4.Bölüm: Kaçış

4461 Words
( Yazardan ) Cemre son kez elinde ki tablette göz gezdirirken o sırada odanın kapısı açıldı ve Uluhan girdi içeriye. "Birazdan ekip burada olur Murat'ı ve Aşir'i aradın mı?" Diyen Uluhan karşısına oturmuştu. "Aradım gelirler birazdan." dedi Cemre ve tableti masaya bıraktı. "Levent ile buluştuğum da mutlaka senin bana bir şeyler anlatıp anlamadığını soracak." "Ona onun sana aşık olduğunu söylediğimi söyle. Levent benim bunu kendime saklamayacağımı bilir." "Savaş'ın yerini bence Levent biliyor." dedi Cemre boğazı düğüm düğüm. "Ama Levent'in Savaş ile derdi ne olabilir ki?" "Bunu soruyor musun gerçekten." Dedi Uluhan alay ile. "Kıskanç bir adam kadar daha tehlikelisi yoktur Cemre. Senin Savaş'a duyduğun aşkın yoğunluğu gözlerinden belli oluyor." "Bunu yapması için yeterli bir sebep değil ama bu." dedi düşünceli bir ifade ile Cemre. "Belki de bizim bilmediğimiz başka şeyler daha vardır." Diyen Uluhan elinde ki kalemi çevirdi. "Aysima ile ilgili bir gelişme var mı?" dediği sırada Cemre Uluhan'ın elinde çevirdiği kalem durdu. "Yok." Uluhan gözlerini bile kaldırmadan kısaca yok diyince toplantı odasının kapısı açıldı ve içeri Sungur, Liva, Fuat, Murat ve Aşir girmişti. Herkes yuvarlak masada yerini alırken Cemre Aşir ve Murat'a baktım. "Sezgi?" dedi bir gelişme olup olmadığını sormak için. "Cihangir durmaksızın arıyor sürekli birbirimizi bilgilendiriyoruz. Sanırım en son Cihangir şu Kesik denen adamın sürekli takıldığı bir mekana ulaşmıştı haber bekliyoruz." Dedi Aşir. "Bende gidip bir bakacağım akşam buluşmadan önce." dedi Cemre ve o sırada Sungur ayağa kalktı. "Konuya gelelim hızlıca." Diyen Sungur hepsinde gözlerini gezdirdi. "Levent'in ve Helin'in bir anda ortadan kaybolması iyiye işaret değil. Demek ki artık Ana kraliçenin yeri sağlamlaştı ve karşı tarafla iyi bir hazırlık içindeler." Diyen Sungur'un ardından Liva konuştu. "Çerezleri ve ana kraliçeyi aynı gün içinde halledeceğiz çünkü biz şimdi yerini bildiğimiz Çerezleri halletsek bile tekrar tekrar yapacaklar. " "Bu akşam Levent ile buluşacaksın değil mi?" Diyen Fuat'tı. Cemre ona kafa sallayınca Uluhan söze girdi. "Levent'in herkesten gizli bir evi var. Helin bile yerini bilmiyor evin. Sadece sayılı adamları ve kendisi. Her boku o evde kule gibi ev. O evin yerini ağzından almaya çalış." Diyen Uluhan ile Kafa salladı Cemre. "Ya da direk ona evine gitmeyi teklif et." Cemre kafasını hızla Uluhan'a çevirince kaşları çatıldı. "Pardon? Sen beni ne sanıyorsun adamın koynuna mı gireyim!" dedi sinirle sinirle. "Olmaz öyle şey Cemre gitmeyecek plan iptal!" diyen Aşir masadan kalkmıştı. "Şuanda Türkiye'nin bir kaç ensesi kalın şerefsizin yüzünden bittiği noktadayız farkındasınız değil mi?" Dedi Fuat sakin sesiyle. "Herifin sana olan aşkı belli gözleri körleşiyor senin yanında bundan başka seçeneğimiz yok!" diyen Sungur ile Murat'ta belli belirsiz onayladı. "Cemre ne gerekiyorsa yapmalı." Diyen Liva idi. Bir kadın olarak nasıl Cemre'yi buna zorlardı? "Pezevenk miyim ben amına koyayım kardeşim yerine koyduğum kızı menfaatim için herifin koynuna atayım!" diyen Aşir ile sıkıntılı bir nefes aldı Cemre. "O çeneni kapa! Kimse kimsenin koynuma girmeyecek!" diyen Uluhan'dı. "Uzaktan sizi izliyor olacağız." Diyen Uluhan'ın gözleri Cemre'ye döndü. "Sana gereğinden fazla yaklaşmayacak ama Cemre senin de fedakarlık yapman gerekecek." "Cemre söz bir adım arkanda olacağız hep. Rahatsız olduğun anda ben el atacağım olaya." Diyen Murat'tı bu sefer. "Yapalım şunu bitsin yeter ya." dedi Cemre tükenmişlikle. Allah'ın cezası Levent! *** Gecenin en derin saatlerinde herkes yarı uykulu yarı uyanık uykusunu çekerken Uluhan sonra beş aydır her zaman yaptığını yapıp teras katında güneşin doğmasını bekliyordu. Beyaz ikili kanepeye rahatça oturmuş kafasını koltuğa yaslayıp gök yüzüne bakıyordu. Terasa çıkan merdivenlerden bir çift ayak sesi yankılandı. Uluhan bakışlarını oraya çevirirken Cemre ile göz göze geldi. "Gelme,"diyen Uluhan gözlerini tekrar gökyüzüne çevirdi ama her zaman ki gibi Cemre onun sözünü dinlemeyip gidip koltuğu oturdu. "Sen