3.Bölüm: Esaret

3424 Words
(Günümüz) ben gerginlik ile Levent'e bakan Ayaz'a yandan bir bakış attım ve yerimde kıpırdandım. Levent Ayaz'ın bakışlarını fark etse de ses etmiyordu ve bu beni daha çok geriyordu. "Sen ne zaman gideceksin?" diye çat diye soran Ayaz ile Levent elinde ki çatalını tabağın kenarına bıraktı ve Ayaz'a döndü. Bende stres ile elimde ki çatalı bıraktım. "Eskiden ben gitmeyeyim diye kırk takla atardın Ayaz, şimdi beni evden göndermek mi istiyorsun?" Dedi Levent. Ayaz dudaklarını aralamış karşılık verecekti ki ben araya girdim ters bir şey söylememesi için. "Ayaz'ın dersleri vardı," dedim ve oturduğum yerden kalktım. "Yemeğini yediğini görüyorum. Hadi git odana derslerinle ilgilen." Şuan tek istediğim Ayaz'ın sorun çıkarmadan odasına gitmesiydi. "Sen?" Dedi Ayaz bana beklenti dolu gözleri ile. "Ayaz fazla oluyorsun," Dedi Levent siniri bozulmuş bir ifade ile gülerek. "Bence annen haklı odana git derslerinle ilgilen bende kocası olarak annenle konuşacağım," Dedi Levent eliyle Ayaz'ın odasını göstererek. "Tamam konuyu uzatmayın," Dedim sinirden dişlerimi sıkarak. "Sen odana gidiyorsun bende burayı toplayıp yanına geleceğim." Ayaz'ın gitmek istemediği gözlerinden belliydi ama benim ikiletmesinden hoşlanmadığımı biliyordu ve bu yüzden de mecburen kalktı masadan ve odasına gitti. "Mutlusundur umarım," Diyen Levent sinir bozucu bir gülümseme ile masanın üzerinde ki kırmızı peçete ile ellerini sildi. "Oğlumu bana düşman ettin." "Ben kimseyi kimseye düşman etmedim," dedim masaya ellerimi koyarak."Boğazıma sarılan sendin." "Damarıma basanda sendin," Dedi Levent benim gibi masaya ellerini koyarak. "Şaşkınlıkla izliyorum," Dedim gözlerimi kısarak. "Bir anda yılanın deri değiştirdiği gibi karakterini değiştirmeni şaşkınlıkla izliyorum." içimde öfkeden kasırgalar kopsa da dışarıdan bakılınca yaprak oynamıyordu. Sormak istiyordum kızım nerede diye. Kızımı ver demek istiyordum ama diyemiyordum. Kızım her neredeyse Levent onu dünyanın öbür ucunu gönderirdi ben ona kavuşmayayım diye ve bu yüzden de bunu göze alamazdım. "Daha anlamadın değil mi?" Dedi Levent gülümseyerek ve karşıma dikildi. "Ben melek maskesi takmış bir şeytanım karıcım." Levent elini kaldırdı ve siyah saç tutamımı parmakları arasına aldı. "Geleceği görüyorum biliyor musun Masal. O gördüğüm gelecekte sen yine bir uçurumun dibinde olacaksın ama bu sefer seni iten Uluhan değil atlayan kendin olacaksın ve en önemlisi bu sefer seni yaşatacak ben olmayacağım." Benim yüzüm mide bulantısı ile buruşurken tiksinti ile Levent'i ittim. "Bende geleceği görüyorum. İki mezar görüyorum ve birinde Helin diğerinde Levent yazıyor. Yan yanalar ve dikenlerle sarılmışlar. O kadar güzel bir sahne ki düşündükçe içim rahatlıyor. Öleceksiniz ve birbirinizin her pisliğini temizlediğiniz ablanla yan yana dikenler içinde yatacaksınız," dedim ve keyifle güldüm. "Ve Sana yemin olsun ki Levent senin ölürken gördüğün son yüz benim ki olacak." "Ben daha çok Uluhan'ın ölürken gördüğü son yüz senin ki olur diye