Giriş
“Mirza, yapma…” diye fısıldadı Nare, ama başı yana kaydı, boynu Mirza’nın gözlerinin önüne serildi. Mirza’nın dudakları o narin boyun çizgisinde gezindi, teninin kokusunu içine çekti. Eli, ince tül bluzunun üzerinden, Nare’nin dolgun memelerini avuçladı. Dokunuşu iddialı, arzulu ve biraz da çaresizdi.
Nare ani bir irkilmeyle gözlerini açtı ve boğuk bir çığlık attı. “Ahhh!”
Mirza hemen elini ağzını kapattı, fısıltısı yalvarırcasına keskinleşti. “Sessiz ol! Babamlar duyacak.” Gözlerine bakarak elini yavaşça çekti, “Biliyorum sen de istiyorsun,” diye mırıldandı dudaklarına yakın bir şekilde, “İstiyorsun, değil mi?”
Nare’nin gözleri korku ve arzunun çarpıştığı bir savaş alanıydı. Yutkundu, sesi titrerken yalandan direndi. “Ama ben… Ben senin babanın dördüncü karısıyım. Sen de… Sen de babanın karısının, yani üçüncü karısı Rabia’nın oğlusun. Bu… Bu yaşayacağımız çok tehlikeli ve yasak.”
Mirza, alnını onunkine dayayıp gözlerinin içine baktı. “Yasak? Öyleyse neden? Neden bana kendini göstermek için her seferinde bana yanaşıyordun? Bakışlarınla beni çıldırtıyordun!”
Tam o sırada, koridordan tiz ve arayan bir ses yükseldi. “Mirza! Oğlum, neredesin?”
Mirza’nın annesi Rabia’nın sesiydi bu. Sesi odaya dolan nefeslerinin seslerinden daha berrak, daha yakındı. Panik, iki bedeni aynı anda sarsan bir elektrik şoku gibiydi. Birbirlerini ittiler, Mirza kapıya doğru bir adım sıçrarken, Nare kendini yatağa attı. Arada kalan birkaç adım, aşılmaz bir uçurum gibiydi. Kapıya yönelen Mirza, anlık bir tereddütle dönüp arkasına baktı. Nare de ona bakıyordu. Soluk tenlerinde aynı korku, göz bebeklerinde aynı sönmeyen ateş parlıyordu. Paylaştıkları o birkaç saniyelik bakış, yüzlerce yasak kelimeyi haykırıyordu.