niye uyumuyorsun? Ben bile iki saat dalıyorum uykuya bazen," diye mırıldanan Cemre ile Uluhan'ın dudağı kıvrıldı. "Madde kullanmak bunu gerektirir." "Madde kullanmıyorsun. Kullanmadığını anlayacak kadar tecrübem var," dedi Cemre. Cemre ve Uluhan geçen bu beş ayda dost olmamışlardı ama düşman da değillerdi artık. Galiba artık birbirini anlayan iki insanlardı. "Geçmiş uyutmuyor, gelmeyecek olan gelecek rahat vermiyor." Cemre gözlerini kısıp Uluhan'a baktı. Sanki tüm o nefretini kusan adam değilmiş gibi. Uluhan hiç kendini gösterdiği gibi bir adam değildi, Cemre bu beş ayda bunu fazlasıyla anlamıştı. "Sen hikâyenin kötü adamı değilsin. Kendini öyle göstermekten vazgeç." Cemre ağzının içinde fısıldarken Uluhan bakışlarını ona çevirdi. "Tüm hikâye benim yüzümden başlamışken mi? Peki ya Masal," diye fısıldadı Uluhan sonlara doğru kısılan sesi ile. "Şuan burada Masal olsaydı ona bir şeyler söylemek ister miydin Uluhan Zairoğlu?" "O klube gelme derdim," diye fısıldayan Uluhan ile Cemre anlamayarak baktı. "Ne kulübü?" "O on beşli yaşlarında iken peşimden ayrılmayan bir baş belasıydı. Ben onu istemiyordum o da vazgeçmiyordu. Ufacık bir şey sırf beni mutlu etmek için ona gülümseyim diye peşimde dolaşıyordu. Sanırım Masal'dan etkilenme sebebim annem gibi şevkatli olmasıydı," diye mırıldanan Uluhan kollarını göğsünde bağladı. "Her zaman gittiğim kuytu köşede tekin olmayan bir kulüp vardı Masal da oraya sürekli gelmeye başladı beni görmek için. Gelme diyordum, biliyordum ailesinin prensesi bir kıza göre fazla kötü bir yerdi orası istemedim karanlığıma çekilsin." "Tüm bunlar olurken Masal ile bir ilişkiniz var mıydı?" Cemre ilk defa Uluhan ve Masal hakkında bir şeyi merak ediyordu. Geçmişte nasıl bir hayatları vardı bilmiyordu ama Masal ailesinden çok güzel saklamıştı ikinci hayatını. "Yoktu... Ben istemiyordum Masal'ı hayatımda bunu söylüyordum ama vazgeçsinde istemiyordum sanırım benim o ilaçların öncesinde de bir hasta kafam vardı. O Küçücük bir kız, ben reşit olmuş her boku yapan bir çocuktum ben ona zararlıydım." "Masal hiç vazgeçmedi mi?" "Geçti... Bir anlık pes etti o an öyle bencildim ki ikimizin de hayatını değiştirecek o adımı attım. Kaybetme korkusu ile karanlığıma çektim onu." Cemre gözlerini donuk bir ifade ile olanların belli bir kısmını anlatan Uluhan'da gezdirdi. "Pişmansın..." "Pişmanlık ne kelime, hiç beni tanımamış olmasını dilerdim Cemre. Beni tanımamış olsaydı o uçurumdan atılmazdı, bir bebek ortada kalmazdı." "Aysima peki, ne hissediyorsun ona karşı?" Diye merakla sordu Cemre. Kızı hakkında ne düşünüyor Uluhan merak ediyordu. "Bilmiyorum. Kızım olduğunu kabul etmiyorum, edersem şayet bu savaştan sağ çıkamam uğruna yakar yıkarım." "Ama kızın..." Dedi Cemre net bir ses ile. Kabullenmeliydi Uluhan bu gerçeği. "Belli değil. Belki de Helin'nin oyunudur." Uluhan derin bir nefes alırken Cemre gözlerini kıstı. "Kızın olduğunu ikimizde iyi biliyoruz. Gerçeklerden kaçma Uluhan. O küçük kızın dünyası kapkaranlık ve ebeveyn bildiği tek kişi öldü. Şuan nerede, ne yapıyor belli değil. " "Cemre, ne ile baş ettiğimin farkında mısın? Ben zaten olanların farkındayım ve Ülkemi bir kıyametten kurtarmaya çalışırken bir yandan Masal'ı itmemin vicdanı ile savaşıyorum yetmezmiş gibi kanını taşıdığım adama, babama öz kızım baba diyor ve o adam öldü o kızda ortada yok. Sence benim yaşadıklarımı başka biri yaşasa devrilmeden durabilir miydi?" Cemre bir kez daha acıdı Uluhan'a elinde olmadan. Haklıydı adam, Uluhan da bu hayatın kurban ettiklerinden biriydi ve adamın bu kadar güçlü durması taktire şayandı. "Her zaman bir umut vardır. Tüm bunlar bittiğinde Aysima ile güzel bir hayat kurabilirsin," dedi Cemre bir umut. Hayatta her zaman bir umut vardır. "Tüm bunlar bittiğinde Aysima güvenli bir yerde olacak evet ama bu benim yanım olmayacak," diye fısıldadı Uluhan. "Annesizliğin ne demek olduğunu bilirim ve ben o çocuktan annesini aldım. Benim yanım dışında her yerde daha iyi olacaktır ve üstelik bende çocuk bakacak karakter yok," dedi Uluhan alayla. Dudağının kenarı kıvrılmıştı adamın. "O çocuğa babasızlığı da reva görüyorsun," diyen Cemre onaylamıyordu Uluhan'ın düşüncelerini. "O çocuğun babası değilim Cemre uyan," dedi Uluhan parmak şıklatarak. "DNA vermekle baba veya anne olunmaz. " Uluhan yerinden kalktı ve Cemre'ye baktı. "Aşir bahsetti, bir gün çocuk sahiplenmek istiyormuşsun. Al sana Fırsat, Savaş mıdır Poyraz mıdır her ne haltsa onu bulduğumuz da sahiplenecek çocuğunuz hazır. İkiniz de bayılıyorsunuz aile gösterilerine," diye söylenen Uluhan dönüp arkasını terasın merdivenlerine ilerlerken Cemre kaşlarını çatıp adamın arkasından baktı. "Aptal! O çocuğu bulunduğumuz da bir kere gözlerine baksan bu dediklerinin hepsini yutacaksın. Aptal!" *** Cemre derin bir nefes alıp siyah saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı ve o sırada Aşir ile Uluhan girdi toplantı odasının kapısından. "Vakit daralıyor," dedi Uluhan sıkıyla. "Lanet füzenin yerini bulamadık hala." "Sakin olmakta fayda var diyen sendin," dedi Cemre döndürdüğü kalemi bırakırken. "Kırmızı bülten! Sakin falan kalmayın," diyen Uluhan eline masada ki kumandayı aldı. "Bugün iki farklı şehirde aynı anda avmlerde çerezlerden patlatmışlar." "Ne?" Dedi Cemre doğrularak. "Bombaları mı patlatmışlar?" "Can kaybı çok var Cemre. İki küçük bombada bu kadar var, ana kraliçe patlarsa Türkiye'nin bittiğinin resmidir." "Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar ileri gidebildiler?" dedi Cemre, öfke ve şaşkınlıkla. "Bunlar uzun zamandır hazırlanıyorlar. Biz sadece daha yeni farkına vardık," dedi Aşir, gözlerini kısarak. "Derhal harekete geçmemiz gerekiyor," diye devam etti Uluhan. "Levent ile buluştuğunda ondan bir şeyler öğrenmelisin. Evin yerini ya da füzenin yerini öğrenmemiz şart." Cemre derin bir nefes aldı, içindeki tedirginliği bastırmaya çalışarak. "Tamam. Levent'in evine gitmeyi teklif edeceğim." "Başka bir seçeneğimiz yok," dedi Uluhan kararlı bir sesle. "Ama dikkatli ol, Cemre. Hepimiz senin arkandayız." "Türkiye'nin geleceği tehlikede. Bunu göze alamayız," dedi Cemre. "Bu iş bitmeli." Toplantı odasında sessizlik hâkim oldu. İkiside Cemre'nin kararlılığını ve cesaretini takdir ederken, işin ciddiyetinin farkındaydı. Türkiye'nin kaderi onların ellerindeydi ve başarısız olma lüksleri yoktu. *** Cemre kulağında ki kulaklığı iyice saçları ile örttü ve sakin olmaya çalışarak mekandan içeriye girdi. Normalde hep soğuk kanlı olurdu Cemre bu konularda ama Savaş'ın onların elinde olma olasılığı Cemre'nin kanını kaynatıyordu. Kulaklığın diğer tarafında ki TOYAFİT üyelerini duyabiliyordu. "Seni gördü Cemre. Sakin kalmaya çalış." Diyen Fuat'tı. Sonunda Levent'te onun görüş alanına girince Cemre soğuk yüz ifadesini takındı ve Levent'e doğru gülümseyerek ilerledi. Levent'in karşısında durunca Levent bir tabloya bakar gibi Cemre'yi süzdü ve Cemre'yi tutup kendine çekip sarıldı. Cemre'nin elleri yumruk olurken gözlerini sakinleşmek için kapadı. "Özledim seni." Diyen Levent ondan ayrılınca Cemre tekrar zoraki gülümsemesini sergiledi. "Bende özledim Leo." Diyen Cemre masaya oturunca Levent'te hemen karşısına oturdu. "Neden birden görüşmek istedin?" Levent şüphe ile Cemre'ye bakarken Cemre rahatça elini çenesini altına koydu. "Niye seninle görüşmek isteyemem mi? Sen benim en yakınımdın Leo. Özledim seninle sohbet etmeyi." Diyen Cemre'nin ardından Uluhan'ın alay dolu kahkahasını duydu Cemre. Levent Cemre'ye o kadar dalmıştı ki ne söylediğinin farkında bile değildi. "Yutmadım." Dedi Leo kahkaha atmayı keserek. Yüzünde artık alaylı bir ifade vardı. "Helin sana savaş açmışken sen beni özlediğin için mi geldin ayağıma." Levent gerizekalı değildi. Cemre kulağında ki kendisine akıl veren konuşmaları duyuyordu ne demesi ile ilgili ama hiç birini dinlemeden kendi bildiğini yaptı. "Helin'i bulduğum yerde öldürebilirim." Diyen Cemre Levent'in önceden sipariş ettiği kırmızı şaraptan bir yudum aldı. "Saklamıyorum bunu." Diyen Cemre kulağında kendisine edilen küfürleri duyuyordu. "Ama Levent benim intikam oyunlarım bitti ve mahalle ile ilgili herhangi bir bağım kalmadı." Cemre'nin söylediği ile Aşir'in kahkahası sızlattı Cemre'nin kulağını. "Ufak