YT1 • Bölüm 12 •

3351 Words
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Evet, şimdi hırsın prangalarına vurulmuş insanlar, hayalleri bile öldürüyorlardı. Hayaller! Onlar da gidince ne kalırdı ki? Koştum, koştum. Lacivert gökyüzünde bir kaç yıldız parıldıyordu. Bulunduğum yer ağaçlıktı lakin ileride bir minare belli ediyordu kendini ışıklarıyla. Oraya doğru yürümeye başladım. Bu sırada hep 'hayalleri öldürmek' terimi yankılanıyordu beynimde. Saçlarım açıktı, neyse ki etraf ıssızdı ve beni görecek kimse yoktu. Üzerimde upuzun bir elbise vardı. Sonbahar yapraklarını sürüklüyordu benimle beraber. Camiye yaklaşmıştım ki birini gördüm. Kapıdan içeriye giriyordu. Arkasından baktığımda fazlasıyla tanıdık gelmişti bana. Saçlarımı görmemesi için saklandım bir duvarın ardına. Duvar sarmaşıklara esir düşmüştü. Kafamı uzatıp tekrar baktım camiden tarafa. Kimse yoktu. Önüme döndüğümde karşımda duran yüz dolayısıyla çığlık attım. Bu o adamdı. Buraya nasıl, ne zaman gelmişti? Neredeydi benim türbanım? Duvardaki sarmaşıklar saçlarıma istila etmeye başladı. Korkuyla ayırmaya çalıştım onları saçlarımdan. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Hem bu adam saçımı gördüğü için hem de sarmaşıklar beni işgal ettiği için! Adam elini kaldırıp saçlarıma dokundu. Ardından sarmaşıklara. Ve üzerlerinde çiçekler çıkmaya başladı. Rengarenk. ''Çiçeklerden korkma.'' dedi mavi bir güle dokunup. Vv''Onlar zariftirler. İnsana da zarar vermezler. Kırma çicekleri, hangi tür olursa olsun. En kötü kokanı olsa bile.'' Şaşkınlıkla baktım adama. Ama bu surat..Fatih abime aitti! Odamın tavanı karşıladı gözlerimdeki hâreler. Elimle gözlerimi ovuşturdum, ardından salık saçlarıma götürdüm. Yastığımın altına koyduğum tokamı alıp bir at kuyruğu yaptım saçlarımı ve karşı duvardaki saate baktım. Saat altıyı geçiyordu.  Banyoya girip güzel bir duş ile rahatladıktan sonra yeni uyanan Eylül'e tarattım saçlarımı. Tarama işlemi bitince de kurutma makinasını alıp fişini taktım prize ve kuruttum. Çıkan ses beni rahatsız ediyordu. Beynimin içini öyle bir gürültüyle dolduruyordu ki, sanki dünya üzerinde bulunan tüm arabalar çalışıyor, insanlar konuşuyor, elektronik aletler bağırıyor, sokaklardan huzursuzluk taşıyordu ve hepsine şahit oluyordum.  Sonunda yeterli olduğuna kanaat getirip çektim fişi ve dolaba kaldırdım saç kurutma makinasını. Elimi başıma götürdüğümde bana uzun gelen sürenin aslında bir kaç dakika olduğunu ve saçlarımın hiç denecek kadar az kuruduğunu farkettim. Yine de aldırmadım ve tek bir örgü yapıp indim alt kata. Mutfakta boş boş etrafa bakındığımda canımın hiç bir şey istemediğine kanaat getirip tekrar banyoya girdim ve dişlerimi fırçaladım. Saat 8 olana dek de kitap okudum.  Kapıda çevrilen anahtarın sesini duymamla gri eşofmanımın biraz uzun gelen paçalarını kıvırıp alt kata koştum. Asiye halam mutfağa doğru yürüyordu.  Neşemi sesime katarak ''Hayırlı sabahlar.'' dedim ve son basamağı da inip sarıldım boynuna.  ''Sana da hayırlı sabahlar kuzum.''  ''Nasılsın Asiye halam?''  ''Nasıl olayım kızım, iyiyim çok şükürler olsun Allah'ıma. Sen nasılsın?'' ''Ben de iyiyim çok şükür. Ama kalbim sanki biraz buruk.'' Cümlem üzerine 'neden' sorusunu aldım ve dün akşamki programı anlatmaya başladım uzun uzun. Ben anlattıkça Asiye halam 'cıkcıkcık' çekiyor , 'vah kuzularıma, minicik yaşlarında minicik yüreklerine neler sığdırmışlar' , 'Rabbim yardımcıları olsun, o zulmedenleri de kahreylesin inşAllah' diyordu. Eylül'ün de inip yanımıza geldiği ve bolca sohbet ettiğimizin üzerinden ne kadar geçmişti bilmiyorum, Nesrin Yengem de katıldı bize. Dörtlü sohbetimiz benim telefonum çalana dek sürmüştü.  İzin isteyip odama çıktım. Cevapsız çağrı vardı Affan'dan. Tekrar aramasını bekledim. Mesaj geldi. Gönderen; Affan Seninle bir şey konuşmak için aramıştım ama gerek kalmadı. Öğlenleğin amcanı ben bırakacağım, o sırada konuşuruz. Cevap olarak ''Peki.'' yazıp yolladım ve alt kata geri gittim. Amcam iş için dün gece bir yere gitmişti. Bugün dönecekti. Yani yoktu evde. Yengem, ben ve Eylül üçümüz kalmıştık evde dün gece. Alışkındık, sorun etmiyor veya korkmuyorduk. Lakin ben tek başına bir evde kalamazdım. En azından biri olmalıydı yanımda, çocuk dahi olsa. Beni rahatlatan yaşı, cinsiyeti değil, varlığıydı insanların. Varlığını hissetmem yeterdi, iki yaşında çocuk da olsa korkmazdım. Asiye halam, Ramazan olduğu için sadece iftara yemek hazırlıyordu. Bugün yapacak iş olarak evi süpürmek vardı yalnızca. Bu sayede rahatça uzun süre sohbet etmiştik.  Bir aralık beni bir üşüme sarınca odama çıktım tekrar. Ayağıma kahverengi çorapları, üzerime de turuncu hırkamı giymiştim. Isıtmıştı beni. Öğle ezanı okunmuş, Asiye halam, Eylül ve Nesrin yengem namaz kılıyorlardı yan yana saf tutmuş. Ben de onları izliyordum. Tekrar içimi bir titreme alınca odama girip başımdaki ince tülbenti çıkardım ve bone taktım. Bonemin üzerine kahverengi kalın bir şal da kondurunca yeterli olduğunu düşünüp indim aşağıya. Umarım hasta olmazdım, aksi takdirde çiftliğe iftara gitme işi yatardı.  Kapı sesi içeri girmeme engel olduğundan adımlarımı o tarafa doğru yönelttim, önce askıdan aldığım feracemi üzerime giydim ardından kapı kolunu aşağı indirdim.  Tebessümüme eşlik etti ''Hoş geldin amca.'' sözcükleri.  ''Hoş bulduk kızım.'' dedi Murat amcam ve içeriye girdi. Ben onun ceketini elime almışken Affan göründü kapıda. Ona da ''Hoş geldin.'' dedim ve ceketi askıya astım. ''Hoş buldum.'' diyen Affan dikilmeye devam ederek içeriye girmeyi reddediyordu. ''Gelmeyecek misin?'' dedim. Bu sırada amcam oturma odasına girmişti bile. ''Girmeyeyim şimdi.''  ''Kapıda mı dikileceksin böyle?''  ''Yok, gideceğim zaten.'' deyip devam etti. ''Kutay aradı sabah, bu akşam iftara bekliyorlarmış bizi. Haber vereyim dedim.''  Gözlerim dışarıdaki elektrik direğine odaklanmış, düşünüyordum ; Bahar'ı görmeyi istesem de Kutay'la aynı mekanda olamayacağım hissini haykırıyordu bana beynim. Nedenini ise biliyordum, Affan'ın basketbol sahasındaki fütursuz sözcükleri. Gerçek olmadığını biliyordum elbet lakin ne olursa olsun içime dokunuyordu bu ve Bahar'la Kutay'a karşı kötü hissetmemi sağlıyordu.  '' Gitmesek.'' diye mırıldandım. Duyabileceğim kadar sesli bir nefes alan Affan ''Gel seninle biraz konuşalım.'' deyip bahçedeki sediri işaret etti ve cevabımı beklemeden oraya doğru yürümeye başladı. Siyah terlikleri ayağıma geçirip yanına vardım ve biraz ötesine oturdum.  ''Neden gelmek istemiyorsun?'' Affan soruyu, cevabını biliyor gibi sormuştu. Yine de benden duymak istiyor gibi...  İşi yalana veya bahanelere vurmadan cevapladım onu. ''Sen öyle söyledikten sonra onlara karşı kendimi kötü hissediyorum. Bahar'ı çok sevdim ama sanki nişanlısına---''  Affan yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki lafımı bölüp mırıldandı. ''Tahmin ettiğim gibi.''  Bir süre ikimiz de sustuktan sonra bana doğru yan dönüp konuştu. ''Betül, onlar birbirlerini seviyorlar, evlenecekler. Benim sözcüklerimden dolayı ne kendini suçlu hisset ne de onlara karşı mahçup ol. Ki onların bundan haberleri dahi yok.''  Gözlerim çimlerle dostluk kurmuştu, ayıramıyordum onları birbirinden. ''Yine de kötü hissediyorum.''  ''Betül, o sözcükleri unut tamam mı?'' ''Ama nasıl?'' dedim, sesime kızgınlık da eklenmişti.  Cümlem bittikten bir süre sonra kucağımda birleştirdiğim ellerim bir dış etkenle birbirinden ayrılırken gözlerimin çimlerle olan dostluğunu bozup onlara kaydırdım. Affan iki eliyle kavradığı elimi avuçlarına hapsetmişti. Bulunduğum durumdan dolayı kalbim de başlamıştı bugünkü sporunu yapmaya.  Üşüyen elim, onun avuçları arasında ısınmayı bırak, yanmaya başlamıştı sanki. Sağ elinin baş parmağını yüzüğümün üzerine getirip orada bıraktığında gözlerini bana dikip konuştu. Bense kaçırdım gözlerimi ondan, olanca gücümle.  ''Belki düşüncelerini fütursuz sözcüklerimle değil de benimle oyalarsan...'' Biraz duraklamadan sonra devam etti. ''Ya da bizimle,''  Dayanamayıp bakışlarımı ona çevirdim ve ilk karşılaştığım şey gözleri oldu. Çok şükür ki şu an bana değil tuttuğu elime bakıyordu. Artık sadece sağ elim değil, tüm vücudum yanıyordu. Üşümek falan kalmamıştı.  Bir şey hatırlamış gibi kafasını iki yana hafifçe sallayıp önce odakladığı gözlerini, ardından avuçlarını çekti ellerimden. Elim tekrar dizlerimin üzerinde yalın kalınca vücudumu saran ısı biraz olsun azalmıştı. ''Yani, yanlış anlama... Sonuçta biz de evliyiz. Kendine bunu hatırlat veya başka şeyler düşünmeyi dene.''  Affan ayağa kalkıp bana baktı, tepeden tırnağa inceledikten sonra az önce suratını işgal eden ciddi ifade kayboldu, yerini bir yukarı doğru kıvrılan dudaklara bıraktı. Güldü?!  ''Kış geldi de benim mi haberim yok?'' Sözcükleri az önceki ortamın bunaltıcı havasından kurtulmama yardımcı olmuştu. Omuz silktim karşılık olarak. Ne yaptığımı fark edince de kendime kızmayı ihmal etmedim çünkü bu sevmediğim bir hareketti. Hiç yapmamışım gibi düşünerek yanıtladım onu. ''Üşümüştüm.''  Kafasını sallayıp son kez bana baktıktan sonra ''Haber bekliyorum en kısa zamanda.'' deyip arkasını döndü ve gitti. Bir süre orada öylece durup allak bullak bir ruh hali içerisinde kaldıktan sonra kalbimin bugünkü sporunu şimdilik bitirdiğine kanaat getirip içeriye girdim. Odama çıktığımda Eylül'ü eşyalarını toplar halde bulunca kaşlarımı çatıp ona baktım. ''Ne oluyor Eylül?''  ''Gidiyorum.'' dedi ve elinde tuttuğu siyah şalını da koydu sırt çantasına. ''Başvurduğum yerden aradılar. Ufak bir mülakata girecekmişim, eğer başarılı olursam işe alınıyormuşum! Tesettür giyim tasarımcısı olacağım Betül, düşünsene!''  Eylül bir anda üzerime atılıp boynuma sarılınca şaşkın çehrem yerini gülümsemeye bıraktı. ''İnanmıyorum! Bu çok güzel bir şey Eylül, umarım hayırlısı olur senin için. Ee nasıl gideceksin peki?''  ''Eren ve Fatih abim işleri olduğu için buralardaymış, gelmişken beni de alacaklar. Görüşmem yarın sabah erken saatte olduğundan bekleyemem sizinle dönmeyi. Ama olsun, zaten siz iftara geleceksiniz bizim oraya.'' '' Evet. İnşAllah.'' dedim ve yardım ettim çantasını toparlamaya. Yaklaşık yarım saat sonra Fatih abim ve Eren kapıya geldiklerinde dün gece gördüğüm rüya sebebiyle Fatih abime bakıp durmaktan alıkoyamadım kendimi. Her ona baktığımda o da bana bakıyordu, garip olan buydu. Onu çok sevmem bana rahatsızlık veriyordu. Ayıp bir şeymiş gibi hissediyordum. Keşke onu bu kadar sevmeseydim. Ama olmuyordu, seviyordum işte.  Gitmeden evvel bana ''Eve gittiğinde fotoğraf albümlerini alıp bana getirir misin? Bakmak istiyorum.'' demesi ise ayrıca ilgimi çekmişti. Ne yapacaktı ki? Kendi olduğu fotoğraflar lazımdı belki? Acaba ne zaman gidecektim eve? Kendi evime... Küçüklüğümün geçtiği, doğduğum eve. En son bir kaç yıl önce gitmiştim. Korkuyordum sık sık gitmeye. Evde hiç bir değişiklik yapmamıştık. Amcam sağ olsun, satmamıştı da evi. Ayda bir kez temizlikçi tutardı oraya. Unuttuğum bu ayrıntıyı Fatih abim bana ne diye hatırlatmıştı şimdi? Kendimi hazırlarsam eğer, gidecektim bir ara. Koydum bunu kafama ve odama girdiğimde çekmecemden çıkardım bir fotoğrafı.  Ben bebektim henüz. Bir kaç aylık. Abim de bir - bir buçuk yaşlarındaydı. Annemin kucağında oturuyor eliyle de beni seviyordu. Babamın kucağında ise ben vardım. Hepsi gülüyordu, ben ise ağlıyordum. Emine İlgüz, annem. Mustafa İlgüz, babam. Osman İlgüz, abim.  Fotoğrafı elimden bırakıp telefonumu aldım ve Affan'a mesaj gönderdim.  Gönderilen; Affan Gidelim. Saate baktığımda üçe geliyordu.  Affan bana yanıt yazdığındaysa saat beşi geçiyordu.  Gönderen ; Affan Seni iftardan bir saat önce alırım.  Affan gelene dek kitaplarla ve kalemlerle meşgul oldum. En sevdiğim şeylerle yani. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Sis şiiri eklendi defterime. ''Kulağımda asma bahçesi Bitmeyen serçe seslerinin Limanda sis ağır ve derin Birinin sildiği dünyayı  Öbürü kuruyor durmadan.'' ... ?? ... Emniyet kemerini çözen Affan kapıyı açıp indi ve pastaneye doğru yürümeye başladı. Boş gitmemek için bir şeyler alacaktı. Pastanenin yanındaki dükkanı gördüğümde sadece yiyecekle yetinmek yerine ev için bir şeyler almanın da iyi olacağını düşünüp ben de arabadan indim. Muhtemelen dükkanla ilgilenen kadın kapıda oturmuş etrafı seyrediyordu. Kendine yaklaştığımı görünce gülümseyip içeri buyur etti ve nasıl bir şeyler istediğimi sordu.  ''Bilmiyorum ki. Ben biraz etrafa bakayım, beğendiğim bir şey olursa size haber veririm.'' deyip gezinmeye başladım.  Kısa sürenin ardından kadın birine seslendi. ''Hanım efendi sanırım eşiniz sizi arıyor.''  Bana seslendiğini anlamam için aradan bir kaç dakika geçmesi gerekmişti. Kafamı çevirip dışarıya baktım. Affan endişeyle etrafta gezdiriyordu gözlerini. Kendime azar çekip dükkandan çıktım ve ona doğru yaklaştım. ''Affan?''  Bana döndüğünde suratına bir rahatlama ifadesi yerleşmişti. ''Nereye kayboldun haber vermeden Betül!?'' Kısık sesle ve mahçup bir ifadeyle ev için bir hediye bakmak istediğimi söyleyip ''Özür dilerim, haber vermeliydim, unutmuşum.'' diye de ekledim. Başını sallayıp onaylandı ve bu kez beraber girdik dükkana. ''Ne alacağız?'' ''Bilmiyorum ki..'' diyerek raflara bakmaya devam ettim. Hiç kimseye ev eşyası almamıştım hediye olsun diye. Tecrübesizdim. Ne kadar olduğunu bilmediğim bir sürenin ardından Affan elinde tuttuğu cam çerçeveli hat'ı getirdi bana. Besmele yazıyordu üzerinde. Harika göründüğünü söylemek yeterli olur muydu bilmiyordum. ''Nasıl?''  Elinde tuttuğu çerçeveyi kendi ellerime aldım ve inceledim. ''Çok güzel!''  Almaya karar verip Affan'ın eline tutuşturdum. Kasaya doğru yürürken dikkatimi çeken fincan takımını da dayanamayıp aldım ellerime. Ücreti ödedikten sonra aldıklarımızı paketletip arabaya döndük.  Başımı cama yaslayıp etrafı seyretmiştim yol boyunca. Sonunda iki katlı bir evin önünde durduk. Aldığımız hediyelik paketleri taşımaya yardımcı olmak için ben de aldım bir poşeti elime.  Affan üst kata çıkınca evin dışarıdan göründüğünün aksine tek daire değil çift daire olduğunu fark ettim. Kapıyı tıklattığımızda bizi karşılayan ''Oo, hoş geldiniz beyefendi. Siz buralara gelir miydiniz?'' diye Affan'a sitem eden Kutay'dı. Hemen sonra bana dönüp ''Hoş geldin yenge.'' dedi ve başını öne eğip selam verdi. Ben de ''Hoş bulduk.'' deyip karşılık verdim ve ayakkabılarımı çıkarıp besmeleyle eşikten içeriye girdim. ''Hoş geldiniz!'' nidasıyla suratıma istemsizce engel olamadığım bir gülümseme yayıldı. ''Ya kusura bakmayın yemeklerle ilgileniyordum. Çok özür dilerim doğru düzgün karşılayamadım sizi.'' ''Hoş bulduk yenge.'' dedi Affan ve elindeki poşetleri uzattı. Bu sırada ben de ''hoş bulduk'' deyip sarıldım Bahar'a. Sırtımı sıvazlayıp geri çekildiğinde ise devam ettim cümleme. ''Hiç sorun değil hem. Karşıladın ya işte. Biz memnunuz.''  Bakışlarımı Affan'a yönelttiğimde Kutay'dan 'hediyeye ne gerek vardı' azarı yediğini fark ettim ve elimdeki poşeti Bahar'a vermedim. Kenarıda gördüğüm sehpaların üzerine bıraktım. Ben de Bahar'dan azar yemek istemezdim.  ''Feraceni alayım?'' Bahar'ın sesiyle ona döndüm ve tebessüm edip feracemi çıkardım. Üzerime bol, yeşil elbisemi giymiştim Kutay'ın yanında rahat edebileyim diye.  Kutay en önden içeriye girip aynı zamanda bize yol gösterirken Bahar feracemi asıyordu. Kulağıma eğilip fısıldayan Affan'ın sözcükleri üzerine güldüm.  ''Demek siyahlı kızımızı renkli kıyafetlerle göreceğimiz günler de varmış.''  Gerçekten de ilk defa siyah harici bir renk vardı üzerimde, Affan'ın yanımda olduğu süreler içinde.  İçeriye geçip hep beraber oturduk bir süre. Bahar ''Ben mutfağa bakayım,'' diye ayaklanınca ben de yardım etmek için peşinden gittim. Uzun süre mutfakta beraber hem sofra kurmuş hem sohbet etmiştik. Beş dakika kala içeriye geri dönüp ikili koltuğa yan yana oturduk. Sohbet esnasında öğrendiğim kadarıyla alt katta Kutay'ın dayısı oturuyordu. Yabancı olmaması rahat olurdu onlar açısından, şanslılardı. Ezan okunup da oruçlar açıldıktan sonra Affan ve Kutay balkona çıkıp oturdu, bizse Bahar ile beraber mutfağı toparladık. Her ne kadar bana oturmam için ısrar etse de kabul etmedim. Çayın da demlenmesini beklerken Baharla ben de balkona çıkıp iki sandalyeye oturduk. Henüz aradan bir kaç dakika geçmemişken ben hafiften tiremeye başlamıştım bile. Bu gidişle hasta olacaktım. ''Üşüdüysen üzerine bir hırka vereyim?''  ''Aslında iyi olur.'' dedim Bahar'a ve içeriye girdi. Az sonra siyah bir hırkayla geri dönüp hırkayı bana uzattı. Ayaklarıma terlik de giymeme rağmen üşüyordum hâlâ. Yaklaşık on beş dakika sonra Bahar çayları dağıttığında, ellerimin arasına aldığım bardak beni biraz olsun ısıtmıştı.  Affan ve Kutay futbol konusuna girdiklerinde Bahar'la aynanda birbirimize bakıp göz devirdik.  ''Beyler bıraksanız kaleyi topu da hepimizin dahil olabileceğ bir şey konuşsak?'' Bahar'a bizi futbol muhabbetinden kurtardığı için minnetle baktım.  ''Olur tabi. Mesela ne gibi?'' diye soran Affan'a yanıt verme işini de ona bıraktım.  ''Nasıl tanıştınız siz? Hadi anlatın, merak ettim.''  Soru üzerine Affan'la göz göze geldik. İkimiz de ne desek bilememiştik. Az önceki takdir bakışıma zıt, Bahar'a şuan 'aşk olsun bu yapılır mı' demek istiyordum.  Sonunda Affan bu yükü benim omzuma yıktı. ''Betül anlatsın bence.''  Bahar'ın gözleriyle anlatmamı teşvik etmesi üzerine bir süre düşündükten sonra başladım konuşmaya. İşin içine yalan katmaya niyetim yoktu. ''Yağmurlu bir gündü. Elimde kalın kitaplar vardı. Ben de kitaplarımla beraber durağa kadar yürüyemeyeceğim için sık sık gittiğim bir kafede beklemeye karar verdim. Hem bir şeyler içiyor hem de kitap okuyordum. Karşımdaki sandalyenin çekilme sesi gelince kafamı kaldırıp baktım. Tanımadığım biri oturuyordu. İzin almadan oturması sinirimi bozmuştu açıkçası. Elini uzatıp kendini tanıttı.'' ''Ama sen erkeklerle tokalaşmıyorsun!?'' diye araya girdi Bahar heyecanla. ''Evet. Ben de zaten elimi uzatmadım. İsmimi de söylemedim. Niçin geldiğini sorup mümkünse konuşmayı bitirmesini söyledim. Tabi Affan dinlemedi beni. Bu arada, kendini de Serhat diye tanıttı! Ve "Açıkçası, kalabalıkların arasında görünmez olmaya çalışır gibi olduğu halde bunca insan arasında dikkatimi aurasının güzelliğiyle dikkatimi çeken hanımefendinin yanından daha iyi bir yer bulamayacağım diye düşündüm.'' dedi.'' Cümlem bittiğinde Bahar hayretle kaşlarını kaldırdı ve güldü. ''Demek Affan görür görmez sevmiş seni.''  Kimse yanıt vermedi buna. Kutay'ın cümlesi aldı bu kez sırayı. ''Demek Affan böyle yaptı? Senden duymasam inanmazdım. Affan ve bir kıza böyle cümleler sarf etmek? Affan ve tanımadığı bir kızın masasına oturup bunları yapmak?'' Kutay Affan'ın sırtına vurup devam etti. ''Demek senin de bilmediğimiz yanların varmış kardeşim. Beni şaşırttın.''  Bahar tekrar girdi lafa. ''Ee sonra ne oldu? Sen kabul etmedin herhalde onunla görüşmeyi?'' ''Sonra ben kızıp eşyalarımı topladım ve kalktım masadan. O da bana 'görüşürüz' dedi. Normal olarak benim tepkim de kendi kendime 'biraz zor görüşürsün' demek oldu.'' ''E daha sonra nasıl görüştünüz de sevdin onu?'' ''Amcamla konuşmuş, amcam da bana görüşmemizi önerdi. Tabi amcamın dediğine göre görüşeceğim kişi Affan'dı. Serhat değil...''  Kısaca Serhat diye bildiğim kişinin Affan olarak karşıma çıkmasının beni şaşırtmasından ve kafedeki olaylardan da üstünkörü bahsettim. ''Öyle işte. O günden sonra sürekli karşıma çıktı. Genelde ona kızsam ve sinir olsam da beni şaşırtan hareketleri de vardı. Ben de bir gün bir baktım ki kalbime ev sahipliği yapmaya başlamış.''  Son cümlem hariç her şey doğruydu. Tabiki amcamın işi için falan nişanlandığımızı söylememiştim.  Bahar, Affan'a benim peşimi bırakmadığı için takdirler yağdırırken Kutay'ın merak ettiği kısım ''Neden kendini Serhat diye tanıttın ki?'' olmuştu.  Açıkçası bunu ben de merak ediyordum. ''Serhat, göbek adım. O an nedense öyle bir gariplik yapmıştım. Ben de bilmiyorum nedenini.'' Bu sohbetten çok şükür ki kurtulduktan sonra başka konulara daldık. Meslekler, zorlukları, kolaylıkları, güzellikleri... Bahar ve Kutay'ın düğünü... Bu arada düğün beklediğimden erkendi. Üç hafta sonra! Esnemeye başlamıştım uzun süre sohbetin ardından. Bahar ve ben içerideydik çünkü ben hâlâ üşüyordum. Kutay ve Affan balkonda oturmuş, az önce yanımıza gelmişlerdi. ''Biz artık kalkalım.'' diyen Affan'a minnetle baktım. Çünkü kötü hissediyordum ve eve gidip dinlenmek iyi olurdu.  Vedalaşıp arabaya bindiğimizde saat on ikiydi. Kollarımı birbirine bağlayıp sardım kendimi. Gözlerimi yumup başımı yine cama yasladım. Uyumakla uyanıklık arasında gidip geliyordum sürekli. Bir aralık gözlerimi açmamı sağlayan şey Affan'ın üzerime bıraktığı ceketiydi. Etrafa bakındım, kırmızı ışık yanıyordu ve duruyorduk. Affan'ın üzerime bıraktığı ceketine sarılıp ısınmaya çalıştım. Gözlerim tekrar kapandı... Alnıma değen soğuk şey sebep olmuştu bu kez gözlerimi açmama. Şoför koltuğunda yan dönmüş, elini alnıma dayamıştı çatık kaşlarla. Neden hâlâ eve varmadığımızı merak ediyordum. Bana saatlerdir yoldayız gibi gelmişti. Bakışlarımı saate kaydırdığımdaysa henüz yirmi üç dakika geçtiğini gördüm. Bakışlarımı Affan'a çevirdim. Bir şey söylüyordu ama anlamıyordum. Kısık sesle konuşuyordu. Sonunda duyabileceğim bir sesle ''Hastaneye gidiyoruz.'' deyip arabayı çalıştırdı. Arabanın hareket etmediğini yeni fark etmiştim. ''Gerek yok Affan. İyileşirim ben.'' dedim zor da olsa konuşarak.  ''Gerek yok mu? Ateşin var, tir tir titriyorsun ve gerek yok?''  Haklıydı. Bir şey demek yerine başımı eski yerine koyup yumdum gözlerimi.  ''Betül, kalk hadi.'' ''Betül!''' İsmimi duyunca açtım gözlerimi. Toparlanıp kaldırdım kafamı. Henüz ben kapıya uzanmadan Affan açmıştı bile. Arabadan inip etrafa baktım. Acilin önündeydik. İçimden inşallah iğne falan yapmazlar diye geçirip yürümeye başladım. Affan da yanımda yürüyordu.  Bana sıra aldıktan sonra boş bir yer olmadığından bir köşeye geçip beklemeye başladık. Sonunda dayanamayıp masum bir çocuk edasıyla Affan'ın gözlerine baktım ve derdimi söyledim. ''Affan, iğne vurmazlar dimi?'' Affan bana şaşkın gözlerle bakıp güldü. ''Sen iğneden korkuyor musun?''  Gülmesi sinirimi bozmuştu. Keşke söylemeseydim. ''Evet korkuyorum.'' Yüzündeki gülümsemenin kaybolmadığını görünce ''Gülmez misin?'' dedim sitem ederek. '' Tamam. Gülmüyorum.'' deyip dudaklarını normal haline getirmeye çalıştı lakin sonucunda zorla kasılan düz bir çizgi oluşmuştu.  ''İğneden korkmak komik bir şey mi?'' Elini ensesine götürüp başını hafifçe öne eğdikten sonra bana baktı.  ''İğneden korkmak komik olmayabilir normal biri için ama sen bana kapıyı açmayıp dışarıda bekleten bir kızsın. Bunu bir an yakıştıramadım sana.''  Normal bir zamanda bu cümlesine karşılık verirdim elbet ama şuan bunu yapacak mecalim yoktu. Sonunda sıra bize geldiğinde içeriye doğru yürümeye başladık. Nöbetçi doktorun kadın olması beni fazlasıyla sevindirmişti. Bir kaç kontrol yaptıktan sonra sorular sormayı da ihmal etmeyip ilaç yazdı. İğne faslı olamayacağına sevinmeye başlamıştım ki ''Şimdilik bir iğne yapalım, rahat edersiniz.'' deyip beni kocaman bir hayal kırıklığıyla baş başa bıraktı doktor hanım. Kendi kendime inleyip nasıl kaçacağımı düşünsem de böyle bir şansım yoktu. Artık kocamandık, çocuk değildik ki ağaca falan çıkıp inmesek. Oturduğum sedyenin yanına sarışın bir hemşire yaklaşıp kolumu sıyırmamı söylediğinde dediğini yaptım. Bir ilk daha, erkeklerin yanında kolunu açmak. Sonuçta helal, dedim ve umursamadım. Tamamen iğneye odaklanmıştım.  ''Tanışma hikayesini anlatırken gerçekleri anlattın.'' Affan'ın sesi üzerine gözlerimi iğnenin ucunu takan doktordan çektim ve ona baktım. Hem kafamı sallayıp hem de ''evet'' dedim. ''Peki, son cümlen. O da gerçek mi?'' Affan'ın sorusu üzerine son cümlemi anımsayıp kızardım. ''Ben de bir gün bir baktım ki kalbime ev sahipliği yapmaya başlamış.'' '' O mu? Şey? Onu ben öyle--'' '' Bitti.'' sesiyle cümlem bölündü. Şaşkınlıkla hemşireye baktım. Elindekini çöpe attı. Ne yani bitmiş miydi? İyi de hissetmemiştim ki! Reçeteyi alıp arabaya döndük. Sağda gördüğü nöbetçi eczane üzerine Affan arabayı kenarıya çekip indi. Az sonra elinde küçük bir ilaç poşetiyle geri geldi ve yola devam ettik. Eve gitmediğimizi fark ettiğimde Affan'a bunu anımsattım ama bana zaten eve gitmediğimizi söyledi. ''Ne demek eve gitmiyorum?'' ''Saate bak Betül, 2 oldu. Bu saatte amcanları uyandırmaya gerek yok.'' O konuda haklı da olsa, eve gitmeliydim. '' O zaman nereye gideceğiz, pardon?!'' dedim oturduğum yerde sırtımı dikleştirip sesli bir şekilde konuşarak.  ''Ya kızım sen hasta değil miydin? Ne bağırıyorsun? Yat uyu hadi gideceğimiz yere varana dek. Gerisini düşünme.''  Affan'ın cümlesi üzerine sustum. Ne dersem diyeyim sonuç belliydi. Şoför oydu, nereye sürerse oraya gidecektik. Bu saatte kendi başıma da sokaklarda dolaşamazdım zaten. Zorlamak yerine uyum sağladım. Farkında mıydım bilmiyorum, bugün çok kez Affan'a haklı damgası vurup söylediklerine sessiz kalmıştım.  Buna bir çözüm gerekli miydi acep?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD