Masal dizlerini kendine çekti ve oturduğu bankta biraz daha sıkıştı. Savaş gerginlik ile kaldırımda dolaşıyordu.
"Bizi arıyorlar mıdır sence?" Dedi Masal derin bir nefes alarak. "Çoktan koca şehiri talan etmeye başlamışlardır." Savaş gözlerini dikkatle etrafta gezdirdi.
Günün ilk ışıklarını beklerken zaman adeta durmuş gibiydi. Sessizlik, şehrin en uzak köşesindeki o dar sokakta yankılanıyordu. Kimseler geçmiyordu yanlarından, birkaç kimsesiz hariç. Onlar da Masal ve Savaş'a garip garip bakıyorlardı; onlarsa sabahın gelmesini, gecenin en karanlık saatinin geçmesini bekliyordu sabırsızlıkla.
"Abin ne zaman gelir sence?" Dedi Masal kollarını göğsünde bağlayarak. "Gün aydınlansın birinden telefon alıp yerimizi söyleyeceğim."
"Savaş, ne olacak şimdi?"
Çok korkuyordu... Her şeyden ve herkesten çok korkuyordu kız. Sanki tüm özgüveni çekilmiş kötü şeyler olacakmış gibiydi.
"Bilmiyorum Masal," dedi Savaş açık yüreklilikle ve o da yanına oturdu kızın. "En zararsız şekilde çıkmalıyız bu savaştan."
"Öyle," dedi mırıldanarak Masal.
Gün aydınlanmaya başlarken rahat bir nefes almıştı kız. Sanki güneş doğduğu anda tehlike onlar için bitecek gibiydi. Sabah ezanı okunduktan bir kaç dakika sonra sokaklarda yaşlı amcalar başlamıştı yürüyüş yapmaya. Onlara doğru gelen ilk amca ile Savaş yerinden kalktı ve amcaya doğru ilerleyip Masal'dan uzaklaştı.
Amca ile kısa bir diyalogtan sonra amca cebinden çıkardığı telefonunu ona uzattı. Savaş telefonu eline alıp numarayı tuşladı ve telefonu kulağına götürüp kısa bir görüşme yaptı. İşi bitince telefonu amcaya geri uzattı ve Masal'ın yanına döndü tekrar. Masal ona merakla bakarken Savaş derin bir nefes aldı. "Abim Tunceli'ye varmış. On dakikaya burada,"diye fısıldadı.
Kurtulacaklarına dair umut dakikalar geçtikçe içinde büyürken Masal'ın heyecandan kalbi yerinden çıkmak üzereydi. Bu kadar ay sonra özgürlüklerine yaklaşmak bunu iliklerine kadar hissetmek yarının güzel olacağına dair umutlarını diri tutuyordu.
Masal ve Savaş, sessizlik içinde Tuğra'nın gelmesini bekliyorlardı. İnsanlar sokaklara dökülmeye başlamış, güneş iyice kendini belli etmişti. Şehrin hareketliliği dışarıda artarken, ikisi de kendi düşüncelerine dalmıştı.
"Tuğra neden gelmedi hâlâ, 10 dakika dedi?" diye sordu Masal, endişesini saklayamayarak.
"Belki de yolu uzadı," dedi Savaş, sakin kalmaya çalışarak. "Biraz daha bekleyelim, gelir."
O sırada Masal, insanların sabah telaşında oradan oraya koşturduğunu izledi. Herkesin günlük rutinine dönmesi, onların yaşadığı karmaşayı daha da belirgin hale getiriyordu.
"Bu kadar sessizlik beni tedirgin ediyor," dedi Masal. "Neden hâlâ haber yok?"
Savaş, Masal'ın elini tutarak ona destek olmaya çalıştı. "Sabırlı ol, abim birazdan burada olur."
Dakikalar geçtikçe beklemek zorlaşsa da, ikisi de umutlarını yitirmemeye çalışıyordu. Sessizlik içindeki bekleyiş, çevredeki hareketlilikle zıtlık oluşturuyordu. Güneş yükseldikçe, hem fiziksel hem de duygusal sıcaklık artıyordu.
Sonunda oldukları ara sokağa siyah bir jeep giriş yaparken hemen arkasında bir ordu araç vardı. Masal korku ile sıçrar iken Savaş kolundan tuttu.
"Abimin arabası korkma," dedi Savaş, Masal'a dönerek. Masal yutkunurken araçlar sırayla durdu ve ardından Tuğra sabırsızlıkla arabasından inip Savaş ile göz göze gelmişti. Hemen ardından diğer kapıyı da Savaş'ın baş komiser olan kuzeni Ömer açmış ve inmişti.
Savaş kurtulmanın verdiği rahatlama ile tüm bedeninin salındığını hissetti. Tuğra büyük adımlarla kardeşine ilerlerken Ömer de geliyordu onlara doğru.
Tuğra sonunda kardeşini çekip sarıldığında Savaş'ta özlemle abisine sarıldı. Ömer arabalardan inen adamlarına dikkatli olmalarının talimatını verirken Tuğra kardeşini alnından öpüp ondan ayrıldı.
"Abim," dedi Savaş'ı her yerinde gözlerini gezdirerek. "İyi misin?"
"İyiyim abi ama hemen gitmemiz lazım buradan," diyerek etrafa baktı Savaş. "Hemen bu şehrin dışına çıkmalıyız. Kimseye söylemediniz değil mi?" Dedi Savaş hızla ve o sırada Ömer de gelip ona sarıldı.
"Söylemedik. Senden haber alır almaz adamları alıp yola çıktık." Ömer de Savaş'tan ayrılınca Savaş Masal'ı elinden tutup arabaya doğru çekiştirdi. "Hemen gitmemiz lazım."
Tuğra ve Ömer Savaş'ın bu endişeli haline mi şaşırsa yoksa elinden tutup götürdüğü kıza mı bilemediler kısa bir an ve birbirilerine baktılar sorarcasına.