atta civcivler yesin." Diyen Aşir'e Cemre tepki vermedi ve yüzünde ki gülümseme büyüdü. "Helin bana neden düşman oldu hala anlamıyorum ama sen bana düşman değilsin değil mi Leo?" Diyen Cemre uzanıp Levent'in elini tuttu. "Poyraz?" Dedi Levent kuşku ile. Cemre'nin ne yapmak isteğini anlamaya çalışıyordu kısık gözleri ile. "Evleniyorduk biliyorsundur eminim." Diyen Cemre şarabını yudumladı. "Ama o Poyraz'ı kandırmak içindi. Belki Rıza'nın yerini biliyordur diye düşündüm." Levent kısık gözlerini Cemre'de gezdirdi. "Rıza öldü bilmiyor musun?" Diyen Levent ile Cemre yalandan bir şok ifadesi takındı ve ardından elinde ki kadeh masaya düştü. Levent oturduğu yerden kalktı hızla ve peçeteyi akan kırmızı sıvının üzerine bastırdı Cemre'nin kırmızı elbisesi lekelenmesin diye. "Öldü mü? Nasıl öldü? Ben hala onu arıyordum gebertek için." Dedi Cemre oyunculuğunu konuşturup göz bebeklerini hırsla doldururken. "Rıza'nın ölümüne en yakın şahit olmuş biri olarak çok iyi oyunculuk doğrusu." Diyen Uluhan'ın alaylı sesini duydu Cemre. "Sakin ol." Dedi Levent inanmış gibi. "Demek ki tek düşmanı sen değilsin. Öldü artık uzatmaya gerek yok." Diyen Levent tekrar yerine oturdu. "Nasıl ölmüş?" Levent Cemre'nin yüzünde gözlerini gezdirdi ve daha sonra tabağında ki eti parçaladı bıçağı ile. "Kurşunlama vakası." Diyen Levent ile Uluhan ve Cemre'nin yüzünde aynı anda sinsi bir gülüş belirdi. "İçim rahatladı." Diyen Cemre boğazını temizledi. "Helin nasıl?" Levent Cemre'nin bunu soracağını biliyormuş gibi kafasını iki yana sallayıp güldü. "Ağzımı aramak için buradasın?" Diyen Levent ileri Cemre yandan bir gülüş attı. "Ağzını aramak isteseydim şuan bu masada karşında değil senin evinde koynunda olurdum." Diyen Cemre ile Levent'in dumura uğramış hali bir yana Cemre'nin kulağında ki sesler bile kesilmişti. "Tanıyamıyorum seni." Dedi Levent koyulaşmış gözleri ve kısık bir ses ile. "Senin tanıdığın Masal'dı. Şimdi ise Cemre'yim ve sen henüz Cemre'yi tanımıyorsun." Cemre kısa gülüş sundu. Bu daha çok zafer gülüşü idi. "Lan ağzını topla lan." Diyen Aşir'di. Cemre'nin kulağında homurdanıyordu. "Yani diyorsun ki her şey Poyraz'ı kandırmak içindi?" Diyen Levent şüphe ile baktı Cemre'ye. "Poyraz'ın kaza yaptığı gece o endişeli halin hala gözümün önünde Cemre." "Poyraz'ı unuttum demedim ki kandırdım dedim. Poyraz benim çocukluğumdu endişelenmem çok normaldi ama onunla aramda ciddi bir ilişki olamaz." Diyen Cemre kırmızı ruj sürdüğü dudaklarını kıvırdı keyifle. "Uluhan'ın beni kaçırdığı gece senin ile ilgili bir şey söyledi bana." Cemre'nin dediği şey ile Levent oturduğu sandalyeden rahatsızca kıpırdandı. "Bana mı aşıksın sen Leo?" "Taktik maktik yok bam bam bam! Kız hiç sınır tanımıyor." diyip kahkaha atan bu kez Murat'tı. Cemre'nin karşısında oturan Levent art arda yutkundu. "Uluhan'a inanman bile hata Cemre. Kendisi bir bok bilmeyen ruh hastası herifin teki kafasından uyduruyor." Diyen Levent ileri Uluhan'ın küfrünü duydu Cemre. "Hadi lan oradan sensin ruh hastası puşta bak!" diyen Uluhan ile Cemre'nin dudakları kıvrıldı. "Farkettim, tam bir ruh hastası kendisi. Değişik bir tip." Diyen Cemre ile kulaklığından kahkaha sesleri yükseldi Uluhan'ın ki hariç. "Ama Leo eğer bana karşı bir şeyler hissediyorsan söyleyebilirsin. Çünkü eğer sen varsan bende varım." Diyen Cemre ile Levent'in kaşları havalandı. Duyduklarına anlam veremiyordu. "Sana güvenmemi mi bekliyorsun Cemre?" "Güvenmeni beklemiyorum çünkü bende sana güvenmiyorum." Diyen Cemre garsonun yenilediği kırmızı şarabından bir yudum aldı. "Çıkar ilişkisi için ideal bir çift olabiliriz. Mesela ben sana istediğini veririm." Dedi Cemre elini Levent'in elinde gezdirerek. "Sen da bana daha da güç verirsin. Yenilmezlik mesela." Diyen Cemre ile Levent yutkundu. "Poyraz'ı hiç mi merak etmiyorsun? Nerede olduğunu, neden ortadan kaybolduğunu?" Diyen Levent ile Cemre yutkunmamak için zor tuttu kendini. Gözlerini kırpmamaya özen gösterdi dolmamaları için. "Sen neden bu kadar merak ettin bunu?" "Bir ilişki diyorsun. Madem o ilişki olacak bilmeliyim bence bunları." Diyen Levent ile