düşünmüştüm, çünkü hemen sende yanında uçurumun dibinde kanlar içinde can çekişiyor olacaksın," Diyen Levent elimde olmadan kahkaha attım. Tüm dengem alt üst olmuştu. Kahkahamı zar zor bastırdım ve donuk bakışlarımla ona baktım. Hemen yemek Masasının üzerinde ki bıçağı elime doladım ve Levent'in yüzüne doğru tuttum. Levent beklemediği bıçakla ciddileşti ve bir iki adım geri gitti. "Hep böyle yapıyorsun," dedim silik bir sesle. "Hep beni Uluhan ile vuruyorsun güçsüz kılmak için. Ama bilemediğin bir şey var Levent. Uluhan artık benim güçsüzlüğüm zayıflığım değil," dedim ve elimde ki bıçağı salladım Levent'e. "Çünkü Uluhan'ın artık size ilaçlarla kukla olan bir adam olmaktan çıktığını gördüm. Eğer hala size kukla olsaydı sizden güçsüz olsaydı ondan korkmazdınız bu kadar. Anladım artık, Uluhan sizden de güçlü. Ödünüz kopuyor değil mi Uluhan bulduğu ilk fırsatta tepenize binecek diye?" "Ne o, güç manyağı bir psikopata benden çok mu güvenmeye başladın? Yoksa ona umut mu bağlıyorsun? Yazık." sinir bozucu bir gülümseme ile karşılık veren Levent'in yüzünde görmüştüm. Dediklerim doğruydu. "Ben sayenizde kimseye güvenmemeyi öğrendim Levent ve bu saatten sonra sende ablana güvenme. İkimiz de biliyoruz ki o şeytan ablan ilk fırsatta seni satar!" Cemre'yi o yangından çıkarıp hala nefes alan beni o yangında bırakmıştı o cani kadın. Nasıl bunca yıl bunu bildiğim halde güvenmiştim Levent'e. "Ablam hakkında!" diyen Levent benim çenemi kavradı ve canımı acıtmak ister gibi sıktı nefretle. "Düzgün konuşacaksın! O bana bir abladan daha fazlası!" ben acıyla yüzümü buruştururken zorlukla Levent'i itip ellerinden kurtuldum. "Senin gibi bir iblise katlanıyorsam o da ailem için!" Dedim işaret parmağımı Levent'e doğru sallayarak. "Sakın bir daha bana yaklaşma!" diye son kez bağırdım ve hemen ardından odada ki Ayaz'a seslendim. "Ayaz hadi gidip şu kurs işini halletmemiz lazım!" "İblis demen kalbimi kırdı," Dedi Levent alayla ve kollarını göğsünde bağladı. "Nereye?" Dedi ciddileşerek. "Ayaz'ın okul öncesi kursları başladı, kayıt için gideceğiz." İnan ne olur inan... "Pekala," Dedi ve bileğinde ki saati kendine çevirip saate baktı. "Saat dörde çeyrek var. Altıya kadar evde olun." "Eve giriş çıkış saatlerimize de mi sen karar vereceksin?" "Bundan sonra böyle Masal YAMAN," Dedi Levent kendi soy ismini bastırarak. "İşimiz uzarsa haber veririm arayıp," Dedim oralı olmayarak ve kapıdan giren Ayaz ile ona doğru yürüdüm. "Altıda evde olunacak Masal!" Dedi Levent itiraz istemeyen bir ses tonu ile. Ben Levent'e cevap vermemeyi seçerken Ayaz'ı omzundan dışarıya doğru yönlendirdim. Her şeyi alıp arabaya bindiğimiz anda Ayaz soru dolu gözlerini bana doğrulttu. "Anne ben kurs-" Diyen Ayaz'ı elimle sus işareti yaparak susturdum. Ben arabayı çalıştırdım ve evin büyük bahçesinden çıktım. Biraz daha ilerledikten sonra kenarda arabayı durdurup cebimde ki telefonu çıkardım. Ayaz'a da elimi uzatıp kendi telefonunu da vermesini isteyince Ayaz anlamaya çalışarak bana baktı ve daha sonra cebinde ki telefonunu bana