Savaş Masal'ı abisinin arabasına arka koltuğa bindirip kendi de yanına oturdu.
Ömer ve Tuğra da bindiklerinde arkalarında bir insan ordusu ile yola çıktılar.
Arabada kısa bir sessizlik oldu. Savaş, derin bir nefes alarak açıklama bekleyen abisine ve kuzenine baktı.
"Durum çok ciddi. Tehlikedeyiz ve saklanmamız gerekiyor," dedi Savaş ve Tuğra ise kaşlarını çatıp dikiz aynasından arkaya bakarak konuştu . "Tamam, güvendesiniz. Bize neler olduğunu anlat," dedi.
"Güvenli bir yere gidelim Masal dinlenirken size özet geçerim," diyen Savaş ile Ömer ile Tuğra aynı anda arkaya baktı.
Masal...
Tesadüfmüydü bir oyun mu?
"Masal?" Dedi Ömer kızda gözlerini gezdirerek. "Anlayacağım. Güvenli bir yere geçelim," diyen Savaş ile Masal gözlerini yola çevirdi. Ömer derin bir nefes aldı direksiyonu sıkıca kavradı."Güvende olacağınız bir yere götüreceğiz. Endişelenmeyin," dedi.
Masal, hâlâ biraz gergin olsa da Savaş'ın yanında olması ona güç veriyordu. "Teşekkür ederim," dedi fısıldayarak Savaş'a ve Savaş ise gülümsedi yol arkadaşına usulca.
"Söz veriyorum çocuklarını da bulacağız," dedi kıza ve omzunu sıktı güvenle.
Savaş ve Masal'ın arasında geçen aylarda derin bir bağ oluşmuştu sanki. Bu çok başka bir şeydi. Birbirlerinden başka kimseleri yoktu bu süreçte ve birbirinin herkesi olmuşlardı. Belki de kardeşi ve 'yol arkadaşı...'
Masal gülümseyip yorgunluk ile Savaş'un omzuna kafasını koydu ve anında gözleri kapanıp uykuya teslim oldu güvende olmanın verdiği rahatlık ile.
Ömer ve Tuğra ara ara arkaya bakıyor olanları çözmeye çalışıyorlardı. Kızın küt diye Savaş'ın omzuna kafasını koyması ikisinde de büyük şaşkınlık yaratmıştı.
"Ne oluyor?" Dedi Tuğra anlam vermeye çalışarak.
Savaş Masal'ın uyuduğunu düşünerek derin bir nefes aldı.
"Masal Öztürk... Cemre'nin yüzünü ve yerini aldığı kız. Ölmemiş ve bunca zaman bir şerefsizin pençesibde uyutulmuş gerçeklere," dedi Savaş kızın kim olduğunu açıklayarak.
Tuğra ve Ömer bir kez daha şok geçirirken kıza dikkatle bakıyorlardı aynadan.
"O düğün günü benden yardım istedi kurtulmak için fakat o kıyamet oldu onunla kendimizi o şerefsizin elinde bulduk. Aylardır bir yerde kapalı tutuluyoruz. Abi çok zor kaçtık ve şerefsiz çoktan şehri alt üst etmiştir bizi bulmak için. Tehlike büyük," dedi fısıldayarak.
Ömer ve Tuğra, diğer açıklamaları daha sonraya bırakıp hızla limana sürdüler arabaları. Deniz yoluyla İstanbul'a geçeceklerdi; bu, onların için en güvenli seçenekti.
Yat limana vardığında, Ömer ve Tuğra önden gidip adamları yatın her yanına yerleştirdiler, güvenlik önlemlerini aldılar. Savaş, uyuyan Masal'ı uyandırarak birlikte yata geçtiler. Masal, uyku sersemi bir şekilde etrafa bakarak yatın içinde koltuklardan birine oturdu.
Her şey hazır olduğunda yat hareket etmeye başladı. Savaş, Masal'ın yanına oturdu yorgunlukla ve bundan sonra ne olacağını tek tek düşündü. O sırada ise Ömer ve Tuğra da güvenli bir yerde yerlerini aldılar, dikkatle etrafı izlemeye başladılar.
Yat denize açılırken, geceye teslim olmuş şehrin ışıkları geride kaldı. İçerideki sessizlik ve güvenlik hissi, yolculuk boyunca hepsine huzur vermeyi umuyordu.
Savaş, Masal'ın yanında sessizce otururken, gece denizin huzur verici sakinliği ve uzaklardaki şehir ışıkları arasında bir geçişin ortasında olduklarını düşündü. Yatın hafif sallanışı ve denizin fısıldayan sesi, geçici de olsa onlara güvenli bir sığınak sundu. Gözleri denize odaklanmış, bir an önce bu geceyi ve belirsizliği geride bırakmayı umuyordu. İçerideki sessizlik, her birinin endişeleriyle yüzleşmelerine yardımcı olurken, bu yolculuğun getireceği belirsizliğe karşı bir nebze de olsa huzur veriyordu.
Masal, Savaş’ın yanındaki sessizliğe dahil olarak derin düşüncelere daldı. Denizin sakinliği, gece karanlığında kaybolmuş hayallerini ve korkularını düşündürüyordu ona. O an, hayatının nereye gittiğine dair bir belirsizlik içinde olduğunu hissetti.
"Buraya kadar zor geldik," diye mırıldandı Masal. Düşünceleri arasında, yüksek sesle düşünme ihtiyacı hissetmişti. "Ama yine de ne kadar sürecek bu işkence? Ne zaman tamam ile bitecek her şey.”
Savaş, Masal’ın duygularını anlar gibi başını çevirdi ve ona baktı. “Hayat her zaman belirsizdir, Masal. Ama önemli olan, bu belirsizlikle nasıl başa çıktığımızdır.”
Masal, Savaş’ın sözlerini içselleştirmeye çalıştı. İstediği tek şeyin, günlerin tekrar normale dönmesi olduğunu düşündü. Ama bu düşünce bile, geçmişte yaşanan korkuları ve acıları unutturmazdı. “Yine de, bu savaşa girmek zorundayız,” dedi Savaş, Masal’ın kafasındaki düşünceleri kısmen de olsa anlamış gibi. “Ama her şey bir gün bitecek. Sen çocuklarına ve ailene kavuşacaksın."
Bu sözler, Masal'ın içindeki korkuları biraz olsun hafifletti. İkisi de gelecekteki adımlarını daha sağlam atacaklarını biliyorlardı. Kötü günler geride kalmalıydı; artık yeni bir başlangıç için hazır olmaları gerekiyordu.
Yat ilerledikçe, dalgaların hafif sesiyle birlikte taze bir nefes aldılar. Gece, tüm karanlık düşünceleri yavaşça silerken, yeni umutları berberinde getirdi. Yakınlarda yer alan İstanbul'un ışıkları, yeni bir yaşamın kapısını aralayacak gibi parlıyordu.
"İstanbul’a varınca, ne yapmayı planlıyorsun?" diye sordu Masal, biraz merakla.
Savaş, “Öncelikle güvenli bir yere ulaşmalıyız. Sonra ne olacağını birlikte planlarız." dedi gülümseyerek. Kızı rahatlatmak istiyordu bir nebze.
Masal, Savaş’ın sözlerinde bir kararlılık ve güven buldu. Artık bu yolculuğun sadece bir cümle değil, yaşamlarının yönünü değiştirecek bir adım olduğunu biliyordu.
Karanlık deniz, onlara sonsuz bir özgürlük hissi sunarken Tuğra karşısında oturan Masal'a dikkatle baktı.
"Nasıl olurda bunca yıl ortaya çıkmazsın? Hem sen hem de Cemre aynı kimlik ile nasıl on yıl yaşayabilir?" Dedi Tuğra kirli sakalını olmayarak.
Masal kollarını göğsünde bağlarken Savaş ve soruların cevabını bildiği için gözlerini denize çevirdi ve Tuğra ile Ömer ise merakla kıza baktı.
"O yangında önceden normal sebeplerden ölmüş bir kızın bedenini bırakmış Levent Yaman. Ablası Helin'de dahil herkes beni öldü biliyordu. Beni yıllarca sakladı, bana hikâyeler anlattı bende inandım. Geçmişimden utanıyordum ailemin yüzüne bakamazdım bu yüzden bu gizli saklı hayat bana çıkış kapısı olmuştu. Farklı bir kimlik ile bende yaşamımı sürdürdüm bu zamana kadar ama inandığım tüm o masallar dramatik bir çıkar örgüsüymüş. Levent'in elinden kurtulmaya çalıştıkça battım esaret altına girdim," dedi Masal özetle.
***
Sabahın ilk ışıkları çarşaf misali salınan denize vururken hiç kimse uyuyamamıştı.
Tuğra İstanbul'da ki adamlarına gözlerden uzak bir ev ayarlatırken Savaş aldığı kararları gözden geçiriyordu.
"Ne düşünüyorsun?" Dedi Ömer yalnız başına bir köşede duran Savaş'ın yanına gelerek. "Sence?" Diye mırıldandı Savaş sigaraya dudaklarının arasına götürüp bir duman çekerken.
"Cemre perişan oldu yokluğunda. Daha fazla bu ayrılığı uzatma, kıza da yazık." Ömer gözlerini Tuğra ile konuşan Masal'a çevirdi. "Hemde Masal, ailesi on yıl beklemiş kızlarını ve artık beklemesinler."
"Söylemesi kolay. Levent ikimizin peşini bırakmaz ve birden ortaya çıkarsak herkesin hayatı tehlikeye girer. Normal mafya baronları yok arkasında o itin ve inan bana şuan yapacağımız en kötü hata herkesin hayatını tehlikeye atmak. "
"Doğrusunu yapıyorsun belki de. O gün olanlar hala unutulmuş değil. Bunları normal itler yapamaz," dedi Ömer denize dalarak. Savaş'ın aklına gelen şey ile kaşları çatıldı.
Savaş yerinde dikleşirken boğazını temizledi. Duyacağı şeylerden korkuyordu ama sonunu bile bile gidiyordu.
"Kimler?" Dedi titreyen sesiyle. "Kimleri kaybettim?" Dedi korkuyla. Merhamet istiyordu Savaş ama çok zordu.
Ömer derin bir nefes aldı ve saçını karıştırdı sıkıntıyla. "Masal'ın babası... Nedim beyi kaybettik." Dedi en az hasar verici kişiden başlayarak. Savaş gözlerini her şeyden habersiz denizi seyreden kıza baktı. "Babasına sarılmanın hayallerini anlatıyordu bana," diye fısıldadı Savaş zorlukla. Aldığı nefes boğazına düğümlenerek...
"Ozan..." Diyen Ömer ile Savaş irkildi. "Öldü mü?" Dedi fısıltı ile. Sanki sesli konuşsa tüm bu insanları kaybettiğine inanacaktı beyni. "İyi...yürüyemiyor, belden aşağısı felç oldu." Ömer en hafif olanlardan başlıyordu Savaş'ı tüm bu olanlara en hafif yollar ile alıştırmak için.
"Cemrem yıkılmıştır," dedi zorlukla. Kardeşine yollar sonra kavuşan Cemre emindi ki kendini suçluyordu felç kalmasında. Gencecik çocuktu Ozan deli dolu 18 yaşında.
"Ve," diyen Ömer Savaş'ın omzunu tuttu. "Başımız sağolsun kuzen. Atahan amca, Sıraç ile Mirza'yı da kaybettik."
Savaş'ın kulaklarında son kalan isimler yankılanırken Savaş'ın zihninden çocukluk arkadaşı ile olan anıları geçiyordu. Mirza'nın nasıl ona kardeş olduğu arka çıktığı kavgaya bile kafayla girdiği anlar geldi gözü önüne. Sıkıca kapadı gözlerini adam. "Kardeşim," dedi acıyla Savaş.
Ömer ona sarılmak istediğinde eliyle durdurdu onu ve kafasını iki yana salladı.
"Kardeşim öldü," dedi bir çocuk alınganlığı ile. Savaş'ın dudaklarından bir hıçkırık koparken Tuğra ve Masal'da oturduğu yerden kalktı.
Tuğra ne olduğunu anlıyor Masal anlamaya çalışıyordu.
"Abim," dedi Tuğra merhametle. "Abi, çocukluğuma kıymışlar. Kardeşimi almışlar," diyen Savaş yatın salonundan güverteye çıktı yalparayak. Üçü de arkasından giderken Savaş tükenmişlik ile eğilip kusmaya başladı derin sulara. Ağır gelmişti duydukları.
Abisi arkasından gidip omzunu tutarken destek olmak gibi aylar sonra Savaş hıçkırarak ilk defa ağlıyordu. En son baba dediği şerefsiz kardeşine tecavüz ettiğinde böyle ağlamıştı adam.
Masal içi acıyarak arkada dururken Savaş sinir krizi geçiriyordu abisinin kollarında. "Kardeşimi öldürmüşler. Sıraç ölmüş, peşimde el kadar bebeyken abi abi diye dolanan Sıraç'a kıymışlar. Baba yarısı gördüğüm Atahan amca ölmüş," dedi Savaş kriz geçirerek.
Masal duyduğu isimle irkilirken elini kalbine götürdü. "Kızı neredeydi o halde?
"Tamam abim geçti. Hepsinin hesabı sorulacak söz veriyorum," dedi Tuğra kardeşini sakinleştirmeye çalışarak. "Cemrem bitmiştir, beni ona götü. Cemrem'e götür beni," dedi Savaş artık gözlerini açık tutacak mecali kalmamıştı.
Ömer, Savaş'ın Nedim beyi de söyleyebileceğini göz önünde bulundurarak Masal'ı omzundan tutup salona sürükledi olası bir sinir krizini daha önlemek için. "Gidelim abi kardeş yalnız kalsınlar," dedi fısıldayarak.
Masal donmuş kalmıştı tüm bu olanlara. Atahan öldüyse kızı şuan neredeydi? Ne haldeydi?
"Kızım," dedi fısıldayarak Masal. Ömer anlamayarak baktı ona. "Atahan öldüyse kızım nerede?"
"Kızın kim senin?" Dedi kaşlarını çatarak adam. "Aysima..."
***
Uluhan siyah gömleğinin ilk iki düğmesini açarken içeriye girmişti salondan. Tüm ekip orada sessizce koltuklar da oturuyordu.
"Ne bu tembellik?" Dedi Uluhan. "Seni bekledik herhalde," dedi Cemre gözlerini devirerek.
"Bir gelişme var mı?" Dedi Sungur.
"Lanet olsun ki yok," dedi Uluhan sakin kalmaya çalışarak. "Levent'i aradın mı?" Dedi Cemre'ye bakarak. "Bugün görüşmeyi red etti. Önemli işleri varmış," diyen Cemre ile Uluhan kaşlarını kaldırdı. Onun senden ne önemli işi olur?"
Cemre omuz silkerken kızın telefonu çaldı. Cemre ekrana baktığında gördüğü Ömer yazısı ile kaşlarını çattı. Açıp kulağına götürdüğünde telefonu oturduğu koltuktan kalkıp uzaklaştı.
"Efendim Ömer?"
"Cemre... Acil görüşmemiz lazım," diyen adam ile kaşlarını çattı kız.
"Bir şey mi oldu?"
"Bir şey mi olması lazım? Görüşmemiz lazım hemde bugün?" Dedi tekrar adam. Cemre kaşlarını çatarken derin bir nefes aldı. "Peki... Nereye geleyim?"
"Sen neredesin?"
"Sahile yakınım."
"Tamam sahile limana yakın bir yerlere gel sonrada konum at."
Ömer telefonu kapayıncaya Cemre'nin kaşları daha da çatıldı.
***
Cemre sahile gelince sıkıntı ile oturduğu bankta ayağını sallamaya başladı. Karşıdan kendisine doğru gelen yat ile gözlerini kıstı. Ömer güverteye çıktığında Cemre onu tanıdı ve oturduğu yerden kalktı.
Ne diyeceğini çok merak ediyordu kız. Kollarını göğsünde bağlayan Cemre'nin kalbi anlamadığı şekilde sıkışıyordu. Yat ona her biraz daha yaklaştığında kızın kalbi sıkışıyordu.
Cemre ayağını yere vurmaya başladı stresten ve artık yat yanına yaklaşmıştı. Ömer yattan indi ve Cemre ile karşı karşıya kaldı.
"Ne oldu?" Dedi Cemre.
Ömer yutkunurken yatın içinden saçları dağılmış, gözleri kızarmış ve üstü başı perişan olmuş bir Savaş çıkmıştı.
Cemre'nin dudakları şaşkınlıkla aralandı. "Savaş..." Cemre'nin dudaklarından dua gibi dökülen ismi ile Savaş özlemle yattan indi ve Cemre'ye bir adım daha atmadan Cemre boynuna kollarını dolayıp adamı kendine çekmişti.
"Savaş!" Dedi Cemre ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Adamın boynuna özlemle öpücükler kondururken Savaş'ta kızın saçları arasına burnunu gömmüştü.
"Papatyam..."
"Sevgilim..."
Cemre Savaş'tan biraz uzaktı ve dudaklarına art arda öpücük kondurdu özlemle.
Tuğra da dışarıya çıktığında yattan içeride bir tek Masal kalmıştı. Uzaktan bakıyordu onlara. Onlar adına mutlu oluyordu yaşlı gözlerle.
***
Savaş ve Cemre bir ordu adam ile limandan ayrılırken Tuğra ve Ömer ise Masal'ı güvenli bir eve yerleştirmişlerdi.
Masal uzun zamandır hasret kaldığı yeşil çayını yudumlarken camın önünde aklından bin bir türlü şey geçiyordu.
En çokta çocukları...
Kızı ve oğlu neredeydi ne haldeydi bilmiyordu ve bu Masal için yeterli bir ölüm sebebiydi.
Masal sesi yüzü gibi güzel bir kadındı. Ailesi özene bezene onu konservatuara yollamıştı, annesinin tek hayali bir gün kızını renkli ışıklarla kaplı bir sahne de kadife sesiyle izlemekti.
Masal'ın eskiye dair elinde tek kalan şey sesiydi. Annesinin gecelerce onu dinlediği kadife sesiydi.
Masal, o geceden sonra hiç uzun uzun şarkı söylememişti. Annesinin kucağında söylemek isterdi bu şarkıyı.
Masal elinin tersi ile gözyaşlarını silerken gözlerini kapadı ve dışarıda onu dinleyen korumaları bile unutarak gecenin yalnızlığına eşlik etti.
"Gördün mü yıllar geçmiş
Bak sen de yorulmuşsun
Bak sen de yorulmuşsun
Kader seni de seçmiş
Elinden durulmuşsun
Kader seni de seçmiş
Kader seni de seçmiş
Elinden yoğrulmuşsun
Ölürdüm görem diye
Sineme saram diye
Pişmanlık yaram diye
Yerlere serilmişsin
Pişmanlık yaram diye
Yerlere serilmişsin..."
Masal'ın son satırlarda sesi kısılırken gözlerini araladı ve sessizce ağlamak zoruna gitti. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Oysa daha o hikâyesinin çok başındaydı.
***
Savaş ve Cemre hala birbirine doyamamış birbirlerine sıkı sıkı sarılmış kanepede oturuyorlardı.
Savaş'ın eli kızın saçlarında gezinirken Cemre hala inanamıyordu Savaş'a kavuştuğuna.
"İnanamıyorum," dedi kadın yutkunurken. "Kaybolmayacaksın değil mi?"
Savaş gülümsedi ve eğilip kızın saçlarına öpücük kondurdu. "Kaybolmayacağım... Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim," dedi Savaş titreyen sesi ile. "Anlatmayacak mısın hala sana ne oldu?"
Cemre merak ediyordu sevdiği adama ne olduğunu ama Savaş ağzını açıp tek Kelime etmiyordu. Sadece onu seviyordu doya doya, saçlarını öpüp kokluyordu.
Cemre, Savaş'ın suskunluğuna rağmen şuandan memnundu. "Savaş, lütfen anlat," diye yalvardı, gözlerinde merak ve endişe dolu bir bakışla. "Sana ne oldu?"
Savaş, derin bir nefes alıp Cemre'ye sıkıca sarıldı. "Şimdilik önemli olan tek şey burada olmamız, birlikte olmamız," dedi. "Ama söz veriyorum her şeyi anlatacağım."
Cemre, onun bu sözüne güvenmekten başka çaresi olmadığını biliyordu. Savaş'ın yanında olmasının huzurunu yaşarken, bir yandan da onun başına gelenleri öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Ama şimdilik, sadece birbirlerine sarılmak ve bu anın tadını çıkarmak istiyordu.
Cemre, Savaş'ın sıcak kollarında kendini güvende hissetti. "Tamam," dedi sessizce. "Sadece birlikte olmak yeterli. Seni özledim."Savaş, Cemre'nin saçlarını okşarken, "Ben de seni çok özledim..." diye fısıldadı.
Onlar birbirlerine sarılmışken, etraflarındaki dünya bir an için durmuş gibiydi. Cemre, Savaş'ın kalp atışlarını duyarken içini bir huzur kapladı. "Bu anı hiç unutmayacağım," dedi Cemre, gözlerini kapatarak.
Savaş, onu daha da sıkı sararak, "Ben de unutmayacağım, Cemre. Ne olursa olsun, bundan sonra hep birlikte olacağız," dedi kararlı bir sesle.
O anın tadını çıkarırken, her ikisi de gelecekte karşılaşacakları zorluklara karşı daha güçlü hissediyorlardı. Birlikte olduklarında her şeyin üstesinden gelebileceklerine inanıyorlardı.
Cemre derin bir nefes aldı ve kafasını kaldırıp Savaş'ın gözlerine baktı. "Evlenemedikte," dedi Cemre somurtkan bir ifade ile. Savaş onun bu haline güldü. "Şu olaylar bir düzelsin sana uzayda bile düğün yaparım papatyam ben," dedi Savaş gülerek.
"Yıldızlar yeterli," dedi Cemre elini Savaş'ın kalbine koyarak. "Birde sen..."
Savaş, Cemre'nin sözlerini duyunca gözleri doldu ve onun yanağını tutarak, "Sadece biz ve yıldızlar... Daha ne isteyebilirim ki?" dedi adam ve kızın yanağını okşadı. Bu anın büyüsünü ve birbirlerine duydukları derin sevgiyi hissettiler. Gelecek ne getirirse getirsin, birlikte olduklarında her şeyin üstesinden geleceklerdi.
Savaş, Cemre'ye sımsıkı sarılıp fısıldadı, "Birlikte her şeyin üstesinden geleceğiz. Seni asla yalnız bırakmayacağım."Cemre, Savaş'ın bu kararlı sözlerini duyunca gözleri parladı. "Ben de seni asla bırakmayacağım. Ne olursa olsun, her zaman yanında olacağım," dedi.
Savaş, Cemre'nin sözlerini duyduğunda, yüzünde derin bir huzur ifadesi belirdi. İkisi de birbirlerine olan bağlılıklarını ve sevgilerini hissederek, bu anın tadını çıkardılar. Birbirlerinin sıcaklığına sarılarak, gelecekteki belirsizliklere karşı güç topladılar.
"Sonsuza kadar birlikte," dedi Cemre, Savaş'ın kollarında huzur bulurken.
Savaş, Cemre'yi daha da sıkı sararak, "Sonsuza kadar," diye yanıtladı. Cemre ayların özlemi ile sevdiği adama yaklaştı ve alnını alnına yasladı. "Delirdim sana bir şey oldu diye," dedi Cemre silik bir ses ile adamın dudaklarına eğildi.
Savaş onun belini daha çok sararken ayların özlemi ile dudakları birleşmişti.
Cemre ilk defa cesur davranıyor ve adamı içinden geldiği gibi öpüyordu.
(+18)
Savaş özlemle kızın alt dudağın sömürürken kendine engel olamadı ve Cemre'nin üzerine doğru eğildi. Cemre oturdukları kanepe de sırt üstü yatarken Savaş üzerinde yerini almıştı.
Her ikisi de bulundukları ortamdan kopmuşlar birbirlerine odaklanmışlardı.
Savaş'ın elleri kızın belini okşarken dudakları bir dakika bile ayrılmıyor Cemre'nin parmakları adamın geniş sırtında dolaşıyordu.
Cemre'nin içinde yanan ateş daha da büyüyerek kontrolsüz bir şekilde yayılmaya başlamıştı. Savaş'ın dokunuşları ve öpücükleri onu deli ediyordu. Birbirlerini hissetmek, tenlerini bir arada hissetmek istiyorlardı.
Savaş, Cemre'nin üzerindeki kıyafetleri yavaşça çıkarmaya başladı ve her bir kumaş parçasını öperek indiriyordu. Cemre'nin nefesi de hızlanmış, istekle dolmuştu.
Daha fazla dayanamayan Cemre, Savaş'ın üzerindeki gömleğin düğmelerini açarak sıkı kaslarını hissetmek istedi. İkisi de birbirlerine aç birer tutku dolu bakışlarla gözlerinin içine bakarak devam ettiler. Savaş ne yaptığının farkına varmış kendisini geri çekmişti.
"Özür..." Dedi nefes nefese kalmış bir şekilde. "Özür dilerim..."
"Dileme... Seni istiyorum, sen bana zarar verecek bir şey yapmazsın," diyen Cemre ile Savaş gözlerinin en derinine baktı. Kız istiyordu ve bu Savaş'ın içinde ki ateşi daha da harlıyordu.
Savaş yarı çıplak kalmış kızı altında daha da sardı ve eğilip kulağına etkileyici bir ses ile fısıldadı. "Yasla ruhunu bana kır papatyası..."
Cemre bunu bekliyormuş gibi Savaş'ın yüzünü elleri arasına aldı ve dudaklarını dudaklarına hapsetti.
Savaş kızın üzerinde Kalan son parçaları çıkarıp atarken kızı bir anda tek koluyla kaldırmış ve kendine çekmişti.
"Seni seviyorum..." Diye fısıldadı kızın kulağına ve daha sonra tek koluyla kaldırdığı kızın bacaklarını beline dolayıp birlikte kanepeden kalktı. Cemre kendini salmış sadece daha fazla sevsin istiyordu onu. Daha şehvetli daha derin...
Savaş yukarıya çıkan merdivenlerde ilerlerken dudağını bırakmadan öpen kızın ısırması ile dudaklarından bir inleme döküldü ve kızın sırtını duvara dayayıp kendini daha fazla yasladı. Cemre duvara ile Savaş'ın arasında kıvranırken Savaş eğilip kızın boynuna doğru gelmişti ve oraya önce küçük bir öpücük kondurup ardından içine çekerek emmeye başlamıştı. Cemre parmaklarını adamın boynunda gezdirirken kafasını arkaya yatırmıştı. Şuan hiç bitmesin istiyordu. Ölene kadar bedenleri dans etsin istiyordu kız.
O iğrenç tecavüzden sonra karşı cinsle flört dahil hiçbir şey yaşamayan kız şuan zevkten delirmek üzereydi. Sevişmek böyle bir şey miydi? Ruhun özgürlüğünü hissetmesi miydi?
Savaş kızım bedeninin pelte gibi olduğunu hissediyordu kollarının altında. Gülümserken sertçe kızı duvardan çekti ve kendi bedenine çarpmasına izin verdi. Cemre'nin dudaklarından bir inleme dökülürken göz göze geldiler ve ikisinin de gözünde alev alev yanan bir ateş vardı.
"Sevişmek böyle bir şeyse sen en güzel anısın," dedi kız boğuk bir ses ile. Savaş elini yavaşça emdiği kızın boynunda gezdirdi. "Sana öyle şeyler yaşatacağım ki, şükredeceksin kadınım olduğun için."
Savaş kızın dudaklarına yapışırken tekrar merdivenleri çıkmaya başladılar ve sonunda ilk buldukları odanın önüne gelince Savaş Cemre'nin sırtı acımasın diye yer değiştirip kendi sırtını kapıya verdi ve kapıyı sırtıyla ittirerek açtı.
Sonunda Savaş kızı yatağa saldığında Cemre satenin soğukluğu ile dudağını ısırdı ve kendisine ayakta bakan Savaş'a baktı.
Savaş çırılçıplak yatakta uzanan papatyasına yutkunarak baktı.
"Savaş," dedi kız inler gibi. İçinde bir ateş vardı. Bir şey istiyordu ama ne istediğini öyle bilmiyordu ki Savaş'ta bunun farkındaydı.
"Söyle bebeğim," diye fısıldayan Savaş kızın üzerine eğildi yatakta ve gözlerini gözlerinden ayırmadan göğüslerine yöneldi. Kızın tek göğsünü dudakları arasına alırken diğerini parmakları arasında cenneti sunuyordu. Cemre boğuk bir inleme ile kafasını geriye atarken Savaş kızın aldığı keyiften daha da keyif alıyordu. Bu gece tek amacı kadına seksin ne olduğunu öğretmek, ona zevk vermek ve onu göklere çıkarmaktı.
Cemre elinin altında ki çarşafı sıkarken Savaş ısırmayı ve yoğurmayı bıraktığı göğüslerden aşağı diliyle yol çizerek gitti. Cemre artık nefesinin kesildiğini hissediyordu.
Savaş kızın en hassas yerine geldiğinde tekrar kız ile göz göze geldi. "Hayır,"diye fısıldadı Cemre zorlukla. Öyle utanıyordu ki asla bakamazdı adamın yüzüne. "Hayır Savaş!"
"Aynen öyle, adımı inle bebeğim..." Savaş Kızı duymamış gibi fısıldarken eğilip dudaklarını kızın en hassas yerinde dans ettirdi. Cemre'nin dudaklarından tiz bir inleme dökülürken elinde olmayan Savaş'ın kafasını daha çok kendine bastırıyordu.
Poyraz olarak sevmişti onu kız... Onun papatyası olmuş ama imkânsız olmuşlardı. Sonra vazgeçmediler birbirlerinden, Savaş olarak hayatına aldı onu, hiç papatyası olmayı bırakmamıştı zaten onun...
O her zaman Poyraz'dı...
O her zaman Savaş'tı...
İsimler önemli değildi, o Cemre'nin nefes alma sebebiydi...
"Poyraz," dedi Cemre inleyerek. Savaş duyduğu ve tarihe gömdüğü geçmişi ile kısa bir an duraklarken yutkundu ve kızdan dudaklarını çekip tekrar dudaklarına yöneldi. "Söyle Kır Papatyası..."
"Seni seviyorum..."
"Sana tapıyorum..."
Poyraz kızın belini hafifçe kaldırıp bacaklarını beline dolarken tek eliyle boynunu tutup dudaklarını yaklaştırdı.
"Aklımı yitirmek üzereyim," diye mırıldanan Savaş çoktan hazır bekleyen ve artık sızlama ile kendini belli eden erkekliğini Cemre'nin kadınlığına hafifçe soktu ve aynı saniye ilerlemeden kızın dudaklarına yapıştı acıyı hissetmesin diye.
Cemre içine giren Savaş ile Acı ile zevki aynı anda dorukta yaşarken gözlerinden yaş gelmişti ama Savaş ile deli gibi öpüşmeyi asla bırakmadı. Bırakamadı...
Sonunda, alevler içinde yanan arzularını birleştirmişlerdi ve gece boyunca birlikte dans etmeye başlamışlardı.
Cemre ve Savaş, tutkulu bir şekilde birbirlerine sarılarak aşkın zirvesine ulaştılar. Birlikte geçirdikleri bu unutulmaz anlar, her ikisinin de ruhunda iz bırakacak kadar derin ve özel bir andı.
Her şeyi unutmuş, sadece birbirlerine odaklanmışlardı. O an, zamanın durduğunu hissediyorlardı. Birlikte harika bir uyum içindeydiler ve birbirlerine olan sevgileri sonsuzdu.
Bu anlar, ikisinin de ömrü boyunca unutamayacakları ve her hatırladıklarında alevlenen bir ateş gibi içlerinde bir duygu bırakacak kadar güçlüydü. Birlikte yaşadıkları bu tutkulu anlar, onları birbirlerine daha da yakınlaştırmış ve aşklarını daha da derinleştirmişti.
***
Masal sabah kendine yaptığı sandviçten bir ısırık alırken derin bir nefes alıp elinden sandviçi bıraktı. Lokmalar boğazında dizilip kalıyordu evlatlarının ne halde olduklarını bilmeden.
Kapıdan gelen anahtar sesiyle hızla oturduğu masadan kalktı. Savaş gelmiş olabilirdi.
Kız mutfaktan hızla çıkarken Masal'ın adımları gördüğü yüz ile durakladı.
Savaş'ın koluna girmiş yüzünde güller açan bir Cemre vardı.
Masal yutkunurken Savaş ile göz göze geldi. Onu rahatlatmak için adam gözlerini kapatıp açtı.
Cemre ise yol boyunca nereye gittiklerini sormuş alamadığı cevapla daha da merak etmişti. Şuan geldikleri evde kapıdan çıkıp karşı karşıya kaldıkları kız izle yüzünde ki manasız gülümseme silinmişti.
Kızı tanımıyordu ama tanıyor gibiydi de...
"Kim bu?" Diye fısıldadı Cemre. Masal yutkundu elinde olmadan tekrar. Öyle korkuyordu ki geçmişin gölgelerinden sanki her an kaybedecekti bu savaşı.
"Cemrem," dedi Savaş yavaşça kolunu kızın Elleri arasından çekerek. "Masal... Masal Öztürk," dedi Savaş sindire sindire kıza.
Cemre'nin kanı donmuştu adeta. Beyninden vurulmuşa dönmüş sanki bir kova kaynar su başından aşağı dökülmüştü.
Karşısında ki kız yaşlı gözlerle kendisine bakıyor hayatımı çaldın diye derinlerde çığlık atıyordu sanki.
"Yalan!" Dedi Cemre çığlık atarak. "O öldü. Masal benim, diğer Masal öldü."
Cemre gözlerini kızdan alamıyor ama şoktan da çıkamıyordu. "O yangında cayır cayır o da yandı!" Dedi Cemre inanmayarak ve kapıya doğru ilerledi hızlı adımlarla. Savaş arkasından koşup yetişti ve kollarından tutup kendisine bakmasını sağladı. Kız boşluğa bakar gibiydi.
"Cemre beni dinle! Masal ölmedi yaşıyor karşında ve yardıma ihtiyacı var," dedi kızı kendine getirmek için sarsarak. Cemre irkilirken gözlerini tekrar kıza çevirdi.
"Cemre," dedi Masal titreyen sesiyle. "Hayır," dedi Cemre red ederek. "Savaş Cemre'yi bırak," dedi Masal Cemre'nin şuan ki ruh halinden anlayarak. Kızın bir idrak etmesi ve insani bir tepki vermesi lazımdı rahatlayıp.
Savaş, Masal'ın psikolog olmasına dayanıp Cemre'yi bıraktı yavaşça ve o anda Cemre ile Masal karşı karşıya kaldı.
Bir madalyonun iki yüzü...
Gece ve gündüz...
Güneş ve ay...
Birbirlerine pişmanlıkla ve hüzünle bakıyorlardı. Cemre yavaşça Masal'a yaklaşırken Masal gözlerini sıkıca kapadı.
"Nasıl olur?" Diye fısıldadı Cemre. Gözleri hayret ile kendisine benzeyen kıza bakıyordu.
Cemre olanları sindirmiye başlamış ve art arda yutkunmuştu. "Masal..." Dedi fısıldayarak kız ve Masal'ın boynuna sarıldı sıkıcı.
Masal bu anı bekliyormuş gibi hıçkırarak ağlamaya başladı ve o da sıkıca sarıldı Cemre'ye.
"Hayatını çaldım, özür dilerim..." Cemre hıçkırarak ağlarken dudaklarından çıkan tek şey özür dilemekti.
"Dileme," dedi Masal gözlerini kapadı. "Yaşıyorsun. Yaşıyorsun Masal," dedi Cemre kendini inandırmak ister gibi ve kızdan ayrılıp yüzünü elleri arasına alıp kızı inceledi. Yüzleri, saçları o kadar benziyordu ki. Cemre estetikle bu kadar nasıl benzeyebilirdi bu kadar? "Nasıl olur? Seni orada bıraktılar o gece. Sen orada öldün, sen o uçurumdan atıldın."
"Ben o uçurumdan atıldım ama beni öldüremediler," dedi Masal fısıldayarak.
"Mucize," dedi Cemre fısıldayarak ve Mine annesinin yıllarca saçını okşayıp teselli ettiği gibi kızın saçını okşadı şefkatle. "Cemre, bir hayatım kaldı mı bilmiyorum ama onu geri alabilir miyim?" Diye fısıldayan Masal ile Cemre kendinden utandı.
O kızın yerinde, o kızın evinde, o kızın hayatında rahat rahat yıllarca intikam planı yaparken kız kim bilir neler çekmişti.
Cemre, gözyaşları içinde, "O hep senin hayatındı... Bendim izinsiz hayatını elinden alan," diyerek ağlamaya başladı. İçindeki acıyı ve suçluluğu ifade ediyordu.
Masal, Cemre'yi teselli etmeye çalışarak, "Ben sana isteyerek verdim o hayatı," dedi.
Cemre, titreyen sesiyle, "Bende şimdi sana geri veriyorum..." diyerek, aralarındaki bu karmaşık duyguları ifade etti. Geçmişin gölgeleri ve acıları, onların arasındaki bağı bir anda elle tutulur bir hale getirmişti..
"Senden bir şey isteyebilir miyim?" Dedi Masal titreyen sesiyle. Cemre ona kafasını salladı on hızla. Ne derse desin kabul edecek gibiydi.
"Çocuklarım yok," diye fısıldadı Masal. "Cemre Kim bilir ne haldedir çocuklarım şimdi. Levent kaçırdı onları ve Levent sana aşık. Ne olur bul onları," diye fısıldayan kız ile Cemre'nin kaşları çatıldı.
"Çocuklarım yok?" Dedi Cemre anlam vermeye çalışarak. Aysima'yı biliyordu, ya diğeri?
"Ayaz ve Aysima... "
"Masal sen neler yaşadın?" Dedi Cemre korku ile. "Yaşayamadım Cemre," diye fısıldadı Masal. "Yıllarca yalanlarla yaşamışım... Bir masal anlatmışlar bana, bir çocuk sevinci ile inanmışım." dedi korku ile.
Cemre dudaklarını birbirine bastırdı ve derin bir nefes aldı. "O Levent'i var ya inim inim inleteceğim. Sana, bana ve bize ne yaptığı varsa hepsini ona bir bir yaşatacağım."
***
Levent elinde ki viski bardağında ki son yudumu içti ve dağılmış gömleğini çekiştirdi sıkıntıyla. O sırada adamlarından biri içeriye girerken Levent yerinden doğruldu.
"İz var bana de Cengiz! O orospuyla ibneyi Bulduk deyin bana!"
"Abi net bir şey yok ama deniz yoluyla gittiklerini düşünüyoruz," diyen adam ile Levent bardağı ona fırlattı. Adam son anda kendini geri çekerken bardak duvarda patlayıp kırıldı.
"Net bir şey yok ne lan? Kaç gün oldu, bu yüzden mi para alıyorsunuz siz? Size niye para ödüyorum ben Cengiz!" Diyen Uluhan sinirle yerinden kalktı.
"Topla lan herkesi! İstanbul'a gidiyoruz, hangi cehennemdelerse bulup katliam yapacağım!"
"Abi çocuklar?"
"Siktirtme çocukları! Onları da üste üste koyar cehenneme direk yaparım!"
"Abi kızacaksın ama tam ana kraliçeye az kalmışken gözlerine batmayalım karşı tarafın?"
Levent derin bir nefes aldı ve dudağının kenarı kıvrıldı.
"Ana kraliçeyi ön tarihe aldım Cengiz. Yarın bu memlekette taş üstüne taş kalmayacak..."