j

3283 Words
jSabahları yürüyüş ve koşu yapmayı çok özlemiştim, Ilgaz abinin bana verdiği anahtarı cebimden çıkarıp sessizce girdim eve. Saat 7'ye geliyordu ve bugün ben hariç herkesin dersi erken başlıyordu, bu yüzden önce duşa girip daha sonra kahvaltıyı hazırlayacaktım. Sessizce üst kata çıktığımda Ateş beni merdivenlerin başında bekliyordu. Üzerinde sadece gri eşofman altı vardı, kasları.. tamamen karşımdaydı. Kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu. "Sabahın köründe dışarıda ne yapıyordun?" "Sabah sporu" dedim, nefesim daha yeni düzene girmeye başladığı için bir şey dememişti. "Bundan sonra evden çıkacağın zaman bana bildirmeni istiyorum." hala güvenmiyordu bana, ona itiraz etmeden odama girdim ve duşa girip hazırlandım. Odamdan çıktığımda Ateş ortalıklarda görünmüyordu, aşağı inip kahvaltı hazırlamaya koyuldum. Herkes çay içtiği için çay hazırlamıştım, Tan için de sabah manavdan aldığım elmalardan meyve suyu hazırlayacaktım. Akşam yemeklerini de hazırlayıp pişmeleri için ocağa koydum. Kahvaltılıkları tabaklara koyup herkesin sevdiği şeyleri hazırladım, kahvaltıya geldikleri gün herkesin neler yediğine dikkat etmiştim. Sadece Ateş'in ne sevdiğini anlayamamıştım çünkü o da benim gibi pek bir şey yememişti. Sadece peynir salatalık gibi şeylerden atıştırmıştı, her şeyi masaya yerleştirirken dış kapının açılıp kapanma sesi geldi. Ateş elinde poşetlerle mutfağa girdi ve bana baktı hafif kaşlarını çatarak. "Kahvaltı hazırlamana gerek yok, sabahları poğaça simit ile atıştırıyoruz." omuzlarımı kaldırıp indirdim ve tezgaha yaslandım. "Sorun değil, mutfakta olmayı seviyorum." kafasıyla onayladı beni. "Bizimkileri uyandırayım o zaman." bende onu kafamla onaylayıp masayı tamamen hazırlayıp akşam yemeklerini ocaktan aldım. Mutfağa ilk gelen Gül oldu, hala uykusu vardı. Dün çok yorulmuş olmalılardı, Gül uykulu uykulu bana günaydın diyip masaya oturdu. Yukarıdan bağırma sesleri geliyordu, şaşkınca baktım Gül'e ama o sorun yok der gibi salladı elini. Birkaç dakika sonra Tan Pars'ın omzunda birlikte mutfağa geldiler ve masaya oturdular. "Oğlum bu kızı aramıza aldığımız iyi oldu, valla güzel yemek yapıyor. Ayrıca hiç yorulmuyor, bazen robot olduğunu düşünüyorum." dedi Tan ağlamaklı sesiyle. Onların arasına sırf yemek yapmak için girmemiştim, onların güvenini kazanmaya çalışıyordum şuanda. Normalde olsa Tan'ı bir güzel pataklardım ama sadece sustum. O çocuklar için sustum, beni kullandıklarını sanıyorlardı ama sadece sanıyorlardı. Onlara gerçekte kim olduğumu gösterdiğim günü, beni kendi aralarında küçümsemelerinin hesabını soracaktım onlara. Evet şuana kadar kimseye zarar verdiklerini görmemiştim ama onlara sırf o çocuklar için katlandığımı söyleyeceğim günü iple çekiyordum. En son mutfağa giren Melodi ve Ateş oldu, tek eksik Ilgaz abi kalmıştı ama dünden beri onu hiç görmemiştim. Sanırım bir işi vardı, Ateş ve Melodi de masaya oturduklarında çayları doldurup yerime oturdum. Tan'ın meyve suyu zaten önündeydi. Yavaş yavaş aralarına giriyordum, onların güvenini kazanıp kurtaracaktım o çocukları. Belki onları çok sevecektim belki de hiç sevmeyecektim ama beni aralarına aldıkları için onlara ihanet etmeyecektim. Bir yolunu bulup hem çocukları hem de onları kurtaracaktım. Gerekirse CIA'e teslim olup onları kurtaracaktım, bana ihanet etmeyi değil kurtarmayı öğretmişlerdi. Kötü adamları temizleyip dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olması içindi bütün çabam, biz onlarla aynı saftaydık ama emin olamıyordum. Onlar bana ne kadar güvenmiyorsa bende onlara bir o kadar güvenmiyordum. Herkes kahvaltısını ederken sadece Melodi Ateş'in aldığı simitlerden yiyordu, onunla konuşmak istiyordum. Evet onu anlıyordum ama sürekli böyle tavır alarak ikimize de hayatı dar edemezdi, bende onlarla burada olmaktan mutluluk duymuyordum. Kahvaltıda herkes kendi arasında konuşuyordu, bir tek Melodi ve ben konuşmuyorduk. Kahvaltıdan sonra üçümüz birlikte masayı topladıktan sonra okul için hazırlandık. Hava soğuk olduğu için bugün rahat giyinmek istiyordum, siyah sweatshirtümü ve siyah taytımı giyip beyaz çoraplarımı taytımın üzerinden geçirip spor ayakkabılarımı giydim, saçlarıma şapkamı takıp sweatimin şapkasını da üzerine örttüm, siyah uzun kabanımı giyip çantamı aldım. Beyaz şal atkımı da boynuma sardım. Bugün sadece nemlendiricilerimi sürmüştüm, derslerden sonra resim kulübüne gidecektim. Sanırım hasta olacaktım, çünkü feci derecede üşüyordum bu yüzden bu kadar kalın giyinmiştim. Aşağı indiğimde diğerleri de hazırdı Tan ve Gül şaşkınca bana bakıyordu. "Neden böyle giyindiğini sorabilir miyim?" dedi Gül kaşlarını çatarak, bir şey yok der gibi kafamı salladım ve kapıya doğru yöneldim. Burnum akıyordu, arabamın kapısını açıp koltuğa oturdum ve çantamı yan tarafıma koydum. Arabaya biner binmez ısıtıcıları açmıştım, torpido gözünden aldığım peçeteyle burnumdaki sümükleri sildim. Sanırım dün üşütmüştüm, eczaneden ilaç alsam iyi olabilirdi ama Ateş ve diğerlerinin bunu fark etmesini istemiyordum. Bir ara okuldaki sağlık merkezine gidip ilaç alabilirdim, okula geldiğimde Dinçer karşılamıştı beni her zamanki gibi ama o da bu halime çok şaşırmıştı, aslında bu doğal halimdi ama kimse bunun farkında değildi. Elini alnıma koyduğunda diğerlerinin görmemesi için elini tutup indirdim hemen, hasta olduğumu bilmelerini istemiyordum. Onların karşısında aciz görünmek istemiyordum. "Cayır cayır yanıyorsun, bir de atkı takmışsın. Hadi hastaneye götürelim seni." kafamı iki yana sallayıp kolundan çekiştirmeye başladım. "Hasta falan değilim, dün biraz üşüttüm sadece. İlaç alınca geçer." Dinçer inatla beni hastaneye götürmeye çalışıyordu ama istemiyordum, İpek ve Berk'i beklerken bana kahve yerine ıhlamur getirmişti. "Neredeydin dün gece?" dedi kaşlarını çatarak, bana değer vermesi beni önemsemesi çok güzeldi. Sanki büyük abim beni sorguya çekiyormuş gibi hissetmiştim. Boynumdaki atkıyı alıp kendi boynuna sardı. "Cayır cayır yanıyorsun bir de üzerine atkı takmışsın, İpek ve Berk gelsin hastaneye götüreceğim seni." kıkırdayıp baktım ona. "Peki abicim." bu dediğime pek gülmemişti, zoraki bir gülümseme vardı dudaklarında. "Senin dersin başlamadı mı hem, gitsene sen." dedim mızmız bir çocuk gibi. Kafasını iki yana sallayıp sweatimin şapkasını da açtı. "Kokun şalına sinmiş, çok güzel kokuyorsun." sümüklü peçetemi ona uzattım ve yeni bir peçete alıp burnumu sildim. "Al sümüklü peçetelerimi de hediye edeyim sana." gülümseyip sümüklü peçetemi çöpe attı. "Hediye sırası bende unuttun mu?" ikimizde güldük, İpek ve Berk de çok geçmeden gelmişlerdi. İkiside aynı Dinçer gibi şaşkınca bakıyorlardı bana. "Hasta falan mı oldun sen, ne bu halin?" dedi Berk aynı Dinçer gibi elini alnıma koyarak. "Oğlum manyak mısın niye götürmedin hastaneye, cayır cayır yanıyor kız." Dinçer kaşlarını çatarak bana baktı, İpek de alnımı kontrol ediyordu. "Arya hanıma söz geçiremiyoruz ki, inadı tuttu gitmiyor hastaneye." Berk Dinçer'e kaş göz yaptı, ayağa kalkıp yanıma geldi ve kollarımdan tutup beni ayağa kaldırdı. Dinçer beni omzuna atıp otoparka doğru yürümeye başladı, İpek ve Berk de peşimizden geliyordu. "Dinçer ne yapıyorsun bırak herkes bize bakıyor." dedim çırpınarak ama bırakmıyordu beni. "Onu başta düşünecektin küçük hanım." herkes bize bakıyordu, eline telefonunu alıp bizi çeken bile vardı. "Tamam geleceğim söz, bak herkes bize bakıyor." beni yere indirip emin olmak istercesine gözlerime baktı. Gözlerimle onu onayladım, diğerlerine döndü. "Gerisini ben hallederim siz derse geçin, İpek sen de Arya'nın yerine not tutarsın." İpek ve Berk onayladılar Dinçer'i. "Haber ver ama mutlaka, aklımız sizde kalmasın." Dinçer İpek'i onaylayıp benimle birlikte yürümeye başladı. Onun arabasıyla gidecektik, sağlık merkezine gitmek için diretsem de izin vermedi ve şehirdeki hastaneye geldik. Somurtarak indim arabadan ve birlikte acilden girip doktorun gelmesini bekledik. Doktor ateşimi ölçüp boğazlarımı kontrol etti ve yanındaki hemşiresine akciğer filmi istediğini ve damar yolu açıp ateş düşürücü ve vitamin koymasını istedi. Ben ne kadar gerek yok desem de doktor beni ayaküstü bir güzel azarlamıştı, Dinçer de bunu keyifle izlemişti. Akciğer filmini verdikten sonra hemşire elimin üzerinden damaryolu açıp serumumu taktı, Dinçer de o sırada doktorun verdiği ilaçları almaya gitti. Yaklaşık yarım saatin sonunda doktor yanıma geldi ve gözlüğünün üzerinden bana baktı sinirli sinirli. "Çok kötü üşütmüşsünüz küçük hanım, 3 gün istirahat etmeni istiyorum. Ayrıca verdiğim ilaçları da mutlaka düzenli olarak kullan, dediğim gibi kendine dikkat et." gülümseyip doktora teşekkür ettim ve raporu Dinçer gelmeden çantama attım. Bugün önemli bir dersim vardı ve ben okula gidecektim. Dinçer ilaçları alıp geldiğinde serumun bitmesine de az bir süre kalmıştı, ateşim de düşmüştü zaten. Birlikte hastaneden çıktıktan sonra beni eve bırakmak istedi ama önemli bir dersim olduğu için okula geçmeye ikna ettim onu, üşümem geçmişti ama hala bitkin hissediyordum kendimi. Bitkin olduğumu kimseye çaktırmayacaktım elbette. Okula geldiğimizde Berk bizi kafede bekliyordu, yolda Dinçer onlara her şeyi anlatmıştı. Sanki minik bir çocukmuşum gibi benimle ilgileniyorlardı, Ateş Pars ve Melodi çapraz masamızdaydı. Üzerimdeki kabanımı çıkarıp Dinçer'den tişörtümün eteklerini tutmasını isteyip sweatimi de çıkardım altımda beyaz tişörtüm vardı, sweatimi omuzuma koyup önümden bağladım ve ıhlamurumdan bir yudum aldım. Ateş'in gözleri üzerimdeydi, çok geçmeden İpek gelmişti yanımıza. 2 gün önce Ateş ile konuştuklarımız geldi aklıma, İpek ile konuşmak istiyordum bu konuyu. İpek'in kaçamak bakışları Ateş'in üzerindeydi bunun farkındaydım ama üstü kapalı bir şekilde öğrenmek istiyordum bunu ondan. Dinçer ve Berk ders hocasıyla görüşmek için masadan kalktıklarında bu fırsatı değerlendirip İpek'e baktım. "İpek, hiç konuşamadık seninle. Aslında etrafında Dinçer ve Berk'den başka kimse yok ama.. senin hoşlandığın birisi var mı?" şaşkınca güldü. "Nereden çıktı bu birden?" hiç der gibi kafa salladım. "Hiç.. sadece merak ettim. Yani 3 haftadır hep birlikteyiz ama hiç bu konular hakkında konuşmadık, Berk bize hep anlatır ama Dinçer ve sen anlatmıyorsunuz." çaktırmadan Ateş'e baktı. İşte tam o an anlamıştım Ateş'e karşı bir şeyler hissettiğini, Ateş'in gözleri bizim masada değildi, Pars ile bir şeyler konuşuyordu. "Yani hiç konusu açılmadığı içindir belki, gerçi sende hiç bahsetmedin ama hayatında birisi olmadığını düşünüyoruz. Benim aşk hayatım çok karmaşık, yani.. beni asla sevmeyecek birisine aşık oldum. Beni sevmeyeceğini en başından biliyordum ama 1 gece de olsa bana bakmasını bana dokunmasını istediğim için onunla birlikte oldum. Sonrası her kıza olduğu gibi ona daha çok saplandım, onun bir suçu yok aslında bunu göze alarak yaptım bunu ve hiç pişman değilim. Umut etmekten başka bir şey gelmiyor elimden, belki bir gün tekrar bana bakar diye ama 2 senedir 1 kez olsun bakmadı bana. Bu zamana kadar arkadaşlarından başka hiçbir kızı görmedik yanında, onun yanında olmak için her şeyini feda etmeye hazır kızlar var ama.. o bambaşka." sinirle kaşlarımı çattım ve Ateş'e baktım, insanların duygularıyla oynamaya hakkı yoktu. İpek'in canı yanıyordu, belki daha bir çok kızın da canını yakmıştı, Ateş gözlerini bana çevirdi ve dakikalarca gözünü çekmeden bana baktı. "Ama her kıza yüz vermez, yani.. seçicidir. Eğer onunla birlikte olduysan seni gerçekten beğenmiş demektir, insanları üzecek kıracak bir şey yapmaz asla. Kızları kullanıp atıyormuş gibi düşünme, sadece onlara istediklerini veriyor. Hiçbir kızla konuşabilmek ve onlarla birlikte olabilmek için bir uğraşa girmez, yani ilk adımı kızlar atar ona. Eğer o da seni kabul ederse sana istediğini verir ama fazlasını asla bekleme." sinirle İpek'e baktım. "Siz bir eşya değilsiniz İpek, onun sizi beğenmesi, sizinle birlikte olması daha sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesi. Bu.. çok kötü bir şey, kendinizi değersiz yapmaktan başka bir şey değil bu. Kendini ona şartlama İpek, güzel kızsın iyi kalplisin, etrafında aşık olabileceğin bir çok yakışıklı erkek var." gülümsedi ve elimi tuttu. "Ya sen gizemli prenses, var mı hayatında birileri?" kafamı iki yana salladım ve geriye yaslandım. "Aşka saygım var ama bu duygu bana göre değil. Yani.. evet aşk güzel şey birbirine aşık bir çok insan görüyorum ama aşık olmak falan istemiyorum. Bu zamana kadar olmadım olmayı da düşünmüyorum, ömrümün sonuna kadar hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum sadece ve liste epey uzun." şaşkınca baktı bana. "Hayatına hiç bir erkeği almadın mı cidden?" kafamı iki yana salladım. "Aşk çok tehlikeli bir duygu bence, insana hiç yapmayacağı şeyler yaptırabiliyor, bazılarını delirtiyor bazılarını öldürüyor. Annem ve babam mesela.. zamanında birbilerine çok aşıklarmış ama çocuklarına sahip çıkamayacak kadar da aptallarmış. Annem de babamla olan ayrılığından beni suçlayıp beni öldürmüş." İpek'in şaşkınlığı daha çok artmıştı. "Nasıl yani?" kafamı iki yana salladım. "O hala beni ölü sanıyor ama şuan buradayım." İpek bana sarıldı sıkıca, Tan ve Gül de diğerlerinin oturduğu masaya gelmişti bu sırada. "Arya ben.. çok aptalım. Kötü bir arkadaş olduğumu biliyorum özür dilerim, seninle hiç dertleşip konuşamamıştık." sorun yok der gibi kafamı salladım ve ayrıldım ondan, buna takılmıyordum. Dinçer ve Berk masaya geldiklerinde konuyu değiştirmiştik hemen, İpek bu konu hakkında konuşmak istemediğimi anladığı için susmuştu. Telefonuma gelen bildirim sesiyle dikkatimi telefonuma verdim. Mesaj Pars'dan gelmişti ama oturdukları masadan yaklaşık 10 dakika önce kalkmışlardı. Mesajı açtım. Odeona gel. Odeon okulun arka tarafındaki oturma yeriydi, hava soğuk olduğu için orada pek kimse olmazdı. Bizimkilere ufak bir işim olduğunu söyleyip Odeona gittim, Melodi hariç hepsi oradaydı yanlarına gittim. "Sorun ne?" hepsi bana bakıyordu, Ateş'in kaşları çatıktı. "Hastaneye gitmişsin" dedi Ateş düz bir sesle, kafamla onayladım onu. Elimin üzerinde morluklar vardı, hemşire intraketi defalarca denemesine rağmen takamamış ve damarımı patlatmıştı. En son ben kendim takmıştım, bu yüzden elimin üzeri mosmordu. "Üşütmüşüm biraz." Ateş kaşlarını daha çok çattı ve bana doğru bir adım attı. "Sana daha bu sabah bir yere giderken bana haber ver demiştim, kafana göre davranmandan sıkıldım." etraftaki birkaç kişi bize bakıyordu, Pars Tan ve Gül bizden biraz uzaklaşmışlardı. "Merak etme ben bayılmıyorum sana, bende gitmeyecektim ama zorla götürdüler. Ayrıca dersteydin, hemen gidip geldim." sinirle elini saçına geçirdi ve çekiştirdi. "O numarayı senin telefonuna süs olsun diye kaydetmedim, mesaj atabilirdin." bağırmasa olmaz mıydı? Başım çok ağrıyordu çünkü ve onun sesi de eklenince ağrı daha da şiddetleniyordu. "Neden? Hasta olduğumu öğrenip seni daha da keyiflendirmek için mi? Beni aşağılamak küçümsemek için yer arıyorsunuz zaten, bir de hasta olduğumu söyleyip size koz mu verseydim?" dedim sinirle. Ellerim ve bacaklarım yine titremeye başlamıştı, tırnaklarımı geçirdim ellerime. "Her adımından haberim olacak Arya, istersen ölmek üzere ol ama her adımından haberim olacak. Sana güvenmiyorum ve seni takip etmek için kılımı bile kıpırdatamam. Bu sana son uyarım." dudağımı ısırdım ağlamamak için, sesi kafamın içini acıtıyordu. "Sınıfa gidiyorum, haberin olsun." tam arkamı dönüp gidecekken elimden tuttu ve beni taşlara oturttu, yanıma oturup dizlerimi kendi dizlerinin arasına aldı ve ellerimi de avuç içlerine aldı. "Bu titremeler olmadan önce ne hissediyorsun?" onun bu ani ruh değişimlerine ayak uyduramıyordum, afallayarak baktım gözlerine. Lacivert gözleri bugün ki havaya ayak uydurarak son derece koyuydu, benim gözlerim gibi onun gözleri de renklere göre değişiyordu. Mesela benimki koyu yeşildi, açık renk giyindiğimde ya da güneşli havada tam yeşil olurken koyu renk giyindiğimde ya da kapalı havalarda koyu yeşil olurdu. Dudakları soğuktan daha da kızarmıştı ve bu onu daha da çekici yapıyordu. "Baş ağrısı." dedim titreyen sesimle ve dudağımı ısladım. Gözlerimden bir damla yaş istem dışı düşmüştü, tek elini kaldırıp parmak ucuyla sildi göz yaşımı. "Herhangi bir ilaç kullanıyor musun?" kafamı iki yana salladım, bu olacağı zaman onu engelleyemiyordum. İtalya'ya gittiğimden beri tekrar olmamıştı ama buraya geldiğimden beri neredeyse 3 kez olmuştu. "Hemşire mi yaptı bu morlukları ellerine?" kafamla onayladım onu. "Neden yaptın bunu İpek'e?" dedim konuyu değiştirerek, anlamayarak baktı bana. "Madem onların sana aşık olacağını, sana saplantılı hale geleceğini biliyordun neden yaptın bunu onca kadına?" kaşları çatıldı tekrardan. "Bu onların kendi tercihleriydi, ben sadece onlara istediğini verdim. Onlara karşı bir şey hissetmeyeceğimi zaten biliyorlardı." kafamı iki yana salladım. "Onlara kendilerini özel hissettirip daha sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazsın Ateş." dedim düz bir sesle, gözlerini benden kaçırıp ellerime odaklandı. "Ne yani gidip arkadaşınla sevgili mi olayım? Bunu mu istiyorsun?" onun gibi gözlerimi ellerimize çevirdim. "Hayır.. sadece bunun olmasına izin verme. Arkadaşımın ne kadar üzüldüğünü gördüm, eminim ondan daha kötü olanlarda vardır. Bunu yapma Ateş, bu işi yapan bir çok kadın var kendi arzularını onlarla tatmin edebilirsin." bana baktı çok kötü, kaşları anında çatılmıştı. "Benim kiminle yattığım seni ilgilendirmez ama senin her hareketinden ben sorumluyum. Şimdi bana akıl vermek yerine gidip dersine gir, akşam bir yere gideceğiz bu yüzden geç kalma." ellerimi bırakıp ayağa kalktı, bende onunla birlikte kalktım. Akşam resim kulübüne gideceğim için biraz geç kalabilirdim. "Aslında.. akşam resim kulübüne gitmem gerekiyor, saat 6 gibi bitiyor işim." bana baktı. "Pars ve Melodi seni almaya gelirler, dediklerimi unutma." arkasına dönüp otoparka doğru yürümeye başladı. Bende kendi sınıfıma doğru ilerledim, derslerden sonra resim kulübünün olduğu sınıfa gittim. Kulüpte genel çizim teknikleri, sanat tarihi, uygulamalı anlatım gibi şeyler vardı, dönem sonunda okulda bir sergi düzenlenecekti. Yıl içerisinde sergilere ve ünlü ressamlarla tanışma fırsatı bulacaktık, tuvalimi önüme alıp fırçamı boyalarıma daldırdım ve paletimde karıştırıp hislerimi tuvale aktardım. Kulaklığımı takıp çalma listemdeki müzikleri dinlemeye başladım, resim yaparken yalnız kalmayı ve müzik dinlemeyi çok seviyordum. Normalde evdeki ses sisteminden açardım müziği ama burada yalnız hissedebilmek için kulaklığımı takmıştım. O kadar çok dalmıştım ki hocanın beni dürttüğünde fark edebilmiştim herkesin gittiğini, hoca gülümseyerek bana bakıyordu. Kulaklığımı çıkarıp hocaya baktım, çalışmam çoktan bitmişti ama detaylarını ekliyordum. "Çok başarılısın Arya, daha önce bir yardım almaman çok garip. Gerçekten çok iyisin, bu tuvali eve götürmeni ve yıl sonu sergisinde sergilemek istiyorum. İçinde çok büyük bir cevher var, sakın o cevheri kaybetme." tuvale baktım, vay canına.. gerçekten çok güzel olmuştu. Birbirine arkasını dönmüş adam ve kadının içindeki çocuklar birbirleriyle öpüşüyorlardı, genelde siyah ve gri tonlarda çalışmıştım, kızın saçları benimki gibi kıvırcıktı. Eşyalarımı toplayıp çalışmamla birlikte sınıftan dışarı çıktım, Melodi ve Pars beni sınıfın önünde bekliyorlardı. "Nerede kaldın, ağaç olduk seni beklemekten." dedi Pars ters bir sesle, Melodinin de kaşları çatıktı. "Kusura bakmayın, resim yaparken kendimi kaptırıyorum." Pars elimdeki tuvali alıp incelemeye başladı, gözlerindeki hayranlığı görebiliyordum. "Ceza olarak bunu senden alıyorum, geç kalacağız senin yüzünden." dedi sesindeki mesafeyi koruyarak, beğendiğini söylemek bu kadar zor olmamalıydı. Yüreği taştan değildi herhalde. "Beğendiğini söyleyebilirsin Pars, incilerin dökülmez merak etme. Ayrıca onu benden normal bir şekilde istesen de sana verirdim, bahane üretmene gerek yoktu. Yalnız dönem sonuna kadar ona iyi bakmalısın, resim hocası sergide kullanacakmış." Pars bir şey demeden tuvali bagaja koydu, ben kendi arabama gidecekken kedi arabasıyla gideceğimizi söyledi. Başım dönüyordu, sanırım ilaç saatimi kaçırmıştım. "Pars.. suyun var mı?" Pars bana baktı ve hafifçe kaşlarını çattı. "İyi misin?" gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve kafamla onayladım onu. "İlaçlarımı almam gerek sanırım." Pars kolumdan destek olup beni arabasının koltuğuna oturttu. "Bekle burada, su bulup geliyorum." kafamla onayladım onu. Melodi iğrenir bakışlarını üzerimden çekmiyordu, büyük ihtimalle şuan yalan söylediğimi sanıyordu. Koltuktan kalkıp ona baktım, başımın dönmesi daha fazla artmıştı. "Derdin ne Melodi, bak beni sevmiyorsun güvenmiyorsun seni anlayabiliyorum. Bana çizdiğin mesafeye de yaklaşmıyorum ama bana küçümseyerek bakmayı bırak. Sana kendimi inandırmak ya da ispatlamak zorunda değilim.. ben nasıl senin sınırlarına saygı duyuyorsam sen de benim sınırlarıma saygı duy." kaşlarını çattı ve üzerime doğru bir adım attı. "O seninle konuşamaz." ikimizde sesin geldiği yöne baktık, bu.. Melodi'nin abisiydi. Kaşlarımı çatıp Melodi'ye doğru bir adım attım. "Ne işin var burada?" dedim düz bir sesle, kaşlarımı çatmıştım. Gülümseyip kız kardeşine baktı. "Beni özledin mi suskun, ne o susuyorsun yine?" Melodi titremeye başladı, gözlerini yumdu. "Aa ama yine aynısını yapıyorsun, bu kadar heyecan yapmana gerek yok." başımın dönmesi daha fazla artmıştı, Melodi'yi arkama alıp onun karşısına geçtim. "Git buradan" dedim sert bir sesle, gülüşünü genişletip bize doğru biraz daha yaklaştı. "Ona anlatmadın mı suskun, benimle nasıl konuşması gerektiğini, ona sana yaptıklarımı anlatmadın mı?" Melodi'nin titremesi daha da artmıştı, yere çöküp kafasını ellerinin arasına aldı. Psikopat manyağın gülümsemesi daha da artmıştı. "Ah boşver onu, 3 gün ağlar kimseyle konuşmaz daha sonra normale döner." Melodi ağlayarak inlemeye başladı. Bunu ona yapmaya hakkı yoktu, onun yanına çöktüm. "Melodi sakin ol, lütfen." beni duymuyordu sanki, transa geçmiş gibiydi. Sinirle ayağa kalkıp ona baktım. "Git buradan!" sırıtışı arttı, onu sertçe ittirecekken kollarımdan tutup beni kendisine çekti ve kulağıma eğildi. "Görüşeceğiz küçük hanım, özle beni." erkekliğine sert bir tekme atıp kolumu onun ellerinden kurtarıp karın boşluğuna sertçe vurdum. Başım döndüğü için fazla gücüm yoktu, minik bir kahkaha atıp Melodi'ye ve bana el sallayıp arabasına binip gitti. Melodi'ye baktım, hala titriyordu yanına çöküp ellerini tuttum. "Melodi lütfen, sakin ol. Bak o gitti." Pars koşarak yanımıza geldi ve beni onun yanından sertçe tutup itti. Melodi'nin ellerinden tuttu. "Miniğim, sakinleş.. duy beni." Melodi ne Pars'ı ne de beni duyuyordu. Pars beni öyle bir itmişti ki dizlerim ve ellerimi çok kötü vurmuştum, büyük ihtimalle kanıyorlardı. Pars ayağa kalkıp bana baktı. "NE YAPTIN ONA!?" benim yaptığımı mı sanıyordu cidden? Benim söylediklerimle bir alakası olduğunu düşünmüyordum, abisinin söylediklerinden sonra böyle olmuştu. Kafamı iki yana salladım. "Hiçbir şey.. konuşuyorduk daha sonra..." Pars saçlarımdan tutup beni ayağa kaldırdı ve sertçe arabasına yaslayıp boğazımı sıktı. "Sana güvenmemekte haklıydım, ona dokunmayacaktın! Öldüreceğim seni!" canımı yakıyordu ama karşılık vermiyordum ona. Verecek gücüm yoktu çünkü, güvenlikler koşarak yanımıza geldi ve onu üzerimden çekmeye çalıştı. Ancak 3 kişi zorla kıpırdatabilmişti onu, Pars güvenlikleri sertçe itip Melodi'yi kucağına alıp arabaya bindi. Nefessiz kaldığım için öksürük krizine girmiştim, Pars işaret parmağını bana doğrulttu. "Bu burada bitmedi, seni etrafımızda görmeyeceğim sarı." güvenlikler araya giriyordu ama pek bir etkisi yoktu. Arabaya binip gaza bastı ve okulun çıkışına doğru sürmeye başladı. Güvenlikler polisi arayacaklarını söylüyorlardı ama onlara gerek olmadığını söyleyip kendi arabama doğru ilerledim. Pars beni dinlemeden yargısız infaz yapmıştı, bana güvenmediklerini biliyordum zaten ama onlardan birisine zarar verecek biriside değildim. Yavaşça arabayı çalıştırıp arabayı sürmeye başladım ama sadece okulun çıkışına kadar gidebilmiştim, gözlerim kararıyordu. Arabayı durdurup biraz nefeslenmeye çalıştım ama yapamamıştım, gözlerim tamamen kapandı ve derin bir sessizlik oldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD