O öylesine yolunu değiştirmişti ki, gece vakti, balkonunda oturan bir İslim'i de görmeyi beklemiyordu.
"Yiğit." diyen kız, onu karanlığın içinde hemen tanımıştı. Ne demeye Yiğit aşağı yol dururken bu yolu tercih etmişti ki?
"Hayırlı geceler. Uyku tutmadı sanırım." öyle olmasa gecenin birinde İslim niye ayakta olsundu.
Evler birbirlerine yakındı ve İslim ona bir dakika işareti yapınca o da evinin kapısına yürüdü. Bu saat bozuldu filan mıydı? Kolundaki saate baktı ve kalp atışı bırakın normal hızda atmayı kalp hastası biri gibi şuan hızlı hızlı atıyordu. Sinirleri bozulmuşcasına saati kolundan söktü. Onu cebine koyarken İslim kapıda görününce, ona baktı.
"Yürüyüşü bu saatte mi yapıyorsun?" maalesef öyle olmak zorundaydı.
"Sabahları yoğun oluyorum. Birde yorgun argın işe gidemem. Biraz dinlenip öyle koşuya çıkıyorum." neden bu kızla oturup sabaha kadar konuşmayı istiyordu. Yiğit öyle çok konuşan biri bile değildi. Sanırım bozuk olan tek saat değildi. Kalbi de bozulmuştu. Yakın bir zamanda kardiyolojiye gitse iyi olurdu.
"Aslında bende yürümek istedim. Pek cesaret, edemedim." bu normaldi. Bir kadın için geceleri sokaklar pek tekin olmayabiliyordu. Maalesef ki bu böyle oluyordu.
"Hala yürümek istiyorsan, gelsene."
İslim ona bakmış ve düşünmeye başlamıştı ki sonra kararını ne değiştirdi bilinmez gülerek başını salladı. "İki dakika seni bekletsem sorun olur mu?" üstü pek müsait değildi. Yiğit anlayışla kafasını salladı. Konuşma konusunda özrü vardı. İslim konuşsa onu dinlerdi de kendi konuşma konusunda iyi değildi.
İslim hazırlanmış ve kapıyı çektiğinde onunla birlikte yürümeye başladılar. Aslında yürüyecekleri pek bir yer olmasa da yine de vardı. "Aslında gördüğünü pek düşünmediğim bir yer var. Canım sıkılınca veya kafa dinleyip huzur bulmak istediğimde oraya yürürüm. Gitmek ister misin?" boş boş sokaklarda yürümektense en azından İslimin dışarı çıktığına gittikleri yer de değerdi.
İslim başını sallayınca yolu gösterdi. Az yürüyeceklerdi ama yürüdüğü yola değerdi.
Öyle de oldu. Şehrin güzelliğini ayakları altında gören kızın manzaraya hayran hayran bakmasını izledi. O manzaraya hayrandı da Yiğit bu defa şehre değil şehir kadar güzel olan kıza bakıyordu. Çok güzel kız görmüştü. Küstah olanından tutun da öz güveni tavan yapan onlarca kız onun hayatından geçmişti. İslim ise bunların her biriydi. Öz güven de vardı güzelliğinin farkında küstahlığı da. Onda olmayan ise bu kız itici değil, her bir özelliği ile, fazla çekiciydi.
Yiğit üşüdüğünü gördüğü İslim ile üzerindeki teri kurumasın diye giydiği hırkasını çıkardı. Yolda İslim ile karşılamayı beklemediği için üzerinde bir tek bu vardı.
"Güzel ama geceleri çok soğuk." yarası varken İslimin hasta olmasını istemiyordu.
Kendisini bir ağaç kavuğuna yasladı. Tek tüktü ama ihtiyardı ağaçlar. Sanırım sırtını verdiği söğüt ağacıydı. Akşam olunca kokusunu hepten salmıştı.
27 yaşındaydı Yiğit. Çalışmış ve çabalamış bir yerlere gelmişti. Şöyle bir bakıyordu da hayatında ailesi dışında onu mutlu ve heyecanlı hissettiren hiçbir şey yoktu. Belki de İslim de olmak istediği yeri buydu. Şehir gibi hissediyordu. Sanki o ülkeydi İslim ise ona başkent olmaya en uygun adaydı. Allah aşkına şuan ne saçmalıyordu.
Hava gittikçe soğuyordu ki üzerindeki İslime ince gelmeye başlamış ve titremeye başlaması ile ona seslendi "İyice üşümeye başladın. İstersen gidelim." burdan ayrılmayı istemediğini görüyordu da bunun için yapacağı çok bir şey yoktu.
"Kalmak istiyorum." bu kadar üşürken mi?
Üzerinde bir pantolon ve bluz vardı. Yiğit üzerindeki hırkayı da vermişti de yine de İslim ona göre güçsüz ve titriyordu.
"Aslında," ona baktı. "Aslında?" diye onun cümlesini tekrarlayan kıza baktı.
"Vücut ısını normale alırsak biraz daha kalabiliriz." gözleri ışıldayan kızla keşke devamını da dinleseydin demek istiyordu.
"İstiyorum." onun burayı bu kadar seveceği aklına gelmemişti. Aslında Yiğit gece onunla yürüyüşe çıkacağı bile aklında yoktu ki yaslandığı ağaç kavuğunun ucuna oturdu.
" Seni ısıtabilirim. En azından kaldığın sürede vücut ısın daha normal olur." istemezse ki bence istemese iyi olurdu. Yine de şuan onun için elinden geleni bu ve yapacağı da ancak ve ancak bu olurdu. Hem masum hem de değildi. Arasında bir durumdu. Ateş ile barut nasıl olurdu Yiğit hiç bilmiyordu. Fikir ondan çıkmıştı. Olumlu yanıt karşı tarafındı.
İslim bir ona bir manzaraya bakmıştı ki kabul ederek ona doğru gelmesini de hiç beklemiyordu. Hele ki kucağına oturup ısısına sığınmasını hiç mi hiç beklemiyordu.
" Hım... Sıcacık. " Yiğit gülümsedi. Onun sıcağını normale alırlardı peki İslim kucağındayken onun yanan gövdesinin sıcağını kim alırdı hiç bilmiyordu. Ateşle barut gibilerdi. Şu durumda ateşte barut da o olurdu. İslim yalnız sıcağın derdindeydi. Ah ahh.
Yiğit bir bacağını kendine çekti. İslim bacaklarının arasındaydı ki yerini sevmişcesine yerleşen kızı kendine çekti. Şuan ne bok yediğini bilmese de halinden onun da pek şikayeti yoktu. Bazen masumca birbirine sarılmakta güzeldi. İlkti ama güzeldi.
"Yiğit..." efendim der gibi Yiğit, İslim'e baktı.
"Vücut ısın çok yüksek." acaba sıkı kalçaları kasıklarında olduğu için olabilir miydi?
"Kucağımda güzeller güzeli bir kız varken normaldir." onun narin teni tenine yakın olduğu içinde olabilirdi. Yine de en masum olanını söylemişti.
"Isımızı daha yükseltecek bir şey biliyorum. Hatta bizi sabahına sıcacık hissettirecek bir ısı." öyle mi der gibi baktı, Yiğit? "İster misin?" İslim onun kucağına oturmayı kabul etmişken pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. İşler sanırım umduğum gibi değilde seyrinde gidiyordu. Bu kızla atışmayı, hatta inatlaşmayı sevdi.
"Yolla gelsin." demesi ile, İslimin dudaklarına yaklaşması ile de aynı karşılığı verdi. Hiç aklına İslim den böyle bir atak beklemiyordu. Yine de bunu istemiş ve dudakları onunki ile adeta birbiriyle çarpıştı. İki etin birbirine kavuşması tıpkı onun söylediği gibi içinde sıcacık bir his hissetti.
Başından tuttuğu kızı kucağına rahatça çektiğinde onunla öpüşmeleri için rahat bir pozisyon ayarladı. İslimin onun vücuduna dokunup ısısına sığınması ise işten bile değildi. İslim yumuşak his mi demişti? Şuan Yiğit dolup dolup taşıyordu.
Onu nefessiz bırakana kadar onun dudaklarından nefes solurken göğsüne tutunup geri çekilen kıza bir müddet sonra Yiğit izin verdi. Bu kız bu kadar güzel olmak zorunda değildi.
Göğsü hızla inip kızı izledi. Dudakları kızarmıştı. Alt dudağı şişmişti ki Yiğit ona yaklaşıp dilini üstünde gezdirdi. "Yiğit." adı ağzından böylesine güzel çıkmasındı. Yiğit kafayı oynatacak gibi oluyordu. İradesi güçlüydü. Yine de İslim adını söyledikçe o iradesi kolayca kırılacak gibi geliyordu.
Alt dudağını ağzının içine çektiğinde onu kendine bastırdı. Ne İslim çocuktu ne de Yiğit ergendi. Yine de bundan ilerisini düşünmek için değilde bir yudum su ve yüreğin ateşi sönse diye yapılan bir hareket olsun istemişti.
Söylediği gibi öylesine ateş almışlardı ne soğuk hissediliyordu ne de rüzgar. Tek hissettikleri bedende ki ateşti.
Dilini yakaladığı kızın dilini sevdi. Onu emerken İslimi iyice kendine yaslamıştı ki ne zaman dur dese dururdu. Bu da olmadığı için onu içine katmayı istiyordu. Bu karşı konulmaz bir istekti ki yalan yok bir kızı sabah güneşine kadar öptüğü ve öpeceği aklına gelmezdi. Geceden başladıkları öpücük gün doğumuna kadar sürmüştü ki güneş ben burdayım demeye başladı.
"Güzelliğin baş döndürücü." bir öpücükle yetinecek biri değildi. Yine de merhem oldu mu derseniz olmayan yarasına İslim merhemdi.
"Sen kendinin hiç farkında değilsin sanırım doktor." keşke bunu söylerken dudaklarının arasındayken homurdanmasaydı. Yiğit geri çekilip başını geriye atarak güldü. İslimin hali öylesine komiğine gitmişti ki bu kızın kızarken ki hali bile ona güzel gelmişti. Ona ne oluyordu bilmiyordu da birini bu kadar kusursuz ve güzel bulması akıl işi değildi.
Ah o akıl işi demişti değil mi?
Adem elmasının hemen üstünde İslimin dudaklarını hissetmesi ile aklını bırakındı Yiğit nerden soluk alacağını da unutmuştu.
---------------------------------------
Ya çok tatlı bir çift değiller mi? Yakınlaşmaları bile güzel. Aşkolar...