürmedim, yaşıyordu ben onu bıraktığımda. Ben zaten sarhoştum," Diyen Rıza sabrını sınıyordu artık kızın.
Cemre yumruk atmakta epey tecrübeli yumruğunu sıktı ve ona doğru ilerleyip burnunu kıracağını bilerek indirdi yumruğunu. Rıza'nın acı çığlığı duvarlara çarparken saçlarından tutup yüzünü sabit tuttu Cemre.
"Hep sarhoşsunuz değil mi? Hep öyle olur. Bahaneniz de hazır. Sarhoştum, kendimde değildim, oda istedi, çığlık atmadı!" dedi bağırarak. "Allah sizin belanızı versin be! Allah sizin belanızı versin!" dedi ve sinirle oturduğu sandalyeye tekme atıp onu yere düşürdü Cemre.
"Sakin ol." Arkasında ki Uluhan rahat bir tavırla sandalye de oturmaya devam ediyordu. Uluhan sandalyesinden kalktı ve yanında durdu Cemre'nin.
"Ben öldürmedim," diye sayıklayan Rıza ağlıyordu yerde.
"Sen öldürmedin?" Dedi Uluhan yere çöktü ve bacaklarının üstünde koydu ellerini erkeksi bir tavırla. "Annemin bileklerinden oluk oluk kan akarken gördüm ben. Ha o kesti bileklerini ha sen, ne farkeder? O kadını ölümü düşündüren sendin. Katilde sensin," Diyen Uluhan çöktüğü yerden kalktı. "Elimi senin pis kanına bulamayacağım," Diyen Uluhan gayet sakin konuşuyordu. Uluhan o devasa örtüye doğru ilerledi ve eski örtüyü ucundan tuttu.
"Senden çaldım biraz," Diyen Uluhan Cemre'ye göz kırptı ve örtüyü sıyırıp yere attı. "Ama Benim ki çok daha vahşet dolu olacak." Cemre'nin tüyleri ürperirken odanın karanlığında bir çift göz parladı. Kız art arda yutkunurken titreyen elleri ile ağzını kapadı çığlık atmamak için. "O..." dedi ve titreyen parmağı ile o şeyi gösterdi.
"O bir Jaguar mı?"
Sonunda o şeyin görüntüsü netleştiğinde küçük dilini yutacak sandı. Kızın bacakları titremeye başlayınca kulağına Rıza'nın korkulu çığlıkları takıldı. Kafesin içerisi mini bir orman gibi gözükürken o şey bir kütüğün üstündeydi.
"Sen gerçekten iyi değilsin..." Diye mırıldandı Cemre. Korku ile duvara sindi ve içinden bir an Rıza'ya acıdı.
"Gel bakalım seni yolcu edelim artık, Diyen Uluhan Rıza'yı kolundan tutup kaldırdı ve bacaklarında ki ipleri çözdü. "Gittiğin cehennemde ateşin bol olur inşallah. Korun bol olsun," diye alayla konuşan Uluhan Rıza'yı kafesin önüne götürdü. Uluhan kafesin kapısını açınca istemsizce çığlık attı Cemre ve kapıya biraz daha yaklaştı.
Her gün bir Jaguarın insan yemesini izlemiyordu sonuçta!
Uluhan, Rıza'yı kafesin içine ittiği anda kapıyı kapattı ve biraz uzaklaştı kafesten. Garip olan o Jaguar ona yaklaşmamıştı bile. Olanları izliyordu. Rıza korku ile yerde sürünüyordu.
"Gölge..." Diyen Uluhan ile Jaguar kafasını kaldırıp sesin sahibine baktı. "Yemek vakti kızım," dediği anda Gölge olduğu yerde gerindi ve sinsi bir yavaşlıkta Rıza'ya doğru yürümeye başladı.
Gölge önce çığlık atan Rıza'nın etrafında döndü ve daha sonra tekrar Uluhan'a baktı. "Dışarıya Cemre," Dedi Uluhan kafası ile kapıyı göstererek. Cemre hızla kapıyı açıp çıktı ve derin derin nefesler aldı. "Parçala onu..." dediği anda o kadar büyük bir kükreme duyuldu ki hücrelerde ki adamlar parmaklıklara yaklaşmıştı.
Cemre duyduğu kükremeler ile titreyen bacaklarını tuttu. En azından o görüntüyü görmemişti. Kapıdan Uluhan çıktığında elini kalbine götürdü kız.
"Senin acilen tedavi olman lazım! Kim Jaguar besler ya?" dedi titreyen sesi ile. Hala şoktan çıkmamıştı kız ve şeyin kükremeleri hala devam ediyordu.
"Kükrüyor bide!" dedi istemsizce çığlık atarak.
"Miyavlamasını mı bekliyordun?" Dedi Uluhan alay ederek kızla.
"Ben gitmek istiyorum. Bir dakika daha burada duramam. Ben bu eve kardeşimi soktum ya! Ya kaçsaydı kafesinden o şey?" dedi hızlı hızlı çıkış kapısına yürüyerek. "Yerin yedi kat dibindeyiz. Demir kapılar üst üste kilitli nasıl kaçmasını bekliyorsun ileri zeka?"
"Doğru söyle eğer benden intikam almaktan vazgeçmeseydin ona mı atacaktın beni?"
"Evet öyle yapacaktım. Hala bir yanlışına bakar." Sesi alayla çıkan adama korkulu gözlerle baktı Cemre ve art arda yutkundu.
"Kapı neredeydi ortak?" dedi Cemre ağzında atan kalbi ile. Uluhan elinde olmadan kahkaha attı kızın bu haline.
***
Cemre hala titreyen bacakları ile koltukta otururken kulağı yerin yedi kat dibindeydi korkudan. Diken üstündeydi o şey kaçacak diye.
"Nerede kaldı ya bu?" dedi Levent'ten bahsederek Cemre. "Onu da mı yem edeceksin ona?" dedi kız Levent'ten bahsederek korkulu gözlerle."Gölge'ye sadece vakti dolanları yemek yapıyorum," Diyen Uluhan omuz silkti.
"Yani?"
"Şuan öyle bir düşüncem yok," Dedi Uluhan yandan bir gülüşle.
"Leo gelince gideceğim değil mi?"
"Gideceksin. Bizim çocuklar bırakacak evine."
"Niye Leo ile karşı karşıya kalman için bana ihtiyacın var ki? İsteseydin benim gibi onu da alırdın. Görüyorum ki emrinde bir sürü adamda var?" dedim merakla. "Zeki misin sen ya?" Dedi Uluhan gülerek. "Helin ve Levent sence kendilerini atarlar mı ateşe? Annemin ölümünden sonra Helin beni Ferman ile yurt dışına gönderdi," Dedi Uluhan elinde ki tableti koltuğum üzerine bırakarak.
"Ferman gerçekten kocası mı?"
"Kocası. Çok sever ya kocasını," Dedi Uluhan alaylı bir gülüşle. "Ben ilaçların etkisinde tam üç ay baygın yatmışım. Derimin altına bir çip yerleştirmişler."
"Ne?" dedi şaşkınlıkla Cemre. "Ne çipi?"
"Hala derimin altında o şey. Şifreli bir teknoloji ile yapmışlar. O şifre ise sadece o ikisinde var. Onların nefesi kesildiği anda benim de iç organlarım patlayacak ve öleceğim. Kendilerini benden korumak için ellerinden geleni yapmışlar. Onlara yaklaştığım taktirde çip sinyal veriyor ve bana da onlara da acı çektiriyor. Ama Levent şifreyi bildiği için çipi iptal edip gelecek. Sanma ki çipi iptal etti diye etkisiz halde, sadece acı veren o kısım iptal oluyor. çünkü işin ucunda sen varsın."
"Ne?" dedi Cemre nefesi kesilirken. "Peki ya onlardan önce sen ölürsen?"
"Onlara bir şey olmayacak, tabi ki bunu hesaplamışladır. Ben ne yapacağım?"
"Ne yapacaksın?" dedi Cemre merakla.
"Az Sonra gelen Leo'yu kapıdan girdiği gibi bir adamım bayıltacak. Benimde elim boş değil. Bir çip yaptırdım. Leo'nun nefesi de artık bana bağlı kalacak. Ben ölürsem oda ölecek. Bu yüzden Leo bana dokunamayacak. Bu sırada bende o ikisinden şifreyi öğreneceğim ve bu şeyden kurtulacağım. Yeterince acı çektim, "Dedi Uluhan elini kalbine götürerek.
"Kalbinde mi?" dedi Cemre fısıltı ile. "Kalbimde. Artı olarak bana acı versin diye ellerinden geleni yapmışlar. Bazen kalp krizi geçireceğimi sanıyorum," Dedi Uluhan çatık kaşlarının altında. "Peki ya Helin? Çıkarları için sen öl diye kardeşine bile sıkar."
Cemre aralarında büyümüş biri olarak Levent ve Helin'in ne kadar ileri gidebileceğini biliyordu.
"Bilirim yapar. Kadem de adamlarım var, onlarda Helin'i halledecek."
"Pardon ne? Öyle bir kuruluşta ajanların mı var?" dedim sinirle.
"KADEM'in yarısı Helin'e tapıyor. Sen orayı çok güvenilir bir yer mi sanıyorsun? Evet siz kadınları kurtarmak için canınızı dişinize takıyorsunuz ama Helin sadece Türk Teşkilatının güvenini kazanmaya çalışıyor. Böylelikle rahatlıkla Ülke'ye kaçak yollarla uyuşturucu ve silah sokabiliyor. Silahlar terör örgütleri için geliyor. "
"Deliricem!" dedi Cemre sinirle. Lanet olsun ki yıllarca bu kadının gerçek yüzünü görmemişlerdi "Ajanların?" dedi Cemre merakla.
"Murat ve bir kaç kişi," Diyen Uluhan ile dudakları daha da aralandı Cemre'nin şaşkınlıkla. Murat, Uluhan ile bağlantılıydı.
"Ne olacak peki, Helin'e de mi aynısını yapacaksın?"
"Onları kendime esir bırakacağım ve önce şu çipten kurtulmak için şifreyi alacağım zorla veya güzellikle. Helin benim gözü kara olduğumu bilir, onlar ölsün diye gerekirse kendimi öldüreceğimi de bilir. Şifreyi vermekten başka çaresi yok onun şuan."
"Sonra, öldürecek misin onları?"
"Helin terör örgütü ile iş birliği içinde. Yıllardır Türkiye'yi yok etmek için emin adımlar atıyorlar. Planlar kurup dört bir yandan yardım alıyorlar. Geçen yıl planlarını devreye soktular. Türkiye'nin dört bir yanına, yer altına bir sürü bomba ve füze yerleştirildi. Şuan insanlar füzelerin üzerinde yaşıyorlar. "
"Ge-gerçek olamaz..."
Cemre doğru bildiği yalanların gözünün önünde yıkıldığını hissetti. Eski koca bir bina gibi yığıntı bir hale geldi gözünün önünde tüm doğru bildiği gerçekler. Kızın kalbi sıkışıyordu artık. Ağır geliyordu duydukları.
"Ama gerçek. O füzelerin aynı anda patlaması ile Türkiye diye bir şey kalmayacak. Türkiye yerle bir olurken terör örgütü dünyada nerede it kopuk ve parası bol varsa yerle bir olan bölgeleri verecekler. Hatta öyle ki Türkiye'den bile çıkacak o patlamalar. O füzelerin patlayacağı tarihi öğrenmeliyim önce, daha sonra ise o füzeleri tok etmenin yollarını arayacağım. "
"Be-ben..." Cemre ne diyeceğini bilemeyerek art arda yutkundu. "Uluhan, nasıl yapacağız? Nasıl kurtaracağız Ülkemizi?" Cemre'nin gözlerimden yaşlar akarken Uluhan cevabını bilmiyor olacak ki kafasını iki yana salladı. "Ailemiz, sevdiklerimiz, milletimiz... Allah'ım yardım et..." Cemre hıçkırarak ağlarken Uluhan yanda ki peçeteden uzattı.
"Halledeceğiz. Leo gelince mahallene dön. Aldığım duyumlara göre sevgilin hala çıldırıyor," Dedi Uluhan gülümseyerek. "Git onlarla ol, ben seni tekrar arayacağım. Murat ile beraber yanıma geleceksiniz sizinle konuşacaklarım var ama önce sen bir olanları sindir."
"Lütfen Uluhan, bir an önce bulalım füzeleri."
Uluhan bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki içeriye elbiseli adam girip saygı ile Uluhan'ın önünde durdu. "Abi, Levent Yaman sokağa girmiş." Diyen adam ile Uluhan yerinden kalktı. "Cemre hanımı evine bırakıyorsunuz," Diyen Uluhan ile hızla yerinden kalktı. "Eve git ve benden kimseye bahsetme. Şu füze olayı aramızda. Eğer Türkiye'de duyulursa bu olay insanlar panik yapar. Türkiye'nin dört bir yanında ise panik olurken her şey daha zorlaşır."
"Tamam, haber ver," dedi ve Uluhan'ın yanından hızla ayrılıp evin gizli kapısından dışarıya çıktı Cemre. Sanıyordu ki asıl oyun şimdi başlıyordu Cemre...
***
(Günler Sonra)
"Neresi burası?" Dedi Cemre merakla. Murat ile beraber Uluhan'ı takip ediyorlar ve tam karşıda ki kapıya ilerlerliyorlardı. Şuan eski bir tiyatro binasının içerisindeydiler. "Burası füzeler ile ilgili bulduğum tüm bilgilerin olduğu yer," Diyen Uluhan elini okuturken şifreye kapı ardına kadar açıldı. Oraya da girdiklerinde bembeyaz bir oda karşıladı onları. Dört duvar resimlerle, isimlerle ve koskoca bir harita ile kaplıydı. Beyaz odanın tam ortasında büyük yuvarlak bir masa vardı. Odanın aksine masa siyahtı. Etrafta bir kaç tane kasa de vardı. "Neden bir tiyatro binası?" Dedi Cemre merakla ve etrafı taradı gözleri ile. "Çünkü kimse Ülke sırlarının tutulduğu yeri kenar mahallede eski bir tiyatro binası olarak hayal etmez de ondan." Diyen Uluhan'dı ve hemen ardından devam etti. "Levent'ten haber var mı?"
"Ona çip taktığından beri kademe gelmiyor. Aradım bir kaç kere açmadı."
"Gerçekten taktın mı yani?" Dedi Cemre bu duyduklarına inanamıyordu hala.
Çipler, füzeler, silah kaçakçılığı ve kocaman korkutucu insan yiyen bir jaguar. Daha neler görecekti acaba?
"Birlikte çalışacaksak öğren Cemre, ben asla yapmayacağım bir şeyi söylemem," Dedi Uluhan ve haritaya doğru ilerledi. Cemre haritada göz gezdirdi. haritada bazı şehirler kırmızı kalemle yuvarlak içine alınmıştı.
"Bu kırmızı işaretli şehirler füzelerin aktif olduğu şehirler," Dedi Uluhan. "Füzeler her yere dağıldı fakat şuanda aktif olanlar ve tarihe kadar gün sayanlar bu şehirlerde olanlar. Diğerleri aktifleştirilmemiş. Henüz." Diyen Uluhan kollarını göğsünde bağladı. Cemre dikkatle onu dinliyordu. "İstanbul, Tekirdağ, Ankara, Sivas ve Isparta. Aktif olarak bunlar biliniyor ama tarihe kadar diğerleri de aktifleşecektir. Şuanda yavaş yavaş aktifleştiriliyor füzeler. "
"İyide niye?" Dedi Cemre merakla.
"Çünkü kendilerinin peşinde olan özel bir teşkilatın olduğunu biliyorlar ve onların gözünü korkutmak istiyorlar biz yaparız diyerek. Binevi her şehir aktifleştiğinde teşkilatın panik yaptığını biliyorlar işlerine geliyor," Diyen Murat'tı.
"Teşkilat? Hani Helin Türk teşkilatının güvenini kazanmıştı?"
"Türkiye'nin sadece Jöak, Pöh, Sat, Jöper ve Jöh'den ibaret olduğunu düşünmedin umarım. Teşkilat içinde teşkilatlar var. Bizim bahsettiğimiz teşkilat sadece bu füzeler için kurulmuş özel bir birim. Türk teşkilatında üstler dışında bu özel birimden de yer altında ki füzelerden de haberi yok. " Diyen Uluhan'ı şaşkınlıkla dinliyordu Cemre. "Seni ortak olarak ben seçmedim Cemre. Onlar seni seçtiler bu iş bitene kadar teşkilata. TOYAFİT benim aracılığımla seninle de çalışacaklar, çünkü şuanda Helin'in ve Levent'in etrafında olan ve teşkilata ihanet etmeyecek her insana ihtiyacımız var. Levent'in sana olan ilgisi açık ve senin tüm yaşadığın şeylerin belgeler halinde ellerinde olması senden daha iyi bir aday olamayacağının kanıtı onlar için."
"TOYAFİT'in açılımı ne?" Dedi Cemre merakla. "Türkiye Organize Yeraltı Ve Füze İmha Teşkilatı." Diyen Murat'tı. "Niye direk onlarla görüşemiyorum?" Dedi Cemre merakla. "Teşkilat üyelerinin gizliliği için. Ama yine de bu değişebilir her an ve onlarla karşı karşıya gelebilirsin çünkü çok daha ciddi bir şeyle karşı karşıyayız," Dedi Uluhan. "Yurt dışında olduğunu sanıyordum nasıl hemen girebildin bu teşkilata böyle gizleniyorsa?" Dedi Cemre çatık kaşları ile. "Yurt dışında Helin beni elinde tuttuğunu sanıyordu," Dedi Uluhan alayla ve ellerini masanın iki yanına koydu. "Ama onu elimde tutan bendim. Teşkilat ile iki senedir iletişimdeydim. Yurt dışında bile isteye Helin'in yanındaydım bilgi için ama Aysima'yı öğrenmemle gözüm bilgiyi görmedi İstanbul'a döndüm. Tek hatam buydu ama artık hataya yer yok, dikkatli adımlar atmalıyız," Dedi Uluhan "Murat üyeleri daha önce gördü mü?" dedi Cemre Murat'a bakarak. "Murat yaklaşık bir senedir bizimle. Toyafit'in gizli tutulan binasına sadece bir kaç kere kere girebildi o da acil durumlarda. Üyeleri gördü ama genelde hep benimle iletişimde."
"Şu ciddi durum neydi?"
"Kod adı: Ana kraliçe." Dedi Murat
"Şu Füzelerin kumandalarını bulup kırsak ve füzeleri imha etsek bile daha büyük bir patlayıcı ile karşı karşıyayız. Bahsettiğimiz füzeler çerezdi sadece. Bir an önce şu çerezleri halledip ana kraliçeye geçmeliyiz," Diyen Uluhan ile Cemre yutkundu. "Ana kraliçenin özelliği ne?"
"Füzelerin ve tüm o bombaların annesi olarak kodlamışlar. Türkiye'nin bir şehrinde tutuluyor ama nerede bilmiyoruz, şuan işi gücü bırakıp o şehri arar durumdayız. Diğer füzelerden farkı tek bir parçası ile koca bir şehir yok olabilir ve korkutucu olanı bu füzenin bir kumandası yok. " Cemre nefes almayı unuturken gözlerini kırpıştırdı. Böylesine ciddi bir şeyle Türkiye karşı karşıyaydı ve sadece bir teşkilat başa çıkmaya çalışıyordu öyle mi?
Bunlar kafayı yemişti!
"Nasıl yok edilecek peki?" Cemre ayakta durmayacağını anlayınca siyah sandalyelerden birine çöktü.
"Ana kraliçe bir mağara büyüklüğünde ve kalbine inmemiz lazım. Direk kalbine inip oradan imha edilmeli."
"Peki ya yetişemezsek?" Dedi Cemre korku ile. "Çerezleri yok ederiz onlar kolay tek yapmamız gereken Levent'in yanında yer almak. Zaten onları yok edeceğimizi bildikleri için bu Ana Kraliçeyi yaratarak garantiye almışlar. Ana Kraliçeyi yok edemezsek patlar ve Türkiye'nin en ufak bir taşını bırak sınır ülkeler bile yok olur," Diyen Murat ile Cemre yutkundu. "Neden yapıyorlar bunu? Ellerine Türkiye ve sınır ülkeleri yok ederek ne geçecek?"
"Dış bağlantılar. Dış ülkeler işin içinde ama bilinen net bir ülke yok. Kendi ülkelerini ve imkanlarını büyütmek için Türkiye ve çevresini gözden çıkarıyorlar," Diyen Uluhan eline aldığı dolma kalemi çevirdi masa üstünde. "Savaş çıkacak." Dedi Cemre Silik bir sesle. "Füzelerin patlama tarihine bir gün varken insanları anlaşma sağladığımız bazı Ülkere uçaklarla ve helikopterlerle taşıyacağız ama tüm Türkiye öğrenecek füzeleri ve haliyle o zaman Türkiye ve kardeş ülkeler ayaklanacak. Evet büyük ihtimalle çıkacak."
"Ne yapmamı istiyorsunuz?" Dedi Cemre kendisinin konumu öğrenmek için. Ülkesi için ne gerekiyorsa yapacaktı Cemre. Bu emin duruşu Uluhan'ı ve Murat'tı memnuniyetle gülümsetti. "Levent'e yakın ol. Helin'in kasası Levent, ona yakın ol ki füzelerin patlayacağı tarihi ve Ana kraliçenin yerini öğrenelim," Dedi Uluhan Cemre'nin gözlerinin içine bakarak. "Nasıl bir yakınlık?" Dedi Cemre rahatsız olarak kıpırdandı. "Ne anlarsan." Diyen Uluhan ile Cemre titrek bir nefes aldı. "Benim yarın düğünüm var evleneceğim. Sahte de olsa Poyraz'a bunu yapamam." Dedi Cemre titrek bir nefes çekerek. Bunu yapamazdı. Ne midesi nede kalbi kaldırırdı bunu. Belki arkadaş gibi bir yakınlıkla yanında olurdu Levent'in ama daha fazlasını yapamazdı. "Cemre başka şansımız yok. Ben hemen bir adım arkanda olacağım senin ve sana gereğinden fazla yaklaşamayacak söz veriyorum ama şuan bu yakınlık önemli." Dedi Uluhan orta yolu bulmaya çalışarak.
"Peki ya Poyraz? Olmaz Uluhan yapamam." Dedi Cemre. "Dost olarak yanında olur bilgiyi alırım ama dahası yok. Üstelik Poyraz'ın haberi bile olmayacak bundan, aldatmış hissini içimden atamam." dedi Cemre ne yapacağını bilemez bir halde. "Abi, bence bir ayrıcalık tanımlıyız." Dedi Murat alnını kaşıyarak. Düşünüyordu nasıl orta yol bulacaklarını.
"O adamın oğluna güvenmiyorum." Dedi Uluhan homurdanarak. "O adamın oğlu değil Poyraz, şunu demekten vazgeç. Ona güvenmiyorsan bana güvenmenin de bir anlamı yok." Dedi Cemre net bir sesle. "Sana da güvenmiyorum Cemre. Ben hiç kimseye güvenmem, kendime dahi." Dedi Uluhan ve derin bir nefes aldı. "Eğer tek bir yanlış görürsem..." Diyen Uluhan sustu. "Benim etrafımda ki kişiler Levent'in de etrafında Uluhan. Ve Levent ile benim aramda bir seçim yapmak zorunda kalsalar emin ol beni seçerler. Aşir ile Sezgi'de yardım edebilir," Dedi Cemre. Öyle olacağını biliyordu.
"En ufak bir yanlış Cemre. Onları değil seni sorumlu tutacağım tek bir yanlış." Dedi Uluhan keskin bir dille. "Murat'ta biliyor Aşir ile Sezgi'yi neden ona sormuyorsun?" Dedi Cemre. Uluhan'ın gözleri Murat'a döndü. Olumsuz veya olumlu bir tepki bekliyordu. "Cemre haklı. Levent'in etrafını ne kadar sararsak o kadar iyi." Dedi Murat onaylayarak. "Poyraz'ın bilmesinde bence bir sorun yok çünkü kendisini gördüm, en ufak bir pürüzü yok ve ihanet edecek birine benzemiyor." Cemre aklına gelen sevgilisi ile gururla gülümsedi. Öyleydi, kimseye benzemezdi Poyraz. Masum sever ve hep adaletin yanında olurdu. Küçük bir kaç pürüzü olabilir tabi canım.
"Buraya sık sık gelemeyiz ne kadar az uğrarsak o kadar iyi şimdi size bir kaç tane telefon vereceğim o telefonları Sezgi, Aşir ve sen sürekli yanınızda taşıyacaksınız o telefon ile haberleşeceğiz çünkü dinlenmiyor." Diyen Uluhan kasaya doğru ilerledi ve tekrar bir şifre girip kasayı açtı. İçinden çıkardığı üç tane telefonun ardından tekrar kasayı kapattı ve Cemre doğru ilerleyip önüne bıraktı.
"Telefonun içinde sadece TOYAFİT üyelerinin numaraları var ama siz sadece benimle ve Murat'la iletişim kuracaksınız." Diyen Uluhan ile Cemre kafasını salladı ve telefonları siyah deri ceketinin cebine sıkıştırdı. "Onlarla konuşunca bana haber ver güvenli bir konumda buluşup plan yapacağız Levent'e yaklaşman için." Diyen Uluhan'a Cemre kafasını salladı ve ayağa kalktı. "Önümüzde ki iki gün olmaz." Dedi Cemre. "Doğru evleniyorsun." Dedi Uluhan kafa sallayarak. "Ve ben davetli değilim." Dedi alayla gülerek. "Ben davetliyim." Dedi Murat muzipçe. "Bu şerefsiz niye davetli?" Dedi Uluhan Murat'a bakarak."Çünkü Kademden."
"Kademdekiler gelecekse Helin'de gelmeli o zaman," Dedi Uluhan gülerek.
"Ancak cenazeme gelir o," Dedi Cemre çatık kaşlarla. "Yok ona da gelemez. Ona bile layık değil