Bedirhan, Ankara’da sandığı kız kardeşi Dicle’yi bilmediği bir yerde çadırdan bir erkekle çıkarken görmüş o herifte sutyenin bende diye peşinden gitmişti.
Yanlış sanmamak için ya da aslında yanlış gördüğünü düşünmek için 3-5 kez daha izlemişti videoyu ama yok işte o kız, Dicle’ydi.
Annesi elini ağzına kapatmış şaşkınlıkla oğlunun izlediği videoya ah vah ederken küçük kız kardeşi Avin’den yardım istedi Bedirhan.
Videonun aslını, nerede çekim yapıldığını bulmaya girişti. Dicle’yi aramayı aklından bile geçirmedi belli ki küçük kız kardeşi sandığı gibi masum değildi.
Annesine de kesin kez tembih etti, “Kimse Dicle’ye haber vermeyecek, ben onun nerede olduğunu kiminle ne işler karıştırdığını öğreneceğim! Yoksa Dicle’yi de ona yardım edeni de gömerim!” demişti.
Kükremişti bir kere Bedirhan, üstüne laf söylemek ya da hareket etmek olur muydu? Olmazdı.
Alimallah herkesi dediği gibi sıradan geçirirdi.
Asıl tabiatı yumuşak olan adamın katı kuralları vardı işte. Babası karşı çıkmasına rağmen sırf Dicle çok istiyor diye okumasını desteklemiş Ankara’ya göndermişti.
Lakin babası haklı çıkarsa nasıl yüzüne bakardı ki Bedirhan, Dicle bunun bedelini ödeyecekti.
Diyarbakır’ın en çok zincirine sahip en ünlü ciğerciydi Şahbaz ailesi. Merkezde 7 yerde, her ilçe de en az bir tane şubeleri vardı.
Bedirhan ise 4 erkek 2 kız çocuktan en büyüğüydü. Sırasıyla;
Bedirhan, Necati, Süleyman, Seyfettin, Dicle ve Avin’di.
Avin’le birlikte videonun orjinalini bulmuştu. Adamın biri en başta, Köprülü kanyonda bir geceliğine tek başına bıraktığımız Efe bakalım ne yaptı gibi bir cümle geçmişti.
Elinde iki bilgi vardı, Antalya ve Efe adında dingil.
Ancak teknolojiyle oldukça barışık olan Avin, Emre’nin videosundan Efe’nin de hesabını bulmuştu, sayfasını alt üst edip nerede yaşadığını öğrenmişlerdi.
Diğer erkek kardeşleriyle buluştu Bedirhan, durumu kısaca anlattı. Babaları kalp hastasıydı ve o duymadan bu durumu yoluna sokmak istediler.
Annesine vebali boynuna yeminler ettirdikten sonra o gün hemen Antalya’ya uçtular.
Araba kiralarken, Bedirhan Dicle’yi aradı.
O sırada Esra’nın evindeydi Dicle, bir an önce o videodan kurtulmak için çare arıyorlardı ancak çaresiz kalmıştı ki üzüntüsünden ağlayıp duruyordu.
Tek istediği videonun Antalya sınırında bu kadar yaygın olmasıydı, Diyarbakır’a ulaşmışsa yandı demekti.
Abisinin aradığını görünce telefonu tutan eli titredi genç kızın, olduğu yere çöktü kaldı, “Abim arıyor.” Dedi korkuyla.
“Ben açayım istersen duşta falan derim.”
Esra ona korkuyla bakarken “Açmazsam kızar.” Dedi. Sesine normal bir ton vermeye çalışarak bekletmek istemeyerek “Efendim abi!” diye yanıtladı.
Bedirhan ise “Abisinin gülü!” diye dişlerini sıkarak konuştu.
Dicle bir terslik olduğunu hissederek “Buyur abi!” dedi hala öğrenmemiş olmalarını umarak.
“Konum at bana!”
Mavi gözleri irice açıldı. Öğrenmişler miydi? Hem bu ses tonu başka neden olabilirdi ki?
“Ne- neden?”
“Ankara’ya geldim bir iş için, kaldığın yeri de unuttum. At, geleyim abisi!”
Dicle ne diyeceğini bilemeyerek “Ş-şey abi!” dedi.
“Ney Dicle?”
“Ben söylemeyi unuttum, okulla Antalya’ya gelmiştik yani bölümle. Okuldakilerle.”
“Öyle mi?” dedi hiç bozuntuya vermeden, “Neden haberimiz yok?”
Az önceki sesine inat daha yumuşaktı, Dicle’de kendi paniğinden yanlış hissettiğini düşünüp yalanını açıklamaya girişti.
“Ani gelişti abi, ben valiz hazırlarken unutmuşum şey bide uçak, uçağa binme korkusuyla aklımdan çıkmış.”
Bedirhan oyununa devam etti.
“Ne zaman gittiniz?”
“Bugün geldik, bugün!”
Gözlerini sinirle kapattı, bunun ihtimali yoktu, düpedüz yalan söylüyordu Dicle.
“Olduğun yerin konumunu at, neredesin bilelim.”
Dicle panikledi, “Gerek var mı abi?”
“Var, olmaz olur mu? Başına bir iş gelir hastalanırsın, Diyarbakır’lı akraba çok Antalya’da, bir haber salarız hemen yardımına yetişir.”
“Olursa gönderirim abi, zaten sizi ararım, hemen söylerim.”
“Bilirim, bilirim! Söylersin!”
Onu bir güzel benzetmek isteyerek gözlerini kapatmıştı Bedirhan.
“Yine de sen gönder gûle! Hayat bu ne getireceği belli mi olur!”
“Haklısın abi ama şey-“
“Ney Dicle, tek tek gelme neyse anlat işte.”
“Arkadaşım var ya Esra tanıyorsun sende.”
“Eee?”
“Boş yere kalacağımız yere para vermeyelim nasıl olsa bizim ev var dedi. Onda kalıyorum.”
“İyi, iyi! Ne iyi arkadaşların var öyle Dicle, vallahi çok şanslısın!”
Bedirhan onu çadırdaki oğlanla kaldığını düşünüp yumruğunu ısırırken sinirini kontrol altına almaya çabaladı. Öğrenmesine çok az kalmıştı.
“Gönder nerede olduğunu da içim rahat etsin, işime bakayım bir an evvel, bak trafik saati yaklaşmak üzere hiç sevmem bilirsin!”
Dicle abisini ikna ettiği için mutlu ama ne konum atacağını bilemeyerek “Tamam abi, kapatayım hemen gönderiyorum.” Dedi.
Esra arkadaşının girdiği bin bir surat haline acıyarak bakarken “Ne yapacaksın gönderecek misin?” diye sordu.
Dicle yerine oturdu.
“Başka çarem mi var? Beni kontrol ettirmek için birilerini gönderir falan hiç belli olmaz ki, bu kez hepten kötü olur.”
“Gönder o zaman bekletme.”
“Tamam.” Dedi Dicle abisine konumu gönderdi.
“Üzülme artık neyse ki videoyu görmemiş.”
Esra düşünürken hala canına eziyet çektiren Dicle’ye “Yani görmemiştir değil mi?” diye sordu.
“Görse bu kadar sakin kalmazdı sanırım, dünyayı başıma yıkardı.”
Dicle erken sevinmişti, 20 dakika ya geçmiş ya geçmemişti ki evin kapısı çalınmıştı.
Ondan önce yemek sipariş ettikleri için onun geldiğini sanan Esra sorgulamadan kapıyı açmış, daire kapısını da açık bırakmıştı.
Tuvaleti geldiği için “Dicle yemek geldi, alır mısın.” Deyip giderken oturduğu yerden kalktı Dicle, asansör açıldı ve adeta mahşerin dört atlısı gibi görünen dört abisi teker teker çıktı asansörden.
Dicle ağzı açık baka kalırken o an her şeyin bittiğini biliyordu. Kesin ölmüştü.
Kapının önünde kendini öldürmek için bekleyen dört abisi ile bakışıp kalırken Esra lavabodan çıktı.
“N’aptın aldın mı? Hemen oturalım yiyelim, çok acıktım!”
Esra arkadaşından ses gelmeyince mutfaktan çıkıp kapıya yöneldi ve dört tane ölüm makinesiyle karşılaştı.
Ondan sonrası büyük patlamaydı.
Bedirhan Dicle’nin yalanlarını yüzüne vururken video konusuna da değinip duruyordu.
Dicle ağlıyor, Esra tir tir titriyordu.
Bedirhan hayal kırıklığı ile laf söylemeyi bıraktığı bir an “Canım, bir şey olmadı, siz niye bu kadar kızıyorsunuz Dicle’ye?” diye söylendi.
Necati abisi o an sinirle ikisinin de üstüne yürürken Esra Dicle’nin başını göğsüne bastırıp ona vurmasın diye adeta sakladı.
O an Dicle’yi dövmek gibi bir düşünceleri olmasa da hiddetin verdiği sertlikle nasıl davrandıklarını da bilmiyorlardı.
"Videoda ne olduğu açıkça görülüyor! Edebimizden bazı lafları ağzıma almıyorum diye kandırabileceğinizi mi sandınız? Ha?"
Esra'nında gözleri dolmuş ağlarken "Benim yüzümden oldu ya, Dicle'nin bir suçu yok! Ne yapacaksanız bana yapın."
Hepsinin bakışları değişti.
"Nasıl senin yüzünden oldu?"
"Vallahi kötü niyetle değil, sadece iki kız gezip eğlenelim diye kamp yapmaya gittik."
"Belli eğlenmişsiniz! Kim olduğunu bile bilmediğinizi bir adamın çadırında," öfkeyle gözlerini kaçırdı Bedirhan "Tövbe estağfurullah!" dedi. "Devam et!"
Esra zaten korkuyordu ama bir kaç yalandan acındırma numarasına girmeninde zamanının geldiğini düşündü. Yoksa bu dört abide Dicle'nin kemiklerini kırmaktan çok keyif alacak gibyidi.
"Sonra dedim ki içelim, Dicle istemedi, ben ısrar ettim."
Esra içini çekerken "Yani sonrası bende yok, Dicle'de de yok, neyse hepsi beni suçum!" deyip üstüne aldı her şeyi.
Evet Esra'nın azıcık etkisi vardı ama o kadardı. Zorla ağzına dayamamıştı ki.
"Biz bu kızı okulda birinci oldu diye başka memlekete okumaya gönderdik! Babam istemedi, ben ikna ettim! İhtiyacı yok, hiçbir zamanda olmayacak ama kendini bilsin aklının karşılığını alsın dedim! Okulu bitirmiş mezun olmuşsunuz! Senin aklına uymaması gerektiğini bilecek aklı yok mu?"
Dicle için için ağlarken tek kelime edemiyor abilerinin yüzüne de bakamıyordu.
"Ne oldu? Hepsinin tek tek anlatacaksın Dicle!"
Gözyaşları içine kaçmış sesiyle hatırladığı kadarını anlattı ama o da koca birhiçti.
Videoyu kaldırmak için Emre’ye yazdığını da söyledikten sonra telefonu alıp el koydu Bedirhan, Efe denen herifi hemen yakalamak ve bir güzel benzetmek için buluşma teklif etti.
Adamda kabul etti, arayıp bulamadığı fırsatBedirhan'ın ayağına geldi.
Efe efendiyi darmadağın etmeyi hayal ederek verdiği konuma ilerlediler.
******
Beste, sarı saçlarını düzeltip kapıyı açtığında izbandut kılıklı bir adamla karşılaştı.
“Efe burada mı?” diye sorunca tedirgince “Evet ama siz-“ demeye kalmadan silahını çıkardı, “Göster, nerede?” diye sordu Necati, Beste önde elleri bir şey yapmayacağım diye gayri ihtiyari havaya kaldırdı.
"Sakin lütfen, ne yapacaksınız abimi?"
"Nerede, göster dedim!"
Beste korkuyla "İçeride!" dedi.
Dicle ve Beste önde 3 abi Necati, Seyfi, Süleyman derken suratının şekli değişip boka basmış gibi mutsuzca bakan Efe "Sıçtık!" demişti.
3 kişi vardı karşısında. 3
Onlarda 3 kişiydi ama silahları yoktu.
Zaten o adamların silahları olmasa bile parmaklarıyla döverlerdi ya, ne yapalım dedi Efe, su testisi su yolunda kırılır.
Ancak asıl korkusu o sesi duyunca başlamıştı.
“Nerede o sutyenle koşan Efe?” diye bağırdı Bedrihan, arkadan gelirken kendinden önce sesi ulaşmıştı.
Herkesi geride bırakıp yüzünü ezberlediği Efe’ye gözlerini dikerken “Sıçmayı bir kenara bırak, senin eline alıp gezdiğin sutyen var ya, o sutyeni giydirip dolaştıracağım şerefsiz piç!” dedi.