uzattı. Ben bir poşet çıkarıp yavaşça telefonları koydum ve arabadan sessiz olmaya çalışarak indim. Hemen bagajı açtım ve bagajın içinde ki ses geçirmeyen çantayı açıp telefonları içine koydum. Çantanın fermuarını da çekip kapıyı kapattıktan sonra tekrar yerime geçtim. "Neden telefonları oraya koydun? Hem benim kursum yok ki bu sene dinlenmem gerektiğini söylemiştin?" Dedi Ayaz merakla. "Telefonlarımızı dinlettiriyor. Biz otelde kalırken beni aradığında telefondan cızırtı ve yankılanma geldi. Sesimde derinden geliyordu yani telefonumun dinlendiğini gösteriyor bu. Muhtemelen senin de dinlettiriyor dikkatli olmada fayda var. Her ihtimale karşı ses geçirmeyen bir çanta aldım otelden çıkınca." "Nereye gidiyoruz ki?" Dedi Ayaz bıkkın bir ses tonu ile. Artık bünyesi kaldırmıyor bu olanları biliyordum ama elimden sadece bu geliyordu. "Elim kolum bağlı oturamam Ayaz. Ne gerekiyorsa o yapılmalı ama önce düşünmeliyim." *** (Yazardan) Levent elinde ki içkiyi kafaya dikti ve kırarcasına bıraktı bardağı sehpaya. "Buyur abi?" diye telefonu açan adamla Levent camdan dışarıya baktı gözlerini kısarak. "Durum ne?" "Düğün hazırlıkları devam ediyor abi. Tüm Atmaca'da bir koşuşturma var." "Cemre?" Dedi Levent titreyen sesiyle. "Yine buluştu mu Uluhan ile?" "Hayır abi ses soluk yok Uluhan'dan. Kuaför eve geldi işte abi içeriye geçti hala çıkmadı." "Vedat beni dinle," Diyen Levent kendine yeni bir içki doldurdu. "Aysima'yı acilen mahalleden çıkarın. Sizi bir uçak bekliyor olacak, havaalanın da uçağı biniyorsunuz ve gidiyorsunuz Türkiye'den. İnince sizi bir dadı ve bir şoför karşılayacak. Benden haber bekle," Dedi Levent. "Abi Helin hanım?" dedi adam emin olamayarak. "Ablama ben açıklayacağım sen dediğimi yap." "Atahan beye ne diyeceğiz?" Levent elinde ki içkiyi tekrar kafasına dikti ve hepsini bir dikişte içti. "Zorluk çıkarırsa vurun gitsin." Levent telefonu kapadı ve koltuğun üzerine fırlattı. "Siz birlik olup bana bir oyun kuruyorsunuz ama kendi mezarınızı kazıyorsunuz." Uluhan içtiği kahveyi bir kenara bıraktı ve derin bir nefes alıp elindeki bilgileri tekrar gözden geçirdi. *** "Nerede bu ana kraliçe nerede?" Dedi kendi kendine fısıltı ile. Uluhan'ın dikkati çalan telefonu ile dağılınca sehpanın üzerinde ki telefona uzandı ve ekranda gördüğü Murat yazısı ile açıp kulağına götürdü. "Söyle..." "Tarihi öğrendim!" Dedi Murat nefes nefese. Uluhan elinde ki tableti koltuğa fırlattı ve hızla oturduğu koltuktan kalktı. "Helin'in şu gizli odası. Uzun zamandır şüphelendiğim bir adam vardı düğüne gitmek için hazırlanırken Helin ile bakışmalarını yakaladım ve diğerleri düğüne gitti ben kaldım. Adam asansöre binince indiği katı takip ettim. Gizli odanın orada durunca saklandım. Şerefsiz içeriye girince bende arkasından girip kıstırdım. 8 Ocak . 8 Ocakta patlatacaklar füzeleri." "Yedi ay... Yedi ay sonra." Dedi Uluhan tıslayarak. "Ana kraliçe?" "Abi çok garip bir şey daha oldu." Dedi Murat sıkıntı ile. "Ne oldu?" "Tarihi söyler söylemez adam kendine sıktı." Uluhan sinirle elini yüzünde gezdirdi ve derin bir nefes aldı. "Neredesin sen?" "Düğüne doğru gidiyorum dikkat çekmemek için. Cesedi kaldırdım ortadan ama muhtemelen Helin fark edecek." "Çok dikkatli olun Murat. Gözünü dört aç." "Tamam abi Merak etme sen." *** Ben biri sürü olasılığı düşünürken en sonda en zararsız olanın Cemre'nin karşısına çıkmak olduğuna karar verdim. Mahalleye geldiğimde esnaflardan birine Cemre'nin evini sormuş ve düğünü var bugün cevabı ile acaba yanlış zamanlama mı diye düşünmüştüm. Belki de yanlış zamanlamaydı ama bir daha bu fırsatı yakalayamazdım. Ayaz'ı arabada bırakıp indim ve kalabalık alanda göz gezdirdim. Kendime bir köşe bulurken olan biteni izledim fırsatı yakalayana kadar ama Cemre hiçbir şekilde yalnız kalmıyordu. Gerçi kalsa bile Cemre'ye gidemezdim. Levent her anını takip ettiriyordu ama dolaylı yoldan ona ulaşabilirdim. O kalabalığın içinde yıllar sonra gördüğüm yüzlerle yutkundum. Annem ve babam... Elim kalbime gitti ve ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Küçücük bir kız çocuğu gibi ayaklarımı yere vura vura ağlayasım vardı. öyle özlemiştim ki ailemi şuan her şeyi unutup gidip sarılmak istemiştim. Benim elimde olmadan gözyaşlarım akarken annemin gözleri hissetmiş gibi saklandığım yere doğru dönmüştü. Hızla duvarın arkasına geçerken ben kalbim heyecandan ağzımda atıyordu. Bir kaç dakikanın ardından tekrar oraya baktım ve o anda beklediğim fırsat ayağıma geldi. Poyraz'ın gömleği leke oldu ve temizlemek için eve ilerledi. Ben hızla arkadan dolanıp evin içerisine girdim iki taraflı ahşap merdivenlerin birinde Poyraz yukarıya çıkarken önüne çıkmak için diğerinde ben çıktım. Gömleğini inceleyen Poyraz kafasını kaldırıp bana baktığında göz göze geldik. Kaşları yavaş yavaş çatılırken gözlerini yüzümde gezdirdi. "Yardım et bana," Dedim ne yapacağımı bilemeyerek fısıltı ile. "Tüm o notları size gönderen bendim. Siz birbirinizi bulun istedim kötü bir amacım yoktu." Evet, Cemre mutlu olsun diye başından beri onlara notlar gönderiyordum birbirlerini bulmaları için ve görünen o ki bu işe yaramıştı. Poyraz'ın gözleri şaşkınlık ile açılırken muhtemelen az sonra daha fazla açılacaktı. "Ben Masal... Masal Öztürk," dediğim anda Poyraz'ın gözleri dehşet içinde bana baktı. "Lütfen bana yardım et Poyraz. Cemre ile iletişime geçemem Levent her anını takip ettiriyor onun ama sen bana yardım edersin," Dedim ve uzanıp titreyen ellerim ile Poyraz'ın ellerini tuttum. "Se-sen?" Dedi Poyraz şaşkınlıktan konuşmayı unutmuştu sanki. "Sen Cemre'nin yerine şey oldun," Dedi Poyraz. Sanırım öldün demeye utanmıştı yüzümde karşı. "Yalan! İmkanı yok bunun!" Dedi "Cemre yaşadı değil mi imkansız değildi!" Dedim kendimi anlatmaya çalışarak. "Bana yardım et Poyraz elim kolum bağlı ne yapacağımı bilmiyorum lütfen yardım et. Poyraz elini benden çekerken baştan aşağı inceledi beni. "Cemre'ye benziyorsun," dedi fısıltı ile. Hala inanamıyor gibiydi. "Poyraz, Cemre'ye beni ulaştırman lazım. Benim, ailemin hayatı tehlikede ve yardım isteyecek kimsem yok." Poyraz kafasını iki yana salladı ve o anda merdivenlerden duyduğumuz ayak sesi ile gözlerim açıldı irice. Poyraz şoku atlatmış olacak ki beni kolumdan tutup ilk bulduğu kapıdan içeriye soktu. "Buradan ayrılma. Şu imzaları atalım halledeceğim," dedi fısıltı ile. "Oğlum... Oğlum dışarıda arabanın içinde." "Oğlun mu?" dedi tekrar Poyraz şaşkınlıkla ama derin bir nefes aldı üstünde durmayarak. "Halledeceğim, on dakika ver tamam mı?" Ben derin bir nefes aldım ve kafamı salladım. Poyraz odadan çıkıp kapıyı kapattı ve ben ise kapıya yaslandım. Gözlerimi etrafta dolaştırırken gördüğüm resimler ile oraya ilerledim. Bir aile fotoğrafıydı... Kafamı yana doğru eğdim ve gözlerimi kıstım. Cemre miydi bu kız? Muhtemelen on üçlü yaşlardaydı ve genç bir çocuğun kolunun altında gülümsüyordu. Benden alınan ne varsa, Cemre'nin de elinden alınmıştı sorgusuz ve tek suçlusu Yaman kardeşlerdi. Herkes yaktığı kadar yakacaktı, acımak yoktu artık. Ben derin bir nefes alıp fotoğrafı yerine koyarken o anda patlayan camlar eşliğinde kurşun sesleri yankılandı etrafta. Dudaklarımdan bir çığlık kaçarken yere düştüm ve ellerimle kafamı korurken korku ile kapıya doğru gitmeye çalıştım oğlumu almak için. "Ayaz!" dudaklarımdan korku ile onun ismi dökülürken silah sesleri susmuyor insanların aşağıdan çığlıkları buraya kadar geliyordu. Sürünerek odadan çıkarken gözyaşlarıma engel olamıyordum. "Anne!" dedim aklıma ailemin gelmesi ile. "Allah'ım yardım et!" en merdivenlere geldiğimde hızla yerimden kalktım ve koşarak merdivenleri inmeye başladım. Canım önemli değildi, şuan tek önemli olan ailemdi... Kapıdan dışarıya çıktığım anda kan gölüne dönmüş bir bahçe ile karşı karşıya kaldım. dudaklarım arasından bir çığlık yükseldi. Kabus muydu bu? O anda ağzıma kapatılan bir çift ile çırpınmaya başladım kurtulmak için elleri arasından. Bilincimi kaybettiğim son saniyeler aklımda kalan tek şey insanların can yakan çığlıklarıydı... *** (5 Ay Sonra) Gecenin koynunda herkes huzurlu uykusunda uyurken sadece iki kişi uyanıktı. Elinde ki anahtar ile sessizce kapıyı açtı ve odadan çıktı. Önce etrafa baktı ve kimsenin olmadığına kanaat getirince sessiz ama büyük adımlarla kameraların olmadığına emin olduğu koridordan geçip iki kat yukarıya çıktı saklana saklana. İstediği odanın önüne gelince elinde ki diğer anahtar ile kapıyı açtı ve içeriye süzülüp kapıyı hemen kapadı. "Neredeydin ödüm koptu yakalandın diye?" Dedi hızla kadın. "Hemen gitmeliyim Masal çabuk!" Dedi adam hızla. "Savaş, korkuyorum. Levent çok zekidir anlar planımızı. Bu anahtarların bizde olduğunu bilse sıkar ikimize de." Dedi Masal ellerini saçlarından geçirerek. "Sıkamaz. Bizi öldürmek isteseydi şimdiye kadar biterdi işimiz silahsızız ve en önemlisi onun seçtiği odalarda elinin altında kilitliyiz. Şuan onun işine yarıyoruz. Beni Cemre'ye karşı seni de Uluhan'a karşı kullanacak her ihtimale karşı." Dedi Savaş emin bir ses tonu ile. "Uluhan'ın benim yaşadığımdan bile haberi yok." "Daha iyi ya. Uluhan senin yaşadığını ve o şerefsizin elinde olduğunu öğrenirse her şeyden vazgeçer Bu Levent'in işine gelir. Eğer her şey ve herkes bana anlattığın gibiyse şuan Levent elinde ki bizi güvence olarak tutuyor elinde." Dedi Savaş Masal'ın yatağına oturup ellerini dizlerine koyarak. "Buradan çıkmalıyız." Dedi Masal bembeyaz olan ve bir yataktan ve televizyondan başka bir şey olmayan odaya bakarak. Odanın içinde bir banyoda vardı küçücük. Kapının altında ki bölmeden hep aynı saatlerde yemek veriliyordu. Beş aydır ne Masal ne de Savaş bulundukları odalardan çıkamamışlardı. Yaklaşık iki ay önce Levent'in bir adamı işi bırakmış ama giderken de Savaş'a bir iyilik yapıp iki odanın da anahtarlarını kopyalatıp Savaş'a vermişti gizlice. Bu Savaş'a olan can borcunu ödemek içindi. Savaş'ın odasına girdiği sırada astımı tutan adama Savaş ilk müdahaleyi yapmış ona nefes vermişti. Adam ise hem anahtarları hem de nerede kamera olduğunun çizelgesini vermişti. Savaş iki aydır sürekli Masal'ın yanına geliyor kaçma planları kuruyorlardı birlikte. Masal ona baştan sonra Levent'i ve olanları anlatınca Savaş'ta artık bu sırrın bir parçası olmuştu. "Evin içinde dolaşan bir sürü adam var Masal bizdeyse sadece kendi odalarımızın anahtarları. Bu evin mutlaka başka bir çıkışı olmalı." Dedi Savaş sıkıntı ile saçlarını karıştırarak. "Cemre perişan olmuştur." Dedi Savaş kendinin bile duyacağı bir ses tonu ile. "Bence kaçmaya çalışmakla hata yapıyoruz. Levent bizi öldürür." Dedi Masal korku ile. "Asıl biraz daha burada kilit altında kalmaya devam edersek hata yapacağız. Ne sanıyorsun bu ibnenin durup bekleyeceğini mi? Uluhan'ın ona bağlıydı değil mi? Önce aralarında ki bağı keser sonra onun kafasına sıkar seni elinde tuttuğu sürece. Ben elinin altında olduğum sürece ise Cemre'yi-" Savaş öfke ile gözlerini kapadı ve dişlerini sıktı. Savaş ile Masal'ı kaçırttığı ilk gün bir tek karşı karşıya gelmişlerdi onunla sonrası yoktu. Ondan sonrasını Masal anlatmıştı her bir ayrıntısına kadar ve burada konuşmaya epey zamanları vardı. Savaş'ta Masal'a anlatmıştı Cemre'nin mahalleye geldiği andan itibari ile olanları. Savaş Arslan... Eski bilinen adıyla Poyraz Barkın. Cemre'ye tecavüz eden adamlardan birinin yıllarca oğlum dediği adamdı ve hayatın oyunu ki Savaş yeni ailesini bulup ismi de dahil Rıza Barkın'a ait ne varsa silmiş yeni ismini kimlik bellemişti. "Ne yapacağız? Kurduğumuz tüm planlar kendini İmha etti sürekli bir şekilde bir pürüz oldu." Dedi Masal. "Yarın gece yanına gelmeyeceğim. Şu evi gezeceğim bir nerede ne var bakacağım ondan sonraki gün gelirim yine yanına. Şimdi gitmem lazım kontrole gelecekler." Dedi Savaş oturduğu yerden kalkarak. "Ya yakalanırsan? Buraya bile o adamın tarif ettiği yerlerden geçip geliyorsun." "Elim kolum bağlı oturamam daha fazla. Konuşuruz yine." Dedi Savaş kapıya doğru ilerleyerek. "Dikkat et kendine." Dedi Savaş ve kapıyı açarak dışarıya çıktı *** Ayaz her zaman ki gibi sessizce önünde ki test kitabına bakarken evin etrafında olan korumalardan biri yanına geldi. "Ayaz bey babanız içeriye girmenizi istiyor." Dedi Adam elinde ki telefonu göstererek. Ayaz önce karşısında ki adamı süzdü ve daha sonra adama elini uzattı telefonu vermesi için. Adam telefonu Ayaz'ın eline verince Ayaz sürekli sorduğu o soruyu tekrar dile getirdi. "Annem nerede, ne yaptın ona?" "Sana da merhaba oğlum." Diyen Levent'in sesi imalıydı. "Annemi istiyorum." "Annen tatilde." "Anneme gideceğim." "Annenin yalnız kalmaya ihtiyacı varmış." "Annemi istiyorum!" diye bağırdı Ayaz son sesine kadar. "Anneme gideceğim!" "Bana bağırma!" diyen Levent ilk kez oğluna sesini yükseltmişti. "Ayaz o sesin bana yükselmeyecek! Annen yok dediysem yok!" diyen adam ile Ayaz ağzını açacaktı ki Levent devam etti. "Birazdan eve biri getirilecek seninle bir süre kalacak." Ayaz'ın elinden çekilen telefon ile Ayaz sinirle adama baktı. Tamam abi deyip kapatan adam ile Ayaz oturduğu masadan kalktı. "Kim gelecek?" Dedi Ayaz etrafa bakarak. "Geldi." Diyen adam ile Ayaz gözlerini bahçe kapısına yöneltti. İçeriye bir adam ve elini tuttuğu bir kız çocuğu girdi. Ayaz gördüğü kız ile dudakları şaşkınlıkla aralandı. Aysima mıydı o? Annesinin kızı Aysima... Kız ürkek gözlerle etrafa bakarken sonunda Ayaz'ın önünde durmuşlardı. "Aysima hanım bir süre bizimle kalacak yurt dışından bir kaç gün önce geldi tedavisi için fakat yine yurt dışına gidecek." Diyen adam ile Ayaz gözlerini Aysima'da gezdirdi. Huzursuzdu küçük kız bunu kaşları çatık kıpırdanmasından anlamıştı. "Ne tedavisi ki?" Dedi Ayaz sorarcasına. Keşke anneleri de burada olsaydı. Adamlar cevap vermezken Aysima'nın elini bıraktı adam. "Aysima konuşamıyor yani kendi isteği ile konuşmuyor ve aynı zamanda göremiyor da Ayaz bey, bu yüzden onunla konuşmaya çalışsanız da cevap vermeyecektir." Dedi adam. Ayaz duyduğu şey ile kendisine masmavi gözlerle bakan kız çocuğuna baktı hüzünlü gözlerle. "Bu yüzden mi tedavi görüyor?" annesi perişan olacaktı. "Ayaz bey Aysima hanım ile siz ilgilenecekmişsiniz." Diyen adamlar yanlarından uzaklaşırken Ayaz Aysima'ya elini uzattı. "Gel Emine abla kurabiye yapmıştı yiyelim." Dedi Ayaz kızı çekiştirerek. "Ayaz ben." Dedi küçük kıza bakarak. Aysima konuşmadığı için sadece sesin geldiği yöne tanımadığı çocuğun yüzüne bakmakla yetindi boş bakışlarla. Ayaz az daha neden konuşmadığını unutmuştu ki durup ona baktı. Az önce söylemişti ya adam konuşmuyordu. Salak Ayaz. "Biz nasıl anlaşacağız seninle?" Dedi Ayaz hüzünlü bir sesle. Aysima kafasını iki yana salladı sadece. Ayaz Aysima'yı mutfak masasına oturttu ve Etrafa bakındı. Emine teyzesi neredeydi ki? Ayaz Kurabiye kutusuna doğru gitti ve kutuyu açtı. Kutuda olmayan kurabiyeler ile dudak büktü. Sadece bir tane kalmıştı. Neyse tekrar yapardı Emine teyzesi. Kurabiyeyi alıp kızın önüne koydu ve daha sonra dolaptan çıkardığı sütü de bardağa döküp kızın önüne bıraktı. Aysima boşluğa öylece bakıyor ve çocuğun seslerinden analiz ediyordu iyi biri olup olmadığını. Zarar vermezdi ona değil mi? Konuşamıyor diye dalga da geçmemişti. O zaman iyi biriydi. "Yesene hadi. Sadece bir tane kalmış ama yine yapar Emine teyze." Diyen Ayaz kurabiyeyi Aysima'nın önüne iterken. Aysima Kurabiyeyi eliyle buldu ve daha sonra Ayaz'ın yanına oturduğunu hissetti. Kurabiyeyi eliyle kırdı ve diğer parçayı Ayaz'a uzattı. Ayaz gülümsedi Aysima'ya ve kızın elinde ki kurabiyeyi yavaşça ona doğru itti. "Ben yedim, sen ye çilli." *** Saat gece yarısını gösterirken Savaş yavaş adımlarla kapısını araladı ve odadan dışarıya çıktı. Kamerasız koridorlarda ileriyip Masal'ın odasına gelince cebinde ki anahtarlar ile kapıyı açıp içeriye girdi. Kapıyı ardından kapayıp kilitlediğinde yatağında uyuyan Masal'a doğru ilerleyip omzunu dürtü. "Kızım kalk!" diyen Savaş uyanmayan Masal ile ofladı. "Kış uykusuna mı yattın Masal?" Diyen Savaş ile Masal gözlerini araladı. "Ne oluyor?" Diyen Masal hızla doğruldu yattığı yerden. "Çabuk konuşmamız lazım." Diyen Savaş cebinde ki evin krokisini çıkardı. "Acilen buradan çıkmamız lazım iyi dinle beni." Diyen Savaş Krokiyi dağınık yatağın üzerine koydu. "İki ay sonra tüm Türkiye yok olacak o yüzden elimizi çabuk tutmalıyız." Diyen Savaş ile Masal rüya görüp görmediğini sorguladı. Ne anlatıyordu bu? "Bak kapılardan çıkamayız bu yüzden havalandırmadan çıkacağız duydun mu?" Diyen Savaş eli ile bir noktayı gösterdi. "Yarın gece bu saatte seninle kaçıyor olacağız. Havalandırma bizi zorlayacak ama başka çaremiz yok çıkmak zorundayız. Yanına su al mutlaka ve yemek yememeye özen göster ki rahat çıkalım anlıyorsun değil mi?" Dedi Savaş sabırsızca. "Savaş anlamıyorum seni ne oluyor düzgün anlat." Diyen Masal'ın ardından kapı önünde duydukları sesler ile Savaş ayağa kalktı ve kapıya yaklaştı sessiz olmasını işaret ederek. "Hani Levent bey gelecekti oğlum?" "Gelecekti ama bizim çocuklar onu bir restorana bırakmış bir kadının yanına. Oradan da o kadınla ayrılmış herhalde geceyi hatunla geçirecek." Diyen adam ile Masal'da yerinden kalkıp kapıya gitti. "Bu şu Suzi denilen kadın mı?" "Yok ulan o kadın öylesine. Bu şey yok mu sürekli birlikte operasyona çıktıları kadın neydi adı." "Masal hanım mı?" Dedi Adam. O anda Masal ile Savaş birbirine baktılar. Cemre?? Cemre ile Levent birlikte miydi? "Aynen o. Birlikte ayrılmışlar mekandan çocuklar onları beşiktaşta ki eve bırakmışlar." Diyen adam ile Savaş kapıyı açıp çıkacaktı ki öfke ile Masal tuttu kolundan. "Sikerim böyle işi! Ne demek lan birlikte ayrıldılar ne demek?!" diye Savaş sessiz bir şekilde bağırmaya çalıştı. "Şu köpeğin eceli elimden olacak!" "Allah aşkına sakin ol anlat. Ne demek Türkiye'nin sonu gelecek?" Savaş derin bir nefes aldı ve odaya gizlice girdiğinde okuduğu o yıkım getiren yazıyı düşündü. "8 Ocak Pazartesi günü Ana Kraliçe Pamukkale Plüton Kapısı konumundan geri sayım ile patlamaya hazırlanacak ve anlaşmalı her iki tarafta patlamalar Türkiye'nin dört bir yanında bitene kadar Ülke dışarısında olacak ve her şey bittiğinde yapılan anlaşmaya uyularak yeni bir devlet kurmanın ilk adımlarını atılacaktır..." "Doğru olamaz," dedi Masal fısıltı ile. "Ama doğru, yarın buradan çıkmamız lazım..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD