Sesi duyan üvey anne Neriman, "Ben bir bakayım şu kıza," deyip misafirlerden müsaade isteyerek mutfağa geldi. İçeri girdiğinde gördüğü manzara tam da beklediği gibiydi; Hazan adeta kaskatı kesilmişti. Genç kızın nefesi göğsünde düğümlenmiş, bakışları mermer tezgahın üzerindeki bir noktaya çivilenmişti. Neriman, mutfağın loş ışığında Hazan’ın bembeyaz kesilmiş yüzünü süzdü. "Bu ne hal Hazan?" dedi Neriman. "Çabuk toparla kendini, bizi el aleme rezil etme! Ya ne ballı kızsın ha Hazan? Ağa istiyor seni, koskoca aşiret ayağına gelmiş. Şu şansa bak, herkesin rüyası senin gerçeğin oluyor!" Hazan adeta donmuştu, Neriman’ın suratına bile bakmıyor, cevap vermiyordu. Ancak o an, içindeki sabır taşı büyük bir gürültüyle çatladı. Birden gözlerini o odakladığı yerden ayırdı, başını sert bir öfkeyle