Cemre kahkaha attı. "Duygusuz olmayı parçala ayırdığım Rıza ile öğrendim Levent. Kendi başının çaresine bakacaktır Poyraz." Dedi Cemre gülerek Levent kısa bir an Cemre'yi süzmüş ve şarabından bir yudum alıp masadan ayaklanmıştı. "Bana gidelim mi?" Diyen Levent ile Cemre yutkundu. "Oha! Herif modemi söktü götürüyor!" diyen Fuat'tı. "Sikeceğim şimdi ha bak!" diyen Aşir'i duymuştu Cemre. "Cemre itiraz etme ve kabul et şüphe çekersin. " Diyen Sungur ile bir kez daha yutkundu. "Siz eve gittiğinizde Murat bir bahane ile Levent'i arayacak sakın korkma." Diyen Bu sefer Liva idi. "Hadi kızım göreyim seni." Diyen Uluhan ile Cemre daha fazla şüphe çekmemek adında masadan kalktı. "Gidelim bakalım." Dedi Cemre en kadınsı gülümsemesi ile. Levent bunu beklemiyormuş gibi kısa bir an dondu. "Gidelim diyorsun?" Diyen Levent ile Cemre masanın diğer tarafına gidip iğrenerek içten içe Levent'in koluna girdi. "Gidelim." Levent’in kısa süren şaşkınlığı, hızla yerine memnuniyete bıraktı. Cemre'nin koluna girmesiyle birlikte, onun kadınsı gülümsemesini yanıtsız bırakmadı. "Tamam, öyleyse," dedi Levent. "Hadi çıkalım buradan." Cemre, içindeki tiksintiyi bastırarak Levent’in yanında yürümeye başladı. Göz ucuyla diğerlerine bakmadan edemedi; her biri dikkatle onları izliyordu. Kapıdan çıkarken Uluhan'ın gözleriyle cesaret verici bir bakış attığını fark etti. Araca bindiklerinde, Cemre'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Levent’in evine gidiyor olmanın yarattığı tedirginliği ve belirsizliği, içeride bir yerde hissetse de, yüzünde saklamayı başardı. "Rahat ol," dedi Levent, arabayı çalıştırırken. "Seninle baş başa biraz zaman geçirmek iyi gelecek." Cemre, içten içe planın işe yarayacağına dair umudunu koruyarak gülümsedi. "Evet, sanırım öyle," dedi. Ancak aklı, Levent’in evine vardıklarında nelerle karşılaşacaklarına ve ekibin onun arkasında olup olmayacağına dair endişelerle doluydu. Yol boyunca Cemre, Levent’in sorularını ve sohbet girişimlerini olabildiğince doğal ve rahat bir şekilde yanıtlamaya çalıştı. Ancak aklında sürekli olarak planın adımları dönüp duruyordu. Arabada geçen her dakika, Levent’in evine daha da yaklaştıkları anlamına geliyordu ve bu da Cemre’nin içindeki gerilimi artırıyordu. Sonunda, Levent’in evi olduğunu tahmin ettiği büyük ve gösterişli bir binanın önüne geldiler. Levent arabayı durdurduğunda, Cemre derin bir nefes aldı ve kendine güvenini yeniden kazanmaya çalıştı. "Hoş geldin," dedi Levent, arabadan inerken. Cemre de onun peşinden indi ve evi dikkatle inceledi. İçeri girdiklerinde, Levent'in birkaç güvenlik önlemi aldığını fark etti. Kameralar ve alarm sistemleri dikkatini çekti. "Bu kadar güvenlik önlemi mi alıyorsun?" dedi Cemre, durumu olabildiğince hafife almaya çalışarak. "Ne olur ne olmaz," diye yanıtladı Levent. "Bu günlerde dikkatli olmakta fayda var." Levent, Cemre'yi geniş ve lüks döşenmiş bir odaya götürdü. "Bir şeyler içmek ister misin?" diye sordu. "Belki biraz su," dedi Cemre, içten içe zaman kazanmaya çalışarak. Levent mutfağa yöneldiğinde, Cemre hızla odayı gözden geçirdi. Kaçış yollarını, telefonun yerini ve olası tehlikeleri tespit etmeye çalıştı. Aklı sürekli ekibin onu izlediği ve destek verdiği düşüncesiyle meşguldü. Levent su dolu bir bardakla geri döndüğünde, Cemre derin bir nefes aldı ve sakin görünmeye çalıştı. "Teşekkürler," dedi bardağı alırken. "Bu arada," diye başladı Cemre, dikkatlice kelimelerini seçerek, "Savaş ile neden bu kadar ilgileniyorsun?" Levent bir an durakladı, gözlerinde bir gölge belirdi. "Çünkü sen onunla gereğinden fazla ilgilendin son zamanlar." Cemre daha fazlasını öğrenmek için biraz daha üstelemeye karar verdi. "Anladım. Bu kadar büyük bir güvenlik sistemi evine kurdurman garip... Seni ne bu kadar tedirgin ediyor?" Levent, Cemre'nin sorularından biraz rahatsız görünse de gülümsedi. "Benim düşmanlarım var Cemre. Ama artık bunları düşünmek istemiyorum. Şu an seninle baş başayız." Cemre, ekibinin desteği ve planın işe yarayacağına olan inancıyla konuşmayı sürdürdü. Levent’in gardını düşürmek ve füzenin yerini öğrenmek için dikkatlice adımlar atmaya devam etmesi gerekiyordu. Cemre, Levent’in dikkatini dağıtmamak ve onu rahatlatmak için hafifçe gülümsedi. "Haklısın, bunları düşünmek için buraya gelmedik," dedi. Ancak zihninde sürekli olarak planın adımlarını gözden geçiriyordu. Levent’in gardını düşürmek ve füzenin yerini öğrenmek için doğru anı bekliyordu. Levent oturdukları koltukta Cemre'ye biraz daha yaklaştı. "Bu akşamı sadece ikimiz için ayıralım, olur mu?" dedi. Cemre, içindeki tedirginliği bastırarak karşılık verdi. "Elbette, ama önce bir şeyler hakkında konuşmak istiyorum. Beni biraz rahatsız eden şeyler var." Levent kaşlarını kaldırdı, ilgisini belli ederek. "Neymiş onlar?" Cemre derin bir nefes aldı. "Savaş’ın peşinde olman sadece benimle mi ilgili? Yoksa başka bir şey mi var?" Levent, Cemre’nin sorularını ciddiyetle dinledi ve bir an durakladı. "Savaş benim için ikimizin arasında olan bir duvardan başka bir şey değildi. O benim düşmanım bile olamaz." Cemre Levent'e sinir olsa da mimiklerini bozmadan aynı ifade de devam etti. "Her şey benim içindi yani?" Diye fısıldadı parmağını Levent'in kolunda gezdirerek. "Bana çok önceden söyleseydin şuan çok farklı bir yerde olabilirdik," dedi Cemre ve o sırada kulağında Aşir'in sesi yankı yaptı. "Bok olurdunuz, ancak cehennem de!" Cemre gülmemek içi dudaklarını bastırırken Levent derin bir nefes aldı. "Cemre kafamı karıştırıyorsun. Bu kadar sorunumun derdimin arasında allak bullak ettin beni," diye fısıldadı Levent Cemre'nin dudaklarına bakarak. Cemre, Levent’in güvenini kazanmak üzere olduğunu hissediyordu. "Bana her şeyi anlatırsan, birlikte bir çözüm bulabiliriz sorunlarına ve dertlerine," dedi sesinde samimiyet ve kararlılık ile Cemre."Birlikte çalıştık yıllarca biliyorum senin her halini. Sana yardım edebilirim," dedi kız. Levent tekrar derin bir nefes aldı ve Cemre'ye biraz daha yaklaştı. "Bırak bunlar sonraya kalsın, anın tadını çıkaralım." Cemre Levent'in dediği ile kısa bir an dondu ve yutkunup ifadesini bozmamaya dikkat etti. "Bana güvenmiyorsun, eskisi gibi sorunlarını derdini açmıyorsun bana," dedi Cemre konuyu kapatmaya çalışarak. "Sen bana güveniyor musun Cemre?" Levent gözlerini kızda gezdirerek. "Sen beni hala kollarında o yangından çıkaran adamsın, değişen bir şey yok neden güvenimi kaybedeyim?" Levent, Cemre'nin sözleriyle biraz yumuşadı. O yangından sonra aralarında oluşan bağın gücünü hatırlıyor gibiydi. "O zaman her şeyi arkamızda bırakalım ve yeniden başlayalım," dedi sesinde bir parça umutla. Cemre, Levent’in bu yaklaşımını bir fırsat olarak gördü. Onun güvenini kazanmak için daha samimi görünmesi gerektiğini biliyordu. "Bu geceyi birlikte geçirip, yarın her şeye yeni bir başlangıç yapabiliriz," dedi, içten bir gülümsemeyle. Levent, Cemre’nin bu teklifine olumlu bir şekilde karşılık verdi. "Evet, doğru olan bu. Yarın her şeyin daha iyi olacağına inanıyorum." Cemre, Levent’in güvenini tamamen kazandığını hissederek biraz daha rahatladı. Ancak dikkatli olmalı ve planın geri kalanını adım adım uygulamalıydı. "Peki, öyle yapalım Leo. Şimdi biraz dinlenelim mi?" dedi, nazikçe. Levent başını salladı. "Evet, dinlenmek iyi gelecek." Cemre, gece boyunca Levent’in yanındayken içindeki gerilimi bastırarak rolünü oynamaya devam etti. *** Cemre ve ekip Levent'in peşinde bir iz uğruna dolaşırken Masal ve Savaş gecenin olması ile planlarını devreye sokmuşlardı. Gizlice çıktıları odadan sessiz adımlarla uzaklaşırken her şey Savaş'ın planladığı gibi gidiyordu. Kameralar her saat başı beş saniyelik duraksama yaşıyorlar onları çekmiyorlardı ve korumalar ise gecenin verdiği rahatlık ile tavla oynuyorlardı salonda. Her şey Masal ve Savaş'ın o evden kaçması için bir şanstı bu gece. Masal ve Savaş, gecenin karanlığında hızla ilerlerken, her adımlarını dikkatle atıyorlardı. Savaş, yılların getirdiği tecrübe ile her detayı planlamıştı. Kameraların beş saniyelik duraksama anlarını hesaplayarak hareket ediyor, korumaların gevşekliğinden faydalanarak sessizce ilerliyorlardı. "Eğer bu gece kaçamazsak, bir daha böyle bir fırsatımız olmayabilir," diye fısıldadı Savaş, Masal'a dönerek. Masal, başını sallayarak onu onayladı. İkisi de sessizliği bozmamaya özen gösteriyordu. Koridorlarda ilerlerken, Masal'ın kalbi hızla çarpıyordu. Bu kaçış, onların özgürlüğe açılan kapısıydı. Savaş’ın liderliği ve stratejik zekası sayesinde, her adımlarını dikkatle planlamışlardı. Merdivenlere ulaştıklarında, Savaş duraksadı ve etrafı kolaçan etti. "Temiz," dedi alçak bir sesle. "Hadi, çabuk olalım." Masal, Savaş'ın peşinden merdivenleri hızla inerken, kaçışın heyecanı ve korkusuyla doluydu. Alt kata indiklerinde, mutfağa doğru yöneldiler. Levent nasıl bir ruh hastası ise evde ki banyo ve mutfakta dair her odanın kapısını kitletiyordu. Savaş, cebinden çıkardığı küçük bir aleti kapının kilidine yerleştirerek hızlıca açtı. Mutfağa adım attıklarında Masal, derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. "Başardık," diye fısıldadı. Savaş, ona güven verici bir bakışla karşılık verdi. "Henüz değil," dedi. "Ama doğru yoldayız. Şimdi hızlıca havalandırmadan çıkmalıyız." Savaş sessiz mutfağın tezgahına çıktı ve havalandırmanın demirine parmaklarını geçirip on dakikalık bir zorlanma savaşı verdi. Sonunda ızgara oradan çıktığında Masal heyecan ile elini kalbine götürdü. "Sessiz ol ve gel," diye fısıldadı Savaş elini Masal'a uzatarak. Masal kafasını salladı ve o da tezgaha çıktı. "Şimdi hızlı olacağız. Elimden geldiğince yavaş ama hızlı bir şekilde ilerleyeceksin. Hemen arkandayım,"diyen Savaş ile Masal kafasını salladı ve Savaş onu eğilip bacaklarından yukarıya kaldırdı. Kendini yukarıya çeken Masal havalandırmaya çıkınca Savaş mutfak kapısına baktı ve ardından o da güç alarak kendini yukarıya kaldırdı. Masal, havalandırma şaftına girdikten sonra derin bir nefes aldı ve ilerlemeye başladı. Savaş hemen arkasından geliyordu, onun güven verici varlığına ihtiyaç duyuyordu. Havanın serinliği ve daralan alan, nefesini hızlandırıyordu, ama cesaretini topladı ve ilerlemeye devam etti. Savaş, arkadan Masal'ı dikkatle takip ediyordu. "Sakin ol ve adımlarını dikkatle at," diye fısıldadı. Masal, onun talimatlarına uyarak ilerlemeye devam etti. Her ikisi de çıkışa yaklaştıklarını biliyorlardı, ancak dikkatli olmaları gerekiyordu. Havalandırma da ilerledikçe adamların gülüşme sesleri geliyordu aşağıdan ve bu onları daha da geriyordu. Havalandırma şaftının sonunda, küçük bir çıkış kapağı vardı. Savaş, öne geçerek kapağı açtı ve etrafı kontrol etti. "Temiz," diye fısıldadı. "Çıkabilirsin." Masal, Savaş'ın yardımıyla dışarıya çıktı ve kendini geniş bir koridorun ortasında buldu. Savaş da ardından çıktı ve etrafa bakarak yönlerini belirlemeye çalıştı. "Şimdi dikkatli olmalıyız," dedi Savaş. "Buradan çıkışımıza sadece birkaç adım kaldı." Masal, Savaş'ın arkasından ilerlemeye devam etti. İkisinin de adımları sessiz ve kararlıydı. Uzun bir bekleyiş ve planlamanın sonunda, nihayet özgürlüğe ulaşmaya sadece birkaç adım kalmıştı. Savaş, kapının önünde durup son kez etrafı kontrol etti ve kapıyı açtı. Kapıdan dışarı çıktıklarında, gecenin karanlığı onları karşıladı. Soğuk hava yüzlerine çarptı, ama bu sefer tutsaklık değil, özgürlük kokuyordu. Savaş ve Masal, sessizce sokak boyunca ilerlediler, kaçışlarının başarıya ulaştığını hissederek. Muhtemelen adamlar çoktan onları aramaya başlamış hatta Levent'e haber bile gitmişti ama onlar çoktan uzaklaşmıştı oradan. Savaş geçen arabalara otostop çekerken Masal yanında kollarını bağlamış sessizce duruyordu. Oldukları yer bir dağ başıydı ve Levent manyağından da ancak böyle bir yer beklenirdi. Sonunda bir kamyonet yanlarında durduğunda Savaş eğilip orta yaşlı adama baktı. "Selamün aleyküm dayı, biz eşimle yolda kaldık ve telefonda çekmiyor. Araç ararken de akşam oldu eşim hamile bizi merkeze bırakabilir misiniz?" Adam her ikisinde de gez gezdirdi ve ardından kafasını salladı. "Gelin hadi delikanlı atayım sizi merkeze." Masal utanmasa sevinçten el çırpacaktı ama kendini dizginledi ve önce Savaş oturdu adamın yanına daha sonra kendisi. Adam karanlık yolda ilerlerken Savaş ve Masal birbirine baktılar. İşte şimdi bitmişti esaretleri, kurtulmuşlardı o cehennemden. Sırada Ülkeleri için savaşmak vardı ve ne pahasına olursa olsun savaşacaklardı. Savaş ve Masal, birbirlerine sessiz bir şekilde bakarak rahatlamanın tadını çıkardılar. Artık kaçışlarının başlangıç noktasında, yeni bir mücadeleye hazırlardı. Savaş, Masal’ın ellerini sıkıca tuttu ve gözlerinde kararlı bir ifade vardı. "Teşekkür ederiz," dedi Savaş, adama hitaben. "Gerçekten yardımınıza ihtiyacımız vardı." Adam başını sallayarak gülümsedi. "İnsanlar yardıma ihtiyaç duyduğunda destek olmak gerek," dedi. "Eşim hamile olsaydı ben de aynı yardımı alırdım." Kamyonetin içindeki sessizlik, kaçışın zorluklarını ve gelecekteki planları düşünme zamanı sundu. Savaş, Masal’a dönerek fısıldadı sessizce konuştu: "Bu, yeni bir başlangıç demek. Şimdi ülkemiz için ne yapmamız gerektiğini düşünmeliyiz." Masal, başını sallayarak onayladı. "Evet, her şey şimdi başlıyor. Ülkemiz için savaşacağız ve özgürlüğümüzü koruyacağız." Kamyonet, merkeze yaklaşırken Savaş ve Masal, sonunda gerçek özgürlüğü ve yeni bir hayatı kucaklama yolunda bir adım daha attılar. Gelecek belirsizdi, ancak kararlıydılar. Her şeyin sonunda, cesaret ve azimle hedeflerine ulaşacaklardı. Ülkelerini kurtaracaklar ve sevdikleri ile dolu olan hayatlarını geri alacaklardı. Adam onları sabaha karşı merkeze bıraktığında Savaş ve Masal'ın ilk yaptığı şey bir evin bahçesinde ki ipten tanımayacak giysileri ödünç almalarıydı. İstanbul'a gidene kadar her yer tehlikeydi onlar için. Levent'in gücünü görmüşlerdi ve sağlam adımlar atıyorlardı. Savaş ve Masal şimdi de İstanbul'a gitmek için bir yol bulmalıydılar. Paraları yoktu, kimlikleri yoktu ve muhtemelen Levent onları her yerde arıyordu. Şuan İstanbul'a yine tanımadıkları birileri ile gitmek zorundaydılar güvenlik için. "Biz niye bu kadar uğraşıyoruz? Arasana Cemre'yi veya tanıdığın birini?" Dedi Masal sıkıntı ile. "Ha akıllım bunu ben düşünemedim zaten. Duymadın mı Cemre Levent ileymiş?" "Kıskançlığın sırası mı?" Dedi Masal kaşlarını çatarak. "Sorun o mu sanıyorsun gerizekalı?" Dedi Savaş'ta. "Ben Cemre'ye güveniyorum ama bir görevde olabilir baltalıyalım mı?" "Ölelim o zaman yaban ellerde," dedi Masal derin bir nefes alarak. "Güven bana bizi götüreceğim İstanbul'a. Abimi arasam aslında?" Dedi Savaş sonlara doğru kısılan sesi ile. "Abin?" Dedi Masal kim olduğunu bilmediği için. "Tuğra abim..." "Ara o halde ne duruyorsun," diyen Masal ayağını yere vururken Savaş derin bir nefes aldı ve etrafa bakındı. Yanlarından geçen on yedi yaşlarında ki çocuğu omzundan tutup durdurdu. "Abicim izin verirsen telefonunu iki dakika kullanabilir miyiz?" Diyen Savaş ile çocuk ikisine şüpheyle baktı. "Hırsız değiliz canım. Ben psikolog o avukat," dedi Masal ve çocuk ise tekrar dolaştırdı gözlerini. "Neden o halde telefonunuz yok, benden zenginsiniz?" "Sen sorasın diye,"diye mırıldanan Savaş ile Masal boğazını temizledi. "Çaldırdık güzelim turistiz biz." "E iyi bari iyilik yap denize at demişler," diyen çocuk ile Masal da kaşlarını çattı ve sinirden dişlerini sıktı. Çocuk telefonunu çıkarıp onlara uzatınca Savaş hemen telefonu eline aldı ve ezberinde olan numarayı tuşlayıp kulağına götürdü. İki çalıştan sonra açılan telefonda abisinin sesini duydu. "Alo?" Savaş yutkunurken gözlerini kapadı ve kafasını başka yöne çevirdi dolan gözlerini saklamak için. "Abi..." Savaş'ın mırıldandığı tek kelime ile karşı taraf bir iki saniye sessizliğe boğuldu. "Savaş! Abim, abim neredesin?" Tuğra'nın endişeli sesi telefonun hapörlerinden Masal'a bile geçmişti. "Abi fazla vaktim yok kapatacağım iyi dinle. Kaçırıldım ve hala tehlikedeyim o yüzden kimseye söylemeden sadece bir kaç adam al ve Tunceli'ye gel. Şuan orada bir yerde saklanıyorum fazla zamanım yok. Yarın sabah buraya varmana yakın yine arayacağım seni yerimi söyleyeceğim." "Ne? Geliyorum. Geliyorum abim ayrılma oradan hemen geliyorum," diyen Tuğra telefonu kapayınca Savaş derin bir nefes aldı ve telefonu çocuğa uzattı. "Yarın sabaha çıkar mıyız ki?" Diye sordu Masal umutsuzca. "Başka şansımız var mı?" "Denemeye değer..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD