"Aşk tesadüfleri sever..."
✨
"Selvi sen akşam nereye kayboldun. Tuvalete gideceğim dedin sonra da bir daha gelmedin." Annemin kızgın ve yüksek sesi başımı daha ağrıtıyordu. Başımı ellerinin arasına aldım. "Anne kaç kere daha anlatacağım. Başım ağrıdı eve gittim hepsi bu kadar. Hem bağırmasan mı artık daha çok ağrıyor." Başımı göstererek konuştum.
"Tamam tamam demedim bir şey. Baban da sorunca akşam anlattım. Ama pek inanmadı gibi geldi. Ondan bir daha sorayım dedim."
"Yalan söyleyecek halim yok ya anne!" Sinirle sandalyeden kalktım. Odama girip kapıyı kapattım. Yatağa oturup kolumun altına yastığımı aldım. Dün geceden beri uyuyamamış ayakta dikilmiştim. Uykularımı haram etmişti Demirhan Bey!
Sürekli aklıma dün akşam ki konuşmalarımız geliyordu. Adama bana resmen evlen benimle demişti ya! Koskoca bey bana evlilik teklifi etmişti.
Neden?
Beni Fatih'ten kurtarmak için. Başka hiç bir sebep yoktu. Hayır anlamıyorum zorda olan herkese evlenme mi teklif ediyordu?
Ediyor muydu?
Aklıma gelen bin bir türlü soru beni çıldırtıyordu. Elimdeki yastığa sıkıca sarıldım. Sinirimi bir şekilde çıkarmak istiyordum. Ama olmuyordu. Toprağa basmak bile beni sakinleştirmemişti.
"Selvi annem. Selvi."
İçerden gelen annemin sesiyle yastığı yatağa bıraktım. Ve odadan çıktım. İçeri girdiğimde koltukta oturan Feride'yi gördüm. "Hoş geldin Feride'm." Yanında ki boşluğa oturdum.
"Hoş buldum güzelimde ne bu hal. Ne oldu?"
"Başım ağrıyor biraz. Gece uyuyamadım da ondan." Ağzını açıp konuşacakken geri kapattı. Çünkü yanımızda ki annemden dolayı Feride rahat değildi. "İlaç içseydin kuzum yorgun görünüyorsun."
"İlaç içtim saba-"
"Aç karına içti etki eder mi hiç!" Annem lafımı bölüp konuştuğun da gözlerimi devirdim. "Sözde bir de hemşire olacaksın! Hala bilmiyor ilaç kullanmayı!" Annem beni azarlamaya devam ederken. Ofladım. Çünkü susmayacaktı.
"Yalnız ben hemşire değilim. Ebeyim anne." Dediğimde ayağında ki terliği aldı. "Sus kız! Beni sinir etme! Birde beni düzletiyor şu hali ile." Feride ortama dağıtmak için annemin yanına gitti. "Ayşe sultanım bak annem çay demlemişti. Yanına da kek yapmış. Hem senin de çağırmamı söylemişti. Hadi sen git bende şu kızını biraz canlandırayım."
Annemin yanağını öpüp ger çekilmişti. "Hadi sultanım git sen." Annem bana baktı. Sonra da ayağa kalktı. "İyi gidiyom ben sizde evde düzgün oturun. Şu ruhsuzu canlandır azıcık kızım." Annem salondan çıktığında Feride de peşinden gidip annemi geçirdi.
Geri salona geldiğin de kendini yanıma attı. "Kızım Ayşe sultanı postaladım vallaha kusura bakma. Ama sana anlatacaklarım var. Neler oldu neler." Heyecanla konuştu. "Ne oldu kızım anlat hadi." Kafamı dağıtmak için biraz Feride ile konuşmak iyi gelirdi.
"Şimdi biz dün düğüne gittik ya İşte o düğünde Kandemirlerde gelmiş. Bende merak ettim işte neden geldiler diye. Bu yüzden biraz Gül ile konuştum. O da demesin mi eşim Kandemirlerin çalışanı diye. Sonra İşte biraz daha sohbet ettik. Ondan sonra biraz kendimi piste oyuna kaptırdığım için biraz terlemişim. Önce masaya geldiğim de Ayşe sultan tuvalete gitti dedi. Bende seni bulmak umuduyla tuvalete gittim...
"Bir insan haber verir. Feride sende gelecek misin? Yok! Benim arkadaşım gerçekten Nemrut! Nemrut kadın!" Sinirle ilerledim toprak yolda ayağımda ki ayakkabılar beni zorluyordu. "Sizi de niye giydim ki zaten!"
Derin nefes alıp verirken eve geldim. Kapıdaki genç kızları gördüm. "Kızlar Selviyi gördünüz mü?" Dediğimde hepsi başlarını salladılar. "Kız sizin ağzınız yok mu? Konuşsanıza." Hepsi bana garip garip baktığında içeri girdim.
Hepsi şehirliydi ne olacak. Yor yordam bilmezlerdi. Süslü kokanalar. Banyoya girdiğim de saçlarım ensemden kaldırıp önce su çarptım. Biraz ensemden uzak tuttum. Ellerimi de yıkadıktan sonra banyodan çıktım.
Evin önce mutfağına sonra da salonuna baktım. Fakat Selvi hiç bir yerde yoktu. Belki geri köy meydanına dönmüştür. Bu yüzden evden çıktım. Kapıda ki kızlar göz devirip yanlarından geçtim. Ayağımda ki topuklularla tekrar toprak yolda yürürken karşıdan gelen üç kişilik takım elbiseli adamları gördüm.
Birbirleriyle konuşuluyorlardı. Fakat içlerinde ki bir adamla kaşlarım havalandı. Bu Seyfi miydi?
Evet vallaha oydu! Bana çarpan beceriksiz şofördü. Demek o da gelmişti buraya.
Aslında üstünde ki siyah takımı ona yakışmış- Aman Feride ne diyorsun ya! Adamı süzmediğin kalmıştı. Geri arkamı dönüp gidecekken karşıma çıkan Fatih'le çığlık attım. "Ahh!"
Yüksel çığlığımla Fatih yüzünü buruşturdu.
"Ne bağırıyorsun be!" Diye kızdığında bir tane vurdum göğsüne. "Gerize kalı mısın oğlum sen! Ne duruyon arkamda. Korktum!" Diye sesimi yükselterek konuştum.
"Sus be! Selvi nerede? Nereye gitti?" Diye sorduğunda kaşlarımı çattım. "Sana ne Selvi'den. Niye soruyorsun?" Dediğimde üstüme bir adım attı. "Soruyu ben sordum Feride. Selvi nerede?" Tekrar üstüme bir adım attığında geri gittim.
"Bende ne yapacaksın dedim. Sen cevap ver!" Deminden beri hızlı olan nefesi daha hızlanırken kolumu sıkıca kavradı. "Cevap ver lan! Nerede?" Diye bağırmıştı.
Kolumu ondan çekmeye çalışıyordum. Ama o sıkmaya devam ediyordu. "Bırak be hayvan herif! Canım acıyor BIRAK!" Kolumu ondan çekmeye çalışırken üstümde bir gölge hissettim.
Kim diye bakacakken omzumun üstünden geçen yumruk Fatih'in burnuna gelmiş acıyla yere düşmüştü. "Sana bırak dedi. Duymadın mı lan!" Başımı çevrimle yanımda ki adama baktım.
Seyfiydi.
Bana yardıma gelmişti.
Yerde yatan Fatih kalkacakken bir tane tekme attı. Elimi ağzıma kapattım. Adam resmen canavarlaşmıştı. Ama çekici bir canavardı. "Bir daha kimseyi bir şey için zorlama. Hele de bir kadını asla!" Yerde ki Fatih'i acıyla kıvranırken bende kendimi tutamayıp yüzüne yalancıktan tükürdüm.
"Umarım dersini almışsındır. Sivrisinek seni!"
Bir anda yanımda ki boşluğu hissetmemle başımı çevirdim. Gidiyordu. Hem de bir şey demeden. "Hey dursana! Seyfi!" Dememle adımları yavaşladı. Arkasını dönmesine fırsat vermeden hemen önüne geçtim.
"B-ben teşekkür ederim." Dedim. Ama bir tepki bile vermeyip başını salladı. "Teşekkür ediyorum diyorum." Sesim biraz kinayeli çıktığında gözlerimi devirdi.
Gözlerini mi devirdi?
"Teşekküre gerek yok. Kim olsa aynısı yapardım." Omzuma vurup yanımdan geçip gitti. Şaşkınlıkla arkasından baktım. Ne biçim adamdı bu ya!
"Öküz! Öküz!"
Arkasından bağırmamda fayda etmemiş aramızdaki mesafe çoktan açılmıştı bile.
...
"Ya işte böyle oldu. Deli midir nedir? Hem yardım ediyor hem de öküzlük taslıyor." Sinirle elinde ki çekirdeği çitleyip tabağa fırlattı. "Kızım sakin olsana ya. Adam etmiş yardımını bitmiş. Hayır anlamıyorum adamla bu konuşma çaban ne?"
Elinde ki kaseyi sertçe masaya bıraktı. "Ne konuşması ya alt tarafı iyiliğine karşılık verecektik. Ama o kaybetti. Bir daha bir Feride bulamaz." Söylediğine kahkaha attım. "Gülme Selvi sinirim bozuk zaten. Aklıma gelip duruyor."
Ağzıma fermuar çeker gibi yaptım.
Feride ile biraz daha oturduktan sonra o gitmişti. Bende evi biraz toparladıktan sonra bir işim olmadığı için köyün biraz dışında kalan Ömer amcanın çiftliğine gitmeye karar verdim. Hem bayadır da gitmiyordum. Annem de babam da daha gelmezdi. Bu yüzden evi kapatıp yola koyuldum.
Yaklaşık yarım saatlik yürüyüş sonunda gözüken çiftlikle yavaşladım. Hava sıcaktı. Açık saçlarım beni bunaltıyordu. Ellerim ile toplayıp biraz yukarıda tuttum. Çiftliğe gelen kadar tuttuğum saçlarım benim rahatlamamı sağlamıştı.
Tahta kapıyı açıp içeri girdiğim. Etrafta kimseler yoktu. Ömer amca belki ağırdaydı. Ama önce serbest gezen atlarım yanına ilerledim. Üç farklı renkte at vardı. Kahverengi, Beyaz Ve siyah vardı.
Çitlere yaklaştım. İkisi koşarken biri sadece duruyordu. Aramıza bir kaç adım mesafe bıraktıktan sonra elimi yavaşça yelesine koydum. İlk başta irkildi. "Şşt sakin. Sakin." Elimle tarıyordum yelesini. Simsiyah yelerini parmağıma dolayıp açarken adamıza koyduğum mesafeyi kapattım. Boştaki elimle de yüzünü tutup okşadım.
"Çok güzelsin." Dediğimde yelesini savurdu. "Hımm demek anlıyorsun dediklerimi." Dediğimde sanki onaylar gibi gözlerini kapatıp açmıştı. Ellerimin altında ki koca hayvan istese beni yerle bir edebilirdi. Ama o sevgiyi merhameti hissettiği için yapmıyordu.
"İsmin ne acaba? Çok merak ettim." Ellerim uzun boynuna kaydığında ufaktan kaşıdım. "Bence ben olsam ismini Gece koyardım. Çünkü simsiyah ve gece gibi parlıyorsun." Onunla konuşurken arkamda hissettiğim nefesle ellerim durdu.
Tam döneceksen duyduğum sesle çakıldım resmen. "İsmi Kara aslında. Ama gecede olurmuş." Bu ses Demirhan Kandemir'e aitti.
Yavaşça döndüğümde üstündeki giysiler ile at bineceğini anlamam uzun sürmedi. Sadece anlamak istemediğin Sevdiğim atın onun olmasıydı. "Senin ne işin var burada?" Sert ve gür sesiyle konuşmuştu.
Ama ben cevap vermek yerine susuyordum. Ve yüzüne de çok bakamıyordum. Çünkü dün kendisi bana evlilik teklif etmişti. Ve istemsizce susuyordum.
Bir cevap bekler gibi haline mecbur konuşacakken ağırdan çıkan Ömer amca yanımıza geldi. "Beyim Kara hazır istediğiniz de çıkabilirsiniz." Ömer amcanın oğlu Arif yanımıza gelmişti. Demirhan başını sallasana hala gözleri üstündeydi.
"Selvi abla sende hoş geldin. Babam ahırda geç istersen yanına." Arif'in dedikleriyle hemen hareket geçtim. "Ben gideyim o zaman." Karşımda ki adama ufak bir gülümseme sunup yanlarından ayrıldım.
Hızlı adımlarla giderken arkamdan gelen Yüksek kişneme sesleriyle geri döndüm. Gece yani Kara ayaklarının üstüne çıkmış etrafında dönüyordu. Sinirlenmişti.
Ama neden?
Arif sakinleştirmeye çalışsa da olmuyor aksine daha da sinirleniyordu. Demirhan da aynı şekilde Karaya dokunup onu rahatlatmak istiyordu Ama ne yazık ki engel olamıyordu. Hızlı nefeslerini ben bile buradan duyuyordum.
"Arif ne oldu? Kara hiç böyle yapmazdı." Demirhan atı sakinleştirmeye çalışan Arif'e biraz sesini yükseltmişti. Yada ses tonu bu olmalıydı.
"Vallaha beyim hiçbir şeyi yoktu. Sakindi. Bir anda oldu bende anlamadım ki?" dedi.
Yanlarına geri dönerken beni gören Kara çitlerin izin verdiği kadar yanıma yaklaştı. Başını bana uzattığın da gülümsedim. Gittiğim için mi huysuzlanmıştı. "Sen neden kızdın bakalım?" Yelelerini tekrar severken konuşmuştum. "Hemen mi sevdin mi beni? Aslında bakarsan bende seni çok sevdim."
Daha bir kaç saniye önce huysuz ve sinirli olan kara şimdi ellerimin altında sevgi pıtırcığı olmuştu. Onu sevmem ve yelelerini okşamam hoşuna gidiyordu. Tam o sırada omzumun üstünden bir kol geçti. Oldukça kalın ve kaslı kolla bir an şaşırsam da arkadan gelen pahalı parfüm kokusu ile kimin olduğunu anladım.
"Atıma ne yaptın böyle?" Sesini ensemde hissettiğimde kasıldım. "Onu kendine alıştırdın. Şimdi nasıl ayrılacak senden?" Dediğinde başımı biraz ona doğru çevirdim. Yutkunup konuştum.
"Eğer izin verirseniz onu görmek isterim. Arada." Dedim. Yüzlerimizin arasına ki çok olmayan Ama az da olmayan mesafeyi biraz kapattı. "Elbette görebilirsin. Fakat-" Cümlesini devamını kulağıma fısıldadı. "Fakat bir Kandemir olarak." Dedi.
Sıcak nefesiyle titreyen bendenim kasıldı. Arkamdan çekildiğinde derin bir nefes verdim. Az önce ne dedi o?
Kandemir olarak mı?
"Arif Karaya iyi bakın ben sonra gelirim." Dedi ve sert adımları ile uzaklaştı. Ellerimin altında ki Karaya baktığımda oldukça sakin ve rahat olduğunu gördüm. Ama ben ben değildim! Bu adam bana takmış mıydı? Her yerden çıkıyor zaten!
✨
"Kızım insan daha önce anlatır ya! Şimdi bu Demirhan Kandemir seni kurtardı. Sonra sana evlik teklifi etti yetmez gibi şimdide Kandemir olmanı istedi. Yuh! Çüş kızım bunu rüyamda görsem inanmam be!" Elinde ki çayı masaya bıraktı.
"Yetmez gibi her yerden çıkıyor karşıma." Dediğimde Feride kahkaha atmıştı. "Ne gülüyon. Komik mi!"
"Hem de çok komik. Daha kaç gün önce yok kibirli, zengin, egolu diyordun adama şimdi gelmişsin bana evlilik teklifi etti diyorsun. Gülmeyeyim de ne yapayım." Dedi.
Aslında haklıydı. Ön yargılı davranmıştım. Çünkü az çöl biliyordum ki mal mülk sahibi insanlar bizim gibilere alttan bakmayı severdi. Bende Kandemirleri öyle zannetmiştim.
"Öyle de ne yapayım. Sanki adamı tanıyor muydum? Gerçi hala tanımıyorum. Tanımak da istemiyorum." Dediğim de Feride alayla baktı bana.
"Tabi canım tabi bir kaç ay düğünde karşılık oynarken hatırlatırım sana bunu." Deyip tekrar güldüğünde tabaktaki çekirdekten attım. "Düzgün konuş olmayacak öyle şey. Tövbe Tövbe."
"Kim evleniyor gı." Arkamızdan gelen Safiye teyzenin sesiyle hemen Feride'ye kaş göz yaptım. Şimdi bu durmaz anasına hemen yumurtlardı. Şadiye teyze yanıma oturduğun da kaydım. "Ne evlenmesi safom. Konuşuyorduk biz öyle."
"Kız salak mı var karşınızda duydum İşte evlilik oynama. Söyleyin bakayım hanginiz kocaya gidiyorsunuz." Feride'ye kaş göz yapıp sakın konuşma diye bir daha uyardım.
"Aman annem deliyiz biz ya kim alır bizi." Diyelim şakaya vurmuştu. Bende numaradan gelecekken Safiye teyze bu sefer sert çıkışmıştı. "Ay vallaha ayağımın altına alırım sizi. Anlatın çabuk ne oldu."
"Ay Selvi canım arkadaşım benden günah gitti." Feride'ye ne yapıyorsun diyecekken Safiye teyze ağzımı kapattı. "Sus kız. Anlat yavrum sen dinliyorum."
Kaşlarımı çatmış ona bakıyordum. "Ay annem ne olacak Selvi evlenmek istiyor. Bir kaç talip konuşuyorduk biz de." Dediğinde kaşlarım havalandı. Ne diyordu kız bu?
"Ne! Essah mı kız?" Safiye teyze ekini ağzımdan çekti.
"Ya yok öyle bir şey asıl senin bu kız beğenmiş birini bana suç atıyor." Deyip bu sefer topu ona attım. Beni ortaya atıp çekilecekti uyanık. "Kız kafam karıştı hanginiz gidiyorsunuz kocaya." Dediğinde ikimizde aynı anda cevap verdik.
"Selvi!"
"Feride!"
Safiye teyze ikimizde boş gözlerle bakıyordu. Aynı şekilde bizde Feride ile bakışıyorduk. Çünkü ikimizde kendimizi boş mezara atmıştık.
"Kız ikinizde mi?"
"Yok Safom ben değil senin kız istedi. Artık evleneyim dedi bana da ben biraz zaman vereyim dedim emin olsun diye." Lafı çevirip Feride'ye okları yönelttim. O ise benden bunu beklemiyordu ki bana inanmaz gözlerle bakıyordu.
"Ay annem sen evlenmek mi istiyon. Ben sana bulurum en güzel talipleri en güzel kocayı." Deyip Feride'nin yanına oturdu. Kollarını Feride'ye sarıp yanaklarını öptü. "Sen merak etme kızım ben köye haber salarım şimdi."
Safiye teyze şimdiden planlarını kurarken ben gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Feride bana seni öldüreceğim bakışları atsa da gülmeme engel olamadım. Hak etmişti hanımefendi. Biraz uğraşında görsün.
Bölüm Sonu...