SİDRA
6 yıl önce Amca oğlum, Yusuf’un kardeşi Gülşah ı kaçırınca berdel olarak beni verdi ailem. Amcamın bi kızı yoktu. Babam bi boğaz eksilir diye beni Aslanbey konağına gelin verirken çok mutluydu. Annem ise evdeki iş yükü artacak diye üzgündü anladığım kadarıyla. Benden sonra 2 erkek kardeşim vardı. Allah onların karılarına yardım etsin. Annem kötü biri değil ama kız çocuklarını da pek seven biri olduğunu söyleyemem bende erkek olsam daha bi mutlu olurmuş anladığım kadarıyla.
Zaten sevse bu 6 yılda bi bayramlarda görmezdim herhalde ailemi oda konağa bayramlaşmaya gelip babamın cebi para görene kadar.
Aile işte insan seçemiyor. Yine de bu ailede çok mutluydum, en azından kendi ailemden daha samimi geliyorlar bana.
Sultan anne akşam olunca en üst kattaki terasa gelip haftaya İstanbul’a gideceğimi söylediğinde içim kıpır kıpır oldu. Yanımda Dicle vardı birlikte yukardaki terasta kola çekirdek yapıyorduk.
20 yaşındaydım ama hayatımda Mardin topraklarından dışarı adım atmamıştım. Hoş sorsalar; Mardini ne kadar gezdin diye ona da pek cevabım yoktu.
Ne olursa olsun Sultan anneyle Kenan babamın hakkını yiyemem ama, kendi ailemden bile iyi davrandılar bana. Sözde kumaydım ama kızları Dicle den ayırmadılar sağolsunlar beni.
Yengemin zehirli zilini saymazsak tabi. Bi onu sevemedim şu 6 yılda.
Kenan baba okusun küçük gelin deyince her fırsatta Sultan anneye gelin de okurmuymuş diye laf söylerdi. Biz liseye Dicle ile birlikte gittik. Ben ise ondan 2 yıl önce mezun oldum birlikte sadece 2 yıl okuyabilmiştik. Onu kardeş bellemiştim kendime, hiç görümce gibi hissetmedim. Bazen çok uçarı bi kız oluyordu. Ama onun bu deli yanına bayılıyordum.
Sultan anne gidince düşüncelerden çıkıp Dicle’nin sesiyle kendime geldim.
“Yenge inanmıyorum abimin yanına gideceksin”
Dicle’ye her ne kadar adımla hitap etmesini söylesemde yenge demekten vazgeçmiyordu bana.
“Hmm öyle sanırım”
Heyecanımı belli etmek istemesemde bende çok şaşırmıştım. Haftaya diplomam çıkıyordu. uzaktan eğitimle çocuk gelişim okumuştum. Aslında örgün öğretime gitsem hukuğa yetiyordu puanım ama lisede bile insanların gözüne batarken üniversiteye gitmem ne mümkündü. Bende bari sevdiğim bi konuda kendimi geliştireyim deyip bu bölümü seçmiştim. Elfin ablanın ikizlerine de epey faydam olmuştu.
“Ay sende ne kadar donuksun yaa İstanbul’u göreceksin. Hem abimle de görüşeceksin bak biz bile göremiyoruz yıllardır.” Son cümlesini buruk bi şekilde söylerken içim acıdı. Tüm bunların sebebini kendim gibi hissediyordum ben olmasam belkide rahatça gelip görüşürdü ailesiyle.
“Yapma Dicle abinin gözü beni mi görür. Onu görebileceğimi bile hiç sanmıyorum. Hem görsem ne olacak”
“Hadi hadi resmini kitabın arasında sakladığını biliyorum yeme beni”
“Sus kız bi duyan olacak.” Elimle ağzını kapattım. Etrafta kimse yoktu ama bu konakta kimin nerden çıkacağı da hiç belli olmuyordu.
“Oof duyarsa duysun Allah katında kocan değilmi bu adam senin utanacak bişeyin mi var”
Resmi nerden gördü hiç anlamadım. Aile albümünde görüp almıştım. Dicle’nin bunu bilmesi beni çok utandırdı. Muhtemelen odamdan yeni kitap alırken görmüştür.
Yüzüm karşısında renkten renge girdi.
“Kız neden utanıyorsun”
“Bak Dicle kimseye deme nolur bak utanırım”
“Tamam be demem. Abimi seviyor musun sen?”
“Ne sevgisi saçmalama, merak ettim almıştım işte nasıl biri acaba diye”
Ömrümde hiç konuşmadığım, tanımadığım birini nasıl sevebilirdim ki? Sadece 5 dakika imam nikahında görmüştüm yıllar önce. O zamanlar evliliğin ne demek olduğunu bile bilmiyordum tabi.
Herkes bana gelin derken ben neydim onu bile çözememiştim.
18 yaşımda kadınlarla hep birlikte aile albümüne bakarken Yusuf’un bi resmini gördüm. Üniversiteden mezun olurken çektirmiş üzerinde birtakım elbise onun üzerinde de mezuniyet töreninde giydiği cüppe vardı. Uzun boylu beyaz tenliydi kemerli burnu aynı Kenan babaya çekmiş. Ama yüzünün keskin hatları aynı Sultan anne. Yusuf gerçekten yakışıklı bir erkekti.
Dicle yüzüme baktığında düşünceli halimden anladı. Nasıl anlamazki 6 yıldır hep dib dibeydik
“Aaa valla aşıksın yeminle sen abime aşıksın”
“Off vallahi boşboğazlığın tuttu senin”
“Ya ne var biz arkadaş değilmiyiz ben sana demiyor muyum hoşlandığım oğlanı sen yengem olduğun halde niye bu kadar ketumsun ya”
“Of tamam sus hoşlandım işte ne bilim dış görünüşünden etkilendim diyelim. Ama Allah aşkına sus duyacaklar.”
“Ayy düşünsene oda senden hoşlansa görünce…”
“Hııı ne hoşlanır ama, adam ben burdayım diye ailesine bile sırt döndü yıllardır gelmiyor şimdi beni görünce mi hoşlanacak. Hem aşık o karısına baksana”
Yüzümü diğer yana çevirdim dolan gözlerimi görsün istemedim.
“Annem ne der hep gün doğmadan neler doğar. Sen dur bakalım daha senin günün doğmadı.”
Güzel söz ama benim için nasıl gün doğabilir onu bile bilmiyorum. Sanki dibsiz bir kuyuda gibiyim. Evliyim ama kocam yok. Güzel olduğumu söylüyorlar ama beğenmesi gerekenin gözü bende yok. İçime doldurduğum nefesi sıkıntıyla verdim. Bakalım haftaya ne olacak.
.
.
.
Dicle Sidranın abisinden hoşlandığını ağzından da duyunca içi içine sığmadı. Ertesi gün annesinin odasına gidip erkenden onunla konuşması gerekiyordu. Kahvaltı saatinden önce odasının kapısını çalıp içeri girdi.
“Annemmm”
“Dicle, hayrola kızım sabah sabah, rüyanda beni gördün?”
“Yok sultanım seni görsem çok güzel olurdu ama benim derdim başka, sana önemli bişey demem gerekiyor ama aramızda kalacak söz mü? “
“Bi deli iş etmedim de bana?” İşaret parmağını kızına salladı.
“Yok bee aşk olsun. Yengemle ilgili”
“Nolmuş Sidraya bi sıkıştıran mı var yine”
“Yok, yok öyle değilde anne”
Dicle daha fazla tutamadan ağzında yumurtladı
“Yengem abimden hoşlanıyor resmini buldum kitabının arasında. Ama bak sakın belli etme.”
Yaşlılığına bile henüz tam adım atmamış kadın ellerini ağzına götürüp sevinçle gözleri parladı.
“Essah mı kız? Bak şakaysa etlerini koparırım”
“Vallaha be sultanım.”
Sultan hanım duyduklarıyla zevkten dört köşe oldu. Zaten Sidrayı İstanbul’a yollama fikri kendisinden çıkmıştı. Kağıt işleri önemli değildi. İsteseler adamlara hallettirebilirlerdi. Ama özellikle 2 yıldır serpilip güzelleşmiş kız artık görenlerin diline pelesenk olmuştu. Belki Yusuf’u da görürse karısını gönlüne düşer hissiyle bu karara varmıştı. Şükür ki gelininin gönlü oğlundan önce düşmüştü sevdaya.
“Bak sultanım izin ver o güne Sidrayı ben hazırlayım. Şöyle abimin aklını bi başından alsın.”
“İyi iyi hazırla ama çok abartma. Abine gösterelim derken başımıza iş almayalım”
“Tamam o iş bende. Ama bak sakın giderken adamlardan takmayın kızın yanına o alsın havaalanından. Yanında birinin olduğunu bilirse gelmez bile.
“Bakalım babanı ikna edebilirsem”
“Edersin sen edersin sultan hanım hepsi bi şerbete bakar”
“Sus kız edepsiz ne şerbeti”
Dicle annesine sanki içinde ne olduğunu bilmiyoruz der gibi göz devirdi. Sultan hanımın aklı ise gelecek hafta olacak olaylardaydı.
1 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Sidra günden güne kalbindeki heyecanla eriyip bitti.
Sultan hanım ise kocasını Sidranın yalnız gitmesi konusunda ikna etti. Tabi hazırladığı şerbetlerin etkisi büyüktü.
Gün gelip çattığında Sidra maharetli ellerden bir içim su gibi çıkmıştı. Uçağa bindiğinde kalbi heyacandan fırlayacaktı. İlk defa uçağa biniyordu ama kalbindeki heyecan uçaktan çok kocasına atıyordu. Yusuf a ilk defa bi genç kız olarak görünecekti.
Uçak inip valizini alınca koşar adımlarla çıkışa yöneldi.
Gözleriyle insanları taradı. İşte oradaydı. Sıkınıyla sağa sola bakıp ellerini cebindeki telefona atışını izledi.
Ne kadar da yakışıklı diye geçirdi içinden. Usul adımlarla yaklaşıp omzuna dokunduğunda heyecandan tir tir titriyordu.
Dicle sakin ol demişti. Elinden geldiğince sakin görünmeliydi. Başka ne demişti? Hah.. belki sana İstanbul’u gezdirir deyip bir sürü kombin yapmışlardı.
Sidra ona dönen bi çift karamel rengi gözlere mühürlenirken Yusuf un kaşları çatıktı.
Sidra bilerek abi demişti ki aslında içinden ne abisi kocanım senin demesini bekliyordu ama Yusuf sessiz kalmıştı.
Sidra daha fazla zaman geçirmek için açım demişti ama Yusuf inadından yememişti.
Sidra belki kıskanır diye cilve yaptı ama Yusuf sen giderken biz dönüyorduk dedi.
Sidra dikkatini çekmek için İstanbullu kızlar gibi giyindi ama Yusuf gözü tok gibi başını çevirdi.
Sidra anladı ki Yusufun gönlünü çelen çoktan çelmiş o gönül ona kapalı… yüreğindeki yangınla düştü memleketinin yollarına. Kocası elbise için somurttuğunu sansa da o virane gönlüne kızıyordu. Neden umutlanmıştı? Bir haftadır ne hayaller kurmuştu?
Onun gönlüne ekmek yoktu Yusufun gönül kapısında. Bi lokmaya bile razıydı zira verse… kırıntı bile görememişti bal rengi gözlerinde.
Mardin’e döner dönmez havaalanındaki lavaboya gidip üzerini değiştirdi. Tabiki de böyle giyinecek hali yoktu bu topraklarda. Üstüne başına çeki düzen verince, konaktan gönderilen arabaya attı kendisini.
Gönül yorgunluğuyla düştü Aslanbey konağına.
Dicle telefonla sık boğaz etmemiş belki birliktelerdir diye aramamıştı. Ne bilsin abisinin kızın yüzüne bile bakmadığını. Akşam saatlerinde geldiğinde, konağın kahyası Baver sağ sağlim getirip teslim etti beyine küçük gelini.
Konağa girer girmez yengesiyle burun buruna geldi.
“Noldu gelin kocan nasıldı, kendisi ne vakit geliyor?”
Arka arkaya gelen sorulardan kaçtı Sidra, kayınvalidesi arkasından yetişmese kim bilir daha neler derdi. Hızla merdivenlere yönelince Dicle’yle çarpıştı.
“Geldin mi Sidra” sevinçle boynuna atladığı yengesinin hiç hali yoktu.
“Geldim, sonra konuşalım mı Dicle çok yorgunum.” Yorgun değildi aslında sadece yaşadığı kalp kırıklığını bir kere daha ağzıyla yinelemek istemiyordu.
Olan olmuştu. Kapılar kapanmıştı. Şimdi kendini toparlayıp hayatına devam etmesi gerekiyordu. Bitkince çıktığı merdivenlerden kendisini yatağına zor attı.
Yusufun eski odasıydı burası. Gönlüne ateş düştüğü an sanki onun bi parçasıyla yaşıyordu bu odada şimdi payına düşen yalnızlık süsleyecekti odasınıda.
Sultan hanım eltisine kötü bakışlar attı ki zehirli dilini bir daha çıkarmasın. Sidranın dudağından çokta iyi şeyler dökülmeyeceği belliydi.
Yusuf yapmıştı anlaşılan yapacağını. İçinde bir umut vardı. Düşecek oğlumun gönlü Sidraya diyordu.
2 gün önce gelini evden çıkar çıkmaz 6 büyük baş adak kestirip dağıttı fakir fukaraya.
Ellerini açıp dua etti Allah’a
“ Oğlumdan ayrı geçirdiğim her yılıma bir adak adadım sen kavuştur beni tez zamanda oğluma Rabbim” diye.
Ne olmuştu şimdi kabul olmamış mıydı adakları ki Sidranın yüzü beş karıştı.
Gece odasına çıksada gelininin uyuyor diye rahatsız etmedi. Sonra konuşurum dedi.
Sidra ise örtüye sarınmış uyuma numarası ile göndermişti kaynanasını.
Dicle ise kendi dertleriyle meşguldü. Başındaki dert mi bela mı bilemedi ama hiç iyi bir şey değildi.
Geceyi herkes kendi sıkıntı ve dertleriyle kapattı. Aslanbey konağında günün ilk ışıklarıyla kahvaltı hazırlıkları başladı. Erkekler masanın başında birikirken kadınlar çalışanların hazırlıklarına yardım edip biran önce kurdular sofrayı. Kenan ağa sormaya çekindi bi baba olarak ama oğlu denen eşşek yine yapmıştı yapacağını. Bi eksik eteğin peşinden takılıp silinirmiydi ata toprakları büyükleri… kendisine bir şey olsa kime kalacaktı bu ağalık. Kardeşi vardı ama ona hiç güvenmiyordu. Küçük oğlu ise abisi gibi değildi. Hayat ona deli doluydu şimdi. Hem büyük oğluna düşerdi. İçinden “ulan Yusuf ulan Yusuf diye söylendi.”
Beyler işe yollanınca herkes günlük konağın telaşesine kapıldı. Dicle başındaki belayla uğraşırken. Sidra kahvaltıdan sonra odasından pek çıkmadı. Akşam olunca herkes yine aynı sofranın başında toplanırken. Hayat olanca hızıyla devam ediyordu.
Çorbalar servis edilip içilince sırada beyti vardı. Kaşık seslerini konağın açılan kapısı böldü.
Tüm heybetiyle Halil Komutan, ekipleriyle kapıda göründü.
Herkes biranda kafasını çevirince. Baver koşarak ağanın kulağına bir şeyler söyledi.
Herkes jandarmanın bu saatte ne işi var diye birbirine sorarken Kenan ağa hızla kalkıp kapıya ilerledi ardını evin erkekleri bir bir takip etti.
“Hayrolsun Komutan bey? “
Elini sıkıntıyla beline götüren komutan konuştu.
“Pek hayır değil Kenan ağa. Sizin büyük oğlanın aracı bi kazaya karışmış köy yolunda. Plakadan sorgulayınca Aslanbey olduğunu anladık. Hastaneye gelseniz iyi edersiniz. Haber vermek için geldik”
Erkeklerin dili lal olurken. Geride kalan kadınlar ne olduğunu bile duyamadılar.
Kenan ağanın yüreğinde evlat hasreti varken birde acısını mı görecekti şimdi.
Boğazına oturan yumruyu yutkunsa da gideremedi. Elleri ayakları fazla geldi kendine. Tam düşecekken oğluyla yeğeni tuttu kollarından.
Geride Sultan hanım kocasının haline bakınca ağzından tek kelime çıktı “Yusufum” kor düştü yüreğine.
Anaya bu hissederdi elbet. Tüm gün gönlü ağır gelmişti zaten kendisine. Eli telefona gitsede bir türlü arayamamıştı oğlunu.
Konağı bi yangın vururken bi telaşla hazırlanıp çıktı erkekler yola.
Kadınlar Baverin hazırlattığı arabalarla arkadan düştüler yola.
Sidra dünkü yaşadığını acı sanarken dahası düştü gönlüne. Sinirle arkasından bakan adam geldi hatırına en son kendisi görmüştü onu.
Dicle’nin elini sıkı sıkı tutup başını göğsüne yatırırken teselli bile edemiyordu çok sevdiği görümcesini.
İçinden yalvardı “lütfen ona bişey olmasın Allahım, beni sevmesin varsın nefret etsin, ama bişey olmasın. Nolur Allahım sen onu anasına babasına bağışla.”